Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

logan wrote:Gnoma olumlu olduğunu belirtmek için kafasını salladı ama bu arada miferini giydi.Miferini giyerken gözleri bir şeye kilitlenmişive sert bir ifade vardı... saçlarn topladı ve mierini giydi...
Ormanın girişine doğru geri geri gitti gözden kaçırmıyordu bir an bile gözlerini ayrımıyordu... Birleşik uzun yayını çekti sırtıdna bir tane ok...
Orada durup görünmesine bile aldırmadan savaşacaktı. Daha da kötüsü Hastlisch yanındayken savaşacaktı. Goblinleri daha önceden defalarca kere görmüş ve hatta canlarının çok kolay alınabileceğini anlamıştı. Ama onun içini ürperten o gördüğü çirkin ve merhametsiz yaratıkların eline düşme durumuydu. Söylendiğine göre bütün büyük ırklar tarafından aşağılanan bu ırk eline bir esir geçirdiğinde hıncunı ondan alıyordu.

Bu fikri beğenmediği gnomun yüzünden de anlaşılabilirdi. Savaşçı olan oydu, savaşmak isteyen oydu. Bu durumda Gnomun savaşçının yanında yeri yoktu.

"Bence diğerlerinin arkasından ..."

derken onun yine bir şeyler mırıldandığını gördü, belki tanrısına yakarıyordu. Ancak bu konu üstünde fazla düşünmeye gerek duymadı, beyinden çok bacakları çalıştırma zamanıydı. Ã?uvalını tekrara omzuna attı ve ağaçların arasına, yaşlı kadınla Schön'ün ardına takıldı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

V'ladhek lanet olası durumlarını düşünürken gözleri giderek büyüdü ve ilerideki devriyeyi gördü.Kanı çekilmişti bir anda.Tembel bir şekilde dolanan yaratıklar üzerlerinden geçerken V'ladhek görünmezliği onlar gidene kadar sürmesi için dua etti.O sıradada ısrarcı bir şekilde Harbormm'u dürtüyordu.

Harbormm ilk başta ne kadar aldırmasada gördüğünde V'ladhek emindi ki onunda kanı çekilmişti...Onları haklayabilirlerdi ama bu tuzak dolu sokakta...Sadece ölümleri demekti..

Üzerlerinden uçup gittiklerinde derin bir iç çekti V'ladhek daha sonra ileriden gelen kütük bir şeye çarptığını gördü..Acaba neye çarptı diye düşünürken kafasına o anda dank etti."Bu..Finrod!" dedi.

Daha sonra tam Harbormm'a Finrod diyecekken sanki o anlamış gibi konuşmaya başladı..

"şu an onun için yapabileceğimiz birşey yok, eğer geri gidersek, o tuzaklardan birine basabiliriz. Onunla aynı kaderi paylaşmak eminimki senin de pek hoşuna gitmez.." dedi ve bir kaç saniye bekledikten sonra "Buradan bir an önce çıkmalıyız, yoksa kafamıza goblin okları dışında, yanan tahtalarda düşebilir." diye söylendi cüce..

Vladhek sadece onaylıyan bir şekilde kafa salladı ve " doğru diyorsun Harbormm ama ona bir şekilde yardım etmeliyiz.Gerçi şu an ki durumumuz bize yardım gerektiriyor ama.. " dedi üzgün bir ifadeyle.

" İstersen burda ortalıkda durmak yerine eski dostum..Biran önce büyü bitmeden en yakın yere gizlenelim veya şöyle demeliyim..En iyi durumdaki eve.." dedi etrafındaki evlere bakarak..

Biraz ilerlerinde bir ev vardı hala ayakta ve içeriden hafifçe duman tüten diğerlerine göre V'ladhek'e daha sağlam gelmişti..Yerleri çok dikkatli bir şekilde araştırarak oraya doğru gitti herhangi bir tuzağı görmeliydi kesinlikle..

"Beni takip et Harbormm şuraya, şuradaki eve gideceğiz .." onun gösterdiği yeri anlamasada gittiği yönden anlayabilirdi Harbormm.. "Ayrıca unutmadan..Çok dikkatli olmalıyız sende dikkat et.." dedi ve sessiz ayrıca dikkatli adımlarla eve yöneldi...
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

şaşkın İlyamain kafasında ki hesaplardan Zahiran'ın sözleri üzerine sıyrıldı.
"Ordunun büyüklüğü konusunda bir fikrim yok. Ama sanırım daha fazla detayı öğrenebileceğiniz birisi mevcut. Ben size sadece bu civar hakkında bilgi verebilirim."
Birisi mi mevcuttu? Kimdi ki bu? Kadın bir an susunca oda çayından bir yudum aldı ve kadının söylediklerini dinlemeye devam etti.
"Evet, sanırım tehlikedeyiz. Buradakiler de bunun farkında. Ama dediğiniz gibi, kale hemen arkamızda. Pek acele ettiğimiz söylenemez. şimdi oturursanız hanımefendi, size yemeğin tarifini verebilirim. Beklettiğim için ikinizden de özür dilerim ama detayları öğrenebileceğiniz kişi...
İlyamain bir isim beklercesine öne eğildi ama o anda Zahiran bir an durdu ve sessizleşti ardından yeniden konuştu.
"Sanırım şu anda köye girdi."
İsim yerine bilinmesi güç bir bilgi vuku bulunca İlyamain şaşırdı ama az önce ki On Kasaba hakkında aldığı bilgiler karşısında ki şaşkınlığının yanında bu hiçbir şeydi. O yüzden yavaşça arkasına yaslandı ve beklemeye başladı.

Daha aradan çok zaman geçmemişti ki kapı çalındı ve İlyamain beklenen kişinin geldiğini hissederek öne doğru eğildi. Kulağı sesin geldiği yere, kapıya dönüktü ve dinliyordu.

"Geldim, geldim!" diye bağıran Zahiran kapıya doğru koşarken ve kapı açılırken "Hoşgeldiniz Lordum. İçeri buyurmaz mısınız?" diye ekleyince İlyamain'in merakı iyice cezbolmuştu. Bir lord mu? Bir lord? Burada? Ama neden?

Sorusu fazla cevapsız kalmadı. Gelen Lordun sözleri odayı doldurdu.
"Lord Oren in selamı üzerinizde olsun bayan."
İlyamain içinden bir dua okurken ona tanıdık gelen sesi dinlemeye devam etti. Lordu Oren'in bir inananı buradaydı. O ses ona ne kadarda tanıdık gelmişti?

Kör kızın düşünceleri geriye doğru uzanıyordu. Çok geriye doğru... Ama İlyamain kendisini tuttu ve dinlemeye zorladı.
"Sizi bu saatte rahatsız ettiğim için üzgünüm fakat kendimce önemli saydığım bir mesele için buradayım."
Yürüme seslerini duyumsadı ve lordun eve girdiğini anladı. Lordun... Lordun...
"Hayırlı akşamlar değerli kardeşlerim. Ben Tanrı Oren in hizmetkarı Cervantes. Tepelik sırtlara yerleştirilmiş kaleden buraya geldim. Misafirperverliğiniz için teşekkürler."
Bu sözler üzerine titremeye başlayan İlyamain bir anda ayağa fırladı ve "Ce... Cervantes?" diye onayladı. Sesi tanımıştı. Onu hatırlamıştı. Zihni onu götürürken hatırlama ile sarılmıştı.

Onu tek bir kez gördüm. Tanrımın seçilmişini gördüğüm o zaman çok geride kaldı ama onu geçte olsa o anda hatırladım. Kendisini tanıtmasa da zihnimin gerisinde duran o sesin sahibini unutamazdım. Unutmaya çalıştığım bir şeylerin varlığını anımsadığım gibi onu da anımsadım ve yerimden sarsıldım. O anılar... o korkunç anılar yeniden zihnime hücum ettiler. Geçmişim, zihnimde sakladığım o karanlık gölgeden bir kez daha fırladı ve beni vurdu. Her şeyi hatırladım...

Tapınağın koridorlarını saran o yanmış kek kokusu hala burnumdadır. Tanıdığım bir tapınak şövalyesine hazırlamaya çalışırken yaktığım kek. Yemek yapmakta hiçbir zaman usta olamamıştım ama bunu yine de denemiştim. Benim için değeri olan -bir zamanlar değeri olan- birisi için bir şeyler yapmak istemiştim. Her neyse o andan sonra, kısa süre sonra Logan tüm şövalyeleri Cervantes ile birlikte toplamıştı ve On Kasabaya yardıma gitmeye hazırlanıyordu. O anda Cervantes ile yaptığı özel toplantıda bulunma gibi bir durumum oldu ve Cervantes her ne kadar bana bir kez bile bakmamış olsa da benim orada ki varlığımı bildiğini düşündüm. Logan bana kibarca toplantı odasından çıkmamı söylerken Cervantes onu ve diğer bir çok şövalyeyi ölümüne götürüyordu. O andan sonra Logan'ı son bir kez, ölü olarak gördüm. Cervantes'i ile bir daha hiç görmedim.

O âna kadar... Belli ki Cervantes beni unutmuştu. Beni hatırlamadı. Ama bir kere gördüğünüz birisini unutmanız pekte öyle kolay olmazdı zaten...

Bu düşünceler o anda aklımda dolaşırken zihnimde gölgelere çektiğim ve unutmaya çalıştığım geçmişim beni bir kez daha sardı ve o anda Tanrıma dua ederek bunları yeniden gölgelere itmeye çabalamaktan başka bir şey yapamadım...


İlyamain'in gözleri görüyor olsalardı bile o anda kesinlikle boş bakışlara sahip olurlardı. Ã?ünkü İlyamain düşünceler içerisinde kaybolmuştu. İlyamain uzaklara gitmiş, geçmişini yeniden gölgelere itmeye ve onlardan kurtulmaya çabalıyordu.

ilyamain düşüncelerinden Cervantes'in yeniden konuştuğunu duyarak sıyrıldı.
"İzninizle, konuşacaklarım var sizinle. Oldukça önemli meseleler, sizde dahil olmak üzere tüm bu toprakları ve ve üzerinde yaşayanları da ilgilendiriyor."
İlyamain sadece dinledi... Hiç konuşmadı ve dinledi. Zihninde ki düşünceleri yeniden çıktıkları gölgelere tıkarak dinlemeye başladı. şimdi kendisini yorgun hissetmeye başlamıştı işte...
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh orc komutanı ve onun yanındaki dört ork'un bir pusu amacıyla uzaklaştıklarını tahmin ediyordu,bu Nakh'a bariz bir şekilde ortada gibi görünmüştü.Diyerleride yavaş yavaş Nakh'ın üzerine gelerek onu ortaya çıkartmaya çalışacaklardı.Nakh bundan emindi.Komutanları orklara bir şeyler fısıldamıştı Nakh daha fazla riske giremezdi hemen harekete geçecekti.

Nakh'ın bu durumda yapabileceği tek bir şey vardı oda saldırmak.Süpriz bir saldırının onları şaşırtabileceğini biliyordu,evet anahtar buydu orklara bir süpriz yapmak ve onları şaşırtmak."Belkide yapacağım son dövüştür bu" diye aklına geçirdi Nakh.Eğer bu son dövüşüyse görkemli bir dövüş olmalıydı.Nakh'ın aklına Larek'in söylediği bir söz geldi "bu dünyadan ebedi sonsuzluğa götürebileceğin iki şey, erdem ve onurdur dünyada bunlara sahip çıkan kimseler sonsuzlukta ebedi huzura erecek kimselerdir".Nakh herzaman erdem ve onuruna sahip olmuştu,onları gideceği heryere götürmeye kararlıydı.Nakh orkların olduğu yöne doğru baktı "içindeki güç orada Nakh git ve onu al" sesi bir fısıltı şeklinde çıkmıştı.


Nakh şimdi dövüş sopasını sağ eline aldı ve sol tarafına doğru çalıların arasından çıkmadan fırlattı,Nakh bunu orkları şaşırtmak amacıyla yapmıştı.Nakh bu hamlesinden sonra çalıların arasından sessiz ama hızlı bir şekilde çıkıtı ve gözünün seçtiği en yakındaki ork'a saldırmak için hızla harekete geçti ilk gördüğü ork'a çelme atmayı planlıyordu sonrada onu öldürene kadar saldıracaktı , sonrada diyerlerine geçecekti.şansı yaver giderse ilk beşini öldürebileceğini tahmin ediyordu.








NOT : improved trip lvl 6 monk bonus feat orc'a yaptığım çelme hareketi. ( 6. lvl bonus feat olarak improved trip seçtim).

improved trip : Geliştirilmiş çelme.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

" İstersen burda ortalıkda durmak yerine eski dostum..Biran önce büyü bitmeden en yakın yere gizlenelim veya şöyle demeliyim..En iyi durumdaki eve.."
"Höh! Buradan kurtulalım da, nerede gizleneceğimiz pek önemli değil, önemli olan budur." dedi homurdanarak.

Ardından o da dikkatlice Vladhek' e katılarak zemini taramaya başladı. Arada bir dudak kıpırdatarak hafifçe homurdanıyordu ve dudak kıpırdatarak, temkinle ve yavaşça yere basarak Vladhek' in izlediği yoldan gitmeye özen gösteriyordu...[/i]
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Ã?rünceğin ısırdığı yerler daha önce hiç olmadığı kadar ağrıyordu. öfkeyle sevdiği yeşilsiyah pelerinini eteklerini eline aldı. Bulduğu güçle çekiştirmeye başladı. Bir ayağı birde kolu için bandaj çıkartmışmaya çalışıyordu. Bandajları bağlmaya başlıyacaktı ki yerde duran yayı gözüne çarptı. Ã?rümcek hala sersem sersem ilerliyordu. Sağ eliyle yayını aldı ve bacağındaki kan akıcşını binevze rahatlatmak için yere outdu. Ã?rümcek hala hedef alanındaydı ama bu anlaşılan pek uzun sürmeyecekti. Biri sanki kulağına intikam sözcükleri fısıldamıştı. Yayını gerdi ve yapabildiği güçle örümceğin üzerine doğru yolladı.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Necros_Spellweaver wrote:Schön gözlerine inanamıyordu. Hastlisch onunla ilgilenmeden, Ejder Kanadı"nın yıkıntılarına gidiyordu. Onu bu kadının omzunda pineklemiş bir halde bırakmıştı. Schön öfkeyle tüylerini kabarttı ve sinirli bir şekilde gukladı. Sonra aniden sıçradı. Havaya yükseldi ve Hastlisch"e doğru pike yapıp onun kel kafasına çarptı ve istifini hiç bozmadan tekrar yükselerek Limerik Ormanı"nın içine girdi.

Kadın ise bu sırada bastonuna dayanarak başını kaldırdı ve hepsini uyaran bir ses tonuyla haykırdı. "Ã?içeklerin habercileri artık ölüm taşıyorlar! Yaşamın son perdesi de kapanmak üzere!" Kadın başını indirdi ve Yılmax"la göz göze geldi. Ve drow deliliği gördüğü. Çok bilmenin ve çok acı çekmenin getirdiği deliliği. O gözlerde yüzlerde savaş ve gözyaşı vardı. Sadece iyinin kötüye karşı olan mücadelesi değildi bu. İyinin iyiye ve kötünün kötüye karşı olan savaşı da vardı. Anlamsız hırslar uğruna dökülen kanlar, geride kalan dullar, yetimler, ağıtlar yakan analar... Hepsi o gözlerdeydi. şimdi de o gözler bir yenisini vaat ediyordu. Kadın gözlerini kaçırdı, tekrar arkasını döndü ve başını sallayarak yavaş yavaş Limerik Ormanı"na girdi ve gözden kayboldu.

şimdilik tek fark eden Gümüşyüz olmuştu. Henüz kasabadaki evlerin üzerindeydiler, ama üç tane uçan şey gördüğüne yemin edebilirdi. Ne olduklarını seçemiyordu ama bunun önemi olduğunu da sanmıyordu. Üstelik buraya geliyorlardı.
Yilmax sözlerini tamamlamıştı ki druid'in sesini duydu ve konuşmasını kesip yaşlı kadına döndü o anda druid'in gözlerine bakarken buldu kendini. Anlamsız, boş, belki de çok anlamlı, akıl, bilgelik bir o kadar da çılgınlık, delilik hatta ihaneti gördü gözlerinde. Asırlardır çekilen acılar, haksızlıklar, mertlik, hainlik, savaş, herşeyi anlatan ama belki de hiçbir anlamı olmayan bakışlar.... Ardından da o akla ziyan sözler döküldü yaşlı druid'in ağzından. Ne demek istiyordu? Belki de hiçbirşey...
Gümüşyüz'ün yanına kadar gitti ve bu sırada ormanın içinde baykuşunun kaybolduğunu gördü. Biraz çabuk olmaları gerekiyordu.

"İstersen ormana girelim, oradan etrafı seyredelim. Burada çok fazla göz önündeyiz!"
"Off dinlememişler, hem de hiçbir kelimesini sözümün. Ne olmasını bekliyordum ki? Deli bir gnom ve garip bir şövalye!" diye düşünmeden edemedi. Sıkıntıyla arkasına döndü ve tekrar " Arkadaşlar sanırım bu yaşlı kişiyi çıldırtan şeyi bulabiliriz ve burada çok ortada olduğumuz konusunda haklısın. Bir an önce boş duracağımıza etrafı araştırsak daha faydalı olabiliriz. Belki de birşeyler keşfedebiliriz ya da ne bileyim faydalı olmaya çalışırız."
''şu zamana kadar bana öğretilenler,kazandığım tecrübeler. İyilik senden gözlerime güç vermeni ve benim iyi ile kötüyü ayırt etmemi sağla,lütfen İyilik senin yardımına ihitiyacım var... bu diyardan bir kötü daha sile bilmek için,kötüyü göre bilmek için''(ddeck EVil ... Celestial Abilities)

B sefer Gümüşyüz kendi kanında olan bir özelikten yararlanıyordu...
VE gözlerini gelen 3 şeye dikti.

gnomada konsantresini bozması için dur işreti yaptı.
"Ah ne yapıyor bu? Zaman kaybetmemeliyiz! Ne kadar açıkta durusak o kadar kötü. On kasaba yanıyor ve bunu yapanlar çok da uzaklarda olmamalılar...

--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Necros_Spellweaver wrote:Horcoel, yangının şiddetle devam ettiği cadde boyunca yürümeye devam ediyordu. Evlerin gölgelerine saklanmıştı. Sessiz adımlarla ilerliyordu. Bunları öylesine güzel başarıyordu ki çok dikkatli bir ork gelmediği müddetçe onu gölgelerden seçemezdi.

Horcoel caddenin ortalarına yaklaşmıştı. Gizlenerek ve sessizce gelmek bu yolu normalden çok daha uzun sürede almasına yol açmıştı. Bir evin gölgesinde saklanırken derin bir nefes aldı. şimdiye kadar tek bir nefes dahi duymamıştı.

Horcoel ne kadar yolunun kaldığına baktığında sokağın sonuna doğru garip bir şey gördü. Aniden sokağın iki yanından da oklar fırlamıştı. Hiçbir zarar vermeden karşı duvara saplanmışlardı.

Horcoel bu duruma o anda bir anlam veremese de durumun üzerinde durmadı. Sıradaki evin gölgeleri yok denecek kadar azdı. Sırtını binanın duvarına yaslayarak yan yan ilerlemeye başladı. Tam bir pencerenin önüne geldiğinde bir çatırtı koptu. Horcoel kendisini yere attı ve tam o anda alevler pencereden dışarı uzandı. Tam tepesinde alevler uçuşuyordu.

Horcoel, alevlerin üzerinden orkların tehlikeli silahlarından birini gördü. Yarasa kanatlı, dev bir arıya binmiş üç goblin, caddenin üzerinde devriye geziyorlardı. Dev böcekler havada yavaş yavaş süzülürken, goblinler caddeyi gözlüyorlardı.

Horcoel, böcekler gidene kadar sessizce bekledi. Devriye caddeden yukarı çıkıp dosdoğru grubun buluştuğu noktaya doğru ilerliyorlardı.

Horcoel alevlerin altından sürünüp uygun bir yerde tekrar ayağa kalktığında caddenin ilerisinde başka bir mekanizmanın çalıştığını gördü. Caddenin tepesine monte edilmiş koca bir kütük hızla aşağı bir yay çizerek indi ve havayı yardı...veya bir şeye çarptı. Ã?ünkü Horcoel acı dolu bir inilti duyduğuna yemin edebilirdi.

Yooooooooooooooooooooooooooooooo.....(içinden tabi..)

Horcoel saklandıgı yerden elini öne doğru sanki kütüğü durduracakmışcasına uzattı..Kasabaya tuzaklar kurulmuş ve bu tuzaklardan biri arkadaşlarından birine çarpmıştı..Görünmeyen birşeye çarptığına göre..Üstelik sert çarpmıştı..Bir insanı yada herhangi bir varlıgın kemiklerini kıracak bir şekilde..

''Nimarien sana ihtiyacı olan bir arkadaşın tuzağa düştü yardım et..Yardım..Eğer onu orada bırakırsan orclar onu elegeçirirler ve öldürmenin yanısıra bunu hangi işgencelerle yaparlar..''

Horcoelin içi bir an iğrenç görüntülerle bulandı..Bir görevi vardı ama..Göz göre göre yardım edebilecegi bir arkadaşını ölümün soğukluğuna bırakamazdı bu görev uğruna..

Birden aklında daha büyük bir soğukluk belirdi..Eğer bu yoldaşı ölecekse kendisinin yüzünden öleceğini düşündü..

''Bu araştırma benim fikrimdi..Benim..Ben..Benim yüzümden ölmesine izin veremem..''

Dişlerini ve yumruklarını sıktı..Kendisini suçlamaktaydı..

''Ama oraya gidersem yakalanabilirim..Ve kurtarabilecegim diğer insanlar''..Kafasını karıştıran birtakım düşünceler etrafını sarmıştı paladinin..Kendi kendisiyle konuşan bir deli misali gibi kendisiyle boğuşuyor ''Gerçek Doğru'' ya ulaşmaya çalışıyordu..Düşünceler bastırıyordu bu sırada..Doğru kararı almasını engelleyen düşünceler..Az sonra yapacagı şeyin hiçkimseye bir yararı olmayacagını söyleyen mantıksal veriler zihnini boğuşturuyordu..''Bu yapacagın akıl işi değil Nimarien kendini öldürteceksin ve kurtarabilecegin masumlar senin aptallıgının cezasını çekecekler..'' diyordu ses zihninde..

Gözlerini yumdu..ve reddetti hayır cevap bu olamazdı..O halde cevap ne olmalıydı diye geçirdi zihninden..

''Zihninden ayrıl ve saflıga odaklan ışıgın çocuğu..Sorgulayacagın şey bunlar degil..Sıradan insanların sorgulaması gereken şeyler bunlar..Bana söylermisin Nimarien..Sen sıradan bir insanmısın..Sorgula..Ama bunları değil..Kendini ve amacını sorgula..Gerçek Doğruyu mu arıyorsun..Ortada bariz bir gerçek var Nimarien..Sadece bulanık zihnin bu gerçeği görmeni zorlaştırıyor..

''İşte tam orada sana ihtiyacı olan bir yoldaşın var Nimarien..Onu orada bırakaamzsın..Senin kalbin buna izin vermez..''


''Evet..''dedi sakince kendisine cevaben..Horcoelin kalbinin saflıgı bir an için gözlerine yansımış onu merhametin ve iyiliğin gücüyle ışıl ışıl etmişti..

''Vermez..'' Mavi gözleri kalbinin saflıgından kaynaklanan pozitif enerji akımlarını dışarıya yansıtacak şekilde buz renginde parıldarken yumruklarını sıktı..Evet yardıma gidecekti..

Horcoel saklandıgı yerden başını çıkarttıktan sonra sağını ve solunu kontrol etti..Elf pelerinine iyice sarılarak yavaş adımlarla adamın düştüğü yer olarak belirlediği toz bulutuna doğru ilerledi..Büyülü elf kumaşının altından etrafı gözlüyor ve kimseye görünmemeye çalışarak ilerlemeye devam ediyordu..

O sırada zihninden bir yıldırım daha sıçradı şovalyenin beynine

''Ya bir tuzak daha varsa Nimarien..Kendini boşu boşuna tehlikeye atarak gerçek bir paladin olabilecegine mi inanıyorsun sen..Azıcık sorumlulugunu üzerine al ve geri dön..Hala sana ihtiyacı olan başka insanlar var bunu geride bıraksan da olur..şuna bak..Belkide ölmüştür bile..Bir insanmı bin insanmı Nimarien..Bir paladin yapabilecegi en yüksek yardımı düşünür..Sen ise saçma sapan herşeye atlıyorsun''

''BİR PALADİN DÃ?şÃƒ?NMEZ..O SADECE KALBİNİN SESİNİ DİNLER..VE O BANA DİYORKİ..BİR İNSAN İLE BİN İNSANIN ARASINDAKİ FARK SADECE BASİT BİR SAYIDAN İBARETTİR..BİNE ULAşMAN İÃ?İN BİRDEN BAşLAMAN GEREKİR..BENİM SORUMLULUGUM KENDİME DEğİL BANA İHTİYAC OLANLARADIR..BİR YADA BİN..FARKETMEZ..YAşAM PALADİNLERİN KORUDUGU KUTSAL BİR HAZİNEDİR..VE BEN BU UGURDA BİR KERE DÃ?şÃƒ?NMEDEN BİLE BANA CAN VEREN KANIMI SONUNA DEK AKITIRIM..''

''Artık herhangi birşey düşünmek istemiyorum..Düşünecegim tek şey ihtimaller olacak..Ama ilerlememi sağlayan şey kalbim..Artık düşünmek yok..Artık yok..''

Kendi iç hesaplaşmasını yaşarken yavaşça ilerlemeye devam eden paladin hedefine daha da yaklaştıgını hissediyordu..Peki ya tuzaklar..Sadece tuzağa rastlamamayı umdu ve ilerledi..

''Kutsal ışık bu ölüm tuzakları kaplı yolda tek güvencem sensin..Eğer kaderim burada ölmekse kaderimi kabul ederim..Ama bana bir kez daha yol gösterip karanlıga bulanmış yolumu aydınlatırsan bende senin izinde yürümeye devam ederim..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador adamlarına baktı.Hızlı karar vermesi gerekirdi. Orada kim yada ne varsa onları bekliyor olacaklardı. Onların iyi yada kötü oldukları hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Ama iyi olduklarını pek sanmıyordu.Ama hiçbir şey için emin olamazdı.

Meşalelerden birini eline alarak askerlere biraz yanaştı. "şimdi siz 4 ünüz-öndeki 4 lüyü göstererek- benimle geliyorsunuz. Siz beşiniz burada kalacaksınız.İleride neler olduğunu bilmiyoruz. Her türlü ihtimale karşı siz arkada kalıp geriden geliceksiniz. Eğer karşımızdakiler iyi kişilerse-ki öyle umalım- zaten bir sorun olmaz. Ama eğer kötü yaratıklarsa bizi bekliyor olacaklar.Bir anda hepimiz bir tuzak yada kıskacın içine düşmeyelim."

Dört askerle beraber ileri doğru ilerlemeye başladı. Ardından tekrar dönerek "yinede biraz geriden bizi takip edin."

Köşeyi dönerken askerlerine kılıçlarını çekmelerini emretti. Kendi kılıcını çekmemişti. Ufak bir tehlike anında savunmasız bırakacaktı kendisini belki ama meşale ile beraber ilerlemesi öyle zor olurdu. Tek umudu karşısındakilerin iyi kişiler olmasıydı. İyi kişiler...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
WereWolf
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Thu Sep 15, 2005 10:00 am
Contact:

Post by WereWolf »

Azazel 15 orcla göz göze gelmişti.Hepsi elinde baltalarını tehditkar bir şekilde Kurtadama doğrultmuşlardı.Azazel bu kadar çok orku görünce bunların hepsini öldürmesinin zor olduğunu anladı.Ama daha fazla ne yapabilirdiki.Birden kurt dostu aklına geldi.'' Yardımıma gelin asil avcılarRR !!! '' diye bağırdı.Sonra Devasa Greatswordunu yavaşça kaldırdı.''Dragonfly kılıcımı kutsa!!!''.Ve Ã?ılgınca Naralar atarak orkların üstüne atladı.Cesaretinin yanındaki askerleri yüreklendirmesini düşünerek!!
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Dioraveni içeriye girmiş olan adama baktı süzerek.Görünümünden soylu bir insan savaşçısı yada bir insan komutanı oldugu anlaşılıyordu.Bir anda üstündeki uyuşuklugu bırakarak kendisini ayaga kaldırdı.Adam isminin Cervantes oldugunu söylemişti.Ve kendilerini selamlamıştı.Bir kedinin zerafeti ve bir kugunun narinligi ile bir saray reveransı verdi adamın selamına karşılık olarak.Hiç olmassa bu insan kibarlık ne demek biliyordu.


''Size de hayırlı akşamlar dilerim Oren in hizmetkarı olan soylu savaşçı Cervantes.İzninizle bende kendimi taktim edeyim.Bir elf gezgini ve Corellon Larethian inananı Dioraveni..Kaleden buraya kadar gelmiş oldugunuza göre önemli birşey olmalı sizi dinliyorum''

Sesi kulaklarda yakut bir çığlıktı.Net kırmızı ve sıcak asil parıltılarla süslenmiş,pürüssüz ve melodik.Ve bu yakut çığlık,ortak dili konuştuğunda gizemli ve egzotik bir hava katıyordu.
Image
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Zehiran, Cervantes"in botlarını nazikçe aldı ve içeride kapının yanına koydu. Sonra bir sanki yoktan peydahlanmış gibi bir sandalye bulup getirdi ve iki hanımın yanına koydu. Cervantes"e döndü ve sandalyeyi gösterdi.

"Buyrun Lordum, oturun. Adım Zehiran Tuuker. Bana çok sorunuzun olduğunu biliyorum, ama bu hanımların da çok sorusu var. Onlarınkiler sanırım daha önemli. Ã?nce onları cevaplayayın ki, sorularınız iki kez sorulmasın bana. Korkmayın, yeterli zamanımız var ve bütün sorularınızın cevaplarını alacaksınız."

Kadın anlamlı anlamlı Cervantes"e gülümsedi, sonra da gidip koltuğuna yerleşti.

Not: Buradan itibaren Cervantes, Ilyamain ve Dioraveni, insiyatife sahiptirler. Aralarındaki konuşmaları halletmelerinin ardından Zehiran"a kafalarındaki soruları sorabilirler.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Sesler tamamen susmuştu. Ã?ıt bile çıkmıyordu. Salvador adım adım dönemece yaklaşırken Tek işitilen askerlerin nefes alışlarıydı. Askerlerin hepsi de kılıçlarını çekmişlerdi. Meşale ateşinin ışığı hepsinin kararlı yüzlerini aydınlatıyordu.

Salvador tam dönemece geldiğinde bir taşın düşüş sesi tünelde yankılandı. Tüm askerler siper aldılar; ama hiçbir şey çıkmadı. Salvador"la olan beşli ile geriden gelen beşli arasında on adımlık mesafe vardı.Geride kalanlar sırtlarını duvara yaslayarak kendilerini gözden uzak tutmaya çalıştılar.

Salvador dikkatle dönemeci döndü. Bir yayın gerilmiş teli bırakıldı ve bir ok hızla Salvador"a çapıp zırhından sekti. Sonra meşale ışığı, havlayarak üzerine saldıranları gösterdi.

Kobodlar.

Garip havlama sesleriyle Salvador"un üzerine atlayan koboldlar kılıçlarını ona sağlamaya çalıştılar ama hepsi Salvador"un zırhından geriye sekti. Hatta koboldlardan birisinin kılıcı elinden fırladı. Kobold itiraz edercesine havlarken, askerlerden birisi hemen Salvador"un önüne geçti. Kalkanıyla kılıcını düşüren koboldun kafasına vurup sersemleyen koboldun karnını kılıcıyla yardı. Diğer dört asker de birer kobold aldılar. Göz açıp kapayıncaya kadar koboldlar ölmüştü. Sadece altıncısı olan oklu kobold kalmıştı geriye. Kobold bir ok daha attı. Ok, askerlerden birisinin zincir zırhına saplandı. Asker ise kendisine zarar vermeyen oku çekip attı.

Kobold korkuyla hepsine bakıp geri döndü ve kaçmaya başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Kafasına sağlanan okla birlikte örümcek ölü bir şekilde yere düştü. Tıpkı Slach"ın kolunun bitkince yere düşmesi bile. Zehir o kadar hızlı yayılıyordu ki artık ne yayı ne de kılıcı taşıyamaz olmuştu. Başını bile zorlukla oynatıyordu. Küçük olan örümcekler vücudunda gezinip ısırdıklarında ve daha fazla zehir salgıladıklarında Slach sadece bakıyordu. Elinden gelen başka bir şey yoktu. Vücudu kasılmalarla sarsılıyordu. Aşırı derecede terlemişti. Nefes alamıyordu. Her şey kararmaya başlamıştı. Slach sanki dipsiz bir çukura doğru düşüyormuş gibi hissediyordu.

Bir kılıcın vücuduna teğet geçen darbelerini hissettiğinde tek gözünü büyük bir zorlukla açtı. Bir atın üzerine binmiş iki oğlan çocuğu, seri bir şekilde örümcekleri Slach"ın vücudundan temizliyordu. Tüm örümcekleri öldürdüklerinde ikisi de attan indi. Büyük olan elini Slach"ın yaralarında dolaştırdı ve "Sanırım zehirlenmiş." diye mırıldandı.

"Denial, sen burada kal ve ona göz kulak ol. Ben hemen döneceğim."

Anlındaki boncuk boncuk terlerden bir damla aktı ve Slach"ın açık gözünün kirpiklerinde dolandı. Slach artık gözünü daha fazla açık tutamadı. Kasılmalar artmıştı ve nefes alamıyordu. Sonra yaralarında gezinen eller ve en az zehir kadar yakıcı, ama bir o kadar da ferahlatıcı bir şeyler hissetti. Ne olduğundan emin değildi. Zaten ölüyordu, ne önemi vardı ki.

Ancak birkaç dakika sonra kasılmaların yavaşladığını ve daha kolay nefes alabildiğini fark eti. Bin bir güçlükle gözlerini araladı. Büyük oğlan ona gülümseyerek bakıyordu.

"Dünyaya hoş döndünüz efendim. Adım Maximillian ve bu da Denial." Eliyle küçük oğlanı gösterdi. Oğlan heyecanlı bir şekilde başını salladı. "Tam vaktinde gelmişiz. Birkaç dakika daha geç kalsaydık kesin ölürdünüz. Biraz ileride bir at buldum. Sanırım size ait. Onu da buraya getirdim. Merak etmeyin, az sonra ayağa kalkabileceksiniz. Kullandığım ot zehri engellemez, ancak yavaşlatır. Mültecileri bulduğumuzda sizin için daha kesin çözümler üretebiliriz."

Maximillian ve Denial birkaç dakika sessiz kaldılar. Az sonra Slach gerçekten de kıpırdayabildiğini fark etti. Maximillian onun ayağa kalkmasına yardım etti.

"Sizi On Kasaba"da gördüğümü hatırlıyorum efendim. Burada ne işiniz var? Tüm mültecilerin kuzeye yürüdüklerini düşünmüştüm. Yoksa başlarına bir şey mi geldi?" diye ekledi Maximillian telaşla.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Hastlisch ormana girdiği zaman o uçan şeylerin onları burada takip edemeyeceklerini anladı. Ağaçlar fazla sıktılar. Elbette ormanın içinde bir tehlike olması söz konusuydu. Ama ağaçların arasından Schön"ün sakin guklamasını duyunca Hastlisch rahatladı. Gece avcılarından birisi olan kuş, ormanda bir tehlike sezmemişti. Yine de bir sorun vardı: Yaşlı kadın ortadan kaybolmuştu.

Yılmax ise bu sırada Gümüşyüz ile Hastlisch"in arasında kalmıştı. Gümüşyüz"le kalıp onunla birlikte savaşabilirdi ama bu elbette ki çok tehlikeli olacaktı. Hastlisch"le birlikte ormana da kaçabilirdi ama bu durumda Gümüşyüz"ü burada yalnız bırakmış olacaktı. Ah onu da ormana girmeye ikna edebilseydi...

Gümüşyüz ise kutsal kanından gelen gücü kullandığı zaman, uzaktaki goblinlerin, ancak kendi gözünde görülecek şekilde kırmızı kırmızı parladığını fark etti. Yaratıklarda ise böyle bir şey söz konusu değildi. Yine de Gümüşyüz bu bilgi için zamanını boşa harcamıştı. Goblinler onları görmüşlerdi. şimdi de tüm hızlarıyla Gümüşyüz"e doğru uçuyorlardı. Yaratıkların ikisi yana doğru açılırken biri ortadan hızla geliyordu. Gümüşyüz"ün etrafını saracaklardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest