Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

"Onun yanında öleceksin." dedi kadın yankılı sesiyle, Horcoel"in içinden söylediği sözleri dile getirerek. Sonra elini Horcoel"in kalbinin üzerine koydu. "Kalbinin sesini dinle. Seni ona götürecektir."

Horcoel kıpırdayamadığını fark etti. Kadının gözlerine bakıyordu. Resmen onu gözleriyle hapsetmişti. Ama hareket etmesi gerekliydi. Tam arkalarında ayakta kalan, alevler içindeki son kolon üzerlerine doğru devriliyordu. Horcoel bunu görüyordu, ama hiçbir şey yapamıyordu.

Horcoel, kadının gözlerinde kendini gördü, Illyra"yı gördü, ve daha binlerce aşık çifti gördü, ve hepsine duyulan şefkati. Kadın merhamet dolu bir şekilde gülümsedi. Horcoel"in yanağını nazikçe okşadı. Sonra avuç içini gösterecek şekilde Horcoel"in yüzüne sağdan sola doğru bir silme hareketi yaptı. Horcoel o anda kadının son bir fısıltı koyuverdiğini, ve bu fısıltıya tam üzerindeki kolonun gıcırtılarıyla yangının çıtırtılarının karıştığını duydu.

"Illyra..."

Avuç gözünün önünden çekildiğinde Horcoel kendisini evin dışında, ateşlere bakarken buldu. Kollarında sadece kendi pelerinini tutuyordu. Kolonun büyük bir gümbürtüyle az önce durduğu yere düştüğünü gördü.

şaşkın bir şekilde alevlere bakarken bir kişneme duydu ve kulağına ıslak bir şey yapıştı. Daha arkasına dönmeden, Silver"ın geldiğini anlamıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Finrod"un kararsızlığı belki de yoldaşlarının hayatına mal olacaktı. Harbormm ve V"ladhek ileride homurdanarak yollarına devam ediyorlardı. Bu sokakta tek tuzak olmadığı kesindi.

V"ladhek, ardında Harbormm ile ilerlerken ayağı gergin bir tele takıldı ve bir kez daha yere düştü. Aynı anda düzenek harekete geçti ve iki yandan fırlayan oklar havada yol almaya başladı.

Harbormm, cücelerin neden yeraltında yaşadıklarını asla anlatamadı. Ã?nce bir hayret nidası, sonra sert bir şeyin yere çarpış sesi, ardından da bir inleme duydu. Sonra da pek çok ıslık sesi.

Oklar.

Harbormm daha bir tepki veremeden oklar ona ulaşmıştı.

Oklar Harbormm"un başının üzerinden geçip giderken cüce, kısa boyuna şükretmeden edemedi. Sonra ileri doğru bit atım attı ve aynı ipe takılıp yeniden V"ladhek"in üzerine yığıldı.

Finrod geride, harekete geçen mekanizmayı görmüştü. Görünüşe göre çok geç kalmıştı. Belki de arkadaşları şimdiye ölmüştü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh kendini dikenli çalıların arasında sokarken bir kez daha her tarafı çizildi. Ama çalılar dikenli olduğundan sertti ve fazla hışırtı yapmıyorlardı. Bu avantaj düşünülürse, acı katlanılabilecek bir şeydi.

Nakh çalıların arasına yerleştikten birkaç saniye sonra ilerideki evlerden birinin sağından on kadar ork çıktı. Orkların hepsi deri zırhlarla kuşanmışlardı. Ok ve yay taşıyorlardı ve kılıç, balta gibi silahlar bulunduruyorlardı. Diğer orkların aksine, düzen ve disiplin içinde ilerliyorlardı. En önde gidenleri büyük ihtimalle kumandanlarıydı.

Orklar, iki cesedi görünce bir an oldukları yerde durdular. Ã?ndeki ork başıyla bir işaret yaptı. Orkların üçü sağa üçü de sola dağıldılar ve yaylarına birer ok yerleştirip hazırda beklediler. Kalanlar ise kumandanlarının yanında temkinli bir şekilde cesetlere yanaştılar.

Diğerleri çevresinde nöbet tutarken, komutan eğilip cesetleri inceledi. Nakh onun dudaklarının kıpırdadığını fark etti, ama ne dediğini duyamadı. Komutanın eli, Nakh"ın öldürdüğü orkun boynunda oyalandı. Sonra komutan sakin bir şekilde cesetleri aramaya devam etti. Nakh gibi acelesi olmadığından gayet rahattı.

Birkaç dakika sonra komutan, baş parmağı ve işaret parmağı arasında tuttuğu bakır bir yüzüğü havaya kaldırdı. Arkasındaki orkların kaşları çatıldı.

"Yani ölmemek bunlar mal için?" diye sordu askerlerden bir tanesi huzursuzca. Komutan başını salladı ve ayağa kalktı.

"Katilleri başkaları araştırmak. Biz göreve devam etmek."

Orklar, komutanlarının yanına geldiler. Hepsi de onun emirlerini bekliyor gibiydi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Azazel tekrar kapının yanına döndü ve gördüğü ilk odaya daldı. Bir çalışma odasıydı burası. Üzerinde pek çok raflar bulunan raflar, bir çalışma masası, yerde pahalı bir halı... Azazel odanın dekorasyonundan dikkatini ayırdı ve pencereden dışarıya baktı. Uzun süre hiçbir şey göremedi. Sonra tam karşıdaki evin üst katındaki bir pencerede elinde yay olan bir goblin gördü. Goblinin gözleri kapıdaydı.

Bu sırada Azazel"in bulunduğu evin üst katından hala dövüş sesleri geliyordu. Bir orkun acı dolu böğürtüsü ve bir insanın savaş narası evde yankılandı. Bir sessizlik oldu. Sonra merdivenden inen ayak sesleri duyuldu. Sonra alt kat koridorunda yürüyen ayak sesleri ve...

"Efendim, burada bir canavar var!"

Azazel hızla arkasını döndüğünde bir insan askerin titreyen ellerle kılıcını savunma pozisyonunda tuttuğunu gördü. Sonra daha yaşlı bir ses duyuldu.

"Ne cana...Oren aşkına! Bir kurtadam!"

Bununla birlikte içeriye iki insan daha girdi. Korkulu, ama dövüşmeye kararlı gözlerle Azazel"e bakıyorlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh dikkatle orkları seyrediyordu.Evt bu gurup diyer orklardan daha farklıydı amaçları neydi acaba? her neyse iyi bir amaç olmadığı kesindi.


Nakh yanılmıştı ork'un üzerinden bi şey çıkmıştı,değerli bi şeyde olabilirdi bu ama artık bir önemi yoktu olan olmuştu birkere.şimdi Nakn'ın saklandığı yerde beklemekten başka hiçbir şansı yoktu en azından ortalık yatışanakadar.


Ork gurubu ikiye ayrılıyor gibiydi bu hem iyi hemde kötüydü.Güçlerini böldükleri için iyi, bir gurup onu aramaya kalkışabileceği için kötüydü.Nakh şimdi orkların komutanlarının etrafında toplandığını gördü komutanlarının emirlerini bekilyor gibiydiler.Komutanın diyer orklardan daha zeki olduğu kesindi, hareketleri bunu doğruluyor gibiydi."Zeki olabilir ama bilge olmadığı kesin" diye aklından geçirdi Nakh.


Bu kadar organize ve ağır donanımlı (Nakh'a göre deri zır giymek ve bir metal silah bile taşımak ağır donanımlılıktı) bir gurup ne tür bir amaç güdüyordu acaba? efendilerinden nasıl bir görev almışlardı? Nakh bunları öğrenmeye kararlıydı.Nakh çalıların arasında sessizce fısıldadı "er yada geç bunları öğrenicem".

Nakh çalıların arasındaki sessiz bekleyişini sürdürüyor, bir yandanda orkları sabırla gözlemeye devam ediyordu.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
WereWolf
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Thu Sep 15, 2005 10:00 am
Contact:

Post by WereWolf »

Azazel kendisine silah doğrultan askerleri görünce hiç şaşırmadı.Bi Kurtadamla karşılaşan herkes onu düşman olarak görür akıllı olanları ise silah çekmek yerine kaçardı.
'' Cesursunuzz ''
dedi hafifce sırıtarak.(sırıttığında ağzındaki jilet kadar keskin dişler görünür...)
'' Ama ne yazıkki buraya sizinle savaşmaya gelmedim,silahlarınızı indirin insanoğulları ikimizde ortak düşmanlara sahibiz ''
Her ne kadar elinden geldiğince kibar konuşmaya çalışmışsada gırtlaktan çıkan sesi bu konuşmayı daha agresif kılmıştı.Kılıcı omzunda asılı olan Kurtlordu kılıcını çıkarmak için hiç bir harekette bulunmadı.Ama askerlerin aptalca bir hareket yapıp saldırmalarından korkuyordu.
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach kendisine saldıran büyük örümceğe son anda kılıcını soktu ve örümceklerle dolu ağaçtan uzaklaşmak için bir fırsat aradı. Pek güvenmese de daha az örümcekli görünen başka bir ağacın altına sırtını verdi. İstemsizce gözleriyle yukarıyı süzüyordu.Bir an daldı ve yaprak ve dallar arasındaki örümcekleri aramaya başladı. davasa örümceğin ince ayaklarının çıkardığı garip sesler dalgınlığını geçip dikkatinin yerine gelmesine sebep oldu. Devasa örümcek bacaklarını tam açarak slachıb üzerine doğru atlamıştı. Slach son çağre olarak kendini yere atti.

Birkaç saniye yerde yuvarlandı. Kendini hemen toparlayıp ayağa aklakaya çalıştı. Ama birkaç saniye içinde bile el büyüklüğünde olan örümceğin bacağından yukarı doğru çıktığını fark etti. Slach bacağını deli gibi sallayarak küçük örümcekten kurtuldu.

Ağaca toslamış olan örümcek kendine tam olarak gelmeden Slach üzerine doğru koştu yeretli mesafeye geldiğince zıplayarak iki eliyle kısa kılıcını tutup örümceğin karnına doğru sert bir hamle yaptı. Aklında kılıcını yeteri kadar derine sokup sonrada kılıcını sağa sola oynatıp örümcekte oluşturduğu yarayı genişletmek vardı.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Necros_Spellweaver wrote:Kadın korku dolu gözlerle gökyüzüne bakıyordu.

"Yıldızlar bir ses perdesinin arkasına neden çekilmiş? Ateş hissediyorum ama yanan gök değil yer iken hava neden bu kadar aydınlık? Neden titreyen ruhum beni ateşlere sarıyor? Neden evren sanki son kaosunu yaşıyor?"
Soruların ad arda gelmesiyle daha ilk sorudan cevaplamaya başlayan gnom soruların ard arda gelmesi nedeniyle normal bir insanın anlayabileceği anacak normalden daha hızlı bir şekilde konuşmaya başladı. Sorularını cevaplayarak belki de onun sakinleşmesini sağlayabilirdi. Ayrıca böylesi deli saçması konuşmalar hiç hoşuna gitmezdi!

"Yıldızlar sisperdesi altındadeğil hanımefendi, sadeceyanan evlerinkoyu dumanlarıgökyüzüne çıktıkçaaynı zamandadağılıyorlar. Bazılarıbunun ateşve havanınbileşiminden oluşanyeni elementsellerinzeki olduklarınınkanıtı olduğunudüşünüyorlar amaben dahabilimsel olandağılma vedengeli dağılmanınyaşayan veyaşamayan herşey içingeçerli olduğunudüşünüyorum.

"Neyse, Ateşinaydınlatma gücüsebebiyle yeryanmasına rağmenburası aydınlık. Ancakbulutların güneşikapatması nedendaha karanlıkolmasını sağlamadıderseniz benceburada devreyehavanın nemoranı vemetal miktarıgiriyor. Kasabaiçinde kurulmasımuhtemel bazıtuzakların kimyasaliçerikli olabileceğinidüşünecek olursakbu kimyasallarınateş ileverecekleri tepkimelersonucunda oldukçafarklı etkilerlekarşılaşabiliriz. Hattakasabanın buyakınlarında olabilecekbir atölyeninkimyasallarıda aynıetkiyi yapıyorolabilir. Aslındabence okadarda aydınlıkdeğil."

Titreyen ruhunu ateşlerin sarması aslında kadının neden böylesi saçma konuşmalar yaptığını da açıklığa kavuşturmuştu Gnom'a göre.

"Titreyenruhunuz değilhanım efendiama sanırımsizin ateşinizvar. Bukonuda çokbilgili değilimama soğukalmış kişilerdehep titremehem deateş çıkmasıoluşmaktadır. Geceyiormanda geçirdiysenizbu üstünüzdekiince giysilerlehastalanmanız gayetnormal."

"Hastalığınbir diğerbelirtisi debaş dönmesidir. Başınızdönüyor evrenkaosunu yaşamıyor!"

Acaba bu yaşa gelmiş bir kadın nasıl olup ta bütün bunları bilemez diye geçirdi içinden. Belki de kafasını çarptı ve hafızasını yitirdi. Başına biraz dikkatlice baktığında kanama olmadığını görebiliyordu.

Bunun gibi kahin konuşmaları yapan insanları çok görmüştü. Aslında bazıları doğru çıkıyordu ama bu kadın gelecek olan bir felaketi haber veriyorsa zaten geç kalmıştı. Felaket kahininden önce gelmişti.
Necros_Spellweaver wrote:Kadın, ona söylenen hiçbir şeyi duymamış gibiydi, ya da onlara aldırmıyordu. Bastonuna dayana dayan Gümüşyüz ve Yılmax"ın yanından geçti ve yüzünü kasabaya dönüp kollarını havaya açtı.
*Ne kadar kabaca bir davranış, dediklerimi duymamazlıktan geliyor.*

Kendiside kadına arkasını dönerek dostu Schön'e bakmaya başladı. Zavallıcık tüylerinin bir kısmını kaybetmişti. Ancak yukarıda uçmaya devam ediyordu.
Necros_Spellweaver wrote:"Doğanın ışığı doğruya götürür. Burada ölenleri al ve ebedi dengene kat. Onları kollarına al ve huzur ihsan et."

Kadın gözlerini kapayarak başını geriye attı. Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

Schön bu sırada havada mutlu mutlu guklayarak uçuyordu. Kadını gördüğü zaman hızla bir pike yapıp kadının başının üzerine kondu. Gümüşyüz, Yılmax ve Hastlisch, neler olacağını bilerek Schön"e ve kadına baktılar. Az sonra kadının da üstü başı batacaktı.
Schön'ün onun başına konması ile tekrar gözleri kadının üstüne kenetlendi. Kadının aslında kötü bir kişi olmadığı zaten ettiği dilekten de anlaşılıyordu. Ama acaba kime dilek dilemişti?

Sonra birden bu gün başına her konduğu kişiye ne yaptığını hatırladı. Zavallı kadının başı da batacaktı. Ne olursa olsun pisleyen kuşun sahibi olarak anılmak istemiyordu. Böyle devam ederse Schön onun işlerine balta vuracaktı.
Necros_Spellweaver wrote:Schön mutlulukla gukladı ve tüylerini kabartıp kadının kafasına oturdu. Kadının sağ kulağını şaka ve sevecenlikle kemirdi. Kadın yavaşça uzanıp baykuşu eline aldı ve avuçlarının arasında tutarak gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra avuçlarını açtı. Schön, tüyleri yeniden çıkmış bir şekilde, mutlu mutlu gukladı ve kadının omuzuna kondu. Ters ters Hastlisch"e baktı. Sonra da bir "Hıh!" dercesine başını öbür yana çevirdi. Görünüşe göre baykuş hala aracın ve patlamanın sorumlusunun Hastlisch olduğunu unutmamıştı.
*İşte bunu beklemezdim*

Diye geçirdi içinden mucit. Kadın bir hareketi ile sevgili ve sevmediği dostunu iyileştirmişti. Belki de onun sözleri düşündüğü gibi saçmalık değildi. Bazı rahipler o kadar bilmece gibi konuşurlardı ki sadece en erdemliler bu sözlerin altındaki gerçek anlamları çıkarta bilirlerdi. İnsan davranışlarını inceleyen bir dostunun ettiği bir söz akına geldi. 'Sadece dünya ile en çok ilgili olanlar ve ondan en çok ilişkisini koparanlar yeterince bilge olabilirler!' Bu iki kategoriye de girmeyen Hastlisch'in kadının sözlerini anlaması imkansız gibiydi ama diğerlerinin düşüncelerindeki hatalı bulduğu noktaları onlara söyleyerek yardım edebilirdi.

Etrafına bakındı ve saklanacakları bir yer aramaya çalıştı. şu anda bir patika üstünde duruyorlardı. Oldukça çok kullanılan bir patika olduğu belliydi çünkü geçenler tarafından bayağı bir ezilmişti. Patikanın sonunda ise orman bulunuyordu. Ormana gitmek için kullanılan bir patika demek. Acaba ormanın o kısmında ne var diye geçirdi içinden.

Ne var diye düşününce aracının neden patladığına aklı takıldı. Acaba bu araç neden patlamıştı ve daha da önemlisi nasıl bu kadar büyük bir patlamaya sebep olmuştu?

Daha demin etrafta saklanacak yer arayan gözler şimdi aracın başına doğru gitmeye başlamıştı. İçinden bir ses aracın tekrar patlayabileceğini söylese de merakı yine galip gelmişti. Zaten onunla ilgileneni yoktu. Schön dahi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

''Schön mutlulukla gukladı ve tüylerini kabartıp kadının kafasına oturdu. Kadının sağ kulağını şaka ve sevecenlikle kemirdi. Kadın yavaşça uzanıp baykuşu eline aldı ve avuçlarının arasında tutarak gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra avuçlarını açtı. Schön, tüyleri yeniden çıkmış bir şekilde, mutlu mutlu gukladı ve kadının omuzuna kondu. Ters ters Hastlisch"e baktı. Sonra da bir "Hıh!" dercesine başını öbür yana çevirdi. Görünüşe göre baykuş hala aracın ve patlamanın sorumlusunun Hastlisch olduğunu unutmamıştı.''
Gümüşyüz kadının kendilerini umursamamasına tepki ile baktıktınktan sonra,bu olaydan sonra kadının kendini koruya bileceğini ve bir tanrının izinde giden bir din dağıtıcısı(Ruhban)
ola bilceği düşündü...Yada doğa korucuları oladn durid ola bilirdide...Gümüşyüz kadının yanının hiç bir kelime etmende bile gitti.Gnoma şöle bir baktı sölediklerinin yarısını anlamamıştı çünkü çok hızlı konuşuyordu...

Kadınla beraber 10 kasabaya baktılar... sonra kadına dönüp...

''Ağlamak bir işe yaramıyor,yardıma ihtiyaçları vardı geç kaldık... şimdi ise sağdece oturmuş bekliyoruz arkadaşlarımızı bekliyoruz... Belki son bir umud ola bilir diye... ''

Kasabaya baktıkça kasaba yandıkça sanki miğdesinden kafasına kadar bir ateş yanıyordu Gümüşyüzün,sonra kafasını çevirdi...
''Bu şEye seretmek acı veriyor bana...''
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Dioraveni hiç bir yemeğe el sürmedi. sadece yaşlı ninenin konuşmasın dinledi. sonra cevap verdi.

"kızıl ışık mı galiba gördüm sanırım"

o kadar oyurlmuştu ki kelimeler ağzından zorla çıkyıordu. gözlerini çaık tutmak için büyük bir çaba sarfediyordu. yemeklere el sürmemesinin sebebi ne kadar uzun yolculuk yapmış olsada yatmadan önce asla yemek yememesiydi.

esnememek için kendini zor tutuyordu. bu büyük bir kabalıktı.

farkına varmadan koltuğa iyice gömülmüştü. gözleri yarı kapalı ilyamin e bakıyordu.
Image
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Necros_Spellweaver wrote:"Onun yanında öleceksin." dedi kadın yankılı sesiyle, Horcoel"in içinden söylediği sözleri dile getirerek. Sonra elini Horcoel"in kalbinin üzerine koydu. "Kalbinin sesini dinle. Seni ona götürecektir."

Horcoel kıpırdayamadığını fark etti. Kadının gözlerine bakıyordu. Resmen onu gözleriyle hapsetmişti. Ama hareket etmesi gerekliydi. Tam arkalarında ayakta kalan, alevler içindeki son kolon üzerlerine doğru devriliyordu. Horcoel bunu görüyordu, ama hiçbir şey yapamıyordu.

Horcoel, kadının gözlerinde kendini gördü, Illyra"yı gördü, ve daha binlerce aşık çifti gördü, ve hepsine duyulan şefkati. Kadın merhamet dolu bir şekilde gülümsedi. Horcoel"in yanağını nazikçe okşadı. Sonra avuç içini gösterecek şekilde Horcoel"in yüzüne sağdan sola doğru bir silme hareketi yaptı. Horcoel o anda kadının son bir fısıltı koyuverdiğini, ve bu fısıltıya tam üzerindeki kolonun gıcırtılarıyla yangının çıtırtılarının karıştığını duydu.

"Illyra..."

Avuç gözünün önünden çekildiğinde Horcoel kendisini evin dışında, ateşlere bakarken buldu. Kollarında sadece kendi pelerinini tutuyordu. Kolonun büyük bir gümbürtüyle az önce durduğu yere düştüğünü gördü.

şaşkın bir şekilde alevlere bakarken bir kişneme duydu ve kulağına ıslak bir şey yapıştı. Daha arkasına dönmeden, Silver"ın geldiğini anlamıştı.
''Garip değilmi Silver?'' dedi arkasına dönmeden şovalye..''Tanık oldugum şeyleri benim gözlerimden sende gördün değilmi..''(Emphatic link)

Cennetin bineği olumlu anlamında hafif bir kişneme ile başını salladı..Cennet kanına sahip bineğin tüyleri metalik gümüş rengindeydi..Güneş ışıgını üzerinden metalik bir parıltı ile parıldatıyor..Gene gümüş rengi gözleri baktığı kişiye huzur dağıtıyordu..Atın yakınına gelipte ona dokunmayan herkez onun gümüşten yapılmış bir heykelin sanki büyüyle canlandırılmış olduguna yemin edebilirdi..

''Sence bu Illyra yı bulacagım anlamına mı geliyor Silver?''Diye başladı sözlerine şaşkınlıkla..''Yoksa beni yolumdan saptırmak için bir tuzak mı..''şaşkınlık solukluga dönüşüyordu..''Ama o bakışlar..''dedi şovalye hala önünde yanmakta olan kirişlere boş boş bakarak..''Kutsal şeyler adına o da neydi..Kimdi..Gözleri o kadar merhametli bakıyorduki..Gözlerinde Illyrayı gördüğüme yemin edebilirim..Illyra ile birbirimize duydugumuz sevgiyi..Aşkı..Ve daha binlerce aşık çifti..''

Başını eğerek kucagında tuttugu elf pelerinine baktı hala şaşkın bir şekilde..Bunun ne anlama geldigini düşünürken bu olayın bir hayalmi yoksa ona gönderilen bir işaretmi oldugunu ayırt etmeye çalışıyordu zihni..Kalbini izlemek mi diye düşündü..Horcoel zaten hep kalbinin izinden giderdi..Onu bir ışık savaşçısı..Bir paladin yapan şeydi kalbi..İnsanlara yardım etmesini söyleyen..İlerleyen karanlıga karşı gelmesini..Daha 29 yaşındayken herkezin korktugu zalim dük ün karşısına geçen o ydu..Hemde Euderius tapınagından ayrılmış ve hiçbir desteği kalmamış oldugu halde..Zalimlik diye düşündü..Asla izin vermeyeceği birşey..Hep karşısında duracagı ve onu yıkmadan yapılamıyacak birşey..

Pelerini kaldırdı ve silkelemeye gerek duymadan geri sırtına astı..Adeta havada yüzercesine dalgalanan elf pelerini esen sert bir rüzgarla geriye savrulmuştu..

''Silver kimsenin seni görmesine izin verme..''Derin bir nefes çekerek uçuşan saçlarını düzeltti..''Sabit durma ve beni uzaktan takip et..Ama ASLA kasabaya çok yaklaşma..Gerekirse etrafını dolaş ve yaratıklardan uzak dur..''

Ellerini sırtına atan şovalye tek bir hamlede ıslık çaldıracak bir şekilde kısakılıçlarını çekti görünmezliği gitmiş olduguna göre saklanarak ilerleyecekti ancak herhangi bir tehtide karşı hazırlıklı olmalıydı..Ardından önünde yanmakta olan kasabaya baktı..

''Kalbinin sesini dinle..''

Kasabanın sıcak küllerini üzerinde taşıyan ölüm kokulu rüzgar Horcoel in saçlarını geriye doğru tararken yüzüne çarparak geçen sönmüş kül parçacıkları içini acı ve hüzünle doldurdu..Kimbilir bu kül parçacıklarınıniçinde hangi zavallının parçaları bulunuyordu..Ölmeden önce en son gördüğü şey neydi zavallıların..Ailesini katleden bir baltamıydı..Yada yavaşça işkence gören ve acıyla ölümün soğukluguna kavuşan bir babamıydı..Tecavüze uğradıktan sonra acımasızca yakılan bir genç kadınmı..Gözlerini karanlığa karşı bitmek bilmeyen bir ezme hissiyle kıstı ve kılıçlarının kabzalarını tutan ellerini daha da bir sıktı..Ã?yle bir hüzünlenmiştiki..Sağ gözünden hafifçe bir damla yaş süzüldü ve yanağını yalayarak çenesine ulaştı..Dişlerini iyice sıkarken hafif hafif hırıltılarla karışık gözyaşları takip etti ilk akanın izinden..Ardından sol elini kaldırdı ve gözyaşlarını sildi..

''Bu akan son gözyaşımdı..''diye belirtti kendisi ve kutsal bineğinin duyabileceği bir fısıltıyla..

''Oraya gidiyorum Silver..Hala ölmemiş yaşayan birisi olmalı..Orcların ölü sanıp bıraktıgı..Yada göremedikleri..Evet ne kadar tehlikeli oldugunu biliyorum ama bunu yapmak zorundayım..Kalbim bunu yapmam için çığlık çığlığa bağrınıyor içimde..''O'' nunda söylediği gibi..Kalbimin sesini takip etmeliyim..Bu insanlara fayda sağlamamın tek yolu..İlerledigim huzurun tek kaynağı..Illyraya ulaşmamın tek yolu..''Gülümsedi..

''Kimbilir'' dedi gökyüzüne bakarak..''Kimbilir..''

Horcoel döndü ve gümüş renkli yoldaşına hüzünlü bir gülümseme fırlattı..

''Sen benim hep en sadık yoldaşım oldun Silverhorn..''diye başladı hüzünlü ama huzurlu bir ses tonu ile..''En zor günlerimi paylaştın..Nice savaşlarda okların arasından hedefime..Hedefimize uçurdun beni..Cennetin kutsal bineği..Güneşin ilk ışıklarını gümüş renkli yelelerinde etrafına saçarken düşmanlarımıza gösterdiğin ilk ve son görüntü idi bu..Işıgın kutsal adaleti..Yargılanmak için tanrıların yanına gittiklerinde bile akıllarında kalacak bir görüntü..Gümüş renkli bir adalet savunucusu..Işıgın taşıyıcısı ve sahibi..''

''Eğer kader yollarımızı ayırırsa..Bilki..Seni asla unutmayacagım Silver..''dedi huzurla gülümseyerek..

Atın gözleri bembeyaz bir sıvı ile dolarken iki adım ilerledi ve Horcoelin yüzünü yaladı..

Horcoel atın başını tuttu ve kararlı bir ifade ile gözlerine baktı kutsanmış arkadaşının..''şimdi git ve dediklerimi yap..Eğer başarılı olursak..Orcların zalimliğinden koruyabilmiş oldugumuz birkaç arkadaşımız..Yolcumuz olacak..Ve onları güvenle bizimkilerin yanına taşıyacaksın..Anladıgın gibi sana ihtiyacım olacak..Ben ise onları bulacagım..Orclar farkına bile varmadan kaçırabildigimiz kadar insanı buradan kaçıracagız..''Gülümsemeye çalıştı ve atın başını okşamaya devam etti..Ancak hala hüzün doluydu şovalye..Sözlerinin yanında attıgı gülümseyişi bile hüzünlüydü..''Söz veriyorum..'' dedi hıçkırarak..Aglamıyordu ama gözleri dolmuştu..Bir yandanda hala gülümsemeye çalışıyordu..''Söz veriyorum bu işi de sağ salim atlatırsak sana iki kilo havuç alacagım..Ve istediğin kadar da meyvalı kek..Evet istediğin kadar..''

İçinden hayır ağlamayacağım diye kendini zorlayarak ayrıldı eski arkadaşından ve yavaş adımlarla tekrar yıkıntılara doğru ilerledi..Sessiz adımlarla ses çıkarmamaya çalışarak ilerleyecek ve orclardan ve diğerlerinden saklanarak hedefini bulmaya çalışacaktı..

(Silent move,Hide)


Derlerki insanların ilerlemesi gereken iki yol bulunurmuş kaderlerinde..İki yol..Bu yollar hatta bazen kesişir ve ortak kararlar almak zorunda kalırlar..Bazen ise ayrılırlar..Birisi belli bir doğrultuda ilerler..Hızı ve yönü bellidir..Planlanmıştır..Ancak yolun sonuna geldiğinde varmak istediğin yerin orası olmadıgını anlarsın..Diğeri ise akıcı ve değişkendir bir o kadar da karışık..ve asla sabit durmaz..Bazen daireler bile çizdirir sana..Geldigin yerlere geri döner ve devam edersin..Bu yol uzundur..Zordur..Ama seni istediğin yere ulaştırır..

Ben kalbin yolunu seçtim..Asla pişmanlık duymayacagım bir yol..Ã?ünkü biliyorumki bu yol sonunda beni kutsal huzura ve sevgili Illyrama ulaştıracak..

Nimarien Celeb'thalion
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

V'ladhek etrafı izleyerek yavaşça ilerliyordu.Herhangi tehlikeyi önceden sezmesi gerekiyordu.En küçük hata hayatlarına mal olabilirdi.Dikkatli bir şekilde giderken veya en azından kendisi öyle sanarken ayağı gergin bir ipe takıldı ve tökezledi.Daha sonra ayakta duramayıp yere yapıştı...

Ardından V'ladhek "Lanet olsun yine!" diyiverdi sinirlice ama o anda fısıltı şeklinde gelen bir şey vardı kulağına..."Ok!" diye geçirdi aklından ve "Harbormm dikkat et! " dedi telaşlı bir şekilde.

Daha sonra okların yere çarpma sesi geldi ve Harbormm biraz önceki ipe takılarak V'ladhek'in üzerine düştü o ağır zırhıyla..

Hiç bir ok çarpmamıştı kendisine sonra aceleyle" Harbormm bir şeyin var mı?! " diye söylendi arkadaşına bir şey olmaması için umut ederek...

Sonra ayağa kalkarak yerdeki ipi gördü ve " tuzak..." dedi sessizce..."Heryerde tuzak var.." diye düşündü...

"Harbormm dikkatli olmalıyız bu sokak..Bu sokak tuzaklarla dolu..." dedi dehşet dolu bir yüzle...Sonra aklına diğer arkadaşı geldi ondan hiç ses çıkmamıştı "Finrod!" dedi etrafına bakarak ayak izi bulmaya çalışarak...Tekrar " Finrod!" dedi bu sefer telaşlıydı...

"Harbormm Finrod ortalıkta yok!" dedi ve "Umarım yaralı değilsindir?.." dedi sonsuzlukmuş gibi gelen sessizlikte...

Acaba Finrod'a ne olmuştu düşünüp duruyordu şu an hareket etmeleri dikkatsiz bir şekilde...Ölmeleri demekti...Bir daha ve son kez "Finrod neredesin!" dedi.

Bu büyücü nereye gitmişti...Böyle bir yerde birbirlerinden ayrılmamaları gerekiyordu ama büyücü yanlarından gitmişti.Ama neden böyle bir işe kalkışmıştı ki!

Alevlerin çatırdama sesleri arasında sessizce ne yapacağını düşündü...Tuzak dolu sokakta...
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Dagmor Khabal! Daha önceden de bir çok kez düşündüğüm ufak bir köy. O yaşlı kadın bana açıklayana kadar Dagmor Khabal üzerinde hiç ayrıntılı bir araştırmayapmamıştım. Sonra ki boş zamanımda burayı ayrıntılı şekilde araştırmayı aklımın bir kenarına yazdım. Bu köyle ilgili bilgim on kasaba civarında ufak bir köy olmasıyla sınırlıydı. şimdi yaşlı kadın bir şeyler açıklayınca bu bilgim daha da arttı.

Yaşlı kadın elinde ki iki tepsiyi masaya bıraktığında bir gezgin olduğunda ciddi şekilde şüphelendiğim elf kızının sesi yorgun geliyordu. Anladığım kadarıyla uzun bir yoldan geliyordu ve ateşin yanında oturmak onu iyice kendinden geçirmişti. Bende aynı durumda olduğumu itiraf etmeliyim sanırım ama şu bir gerçek ki Albentuna ile gelirken yolda kestirmemden dolayı uykum yoktu. Sadece şömineden gelen sıcak ile biraz kendimden geçmiştim. Ama yemekler geldiğinde tüm kibarlığımı bozmadan yaşlı hanımın tepsileri bırakma sesini duyduğum noktaya yavaşça uzandım ve tepsilerin üzerini yoklayarak çatal ve tabaklarımın yerini keşfettim. Dikkatle çatalımı alarak tabaktaki bir grup sebzeye odaklandım.

Uzun zamandır bir elçi olarak yaşadım ve bir misafirlikteyken nasıl davranılması gerektiğini biliyordum. O yüzden yemeğimi yemeye başladım ve sadece kibarlıktan elf kızının da bir kaç lokma yemesi için kendi kendime dua ettim. Ã?ünkü size sunulanın en azından tadına bakmak bir misafirlikteyken ev sahibesine olan saygının odak noktasıdır.

Yemeklerin tadı oldukça güzeldi. Marifetli bir ev sahibemiz olmalı diye düşünmeden edemedim.


İlyamain çatalını tepsiye bıraktı ve "Çok lezzetli efendim." dedi. "Yemeyin ismini alabilir miyim? Sebze yemeklerinden pek anlamam ama sanırım bana sunduğunuz Ebe gümeci ve ıspanağın karışımından oluşan bir yemek." Gülümseye İlyamain tam o anda konuşmaya başlayan kadını dinledi.
"Adım Zehiran Tuuker. Ve siz de şu anda Dagmor Khabal"dasınız. Sanırım Dagmor Khabal neresi bilmiyorsunuz. Bilmemenize şaşmamalı. Burayı ve burada yaşanan acıları çok az kişi biliyor maalesef."

"Burası, On Kasaba"nın kuzeyinde minik bir köydür. Ama maalesef ki On Kasaba"da bizi bilen çok az kişi vardır, hatta belki de hiç yoktur. Limerik Ormanı aramıza girmiştir. Köy halkı nesiller önce burada olabilecek tek geçim kaynağı olan odunculuğa başladı. Bu yüzden Limerik Ormanı ve içinde barındırdıkları bizi asla affetmediler. Bizden kimse On Kasaba"ya gidemedi. On Kasaba"dan ise buraya çok az kişi geldi. Ta ki şimdiye kadar."
İlyamain merakla ayak seslerini dinledi ve şömineye atılan bir bir şeylerin, muhtemelen bir odunun varlığını dinledi.

Zehiran isimli yaşlı kadın yerine geçerken ve otururken merak yeniden kendisini sarmıştı. O anda İlyamain kendisini merakına karşı dizginlemek için eğitmeye söz verdi. Merakı eskiden onun çok işine yarıyordu ama şimdi onu paniğe sevk ediyordu. Sadece içinde drin yaralar bırakan olaylar yaşamasına neden oluyordu.

Yaşlı Zehiran yeniden konuşmaya başladığında her şey ağzından dökülmüştü bile.
Anladığım kadarıyla büyük bir ordu On Kasaba"ya yürüyormuş. şehri savunamayacaklarını anlayan şövalyeler de halkı kuzeye taşımışlar. Mülteciler şu anda bu köyün ardında kalan kaleye sığındılar. On Kasaba ise... eh, elf hanımefendi güney göğüne vuran kızıl ışıkları fark etmiştir herhalde."
O sırada iyice kendinden geçmiş olan Dioraveni'nin nerdeyse mayışmış bir halde konuştuğunu duydu.
"Kızıl ışık mı? Galiba gördüm, sanırım"
"Tüm on kasaba mı?" diye patladı birden İlyamain. Oysa on saniye öncesine kadar elf kızının esnememesi için dua ediyordu kendi kendine. Ama kadının söyledikleri adeta beynine hızla çarpmıştı ve onu savurmuştu.

"Tüm On Kasaba terk edildi ve halk başka bir yere mi kaçtı yani?" Korkmuştu ve dizine koyduğu elleri titremeye başlamıştı. Onu rahatlatmak istercesine ayaklarının dibinde yatan Kurtarıcının başı dizine kondu ve köpek içten gelen bir ses çıkarttı. İlyamain elini köpeğin başına koyarak konuşmasını sürdürdü. "Hanımefendi Oren şövalyeleri asla kaçmazlar ve halkı da kaçırmazlar. Sizin yalan söylediğinizi düşünmüyorum ama eğer bunu yapmışlarsa On Kasabaya çok büyük bir ordu yürüyor demektir ve halk gerçekten kötü durumda demektir."

İlyamain bir an düşündü ve o anda aklına gelen bir düşünce ile yeniden sarsıldı. "Ka... kale dediğiniz yer bu köyün ardında mı demiştiniz?" Zihninde anında bir harita oluştu. Güneyde kalan On Kasabanın bir görüntüsü. Zehiran'ın söylediklerine göre kuzeye çıkarken görülen küçük bir köy ve onun hemen ardında kalan bir kale... Yakılıp yıkılan On Kasabadan kuzeye doğru ilerleyen dümdüz bir ok ve okun kaleye uzanmaya çalışırken üzerinden geçtiği minicik bir köy. "Efendim eğer böyle ise sizde tehlikedesiniz demektir. Eğer böyle ise On Kasabaya saldıran o büyük ordunun yolunun üzerindesiniz demektir. Ve... ve Oren şövalyeleri halkı kaçırdığına göre... karşılarında ki ordu... savaşılamayacak kadar büyük bir ordu demektir..."

Panik insanın içini sarıyor bazı noktalarda. Elçilikten gelen marifetim doğrultusunda çok hızlı çıkarımlar yapabiliyorum ama yaptığım bu hızlı çıkarımlar çok hızlı bir tokat gibi suratıma inince kendimi kaybediyorum...
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

"Pöeh! Ben iyiyim." dedi kendi kendine birkaç küfür mırıldanarak el yordamıyla doğrulurken.

Vladhek' in üstünden kalkarak el yordamıyla doğruldu. Omuzunu silkerek olduğu yerden gerisingeriye baktı. Finrod ortada gözükmüyordu. Görünmezlik büyüsü hala etkisini sürdürüyordu. Bunu bedeninin yokluğundan anlamıştı.

"Gerçekten de ortalıkta gözükmüyor. Galiba büyücü arkadaşımız, bizi deney faresi sanacak kadar akıllı. Zaten bir elften daha ne kadar fazlasını bekleyebilirsin ki?" dedi, azarlarcasına huzursuzla.
"Bir dakika," dedi bir an duraklayarak olduğu yerden etrafını incelerken.

"Okların geldiği yönü gördün mü? Eğer bunu bulabilirsek, bu kahrolasıca oklardan ve tuzaklardan kurtulmak için şansımız olacaktır. Finrod, senin bir fikrin var mı? Tabiki bizi yem olarak öne atmaktan başka.." dedi sertçe, büyücünün orada bir yerlerde olduğunu umarak....
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador bir anda dikkat kesilmişti. Havlamalar! Arkasındaki adamlarında tedirgin olduklarını fark etmişti bir anda. Derin bir nefes aldı. Karanlık ve boş -ki öyle olmasını ümit ediyordu- bir mağarada. Hemde birden fazla. Salvadorun kafası karışmıştı. Belki bu köpeklerin yanında sahipleri vardı? İnsanların bu mağaraya güvenli bir şekilde yerleşebilmeleri için mağaranın güvenliğini sağlaması gerekirdi. Yada en azından bir sahibi varsa da -etrafindaki yer ve duvarları inceleyerek- onlardan izin istemek. Evet bu köpeklerin sahibi olabilme ihtimalleri olabilirdi.

Askerlere hiçbirşey söylemeden ilerlemeye başladı. Ama bir an için duraksadı. Belki bu köpeklerin sahipleri kötü kişilerdi. O zaman temkini elden bırakmaması gerekirdi. Arkasına dönerek "Beyler temkini elden bırakmıyoruz. Bakalım bu havlamalar nereden geliyormuş. Yanlız herşeye hazırlıklı olun. Belki bir tuzağa yada salıdrıya uğrayabiliriz."

Salvador hangisinden geçeceklerine karar verememişti. Gruplara ayırmaya kalsa bu tehlikeli olurdu. Bu yüzden grup bir arada kalmalıydı. Sol daha iyi gibi gözüktü gözüne. Grubu sol mağaraya doğru yönlendirdi...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests