Büyü Konseyi (RPG)
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain yavaş ve aksak adımlarla uzaktan gördüğü kutuya yaklaşmaya başladı. Daha şimdiden içinde bir korku yükselmeye başlamıştı. Kendi kendine düşündü.şimdiden uzaktan basit gibi gözüken bir kutudan korkabiliyorsa acaba sınavda ne yapacaktı?? Başarılı olabilecekmiydi?? Bunları düşünerek Kutuya yaklaştı ve üzerine iliştirilmiş notu gördü.Notu kutunun üzerinden alıp yavaş yavaş okumaya başladı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Kağıt üzerinde basit bir cümleyle şöyle yazılmıştı: "Lord Eldarin'e Saygılarımla." Bunun dışında ne bir imza vardı, ne de bir adres. Kutu da tuhaf bir şekilde beklediğinden daha hafifti. Lord Eldarin'in kim olduğu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu, ama buraya bırakıldığına göre kuleden birisiydi.
Kulenin açılan kapılarının ardı ise loş ve karalıktı. İçeride sadece çok belirsiz birkaç büyük cismin hattı seçiliyordu. Kalanı görülmüyordu.
Ve kulenin içinden korkunç bir kükreme yankılandı. Nefret dolu, insanda korku ve tiksinme uyandıran bir kükremeydi bu.
Kulenin açılan kapılarının ardı ise loş ve karalıktı. İçeride sadece çok belirsiz birkaç büyük cismin hattı seçiliyordu. Kalanı görülmüyordu.
Ve kulenin içinden korkunç bir kükreme yankılandı. Nefret dolu, insanda korku ve tiksinme uyandıran bir kükremeydi bu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain notu okuduktan sonra hiç bir tepki vermedi.Adeta transa geçmiş gibi bomboş kapılaradan içeri baktı.Onu kendine getiren kulenin derinliklerinde gelen bir kükreme oldu.Kükremeden sonra titrediğini fark etti.Ve kontrolünü yeniden kazanmaya çalıştı.
Kontrolünü yeniden kazandıktan sonra kulenin kapılarında içeri girmeye yetecek cesareti kendinde buldu.Tam adımını atarken gözleri kutuya ilişti. Acaba kutuyuda yanına alıp götürse Lord Eldarin denilen kişiye rastlarsa kendide verebilirdi.Ayrıca bu kutuda kendini çeken birşeylerde vardı. Belki de kutunun içinde saklanmış olan gizem onun dikkatini çekiyordu. Ama Deschainin bundan daha büyük sorunları vardı.
Kapılardan içeriye baktığında garip nesneler gözüne çarpıyordu.Ve bunlar bir hayli de heybetliydi.Ve o ilginç korkutucu kükreme sesi...
Deschain hiç bir şeye aldırmadan adımın kulenin kapılarından içeri attı.Loş ve karanlık yol boyunca yürümeye başladı...
Kontrolünü yeniden kazandıktan sonra kulenin kapılarında içeri girmeye yetecek cesareti kendinde buldu.Tam adımını atarken gözleri kutuya ilişti. Acaba kutuyuda yanına alıp götürse Lord Eldarin denilen kişiye rastlarsa kendide verebilirdi.Ayrıca bu kutuda kendini çeken birşeylerde vardı. Belki de kutunun içinde saklanmış olan gizem onun dikkatini çekiyordu. Ama Deschainin bundan daha büyük sorunları vardı.
Kapılardan içeriye baktığında garip nesneler gözüne çarpıyordu.Ve bunlar bir hayli de heybetliydi.Ve o ilginç korkutucu kükreme sesi...
Deschain hiç bir şeye aldırmadan adımın kulenin kapılarından içeri attı.Loş ve karanlık yol boyunca yürümeye başladı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Gözleri karanlığa alışınca Deschain geniş bir giriş holünde olduğunu gördü. Birkaç metre ötede, tam karşısında geniş, spiral bir merdiven kulenin üst katlarına doğru uzanıyordu. Merdivenin tam önünde kel, tek gözü bir bant ile kapalı bir adam ile, cüppe giymiş ve Deschain'e sırtını dönüp yere diz çökmüş birisi vardı. Onlar dışında hol boştu.
Deschain'in dikkatini çeken bir başka şey de yere saçılmış çok sayıda cam kırığıydı. Holün ortasında, biirkaç metrekarelik bir alana saçılmışlardı. Ama tuhaf olan kısmı, cam kırıklarından tuhafü, kırmızı ışıkların oynaşmasıydı.
Aniden, Deschain'in arkasındaki giriş kapısı bir gümlemeyle, sert bir şekilde kapandı. Yüreğindeki kötü his gittikçe güçlenen Deschain, bu ani gürültü karşısında bir an irkildi.
Holde bir sessizlik oldu. Sadece yere çömelmiş olan adam, sürekli bir şekilde "Yükseliyor! Yükseliyor! Yükseliyor!" diyordu.
Deschain, yapacak bir şey olmadığını anlayınca birkaç adım öne gitti ve kızıl bir ışıkla uğursuz bir şekilde hafifçe parlayan cam kırıklarına baktı.
Kanatlı, boynuzlu, kırmızı pullu iğrenç bir şey vardı orada ona bakan. Uzaktaydı, ama gittikçe yaklaşıyordu. Arkasında ise bazıları Deschain'in kendisi kadar, bazılarıysa ancak parmağının ucu kadar olan çeşitli kafataslarından oluşan bir sütun göze çarpıyordu. Onun dışında her yerde bu kızıl ışık vardı.
Yaratığın gözleri, Deschain'in gözlerine dikildi. O giderek yaklaşırken, Deschain de elinde olmadan birkaç adım geriye attı ve görüntüleri kaybetti.
Sadece birkaç saniye geçti.
Cam kırıklarının parıltısı hızlı bir şekilde arttı ve odayı aydınlattı. Deschain aynı anda cam kırıklarının tam ortasında, yerde bir noktanın da aynı ışıkla parladığını fark etti. Sonra, yer ufalanıp içine düşüyormuş gibi parçalanarak bu nokta büyüdü, genişledi, genişledi. Sadece birkaç saniye içinde cam kırıklarını da içine alarak onları yutmuştu. şimdi giriş holünün tam ortasında kızıl bir ışık yayan, devasa bir çukur duruyordu.
Ã?ukurun derinliklerinden gelen, ızdırap gören sayısız kurbanın çığlıkları, bir anda giriş holünü doldurdu. Deschain, ellerindeki kutuyu yere atarak tıpkı holdeki diğer iki kişi gibi kulaklarını tıkadı.
Bir dakika bile geçmemişti ki çukurun içinden bir şeyin doğrulduğunu gördü Deschain. Kırmızı pullu, kanatlı, boynuzlu, üç metrelik boyuyla hepsini gölgede bırakan bir varlık. Tanrılar aşkına, bu nasıl bir şeytanlıktı böyle?!
Yaratığın sırtı Deschain'e dönüktü. Bu sayede onu görmemişti. Ama gözleri karşıda duran iki kişiye dikilmişti. Yaratık kanatlarını açtı ve kollarını kavaya kaldırıp pençelerini kastı. Deschain'in az önce duyduğu korkunç böğürtü, bu sefer çok daha yakınından gelmişti.
Kıpırdayamıyordu. İnanılmaz bir korku kalbini deşip bedenini buz gibi bir soğukla kaplarken, midesi bulanıyor, ağzında acı sular birikiyordu.
Muhtemelen diğerleri de öyleydi. Deschain onları göremiyordu gerçi. Yaratık onlara olan göz temasını kesmişti.
Sonra yaratık başını geriye attı ve yaratığın böğürtüsü tüm kulede yankılandı.
"Spellweaver!"
-------------------------------
Üstad Yeminer yerden birkaç santim yukarıda, hızlı bir şekilde süzülerek kulenin koridorlarında ilerliyordu. Gelen varlık her kim idiyse habis liçin kule üzerindeki iradesini kırabilecek kudretteydi. Yeminer bu çukur iblisinin en az kendisi kadar, belki de daha yaşlı olabileceğini biliyordu. Ama böyle bir yaratık çok zeki olurdu. Büyücülük Kulesi gibi, kudretli büyücüler tarafından korunan bir yere tek başına gelmesi mümkün değildi. Uşaklarının da onlarla birlikte olacağı su götürmez bir gerçekti. O halde Üstad Yeminer hemen kule büyücülerini örgütlemeliydi. Habis liç, kendisi dışında kulede bulunan hiçbir büyücünün, bu çukur iblisine karşı koyabilecek kudrete sahip olmadığını biliyordu; ama en azından uşaklarına karşı koyabilirlerdi.
Yine de tek bir soru, Kule Efendisi ve Kara Cüppeliler Tarikatı'nın liderinin zihnini kurcalıyordu: Neden? Bu yaratık neden buraya gelmişti?
Sanki onun düşüncelerini duymuş gibi, yaratığın böğürtüsü cevabı verdi.
"Spellweaver!"
Habis liçin yüreğini derin bir öfke kaplarken gözlerinin maviliği yerini kor ateşe bıraktı. O lanet büyücü! Kuleye geldiğinden beri soruna yol açmıştı. Ã?nce Yeminer'in ve Büyü Konseyi'nin düşmanlarından birini serbest bırakmaya çalışmıştı. Yeminer'e açık bir nefret besliyordu. Üstelik en sonunda Yeminer, bu büyücünün odasında yaptığı büyük bir ayinin ters gittiğini de sezmişti. Ama bu kadarı da fazlaydı!
Bu yaratığı kuleye o mu salmıştı? İmkânsızdır. Necros, böyle bir yaratığı kontrol edebilecek kudrette değildi. O halde neydi? Belki Necros'un daha önceden kızdırdığı birisiydi. Ya da...Acaba bu ters giden ayinle bir ilgisi olabilir miydi?
Her ne olursa olsun, habis liç bu baş belası büyücüyü çukur iblisine teslim edip kuleyi bu vesileyle temizlemeye kararlıydı. Zihnini kuleyle bütünleştiren Yeminer, Necros'un odasını kontrol etti.
Orada değildi.
Belki de ayin ters gidince kaçmıştı. O halde neredeydi? Yeminer kuleyle bütünleşen zihni ile kulenin her yerini karış karış aradı.
Yoktu. Kahrolası büyücü kulede değildi. Bir şekilde bu çukur iblisini buraya getirmiş, sonra da kaçmıştı.
"Benden uzun süre saklanamaz. Sadece şu şeytanın işini bitireyim..." diye mırıldandı liç.
Ama fevri davranma lüksüne sahip değildi. Kule büyücülerini örgütlemeliydi.
----------------------------------
Yaratığın böğürtüsü, görünen o ki karşıdaki kel adamı kendine getirmişti. Adam kendisini merdivenlere attı ve hızla tırmanmaya başladı. Deschain'in aklından belki de bu Spellweaver'ın o olduğu geçti.
Yaratık bir pençesiyle ileriyi işaret etti ve aynı anda küçük, parlak bir şey elinden fırladı. Merdivenlere çarptığı anda büyük bir ateş topu olarak patladı. Merdiven ateşlere gömülürken cüppeli olan adamın acı dolu çığlıkları duyuldu. Yine de Deschain'in gözüne merdivenin yukarısında bir hareket ilişmişti. Görünen o ki kel adam kendisini ateş topundan kurtarmayı başarmıştı.
Yaratık bir kez daha öfkeyle gürledi ve pençeli ayaklarıyla merdivenleri tırmanmaya başladı. Birkaç saniye sonra gözden kaybolmuştu.
Ateş, hâlâ kavrulmuş cesedin üzerinde tütüyor ve merdivenleri alazlıyordu. Ã?ukur hâlâ açıktı ve aşağıdan gelen sayısız işkence çığlığı hâlâ duyulabiliyordu. Ama o an için Deschain bir şeyden emindi: Holde yanlız kalmıştı ve çıkışı yoktu. Ya çukurdan atlayıp bu yaratığın geldiği yere gidecekti, ya da merdivenleri tırmanıp yaratığın peşinden gidecekti.
Deschain'in dikkatini çeken bir başka şey de yere saçılmış çok sayıda cam kırığıydı. Holün ortasında, biirkaç metrekarelik bir alana saçılmışlardı. Ama tuhaf olan kısmı, cam kırıklarından tuhafü, kırmızı ışıkların oynaşmasıydı.
Aniden, Deschain'in arkasındaki giriş kapısı bir gümlemeyle, sert bir şekilde kapandı. Yüreğindeki kötü his gittikçe güçlenen Deschain, bu ani gürültü karşısında bir an irkildi.
Holde bir sessizlik oldu. Sadece yere çömelmiş olan adam, sürekli bir şekilde "Yükseliyor! Yükseliyor! Yükseliyor!" diyordu.
Deschain, yapacak bir şey olmadığını anlayınca birkaç adım öne gitti ve kızıl bir ışıkla uğursuz bir şekilde hafifçe parlayan cam kırıklarına baktı.
Kanatlı, boynuzlu, kırmızı pullu iğrenç bir şey vardı orada ona bakan. Uzaktaydı, ama gittikçe yaklaşıyordu. Arkasında ise bazıları Deschain'in kendisi kadar, bazılarıysa ancak parmağının ucu kadar olan çeşitli kafataslarından oluşan bir sütun göze çarpıyordu. Onun dışında her yerde bu kızıl ışık vardı.
Yaratığın gözleri, Deschain'in gözlerine dikildi. O giderek yaklaşırken, Deschain de elinde olmadan birkaç adım geriye attı ve görüntüleri kaybetti.
Sadece birkaç saniye geçti.
Cam kırıklarının parıltısı hızlı bir şekilde arttı ve odayı aydınlattı. Deschain aynı anda cam kırıklarının tam ortasında, yerde bir noktanın da aynı ışıkla parladığını fark etti. Sonra, yer ufalanıp içine düşüyormuş gibi parçalanarak bu nokta büyüdü, genişledi, genişledi. Sadece birkaç saniye içinde cam kırıklarını da içine alarak onları yutmuştu. şimdi giriş holünün tam ortasında kızıl bir ışık yayan, devasa bir çukur duruyordu.
Ã?ukurun derinliklerinden gelen, ızdırap gören sayısız kurbanın çığlıkları, bir anda giriş holünü doldurdu. Deschain, ellerindeki kutuyu yere atarak tıpkı holdeki diğer iki kişi gibi kulaklarını tıkadı.
Bir dakika bile geçmemişti ki çukurun içinden bir şeyin doğrulduğunu gördü Deschain. Kırmızı pullu, kanatlı, boynuzlu, üç metrelik boyuyla hepsini gölgede bırakan bir varlık. Tanrılar aşkına, bu nasıl bir şeytanlıktı böyle?!
Yaratığın sırtı Deschain'e dönüktü. Bu sayede onu görmemişti. Ama gözleri karşıda duran iki kişiye dikilmişti. Yaratık kanatlarını açtı ve kollarını kavaya kaldırıp pençelerini kastı. Deschain'in az önce duyduğu korkunç böğürtü, bu sefer çok daha yakınından gelmişti.
Kıpırdayamıyordu. İnanılmaz bir korku kalbini deşip bedenini buz gibi bir soğukla kaplarken, midesi bulanıyor, ağzında acı sular birikiyordu.
Muhtemelen diğerleri de öyleydi. Deschain onları göremiyordu gerçi. Yaratık onlara olan göz temasını kesmişti.
Sonra yaratık başını geriye attı ve yaratığın böğürtüsü tüm kulede yankılandı.
"Spellweaver!"
-------------------------------
Üstad Yeminer yerden birkaç santim yukarıda, hızlı bir şekilde süzülerek kulenin koridorlarında ilerliyordu. Gelen varlık her kim idiyse habis liçin kule üzerindeki iradesini kırabilecek kudretteydi. Yeminer bu çukur iblisinin en az kendisi kadar, belki de daha yaşlı olabileceğini biliyordu. Ama böyle bir yaratık çok zeki olurdu. Büyücülük Kulesi gibi, kudretli büyücüler tarafından korunan bir yere tek başına gelmesi mümkün değildi. Uşaklarının da onlarla birlikte olacağı su götürmez bir gerçekti. O halde Üstad Yeminer hemen kule büyücülerini örgütlemeliydi. Habis liç, kendisi dışında kulede bulunan hiçbir büyücünün, bu çukur iblisine karşı koyabilecek kudrete sahip olmadığını biliyordu; ama en azından uşaklarına karşı koyabilirlerdi.
Yine de tek bir soru, Kule Efendisi ve Kara Cüppeliler Tarikatı'nın liderinin zihnini kurcalıyordu: Neden? Bu yaratık neden buraya gelmişti?
Sanki onun düşüncelerini duymuş gibi, yaratığın böğürtüsü cevabı verdi.
"Spellweaver!"
Habis liçin yüreğini derin bir öfke kaplarken gözlerinin maviliği yerini kor ateşe bıraktı. O lanet büyücü! Kuleye geldiğinden beri soruna yol açmıştı. Ã?nce Yeminer'in ve Büyü Konseyi'nin düşmanlarından birini serbest bırakmaya çalışmıştı. Yeminer'e açık bir nefret besliyordu. Üstelik en sonunda Yeminer, bu büyücünün odasında yaptığı büyük bir ayinin ters gittiğini de sezmişti. Ama bu kadarı da fazlaydı!
Bu yaratığı kuleye o mu salmıştı? İmkânsızdır. Necros, böyle bir yaratığı kontrol edebilecek kudrette değildi. O halde neydi? Belki Necros'un daha önceden kızdırdığı birisiydi. Ya da...Acaba bu ters giden ayinle bir ilgisi olabilir miydi?
Her ne olursa olsun, habis liç bu baş belası büyücüyü çukur iblisine teslim edip kuleyi bu vesileyle temizlemeye kararlıydı. Zihnini kuleyle bütünleştiren Yeminer, Necros'un odasını kontrol etti.
Orada değildi.
Belki de ayin ters gidince kaçmıştı. O halde neredeydi? Yeminer kuleyle bütünleşen zihni ile kulenin her yerini karış karış aradı.
Yoktu. Kahrolası büyücü kulede değildi. Bir şekilde bu çukur iblisini buraya getirmiş, sonra da kaçmıştı.
"Benden uzun süre saklanamaz. Sadece şu şeytanın işini bitireyim..." diye mırıldandı liç.
Ama fevri davranma lüksüne sahip değildi. Kule büyücülerini örgütlemeliydi.
----------------------------------
Yaratığın böğürtüsü, görünen o ki karşıdaki kel adamı kendine getirmişti. Adam kendisini merdivenlere attı ve hızla tırmanmaya başladı. Deschain'in aklından belki de bu Spellweaver'ın o olduğu geçti.
Yaratık bir pençesiyle ileriyi işaret etti ve aynı anda küçük, parlak bir şey elinden fırladı. Merdivenlere çarptığı anda büyük bir ateş topu olarak patladı. Merdiven ateşlere gömülürken cüppeli olan adamın acı dolu çığlıkları duyuldu. Yine de Deschain'in gözüne merdivenin yukarısında bir hareket ilişmişti. Görünen o ki kel adam kendisini ateş topundan kurtarmayı başarmıştı.
Yaratık bir kez daha öfkeyle gürledi ve pençeli ayaklarıyla merdivenleri tırmanmaya başladı. Birkaç saniye sonra gözden kaybolmuştu.
Ateş, hâlâ kavrulmuş cesedin üzerinde tütüyor ve merdivenleri alazlıyordu. Ã?ukur hâlâ açıktı ve aşağıdan gelen sayısız işkence çığlığı hâlâ duyulabiliyordu. Ama o an için Deschain bir şeyden emindi: Holde yanlız kalmıştı ve çıkışı yoktu. Ya çukurdan atlayıp bu yaratığın geldiği yere gidecekti, ya da merdivenleri tırmanıp yaratığın peşinden gidecekti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain yaşadığı şoktan kendini kurtadıktan sonra çevresinde olanları düşündü.Ã?ukurdan çıkan iblisin hareketlerini düşündü. Ve de gözlerini çukura dikti.Ã?nünde 2 tane çıkış yolu uzanıyordu.Acaba hangisini tercih etmeliydi.Ã?ukura atlarsa başına neler gelebileceğinin hiç bir garantisinin olmadığını düşündü.Ã?ünkü orda yapcakları hakkında en küçük bir fikri bile yoktu.Canavarın hareketlerine bakıncada onun zeki bir yaratık oldunu anlaması için büyük bir bilgin olmasına gerek yoktu.Ã?ünkü kendisine dokunmadan geçip gitmiş. İçindeki merak duygusu ve çıkarcı kişiliği onun yavaş yavaş hareketlenmesine sebep oldu ve canavarı merdivenler boyunca izlemeye başladı.Merdivenlerin loşluğunda tırmanırken acaba ne gibi çıkarlar elde edeceğini düşünüyordu.Bu arada elinden o anki panikle atığı kutuyuda unutmadı onu da yanına alarak tırmanmaya başladı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
SacoKhan
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2585
- Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
- Location: YalnızlıÄ?ın hüküm sürdüÄ?ü yerden
- Contact:
Marcus Sharpsabre başını arasına daldığı efsunlu kitaplardan kaldırıp gözlerini ovuşturdu. Gözlerini kapatıp gerinirken bile gözlerinin önüne büyülü rünler geliyor, ister istemez büyü sözcükleri beyninde dolanıp tekrar tekrar beynine fısıldıyorlardı. Bir an için bile olsa aklına susadığı geldi ve elini bambu kaplama fincanına uzatıp, tropik aromalı, rahatlatıcı çayından içti.
Tam dokuz aydır odasından çıkmamıştı Marcus, devamlı kitap okuyordu. Tüm hayatı gözlemle geçtiği için birçok şeyi çok zor yollarla öğrenmişti ama bu kuledeki liç ona kapılarını açmıştı, büyüyle ilgili her türlü bilgiyi burada öğrenmek için ona fırsat vermişti. Tabi bu yüzden necromancer'a da teşekkür ediyordu, onu buraya yollayan oydu.
"Spe....rrrrr!!!"
Bir böğürtü...
Geldiğinden beri sessizdi burası...
Bir şeyler ters gidiyordu...
Hemen ayağa kalktı ve ayağına dolanan cüppesini yumruğunda toplayıp hançerini bileğindeki gizli ve istediğinde otomatik olarak eline gelen bölüme yerleştirdi. Uzun kılıcını beline yerleştirdi ve kapıdan dışarıya göz attı.
"Neler oluyor?!" diye seslendi koridora.
Cevap gelmesi için çok istekliydi Marcus...
Tam dokuz aydır odasından çıkmamıştı Marcus, devamlı kitap okuyordu. Tüm hayatı gözlemle geçtiği için birçok şeyi çok zor yollarla öğrenmişti ama bu kuledeki liç ona kapılarını açmıştı, büyüyle ilgili her türlü bilgiyi burada öğrenmek için ona fırsat vermişti. Tabi bu yüzden necromancer'a da teşekkür ediyordu, onu buraya yollayan oydu.
"Spe....rrrrr!!!"
Bir böğürtü...
Geldiğinden beri sessizdi burası...
Bir şeyler ters gidiyordu...
Hemen ayağa kalktı ve ayağına dolanan cüppesini yumruğunda toplayıp hançerini bileğindeki gizli ve istediğinde otomatik olarak eline gelen bölüme yerleştirdi. Uzun kılıcını beline yerleştirdi ve kapıdan dışarıya göz attı.
"Neler oluyor?!" diye seslendi koridora.
Cevap gelmesi için çok istekliydi Marcus...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Yanlız değildi. Marcus gibi başka pek çok büyücü de odasından fırlamıştı. Marcus'un odasının bulunduğu koridordaki kapıların hepsi açılmıştı. Tüm büyücüler dışarıdaydı. şaşkın şaşkın etraflarına bakınıyorlardı. Genelde sessiz olan kulede daha önce de böyle gürültüler olmuştu, ama hiçbiri bu kadar geniş çaplı değildi.
Bir kükreme daha kuleyi inletirken büyücüler irkildi. Birkaç büyücü odalarına doğru geri çekilmeye başladı.
***
Üstad Yeminer'in ilk düşüncesi bütün büyücüleri kütüphanede toplayıp çukur zebanisinin hizmetkârlarıyla orada karşılaşmak ve onları geri sürmek olmuştu; ama bu fikrinden hemen vazgeçmişti. Ã?ukur zebanisinin askerleri o sırada kulenin tamamını ele geçirebilirlerdi ve onlar da tek bir odada tutunamazlardı. O halde geriye tek bir seçenek kalıyordu: Büyücüleri çeşitli gruplar halinde örgütleyip her koridorda şeytanlarla savaşmak.
Yeminer bir asker değildi, ama bin yılı aşkın hayatı boyunca o da bazı numaralar kapmıştı. Kulenin oluşumundan beri onun efendisiyi ve kuleyi nasıl kullanacağını biliyordu. O halde bu savaşta iki taraf da eşitti.
Ama yine de karşı tarafı ölümlü askerler gibi düşünmemeliydi.
Aslında engin bilgisini paylaşmaktan nefret ederdi, lakin durum istisna bir durumdu ve tehlike arz ediyordu. Bazen bütünü kurtarmak için parça feda edilmeliydi. Yeminer de böyle yapacaktı. Kuleyi kurtarmak için bilgilerinin bir kısmını paylaşacaktı.
Habis liç, uzun, ince, üzerinden deri parçaları sarkan parmağıyla havaya birkaç rün çizdi ve bunları seslendirdi. Sonda konuşmaya başladı, ama her dediği, kuledeki tüm büyücülerin zihninde duyuluyordu.
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
şimdilik bu kadarı kâfiydi. Havaya çizdiği tek bir rün ile büyüyü bitiren Yeminer, Bu sefer havaya gerçekten karışık bir rün dokuzu çizmeye ve bunları tiz sesiyle seslendirmeye başladı.
***
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
Yeminer'in tiz sesi bir anda Marcus'un zihninde yankılandı. Sorusunu cevabı bu olmalıydı muhtemelen. Ã?eresindeki büyücülerin çoğunun suratlarından kanın çekildiğini görebiliyordu. Böyle bir şeye karşı koymayı düşünemezlerdi bile muhtemelen.
***
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
Tiz bir ses, aniden Deschain'in zihninde yankılanıverdi. Sesin kime ait olduğunu bilmese de, konuşması ve kullandığı sözcüklere göre kulenin önemli kişilerinden birisi olduğu kesindi. Tuhaf olanı ise, daha kuleye yeni gelmesine rağmen kendisi de kule büyücülerinden sayılarak bu mesajı almıştı.
Yaratığı takip etmek hiç zor değildi. Arkasında alev alev yanan ayak izleri bırakıyordu. Tam holü geride bırakırken bir an durdu ve aşağı yeniden baktı.
Delikten, çığlıkların yanında kükremeler de geliyordu.
O anda ilkinden çok daha küçük, ama ona benzeyen, kahverengi pullu bir yaratık dışarı sıçradı. Elinde kocaman, eğri bir kılıç vardı. Arkasından dikenlerle dolu bir başkası sıçradı. Sonra da bir başkası. Bu şekilde devam ediyor, giriş holünde toplanıyorlardı. O geçit her nereye açılıyorsa oradan yaratıklar girmeye devam ediyordu ve en kötüsü, kulenin muhtemel tek çıkışının önündeydiler.
O anda Deschain anladı. O yaratık buraya birisini aramaya gelmişti, ama yanında kuleyi istila edecek bir ordu da getirmişti.
Bir kükreme daha kuleyi inletirken büyücüler irkildi. Birkaç büyücü odalarına doğru geri çekilmeye başladı.
***
Üstad Yeminer'in ilk düşüncesi bütün büyücüleri kütüphanede toplayıp çukur zebanisinin hizmetkârlarıyla orada karşılaşmak ve onları geri sürmek olmuştu; ama bu fikrinden hemen vazgeçmişti. Ã?ukur zebanisinin askerleri o sırada kulenin tamamını ele geçirebilirlerdi ve onlar da tek bir odada tutunamazlardı. O halde geriye tek bir seçenek kalıyordu: Büyücüleri çeşitli gruplar halinde örgütleyip her koridorda şeytanlarla savaşmak.
Yeminer bir asker değildi, ama bin yılı aşkın hayatı boyunca o da bazı numaralar kapmıştı. Kulenin oluşumundan beri onun efendisiyi ve kuleyi nasıl kullanacağını biliyordu. O halde bu savaşta iki taraf da eşitti.
Ama yine de karşı tarafı ölümlü askerler gibi düşünmemeliydi.
Aslında engin bilgisini paylaşmaktan nefret ederdi, lakin durum istisna bir durumdu ve tehlike arz ediyordu. Bazen bütünü kurtarmak için parça feda edilmeliydi. Yeminer de böyle yapacaktı. Kuleyi kurtarmak için bilgilerinin bir kısmını paylaşacaktı.
Habis liç, uzun, ince, üzerinden deri parçaları sarkan parmağıyla havaya birkaç rün çizdi ve bunları seslendirdi. Sonda konuşmaya başladı, ama her dediği, kuledeki tüm büyücülerin zihninde duyuluyordu.
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
şimdilik bu kadarı kâfiydi. Havaya çizdiği tek bir rün ile büyüyü bitiren Yeminer, Bu sefer havaya gerçekten karışık bir rün dokuzu çizmeye ve bunları tiz sesiyle seslendirmeye başladı.
***
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
Yeminer'in tiz sesi bir anda Marcus'un zihninde yankılandı. Sorusunu cevabı bu olmalıydı muhtemelen. Ã?eresindeki büyücülerin çoğunun suratlarından kanın çekildiğini görebiliyordu. Böyle bir şeye karşı koymayı düşünemezlerdi bile muhtemelen.
***
"Kulede bulunan siz bütün büyücüler, hepiniz beni dinleyin! Kule saldırı altında ve hepimizin burayı savunması gerekiyor! Toplanmaya vakit yok. Herkes kendi koridorundakilerle birlikte bulunduğu yeri savunacak! Düşman askerleri, kabuslarınızdan çıkma yaratıklar! Boşu boşuna barikat kurmaya çalışarak kendinizi yormayın, diledikleri gibi kendilerini teleport etme gücüne sahiptirler! Bulunduğunuz yeri savunun ve dikkat edin! Benden aksi emir gelmedikçe kimse emvzisini terk etmesin!"
Tiz bir ses, aniden Deschain'in zihninde yankılanıverdi. Sesin kime ait olduğunu bilmese de, konuşması ve kullandığı sözcüklere göre kulenin önemli kişilerinden birisi olduğu kesindi. Tuhaf olanı ise, daha kuleye yeni gelmesine rağmen kendisi de kule büyücülerinden sayılarak bu mesajı almıştı.
Yaratığı takip etmek hiç zor değildi. Arkasında alev alev yanan ayak izleri bırakıyordu. Tam holü geride bırakırken bir an durdu ve aşağı yeniden baktı.
Delikten, çığlıkların yanında kükremeler de geliyordu.
O anda ilkinden çok daha küçük, ama ona benzeyen, kahverengi pullu bir yaratık dışarı sıçradı. Elinde kocaman, eğri bir kılıç vardı. Arkasından dikenlerle dolu bir başkası sıçradı. Sonra da bir başkası. Bu şekilde devam ediyor, giriş holünde toplanıyorlardı. O geçit her nereye açılıyorsa oradan yaratıklar girmeye devam ediyordu ve en kötüsü, kulenin muhtemel tek çıkışının önündeydiler.
O anda Deschain anladı. O yaratık buraya birisini aramaya gelmişti, ama yanında kuleyi istila edecek bir ordu da getirmişti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain soğukkanlılığını kaybetmemeye çalıştı.Delikten çıkan yaratıkları iyice inceledikten sonra acaba onlardan bir kaç tanesiyle baş edebilirmiyim diye düşündü fakat baş etmesi neredeyse imkansızdı.O sadece kuleye sınavına girmeye gelen bir büyücüydü.Ayrıca zihninde o sesinde yankılanması şaşırtıcıydı ve kendiside kulenin büyücüleri arasında sayılıyordu bu da çok ilginçti.Ama şimdi bunları düşünmenin sırası değildi.Acele etmeliydi yaratığı takip ederken yoksa bu yaratıklardan birisine yem olması içten bile değildi.Bu yüzden adımlarını hızlandır e gittikçe kulenin koridorlşarında yükselmeye başladı.
Nereye gittiği,neyi takip ettiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu ama kararlıydı her ne olursa olsun yaratığı izleyecek ve elinden geleni yapıcaktı...
Nereye gittiği,neyi takip ettiği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu ama kararlıydı her ne olursa olsun yaratığı izleyecek ve elinden geleni yapıcaktı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
SacoKhan
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2585
- Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
- Location: YalnızlıÄ?ın hüküm sürdüÄ?ü yerden
- Contact:
"Duydunuz değilmi? Kuleyi korumamız gerekiyor! Sakın kaçmaya çalışmayın çünkü karşımızda güçlü yaratıklar olmasa bize böyle birşey söylemezlerdi. şimdi herkes kendi kapısının önünde beklesin ve kendini hazırlasın!!!"
Marcus'un dehşet kokan sözleri bütün koridorda yankılanmıştı. Bir an için o da kaçmayı düşünmüştü ama yaratıkların cidden kuvvetli olduklarını düşündü. İhtişamlı liçi görmüştü, gelişigüzel bir şekilde bir yaratığın kulede terör estirmesine izin vermeyeceği apaçıktı, demekki karşımızda büyük bir sorun vardı.
Herkes olduğu yerde beklesin dediğine göre de bu sorun ya en üst katta ya da en alt katta çıkmıştı, kademe kademe her kattaki büyücüler savunacaktı kuleyi.
"Bu yaratıklar kuvvetli olsa gerek bir yerde toplanıp savunmayacağız" dedi sakince.
Ã?ncelikle ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı, koruma büyülerini açmaya başlayabilirdi. Hemen cebindeki keseden bir deri parçası çıkardı ve büyü sözcüklerini söylemeye başladı. Deri parçasının üzerindeki tüyler hızla titremeye başladı ve elinden yükselip etrafında hızla dönmesine izin verdi Marcus büyü sözlerini söylerken. Mor bir ışık bir saniyeliğine bütün etrafını ışıttı ve söndü, büyüsünü yapmış olmanın rahatlığıyla kılıcını tekrar sıkı sıkı kavradı. (Mage Armor)
Marcus ucunda ölüm olduğunu biliyordu, ve karşılaştığı ilk tehlike olduğunu da. Bu ona haz vermişti, ve buna şaşırmıştı Marcus, tehlikeyi sevmesine...
Kafasını hızlıca salladı bu tür düşünceleri kafasından atmak için, ve şu an karşısında olduğu tehlikeye odaklandı ve bağırdı:
"Olduğunuz yerde bekleyin ve kendinizce işe yarar büyülerini aklınıza getirin!!!"
Marcus'un dehşet kokan sözleri bütün koridorda yankılanmıştı. Bir an için o da kaçmayı düşünmüştü ama yaratıkların cidden kuvvetli olduklarını düşündü. İhtişamlı liçi görmüştü, gelişigüzel bir şekilde bir yaratığın kulede terör estirmesine izin vermeyeceği apaçıktı, demekki karşımızda büyük bir sorun vardı.
Herkes olduğu yerde beklesin dediğine göre de bu sorun ya en üst katta ya da en alt katta çıkmıştı, kademe kademe her kattaki büyücüler savunacaktı kuleyi.
"Bu yaratıklar kuvvetli olsa gerek bir yerde toplanıp savunmayacağız" dedi sakince.
Ã?ncelikle ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı, koruma büyülerini açmaya başlayabilirdi. Hemen cebindeki keseden bir deri parçası çıkardı ve büyü sözcüklerini söylemeye başladı. Deri parçasının üzerindeki tüyler hızla titremeye başladı ve elinden yükselip etrafında hızla dönmesine izin verdi Marcus büyü sözlerini söylerken. Mor bir ışık bir saniyeliğine bütün etrafını ışıttı ve söndü, büyüsünü yapmış olmanın rahatlığıyla kılıcını tekrar sıkı sıkı kavradı. (Mage Armor)
Marcus ucunda ölüm olduğunu biliyordu, ve karşılaştığı ilk tehlike olduğunu da. Bu ona haz vermişti, ve buna şaşırmıştı Marcus, tehlikeyi sevmesine...
Kafasını hızlıca salladı bu tür düşünceleri kafasından atmak için, ve şu an karşısında olduğu tehlikeye odaklandı ve bağırdı:
"Olduğunuz yerde bekleyin ve kendinizce işe yarar büyülerini aklınıza getirin!!!"
And i still wonder if you ever wonder the same!...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Deschain spiral merdivenlerde yaratığın alev alev yanan ayak izlerini takip ederek üst kata ulaştı. Burada iki yana uzanan bir koridor vardı. Koridor ileride kulenin yapısına uygun olarak geriye doğru kıvrılıyorlardı. Koridor boyunca hiç kapı göremedi Deschain. Sadece duvarlara oyulmuş oyuklarda büyük, kanatlı insansı heykeller mevcuttu.
Ayakizleri üst kata doğru devam ediyordu. Bir böğürtü daha kulede yankılandı ve kule aniden sanki sert bir cisim ona çarpmış gibi titredi.
Sonra aniden koridor boyunca yeşil derili, sakallı Deschain'e orkları ve goblinleri anımsatan, ama daha tuhaf on kadar yaratık cisimlendi. Cisimlenen bu yaratıklar, hiç konuşmadan Deschain'e baktılar ve ellerindeki silahları ona doğrultarak düzenli bir şekilde Deschain'in çevresini sarıp ona yaklaşmaya başladılar.
Aynı anda tiz bir çığlık duyuldu ve hem Deschain hem de yaratıklar şaşkınlıkla duvarlara bakınca heykellerin canlandığını gördüler. Deschain o anda bu yaratıkları tanıdı. Bunlar gargoylelerdi. Gargoyleler kendilerini yaratıkların üzerlerine atıp dövüşmeye başlamışlardı. Deschain merdivene doğru yöneldi, ama boşta kalan tek bir yaratık yolunu kesti.
***
Görünüşe göre kimsenin gitmeye niyeti yoktu. Tam aksine herkes tıpkı Marcus gibi savunma büyülerini hazırlamaya başlamıştı bile. Kimse neler olduğunu çözememişe benziyordu, ama herkes umutsuz ve korkmuş gözüktü Marcus'un gözüne.
Bir böğürtü daha duyuldu alt katlardan. Sonra kule aniden titredi. Ne olduğunu anlayamayan pek çok büyücü aceleyle kendilerini kapılarına yapıştırmışlardı. Hepsi kapısının önünde, gelmekte olanı bekliyordu. Bazıları içeri dalıp, kullanabileceği ne gibi büyülü aleti varsa onları hazırlamıştı.
Marcus'un odası merdivene dört oda uzaklıktaydı. Merdiveni görebiliyordu. Herkesin gözü de oradaydı. Geride kalan odalardaki büyücüler de iki yandan toplanmış, sanki merdivenden gelecek tehlikeleri engellemeye çalışıyorlardı.
Sonra aniden vücudu dikenlerle bezenmiş bir yaratık, tam merdivenin önünde oıluşan hilal şeklinin ortasında belirdi. Ardından kopan şaşkınlık çığlıklarıyla iki taraftan da arkalarına bakanlar, arkalarında ikişer tane vücutlarını zincirlerle sarmış yaratığın belirdiğini gördüler.
Ayakizleri üst kata doğru devam ediyordu. Bir böğürtü daha kulede yankılandı ve kule aniden sanki sert bir cisim ona çarpmış gibi titredi.
Sonra aniden koridor boyunca yeşil derili, sakallı Deschain'e orkları ve goblinleri anımsatan, ama daha tuhaf on kadar yaratık cisimlendi. Cisimlenen bu yaratıklar, hiç konuşmadan Deschain'e baktılar ve ellerindeki silahları ona doğrultarak düzenli bir şekilde Deschain'in çevresini sarıp ona yaklaşmaya başladılar.
Aynı anda tiz bir çığlık duyuldu ve hem Deschain hem de yaratıklar şaşkınlıkla duvarlara bakınca heykellerin canlandığını gördüler. Deschain o anda bu yaratıkları tanıdı. Bunlar gargoylelerdi. Gargoyleler kendilerini yaratıkların üzerlerine atıp dövüşmeye başlamışlardı. Deschain merdivene doğru yöneldi, ama boşta kalan tek bir yaratık yolunu kesti.
***
Görünüşe göre kimsenin gitmeye niyeti yoktu. Tam aksine herkes tıpkı Marcus gibi savunma büyülerini hazırlamaya başlamıştı bile. Kimse neler olduğunu çözememişe benziyordu, ama herkes umutsuz ve korkmuş gözüktü Marcus'un gözüne.
Bir böğürtü daha duyuldu alt katlardan. Sonra kule aniden titredi. Ne olduğunu anlayamayan pek çok büyücü aceleyle kendilerini kapılarına yapıştırmışlardı. Hepsi kapısının önünde, gelmekte olanı bekliyordu. Bazıları içeri dalıp, kullanabileceği ne gibi büyülü aleti varsa onları hazırlamıştı.
Marcus'un odası merdivene dört oda uzaklıktaydı. Merdiveni görebiliyordu. Herkesin gözü de oradaydı. Geride kalan odalardaki büyücüler de iki yandan toplanmış, sanki merdivenden gelecek tehlikeleri engellemeye çalışıyorlardı.
Sonra aniden vücudu dikenlerle bezenmiş bir yaratık, tam merdivenin önünde oıluşan hilal şeklinin ortasında belirdi. Ardından kopan şaşkınlık çığlıklarıyla iki taraftan da arkalarına bakanlar, arkalarında ikişer tane vücutlarını zincirlerle sarmış yaratığın belirdiğini gördüler.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain karşısındaki yaratığı görür görmez anladı kendisini bir mücadelenin beklediğini. Neyseki böyle durumlarda asla soğukkanlılığını kaybetmezdi. Bir yandan canavarı izlerken bir yandan da aklına büyülerinin sözleri canlanmaya başladı.Fısıltı halinde büyü sözcüklerini söyledi,sözleri söylerken mavi bir ışık bir anda parlayıp yeniden kayboldu ve büyüsünü başarıyla yaptığını anladı.(Mage Armor)
yaratık ona daha saldırmamışken aklına yapabileceği saldırı büyülerinide getirmeye çalıştı,çalıştı....
Fakat aklına hiç bir şey gelmiyordu...Ã?aresizdi..ne yapacağını bilemiyordu..Bütün dikkatini yaratığa odakladı,artık onun hareketlerine göre davranmalıydı ve akıllıca hareketler yapmalıydı...
yaratık ona daha saldırmamışken aklına yapabileceği saldırı büyülerinide getirmeye çalıştı,çalıştı....
Fakat aklına hiç bir şey gelmiyordu...Ã?aresizdi..ne yapacağını bilemiyordu..Bütün dikkatini yaratığa odakladı,artık onun hareketlerine göre davranmalıydı ve akıllıca hareketler yapmalıydı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
SacoKhan
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2585
- Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
- Location: YalnızlıÄ?ın hüküm sürdüÄ?ü yerden
- Contact:
"Ã?abuk bir kişiyi yanıma istiyorum orta tarafta benimle birlikte en son biz karşılayacağız, bu sayede devamlı bir büyü gücümüz olacak!!!" diye heyecan ve sinirle bağırdı Marcus Sharpsabre, korkunç yaratıkları gördükten sonra. Ne yapacağını hızlı bir biçimde düşündü, bu sırada bir çok fikri düşünüp taşınıp eledi ve şimdilik büyük hasar veren büyüler yapmak yerine büyücüleri ve kendisine siper olacak yaratıklar çıkarmayı düşündü.
Aklına hızlıca büyülü sözleri getirmeye başladı, ellerini titreterek oynatmaya gözlerini dikenli yaratığa odaklamaya başladı Marcus, ölümler sürdü önüne büyülü sözler, harap düşmüş felçli insanları getirdi gözlerinin önüne bir anlığına. Sonra tekrar sözleri yaratığı gördü, nerden gelmişti bu şeytan? Cehennemin hangi köşesinden?
"Ama gideceğin yer belli!" diye geçirdi içinden sinsice ve sol elinin baş parmağını yaratığa doğrulttu, dokunacakmış gibi. Parmağının ucundan siyah-beyaz bir ışın çıktı, bakanın gözlerini yoracak bir ışın, ve yaratığa hızla gitti. (Ray of Enfeeblement)
"Kadim kuvvetinizi gösterin bu şeytanlara!" diye bağırdı, ölüm kokuyordu sözleri Marcus'un, büyücüleri cesaretlendirmek çok işine yarayacaktı. Cesareti olan bir büyücünün önünde çok az varlık durabilirdi...
Aklına hızlıca büyülü sözleri getirmeye başladı, ellerini titreterek oynatmaya gözlerini dikenli yaratığa odaklamaya başladı Marcus, ölümler sürdü önüne büyülü sözler, harap düşmüş felçli insanları getirdi gözlerinin önüne bir anlığına. Sonra tekrar sözleri yaratığı gördü, nerden gelmişti bu şeytan? Cehennemin hangi köşesinden?
"Ama gideceğin yer belli!" diye geçirdi içinden sinsice ve sol elinin baş parmağını yaratığa doğrulttu, dokunacakmış gibi. Parmağının ucundan siyah-beyaz bir ışın çıktı, bakanın gözlerini yoracak bir ışın, ve yaratığa hızla gitti. (Ray of Enfeeblement)
"Kadim kuvvetinizi gösterin bu şeytanlara!" diye bağırdı, ölüm kokuyordu sözleri Marcus'un, büyücüleri cesaretlendirmek çok işine yarayacaktı. Cesareti olan bir büyücünün önünde çok az varlık durabilirdi...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Daha Deschain büyüsüne başlar başlamaz, karşısındaki yaratık elindeki koca glaive'i savurarak Deschain'in başını hedefledi ama bir santimle ıskaladı. Bunun yaklaştığını görmesine rağmen Deschain istifini bozmamış, büyüsüne devam etmişti. Büyüsü tamamlandığı anda yaratık ikinci kez saldırdı silahı ile, ama bu kez glaive, Deschain'in vücudunu kaplayan büyülü zırhtan sekti.
Yaratık bir adım geri çekildi ve Deschain'in savunmasında bir açık kolladı. Ardından glaive'i tekrar savurdu. Glaive, büyülü zırhı delerek Deschain'in sağ göğsünün altını yararak saplandı. Sonra yaratığın abanmasıyla glaive kan fışkırtarak çıktı.
Deschain'in acı çığlığı koridorda yankılanmıştı. Deschain bu yaranın doğal olmadığını anında anlamıştı. Yaranın acısı gitgide artıyordu. Sanki yara daha çok oyuluyor, daha çok derine iniyor gibiydi. (Deschain--> 9 damage)
Deschain, arkasındaki dövüş seslerinin azaldığını fark etmişti. Gruplardan birisi kazanmak üzereydi ama acısından arkasına dönememişti bile. Yine de Deschain hemen bir şeyler yapmalıydı, yoksa yaratık yeni bir hamlede bulunabilirdi.
***
Işın, karşısındaki yaratığı vurduğunda yaratık şaşkınlıkla çığlık attı ve dizlerinin üzerine düştü. Sonra öfke dolu gözlerle Marcus'a bakıp tekrar ayağa kalktı. Marcus'un büyüsünün işe yaradığı şüphe götürmezdi, ama yaratık o kadar kuvvetliydi ki bu haliyle bile ortalama bir insandan daha güçlüydü.
"Anne?"
"Jenna, burada ne arıyorsun?"
"Ne?! Kardeşim mi?! Burada mı?!"
"Hayır! Sen ölmüştün ama!"
Marcus çevresine bakındığında zincirlerle kaplı yaratıkların artık orada olmadıklarını, bunun yerine farklı insanların olduğunu gördü. Büyücülerin hepsi şaşırmışa benziyordu bunun kaşısında.
Belki de Marcus'un lanetlediği bunu bekliyordu. Bir anda tuhaf, soğuk, yapış yapış bir karanlık bulutu üzerlerine çöktü. Karanlığın içinden acı dolu çığlıklar geliyordu. Bazıları yalvararak haykırıyordu. Marcus bunu yaratıkların yapabileceğini düşündü çünkü karanlığın kendisinde hiçbir şey yoktu.
Karanlık bir an sonra ortadan kalktı. Kara cüppelilerin hepsi ayaktaydı ve sırtlarını vererek savunma pozisyonundaydılar. Hepsi de Marcus gibi düşünmüştü demek ki. Ak cüppelilerin büyük kısmı, kırmızı cüppelilerin ise bazıları yerde bedenlerinin dış katmanları eriyerek ölmüştü. Çok az ak cüppeli sağ idi, onlar da can çekişiyorlardı. Kırmızı cüppelilerin ise çoğu savaşamaz durumdaydı.
Yaratık bir adım geri çekildi ve Deschain'in savunmasında bir açık kolladı. Ardından glaive'i tekrar savurdu. Glaive, büyülü zırhı delerek Deschain'in sağ göğsünün altını yararak saplandı. Sonra yaratığın abanmasıyla glaive kan fışkırtarak çıktı.
Deschain'in acı çığlığı koridorda yankılanmıştı. Deschain bu yaranın doğal olmadığını anında anlamıştı. Yaranın acısı gitgide artıyordu. Sanki yara daha çok oyuluyor, daha çok derine iniyor gibiydi. (Deschain--> 9 damage)
Deschain, arkasındaki dövüş seslerinin azaldığını fark etmişti. Gruplardan birisi kazanmak üzereydi ama acısından arkasına dönememişti bile. Yine de Deschain hemen bir şeyler yapmalıydı, yoksa yaratık yeni bir hamlede bulunabilirdi.
***
Işın, karşısındaki yaratığı vurduğunda yaratık şaşkınlıkla çığlık attı ve dizlerinin üzerine düştü. Sonra öfke dolu gözlerle Marcus'a bakıp tekrar ayağa kalktı. Marcus'un büyüsünün işe yaradığı şüphe götürmezdi, ama yaratık o kadar kuvvetliydi ki bu haliyle bile ortalama bir insandan daha güçlüydü.
"Anne?"
"Jenna, burada ne arıyorsun?"
"Ne?! Kardeşim mi?! Burada mı?!"
"Hayır! Sen ölmüştün ama!"
Marcus çevresine bakındığında zincirlerle kaplı yaratıkların artık orada olmadıklarını, bunun yerine farklı insanların olduğunu gördü. Büyücülerin hepsi şaşırmışa benziyordu bunun kaşısında.
Belki de Marcus'un lanetlediği bunu bekliyordu. Bir anda tuhaf, soğuk, yapış yapış bir karanlık bulutu üzerlerine çöktü. Karanlığın içinden acı dolu çığlıklar geliyordu. Bazıları yalvararak haykırıyordu. Marcus bunu yaratıkların yapabileceğini düşündü çünkü karanlığın kendisinde hiçbir şey yoktu.
Karanlık bir an sonra ortadan kalktı. Kara cüppelilerin hepsi ayaktaydı ve sırtlarını vererek savunma pozisyonundaydılar. Hepsi de Marcus gibi düşünmüştü demek ki. Ak cüppelilerin büyük kısmı, kırmızı cüppelilerin ise bazıları yerde bedenlerinin dış katmanları eriyerek ölmüştü. Çok az ak cüppeli sağ idi, onlar da can çekişiyorlardı. Kırmızı cüppelilerin ise çoğu savaşamaz durumdaydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- C_Deschain
- Kullanıcı

- Posts: 291
- Joined: Thu Jun 01, 2006 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Deschain göğsündeki acı bir kaç adım geriledi.Konsantresini bozmamaya çalışıyordu.Bir büyücü için en öneml şey konsantre idi yoksa bu yaratık ölümüne neden bile olabilirdi.Yaratığın beklemesinden yararlanarak aklındaki büyüleri gözden geçirmeye başladı ama çok da geçirilcek kadar büyüs yoktu ve elinden gelen en iyi büyüsünü yapmaya koyuldu.Eliyle sihiri rünleri çizmeye büyü sözcüklerini fısıldamaya başladı.Yaptığı el hareketleri bir hipnoz etkisi yaratır gibiydi adeta.Büyüsünü tamamlarken Deschain'in elinden kıvılcımlar çıktı.Ve büyüsünü(Burning Hands) tamamlamasının verdiği yorgunlukla olacakları izlemeye başladı...
<div>Tári Nénharma....</div><br>
-
SacoKhan
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2585
- Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
- Location: YalnızlıÄ?ın hüküm sürdüÄ?ü yerden
- Contact:
"Bu yaratıkların sonumuzu getirmesine izin vermeyin, herkes savunmasını artırsın ve yaratıkları güçsüz düşürecek lanetlerini okusun! Yakına gelene tüm gücünüzle savurun büyülerinizi!!"! diye böğürdü. şu anda bulundukları durum hiç de iç açıcı değildi. Bir çok ak cüppeli ve kızıl cüppeliyi kaybetmişlerdi ama daha bir tane bile yaratığı düşürememişlerdi. Yapmaları gereken yaratıkları güçsüz düşürmekti sonra yaklaştıkları an tüm hasar büyülerini kullanacaklardı. Bu yüzden kuvvetli büyülerini sonraya saklıyordu Marcus. Sonra aklına bir büyü geldi beynini şöyle bir gözden geçirdiğinde.
Ellerini havaya kaldırdı ve sonra önüne. Büyü sözleri tekrar ahenkli danslarına başlamıştı Marcus'un ağzında. Ã?nünde yavaş yavaş büyüyen sihirli beyaz bir disk oluşmaya başladı, gitgide büyüyordu, sözler adeta besliyordu diski. Neredeyse Marcus'un boyu kadar olduktan sonra bir anda her tarafını kapladı Marcus'un ve gözden kayboldu. (Shield)
Sonra hemen hızla bileğinde gizli olan keskin hançeri çıkarttı, yaratıklar çok hızlı görünüyordu ve ansızın yakın dövüşe girmek zorunda kalabilirdi.
"BUNDAN SONRA ÇOK DİKKATLİ DAVRANMALIYIZ!!!!"
Ellerini havaya kaldırdı ve sonra önüne. Büyü sözleri tekrar ahenkli danslarına başlamıştı Marcus'un ağzında. Ã?nünde yavaş yavaş büyüyen sihirli beyaz bir disk oluşmaya başladı, gitgide büyüyordu, sözler adeta besliyordu diski. Neredeyse Marcus'un boyu kadar olduktan sonra bir anda her tarafını kapladı Marcus'un ve gözden kayboldu. (Shield)
Sonra hemen hızla bileğinde gizli olan keskin hançeri çıkarttı, yaratıklar çok hızlı görünüyordu ve ansızın yakın dövüşe girmek zorunda kalabilirdi.
"BUNDAN SONRA ÇOK DİKKATLİ DAVRANMALIYIZ!!!!"
And i still wonder if you ever wonder the same!...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest