Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
"Olamaz ben değilim!!!! Hayır" Zihnindeki son barikatların da yavaş yavaş çatlayışı olmuştu bu. Tüm netliğiyle elfleri öldürme komutlarını veren ve bizzat yakarak öldüren. Aslında bu geçmişte olmasını umduğu birşeydi ama yerüstünde yaşadığı uzun zaman boyunca böyle birşey yapmış değildi, hala aklı karışıktı kafası almıyordu bir türlü. En azından üzerindeki lanet'in son sıvaları da dökülünceye kadar birşeye anlam veremeyecekti...
"Oh, bana ne oldu? Neredeyim? Ah usta Eldarin (gülerek) yüzünüzdeki de nedir böyle? Diğerleri nerede şu cüce ve elf'ler? En son ne demiştiniz duyamadım? Bana neler oluyor anlamıyorum bu aralar. Yanan alev topunu yani güneş dediğiniz şeyin altında çok uzun zaman kalmış olmalıyım."
Daha sonra Eldarin'in kuşun göğsüne hafifçe vurarak uzaklaştırmasını görünce daha fazla kendine hakim olamayarak belki de ömründe hiç olmadığı gibi kahkahayı bastı...
" Ahahaha haha . Imh kusura bakmayın usta Eldarin ama durumunuz çok komik..." diyerek daha fazla ayakta duramayarak sendeledi ve kaba etinin üzerine yere düştü...
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
"Oh, bana ne oldu? Neredeyim? Ah usta Eldarin (gülerek) yüzünüzdeki de nedir böyle? Diğerleri nerede şu cüce ve elf'ler? En son ne demiştiniz duyamadım? Bana neler oluyor anlamıyorum bu aralar. Yanan alev topunu yani güneş dediğiniz şeyin altında çok uzun zaman kalmış olmalıyım."
Daha sonra Eldarin'in kuşun göğsüne hafifçe vurarak uzaklaştırmasını görünce daha fazla kendine hakim olamayarak belki de ömründe hiç olmadığı gibi kahkahayı bastı...
" Ahahaha haha . Imh kusura bakmayın usta Eldarin ama durumunuz çok komik..." diyerek daha fazla ayakta duramayarak sendeledi ve kaba etinin üzerine yere düştü...
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Dioraveni bir an tokat yemiş gibi irkildi. ırkdaşlarının, insanlara karşı olan önyargısını asla taşımamıştı, fakat bu şekilde kaba bir davranışla karşılanmak, herşeyin hayallerindeki ve düşüncelerindeki gibi olmadığını kendisine çok iyi anlatmakla kalmamış, kendisininde bu önyargıdan içinde azıcıkta olsa oluşmasını sağlamıştı.
sonra yanında siyah bir köpek olan insan kızını gördü. yaşlı görünen bir bayanın koluna girmişti. kendisini "ilyamin" olarak tanıtmıştı. dioraveni belkide bu kıza karşı önyargı taşımaması gerektiğini düşündü. belki oda kendisi gibi diğer ırkların ayrımını yapmıyordu.
heavenbreeze in sırtından inerek onun yularını tuttu ve arkasından yürümesini sağladı. yaşlı bayan ve siyah köpeği olan kızın yanına giderek durdu. yinede kızlan arasında on adım mesafe vardı. soru sorabileceğine karar verdi. belki diğer insanlar gibi kendisine kaba davranmayacaklardı.
böylece aklında yeni bir replik hazırlayarak birkaç saniye durdu.
"tanıştığımıza en içten duygularımla mutlu oldum güzel insan kızı ilyamin. sanırım ben ırkdaşlarımın önyargılarını taşmıyorum fakat yinede hoş karşılanmadım. lakin görüyorum ki siz diğer insanlar gibi değilsniz. beni oldukça hoş bir şekilde karşıladınız sayın hanımefendi. belki banada burada neler olduğunu anlatma nezaketinde bulunursunuz. ve bende eğer elimden gelirse, bana kaba davranmış olsalarda bu insanlara yardım edebilirim. nede olsa nezaket kuralları bize yardımlaşmamızı söyler öyle değilmi sayın hanımefedi?"
önce öksürerek boğazını açtı ve tekrardan o meldodik sesiyle fakat bozuk askanıyla ilyamin e dikkatle bakarak konuştu.
"tanıştığımıza en içten duygularımla mutlu oldum güzel insan kızı ilyamin. sanırım ben ırkdaşlarımın önyargılarını taşmıyorum fakat yinede hoş karşılanmadım. lakin görüyorum ki siz diğer insanlar gibi değilsniz. beni oldukça hoş bir şekilde karşıladınız sayın hanımefendi. belki banada burada neler olduğunu anlatma nezaketinde bulunursunuz. ve bende eğer elimden gelirse, bana kaba davranmış olsalarda bu insanlara yardım edebilirim. nede olsa nezaket kuralları bize yardımlaşmamızı söyler öyle değilmi sayın hanımefedi?"
sonra yanında siyah bir köpek olan insan kızını gördü. yaşlı görünen bir bayanın koluna girmişti. kendisini "ilyamin" olarak tanıtmıştı. dioraveni belkide bu kıza karşı önyargı taşımaması gerektiğini düşündü. belki oda kendisi gibi diğer ırkların ayrımını yapmıyordu.
heavenbreeze in sırtından inerek onun yularını tuttu ve arkasından yürümesini sağladı. yaşlı bayan ve siyah köpeği olan kızın yanına giderek durdu. yinede kızlan arasında on adım mesafe vardı. soru sorabileceğine karar verdi. belki diğer insanlar gibi kendisine kaba davranmayacaklardı.
böylece aklında yeni bir replik hazırlayarak birkaç saniye durdu.
"tanıştığımıza en içten duygularımla mutlu oldum güzel insan kızı ilyamin. sanırım ben ırkdaşlarımın önyargılarını taşmıyorum fakat yinede hoş karşılanmadım. lakin görüyorum ki siz diğer insanlar gibi değilsniz. beni oldukça hoş bir şekilde karşıladınız sayın hanımefendi. belki banada burada neler olduğunu anlatma nezaketinde bulunursunuz. ve bende eğer elimden gelirse, bana kaba davranmış olsalarda bu insanlara yardım edebilirim. nede olsa nezaket kuralları bize yardımlaşmamızı söyler öyle değilmi sayın hanımefedi?"
önce öksürerek boğazını açtı ve tekrardan o meldodik sesiyle fakat bozuk askanıyla ilyamin e dikkatle bakarak konuştu.
"tanıştığımıza en içten duygularımla mutlu oldum güzel insan kızı ilyamin. sanırım ben ırkdaşlarımın önyargılarını taşmıyorum fakat yinede hoş karşılanmadım. lakin görüyorum ki siz diğer insanlar gibi değilsniz. beni oldukça hoş bir şekilde karşıladınız sayın hanımefendi. belki banada burada neler olduğunu anlatma nezaketinde bulunursunuz. ve bende eğer elimden gelirse, bana kaba davranmış olsalarda bu insanlara yardım edebilirim. nede olsa nezaket kuralları bize yardımlaşmamızı söyler öyle değilmi sayın hanımefedi?"

Eldarin kuşu kafasından kovaladıktan sonra elinin tersiyle yüzündeki pisliğin büyük bölümünü tek hareketle sildi, pisliği yere çaldı.
"Hay sokeandro! Nerden gelip başıma sıştıysa cins hayvan! şuna bak, ağzım yüzüm bok oldu. Hayvan da ne hayvansa, boyundan büyük sıştı şerefsiz..."
Sonra hışımla döndü, kıçüstü yatmış ve yerde yarılmakta olan Yilmax ı gördü.
"Adama bak. Rezil olduk iyimi...Piyasada geçen bi adımız vardı, o da bi kuşun bokuna 5 para etmez olacak şimdi..."
Sonra yere oturdu, bağdaş kurdu ve sırt çantasını önüne aldı. Yüzünü temizleyeceği bir bez parçası aradı.
Bu sırada gözüne başka birkaç kese daha ilişmişti. Üzerinden pislik akan gözleri hafifçe parıldadı...
"Hay sokeandro! Nerden gelip başıma sıştıysa cins hayvan! şuna bak, ağzım yüzüm bok oldu. Hayvan da ne hayvansa, boyundan büyük sıştı şerefsiz..."
Sonra hışımla döndü, kıçüstü yatmış ve yerde yarılmakta olan Yilmax ı gördü.
"Adama bak. Rezil olduk iyimi...Piyasada geçen bi adımız vardı, o da bi kuşun bokuna 5 para etmez olacak şimdi..."
Sonra yere oturdu, bağdaş kurdu ve sırt çantasını önüne aldı. Yüzünü temizleyeceği bir bez parçası aradı.
Bu sırada gözüne başka birkaç kese daha ilişmişti. Üzerinden pislik akan gözleri hafifçe parıldadı...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Burada neler mi oluyor? Güzel soru...
İlyamain rüzgârı hissedebilmek için başını yukarıya doğru kaldırdı ve derin bir nefes aldı. Rüzgar onu her zaman rahatlatmıştı. şu anda da esen hafif rüzgar ile rahatlamaya çalıştı.
Zihninde sorular dönüyor, sorular kadar bir türlü ulaşamadığı cevaplarda onu rahatsız ediyordu.
"İnanın bana bende bilmiyorum sevgili elf..." dedi İlyamain rüzgarı hissetmeye çalışmaya devam ederek. "Sizden belki de bir kaç dakika önce buraya geldim."
Sorular... sorular... Albentuna beni neden on kasabaya bırakmadı? Neden talimatlarımı bilmesine rağmen beni on kasabadan başka bir yere götürdü?
Görmeyen gözler yanında ki nineye döndüler. Artık sorulara bir cevap almalıydı. "Efendim..." dedi nineye bakmaya devam ederek. "Lütfen bize söyler misiniz? On kasabaya ne oldu? şu sizlerin hiç hoşlanmadığınız gelenler kimler? Lütfen efendim... bazı... bazı cevaplara ihtiyacım var."
İlyamain rüzgârı hissedebilmek için başını yukarıya doğru kaldırdı ve derin bir nefes aldı. Rüzgar onu her zaman rahatlatmıştı. şu anda da esen hafif rüzgar ile rahatlamaya çalıştı.
Zihninde sorular dönüyor, sorular kadar bir türlü ulaşamadığı cevaplarda onu rahatsız ediyordu.
"İnanın bana bende bilmiyorum sevgili elf..." dedi İlyamain rüzgarı hissetmeye çalışmaya devam ederek. "Sizden belki de bir kaç dakika önce buraya geldim."
Sorular... sorular... Albentuna beni neden on kasabaya bırakmadı? Neden talimatlarımı bilmesine rağmen beni on kasabadan başka bir yere götürdü?
Görmeyen gözler yanında ki nineye döndüler. Artık sorulara bir cevap almalıydı. "Efendim..." dedi nineye bakmaya devam ederek. "Lütfen bize söyler misiniz? On kasabaya ne oldu? şu sizlerin hiç hoşlanmadığınız gelenler kimler? Lütfen efendim... bazı... bazı cevaplara ihtiyacım var."
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Silahtar bir an soluklanıp gözleri özlemle taş masadaki yemeğe gittikten sonra hızla zırhı kucakladı ve Cervantes"in önüne götürdü. Cervantes"in gömleğini nazikçe çıkarttı ve giysilerinin kalanını onun çıkarmasını bekledi. Ardından zırhın arasından çıkarttığı pamuk kıyafeti itinayla Cervantes"e giydirmeye başladı.
"Mülteciler avluya kamp kurdular Lordum. Hepsi oldukça bitkin. Askerler de öyleler ama belli etmemeye çalışıyorlar. şu anda iş bölümü bitti. Onar kişilik üç grup mağaralara keşfe çıktı. Nöbetçiler surlardaki yerlerini aldılar. Bir grup kahvaltı için yiyecek hazırlamaya başladı. Bir başka grup da kampın kurulmasına yardım ediyor. Kalanlarsa tahkimatları hazırlamak için emirlerinizi bekliyor."
Kıyafeti giydirmeyi bitiren silahtar, göğüs zırhının ön plakasını alıp yerleştirdi, sonra diğerini alıp Cervantes"in sırtına yerleştirdi ve birkaç saniye kopçalarla boğuştu. Ardından bacak plakalarını ayarlamaya başladı.
"Köye henüz gidemedik Lordum. Ama halkının kendilerini dış dünyaya kapatmış çiftçiler olduklarını düşünüyoruz. Çok gariptir ki bu köy hiçbir haritada işaretlenmemiş. Kısacası burayla ilgili elimizde hiçbir bilgi yok. Tıpkı bu kalenin varlığından haberdar olmadığımız gibi."
Muhafız ayağa kalktı ve kol plakalarıyla boğuşmaya başladı.
"Pek çok kişi kalede cüce heykellerine rastlamış. Biz de hem bunun için hem de işçilikteki mükemmellik için kalenin cüce yapımı olduğunu düşünüyoruz. Ama bir cüce kolonisinin varlığıyla ilgili hiç kimse bir şey hatırlamıyor."
Silahtar saygıyla miğferi alması için elinde tutarak Cervantes"e uzattı ve ekledi.
"Dahası, kalenin alt katlarında bilmediğimiz bir lisanda yazıların bulunduğu geniş bir kütüphane bulunmuş. Cüce lisanı olduğunu düşünüyoruz ama henüz cüce dili bilen birisi oraya bakmadı. Bu yüzden pek bir fikrimiz yok." Silahtar bir an duraksadıktan sonra devam etti. "Lordum, emirleriniz nelerdir?"
"Mülteciler avluya kamp kurdular Lordum. Hepsi oldukça bitkin. Askerler de öyleler ama belli etmemeye çalışıyorlar. şu anda iş bölümü bitti. Onar kişilik üç grup mağaralara keşfe çıktı. Nöbetçiler surlardaki yerlerini aldılar. Bir grup kahvaltı için yiyecek hazırlamaya başladı. Bir başka grup da kampın kurulmasına yardım ediyor. Kalanlarsa tahkimatları hazırlamak için emirlerinizi bekliyor."
Kıyafeti giydirmeyi bitiren silahtar, göğüs zırhının ön plakasını alıp yerleştirdi, sonra diğerini alıp Cervantes"in sırtına yerleştirdi ve birkaç saniye kopçalarla boğuştu. Ardından bacak plakalarını ayarlamaya başladı.
"Köye henüz gidemedik Lordum. Ama halkının kendilerini dış dünyaya kapatmış çiftçiler olduklarını düşünüyoruz. Çok gariptir ki bu köy hiçbir haritada işaretlenmemiş. Kısacası burayla ilgili elimizde hiçbir bilgi yok. Tıpkı bu kalenin varlığından haberdar olmadığımız gibi."
Muhafız ayağa kalktı ve kol plakalarıyla boğuşmaya başladı.
"Pek çok kişi kalede cüce heykellerine rastlamış. Biz de hem bunun için hem de işçilikteki mükemmellik için kalenin cüce yapımı olduğunu düşünüyoruz. Ama bir cüce kolonisinin varlığıyla ilgili hiç kimse bir şey hatırlamıyor."
Silahtar saygıyla miğferi alması için elinde tutarak Cervantes"e uzattı ve ekledi.
"Dahası, kalenin alt katlarında bilmediğimiz bir lisanda yazıların bulunduğu geniş bir kütüphane bulunmuş. Cüce lisanı olduğunu düşünüyoruz ama henüz cüce dili bilen birisi oraya bakmadı. Bu yüzden pek bir fikrimiz yok." Silahtar bir an duraksadıktan sonra devam etti. "Lordum, emirleriniz nelerdir?"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Salvador Blackblade hızlı bir şekilde patikayı tırmanırken arkasından gelen oflamalara aldırmıyordu. Bu işi bir an önce bitirmeliydi. Halk o avluda kalamazdı. Savaş başladığında güvenli bir yerde olmalılardı.
Salvador kasabalıların güvende olmalarını istiyordu. Bu kale onlar için bir nimetti. Eğer bir tanrıya tapınsaydı, ona şükredebilirdi. Keşif görevi ona verildiğinde ilk olarak homurdanmıştı; ama daha sonra bu mağaraların, halkın savaş sırasında saklanması için araştırıldığını anlamıştı ve hevesle işe girişmişti.
Mağaranın girişinde kollarını kavuşturarak içeri baktı. İçerisi zifiri karanlıktı. Zaten fırtına bulutlarıyla kaplı gecede ay ışığı da olmadığı için göz gözü görmüyordu. Salvador sadece birkaç saniye bekledi. Sonra içeri daldı. Arkasından gelen emrindeki dokuz askerden ikisi meşale taşıyorlardı. Meşalelerin titrek ışıkları altında ilerliyorlardı. Daha birkaç metre içeri girmişlerdi ki Salvador geri dönüp emrindekilere baktı. Hepsi de korkmuş görünüyordu; ama hepsinin de yüzlerinde kumandanlarının vereceği emri bekleyen bir ifade vardı.
Salvador kasabalıların güvende olmalarını istiyordu. Bu kale onlar için bir nimetti. Eğer bir tanrıya tapınsaydı, ona şükredebilirdi. Keşif görevi ona verildiğinde ilk olarak homurdanmıştı; ama daha sonra bu mağaraların, halkın savaş sırasında saklanması için araştırıldığını anlamıştı ve hevesle işe girişmişti.
Mağaranın girişinde kollarını kavuşturarak içeri baktı. İçerisi zifiri karanlıktı. Zaten fırtına bulutlarıyla kaplı gecede ay ışığı da olmadığı için göz gözü görmüyordu. Salvador sadece birkaç saniye bekledi. Sonra içeri daldı. Arkasından gelen emrindeki dokuz askerden ikisi meşale taşıyorlardı. Meşalelerin titrek ışıkları altında ilerliyorlardı. Daha birkaç metre içeri girmişlerdi ki Salvador geri dönüp emrindekilere baktı. Hepsi de korkmuş görünüyordu; ama hepsinin de yüzlerinde kumandanlarının vereceği emri bekleyen bir ifade vardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
"Evet kızım, evet. Evime gel. Size her şeyi anlatacağım. Ama böyle sokak ortasında olmaz değil mi?"
Yaşlı kadının sesi şefkat doluydu. Sonra kadın Dioraveni"ye döndü.
"Ve siz de haşmetmeapları, eğer evimi onurlandırırsanız bundan şeref duyarım."
Kadının sesinde bir eğlenme sezdi Dioraveni. Bir an için kadının, onun kim olduğunu bildiğini düşündü. Yaşlı kadın ise bunu umursamazca Ilyamain"i çekiştirerek evine doğru ilerlemeye başladı.
Yaşlı kadının sesi şefkat doluydu. Sonra kadın Dioraveni"ye döndü.
"Ve siz de haşmetmeapları, eğer evimi onurlandırırsanız bundan şeref duyarım."
Kadının sesinde bir eğlenme sezdi Dioraveni. Bir an için kadının, onun kim olduğunu bildiğini düşündü. Yaşlı kadın ise bunu umursamazca Ilyamain"i çekiştirerek evine doğru ilerlemeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Yılmax"ın hatırlayabildiği ilk kahkahasıydı bu. Sadistlikle kaplanmış, çelik gibi, zalim bir kahkaha değildi bu. Komik bir duruma karşı olan, içten gelen bir kahkahaydı. Drowların dünyasına ne kadar da uzak bir hareket...
Yılmax"ın gözleri tekrar yanan kasabaya iliştiğinde, anıları hızla bir kez daha gözünün önüne geldi. Kahkahası kayboldu. Donuk bir şekilde gözlerini kasabadan ayırdığında, Eldarin"in hemen arkasında duran ve garip bir alet taşıyan gnomu gördü.
Eldarin rezil olmuştu. Evet, apaçık bir şekilde rezil olmuştu! Bu olay eğer başkaları tarafından da duyulup yayılırsa bütün diyarda adı çıkacaktı. Ak cüppeli başbüyücü homurdana homurdana yüzünü Gümüşyüz"ün ona verdiği ıslak bezle siledursun, Shön yumuşak karnına aldığı darbeye şiddetli bir guklamayla itiraz etti, havada döndü. Gümüşyüz miğferinin tepesinden küçük bir tıkırdı duydu. Kendisi ne olduğunu kavrayamasa da diğerleri görebilmişti. Shön, iyi şanstan bir kısmını da Gümüşyüz"e vermişti.
Hastlisch o sırada davulların, insanın içinde çalmasının son derece kötü bir duygu olduğunu söyleyebilirdi. Shön"ün yaptıkları için özür dileyebilirdi. Buharlaşıp ortadan kaybolmayı da isteyebilirdi. Ama tek yapabildiği, dehşet içinde Shön"ü izlemekten ibaretti.
Beyaz cüppelere bürünmüş kişi-ki sesi çok tanıdıktı-sinirli ama kendine hakim bir şekilde mırıldandı. Ama Hastlisch onun sesindeki gerginliği hissedebiliyordu.
"Ahh şu hayvanlar. Ne zaman ne yapacakları hiç belli olmuyor. Eh heh heeeee..."
Bu sözle birlikte beyaz cüppeli adam, Shön"ün yumuşak karnına vurdu ve Shön itiraz ederek havalandı. Kırmızı cüppeli bir drow kahkahalarla yere düştü ve grubun neredeyse yarısı aniden ortadan kayboldu. Shön tepede itiraz ederek guklarken, dev boyutlarda bir adam, beyaz cüppeliyi teselli etmeye çalışarak matarasıyla ıslattığı bir parça bezi ona uzattı. Olanlar yeterince kötüydü zaten.
Shön, kendisini ebediyen Hastlisch"in cehennemine hapsedecek olan suçunu yineledi. Yukarıdan bembeyaz, ıslak bir topçuğu, devasa adamın miğferine indirerek iyi şansı ona da bulaştırdı.
Hastlisch"in kalbindeki davullara koca bir orkestra eklenmişti sanki.
Yılmax"ın gözleri tekrar yanan kasabaya iliştiğinde, anıları hızla bir kez daha gözünün önüne geldi. Kahkahası kayboldu. Donuk bir şekilde gözlerini kasabadan ayırdığında, Eldarin"in hemen arkasında duran ve garip bir alet taşıyan gnomu gördü.
Eldarin rezil olmuştu. Evet, apaçık bir şekilde rezil olmuştu! Bu olay eğer başkaları tarafından da duyulup yayılırsa bütün diyarda adı çıkacaktı. Ak cüppeli başbüyücü homurdana homurdana yüzünü Gümüşyüz"ün ona verdiği ıslak bezle siledursun, Shön yumuşak karnına aldığı darbeye şiddetli bir guklamayla itiraz etti, havada döndü. Gümüşyüz miğferinin tepesinden küçük bir tıkırdı duydu. Kendisi ne olduğunu kavrayamasa da diğerleri görebilmişti. Shön, iyi şanstan bir kısmını da Gümüşyüz"e vermişti.
Hastlisch o sırada davulların, insanın içinde çalmasının son derece kötü bir duygu olduğunu söyleyebilirdi. Shön"ün yaptıkları için özür dileyebilirdi. Buharlaşıp ortadan kaybolmayı da isteyebilirdi. Ama tek yapabildiği, dehşet içinde Shön"ü izlemekten ibaretti.
Beyaz cüppelere bürünmüş kişi-ki sesi çok tanıdıktı-sinirli ama kendine hakim bir şekilde mırıldandı. Ama Hastlisch onun sesindeki gerginliği hissedebiliyordu.
"Ahh şu hayvanlar. Ne zaman ne yapacakları hiç belli olmuyor. Eh heh heeeee..."
Bu sözle birlikte beyaz cüppeli adam, Shön"ün yumuşak karnına vurdu ve Shön itiraz ederek havalandı. Kırmızı cüppeli bir drow kahkahalarla yere düştü ve grubun neredeyse yarısı aniden ortadan kayboldu. Shön tepede itiraz ederek guklarken, dev boyutlarda bir adam, beyaz cüppeliyi teselli etmeye çalışarak matarasıyla ıslattığı bir parça bezi ona uzattı. Olanlar yeterince kötüydü zaten.
Shön, kendisini ebediyen Hastlisch"in cehennemine hapsedecek olan suçunu yineledi. Yukarıdan bembeyaz, ıslak bir topçuğu, devasa adamın miğferine indirerek iyi şansı ona da bulaştırdı.
Hastlisch"in kalbindeki davullara koca bir orkestra eklenmişti sanki.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Dörtlü sessiz bir şekilde alevlere boğulmuş kasabaya doğru ilerliyordu. Horcoel en öndeydi. Onun ayak izlerini takip eden V"ladhek ve Harbormm da hemen peşindeydi. Finrod ise onlardan ayrı yürüyordu. Büyüde hafife alınmayacak bir güce sahip olsa da bir zamanlar kullandığı kolculuk yetenekleri, kasaba içinde çok işine yarayacaktı.
Kasabanın ilk binalarına varmalarına birkaç metre kalmıştı. Orklardan hiçbir ses yoktu. Kamp ateşleri varsa da yangına teslim olan kasabanın verdiği ışık yüzünden görünmüyordu. Sanki tüm orklar kasabayı terk etmiş gibilerdi. Yoksa gerçekten herkes ölmüştü ve orklar kasabayı ateşe verip gitmiş miydi?
şiddetli bir gıcırtı sesiyle birlikte girişteki evlerden birisi yana yatarak yıkıldı. Yanan tahta parçaları etrafa saçılırken kıvılcımlar neredeyse dörtlüye kadar ulaşmıştı.
Kasabanın ilk binalarına varmalarına birkaç metre kalmıştı. Orklardan hiçbir ses yoktu. Kamp ateşleri varsa da yangına teslim olan kasabanın verdiği ışık yüzünden görünmüyordu. Sanki tüm orklar kasabayı terk etmiş gibilerdi. Yoksa gerçekten herkes ölmüştü ve orklar kasabayı ateşe verip gitmiş miydi?
şiddetli bir gıcırtı sesiyle birlikte girişteki evlerden birisi yana yatarak yıkıldı. Yanan tahta parçaları etrafa saçılırken kıvılcımlar neredeyse dörtlüye kadar ulaşmıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Nakh, korktuğu gibi ork dilini unutmamıştı, hala akıcı bir şekilde konuşuyordu. Tıpkı beklediği gibi ork ona kanmıştı. Belki bunun sebebi aptal olmalarıydı. Ya da Nakh"ın damarlarında akan ve kendisini belli eden ork kanıydı.
Nakh ona övgü dolu sözlerini iletirken ork şaşkın şaşkın ona baktı. Ama Nakh, kesesini çıkarttığı anda orkun gözlerinde bir açlık parıltısı belirdi ve ork keseye doğru atıldı.
Aynı anda Nakh, pek çok başka orkun sesini duydu. Henüz orklar onları görecek kadar yakında değillerdi. Sesleri oldukça uzaktan geliyordu. Ama eğer Nakh bir şey yapacaksa hemen yapmalıydı.
Nakh ona övgü dolu sözlerini iletirken ork şaşkın şaşkın ona baktı. Ama Nakh, kesesini çıkarttığı anda orkun gözlerinde bir açlık parıltısı belirdi ve ork keseye doğru atıldı.
Aynı anda Nakh, pek çok başka orkun sesini duydu. Henüz orklar onları görecek kadar yakında değillerdi. Sesleri oldukça uzaktan geliyordu. Ama eğer Nakh bir şey yapacaksa hemen yapmalıydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Kurt ona Dragonfly"ın bir hediyesiydi. Bundan emindi Azazel. Eğer kurt o orkların peşinden gitmediyse mutlaka bir sebebi olmalıydı. Ama Azazel, kurdun onu nereye götürdüğünü anlayamıyordu. Ã?nce bir yol ayrımından sola döndüler. Sonra bir başka yol ayrımında kurt düz gitmektense, sağa sapmayı tercih etti.
Kurdu izledikçe Azazel bir garipliğin olduğunu sezinledi. Biraz geç de olsa şehrin bu tarafındaki evlerin yanmadığını fark etti. Ama neden? Bunu anlayamıyordu işte.
Dikkati binalara kayan Azazel, tekrar kurda baktığında ortadan kaybolduğunu gördü. Burada yapayanlızdı.
Kurdu izledikçe Azazel bir garipliğin olduğunu sezinledi. Biraz geç de olsa şehrin bu tarafındaki evlerin yanmadığını fark etti. Ama neden? Bunu anlayamıyordu işte.
Dikkati binalara kayan Azazel, tekrar kurda baktığında ortadan kaybolduğunu gördü. Burada yapayanlızdı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Nakh şimdi planının son parçasını uygulamaya hazırdı.Nakh bir an orkların sesinin hiç var olmadığını düşündü ve yere doğru eğilen ork'un boynun sağ tarafına, sol eliyle bayıltıcı bir darbe indirmek için hamle yaptı.
Nakh hamlesi başarılı olursa az önce saklandığı yere baygın orkla geri dönecekti.
Nakh manastır eğitimi sırasında bazı kıritik noktaların bir canlıyı bayıltabileceğini öğrenmişti.Nakh bayıltıcı darbeyi daha önce bir orkun üzerinde denememişti ama işe yarayacağını tahmin ediyordu.Ustası Larek bir keresinde şaka yollu ona bir fili bile bayıltabileceğini söylemişti.
Nakh hamlesi başarılı olursa az önce saklandığı yere baygın orkla geri dönecekti.
Nakh manastır eğitimi sırasında bazı kıritik noktaların bir canlıyı bayıltabileceğini öğrenmişti.Nakh bayıltıcı darbeyi daha önce bir orkun üzerinde denememişti ama işe yarayacağını tahmin ediyordu.Ustası Larek bir keresinde şaka yollu ona bir fili bile bayıltabileceğini söylemişti.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
V'ladhek sessiz bir şeklide Horcoel'in ayak izlerini takip ediyordu...Kasabaya yaklaştıkça kalbi daha hızlı atıyordu içindeki öfke ortaya çıkmıştı..."Lanet olası pislik orclar" dedi içinden sinirli bir şekilde...
Daha sonra bu düşünceleri aklından atmaya çalışırken bi evin gıcırtıyla yıkıldığını gördü ve birden durdu ...Evdeki kıvılcımlar önlerine kadar gelmişti " evet bir bu eksikti "(elfçe) dedi sessiz bir şekilde...Sonra tekrar ( elfçe ) " evet ne yapmayı planlıyosun dostum " dedi etraftaki duman burnuna dolarken ve öksürmemek için zor tuttu kendini...
Kasabada kimse yok gibi görünüyordu...Sessizlik hükmünü sürdürüyordu...Etrafta sadece alevlerden gelen çatırdama sesleri vardı...
Ama ne olursa olsun bakmaları gerekiyordu düşmüş kasabaya...Belki hala hayatta olanları kurtarabilirlerdi...
Eğer varsa...
Daha sonra bu düşünceleri aklından atmaya çalışırken bi evin gıcırtıyla yıkıldığını gördü ve birden durdu ...Evdeki kıvılcımlar önlerine kadar gelmişti " evet bir bu eksikti "(elfçe) dedi sessiz bir şekilde...Sonra tekrar ( elfçe ) " evet ne yapmayı planlıyosun dostum " dedi etraftaki duman burnuna dolarken ve öksürmemek için zor tuttu kendini...
Kasabada kimse yok gibi görünüyordu...Sessizlik hükmünü sürdürüyordu...Etrafta sadece alevlerden gelen çatırdama sesleri vardı...
Ama ne olursa olsun bakmaları gerekiyordu düşmüş kasabaya...Belki hala hayatta olanları kurtarabilirlerdi...
Eğer varsa...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Slach karsızlıkla düşünürken arkdan gelen fısıltıyla birden irkildi. Döndüğünde narkasında cesetk kalmamıştı en ufak bir iz bile. Sinirle yerdeki pelerinini tekmeledi ve hışımla alarak çantasına tıkıştırdı. İçinden lanetler yağdırıyordu. Birisi onunla oyun oynuyordu. Ã?nce Horcoel ismindeki paladinbir cesetle kayboldu ve şimdi de bu. Biran kendini kukla olarak görmeye başladı ve siniri gittikçe daha da arttı.
Fark etmeden bir ağaca yaslanmıştı. Düşünüyordu..Ne yapmalıydı şimdi sakinleştiğini hissediyordu daha rahat nefes alıyordu. Belki bir işaretti bu olanlar. Yüksekten ulaşmak istediği kişinin işareti. Artık anlıyordu bu olanlar kesinlikle ondan geliyordu çabalarını görmüş ve artık karşılık olarak garip işaretler gönderiyordu. Yüzündeki sinirli katı yapı kaybolmuştu. Gülemiyordu ama bütün hırsı gitmişti. O anda kararını kesin olarak vermişti kaleye dönüyordu.
Fark etmeden bir ağaca yaslanmıştı. Düşünüyordu..Ne yapmalıydı şimdi sakinleştiğini hissediyordu daha rahat nefes alıyordu. Belki bir işaretti bu olanlar. Yüksekten ulaşmak istediği kişinin işareti. Artık anlıyordu bu olanlar kesinlikle ondan geliyordu çabalarını görmüş ve artık karşılık olarak garip işaretler gönderiyordu. Yüzündeki sinirli katı yapı kaybolmuştu. Gülemiyordu ama bütün hırsı gitmişti. O anda kararını kesin olarak vermişti kaleye dönüyordu.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Azazel,Kurt u görebilmek için etrafına bakındı.Hiç bir şey görünmüoyordu ama sanki kasabadaki yıkım buraya gelmemiş gibiydi veya en azından henüz.Belkide Tanrısı Kurtlorduna birşeyler anlatmak istiyordu.Halen daha kurtulmuş insanlar olabilirdi.En azından hayatta kalanların canını kurtarabilirdi.Etrafta hayatta olan biri olup olmadığını araştırmaya koyuldu.Yaşayan biri bulmayı umarak...
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
