Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
Türklider
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1308
Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
Location: AFYON! Hehehehe...

Post by Türklider »

Ezakiel, soytarının gitmesi ile beraber rahatlamıştı. Bölük pörçük ilerleyen gruba baktı. Daha nehire ulaşmalarına biraz vardı ama şimdi yola çıksa belki yetişirdi. Aceleci davranmadığında da yetişemiyordu...

İri adımlarla ilerideki silüetlere doğru ilerledi. Bir ya da iki dakika içinde varacaktı. En önde giden kişi rehberleri olmalıydı. Rehber olan, burayla ilgili en iyi bilgisi olan demekti... Yani en kıymetlisi...

Böcayı sırıttı. Hedefi belli olmuştu...
Saygılarımla...
Türklider...
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

fingolfin wrote:Gözleri kanın nehre karıştığı noktaya dikili, sorusunun cevabını bekledi!
Tenthor kanını nehre damlatarak bu korkunç varlıkla yeniden iletişime geçmeye zorlamıştı. Vücudunda müthiş bir acı hissetti. Bundan sonra acı onun en büyük bağımlılığı olacaktı.

Tenthor kan dolu bir kuyuya düştü... Bir anda ciğerlerine iğrenç tatlı ekşimiş kan dolduğunda havasızlıktan ve mide bulantısından öğürmeye başladı. Fakat yüzmek imkansız gibiydi. Üzerindeki zırhı çıkarmaya çalıştı fakat bunun dakikalar süreceğini biliyordu ve Tenthorun yaşamak için o kadar zamanı yoktu. Hızla yüzeye doğru yüzmeye başladı. Suyun yüzeyinde parlak bir ışık ona yol gösteriyordu. Ciğerlerindeki nefes bitmek üzereydi... Tüm gücüyle yüzeye ulaşmak için çırpınıyordu. Her saniye ona korkunç bir acı veriyordu. Vücudundaki tüm kaslar kasılmış, ciğerleri midesine yapışmıştı. Işığa artık çok yakındı...

Biraz daha, sadece biraz daha dayanmalıydı...
Hayır, o çok güçsüzdü... Umutla denedi ve çırpındı, fakat korku ve heyecan boğazını düğümlemiş, kaslarını kilitlemişti. Delirmişcesine yukarı çıkmaya çalıştı ve yüzeye ulaştı...

Parmaklarının ucu sıcak havayla buluştuğu anda tüm gücüyle kendini kanın üstüne çekti... Fakat yüzeye ulaşamadı. Kulağında korkunç kahkaha yankılandı:
"Hahahahaha!"

Tenthor çılgınca çırpınarak yüzeye ulaşmaya çalıştı fakat bir el onu ayağından kavrayıp kanın dibine çekmeye başladı. Demir botlarının tekmeleri nafileydi. Vücudundaki her iğne ucu kadar nokta acıyla kıvranıp ölene kadar boğulmaya devam etti ve zihni de sonuna kadar açıktı...

Karanlık onu aldığında Tenthor hala korkunç acısı içerisindeydi. Yanan bir çift alev şeklindeki göz ona yaklaştı ve dev binlerce diş kanın içinde maddeleşti.
"Beni bul... Eğer bana hizmet etmeye layıksan..."

Tenthor acı içerisinde, işkencenin ortasında "Kaybettiklerim? Lanetim?" diye düşündü. Karanlık varlık adamın daha fazla acı çekmesi için uzunca güldü. Tenthor'un bilinci acıdan dolayı kaybolmak üzereyken, son sözleri işitti:

"Gölü besle... Yolu takip et... BANA GEL... Claidya ilk ödülün olacak... ve hayallerinin ötesinde güç ve ölümsüz bir irade..."

ve Tenthor'un zihni kararırken sadece kahkahalar vardı... Normal bir ölümlüyü korkudan öldürebilecek kahkahalar...

Tenthor kendine geldi, günlerce süren savaşların yorgunluğu şu anda hissettiğinin yanında bir hiçti... Acuvundaki yara hızla iyileşerek ve mavi-beyaz bir etle kaplanmıştı. Tenthor bunun ölü eti olduğuna yemin edebilirdi...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

Dragonfly wrote:Karşısında ki varlık O yerde yatarken bağıran kişiydi,yaklaştı ve konuştuğunuz varlıkmı yaptı bunları diye geyet içten gelen bir saflıkla sordu sorusunu.
Bir anda rahibenin vücuduna dokunduğu nokta alev alev yanmaya başladı. Korku içerisinde acısın tüm vucuduna yayıldığını hissetti. Ateş sıcak fakat Lysana'nın dokunduğu nokta soğuktu. Adeta yaşam enerjisinin emildiğini hissetti.
(Dragonfly 15 heal 11 fire damage, 9 Negative energy damage aldı)

(RP dışı: Kara topraklar üzerindeki tüm cure wound büyüleri ateş(büyülü) ve negative enerji damage(yaşam enerjisinin emilmesi) verirler)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Raistlin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 5819
Joined: Mon May 26, 2003 10:00 am
Location: Cehennem
Contact:

Post by Raistlin »

CHANGES wrote:Acı,zevke ve tutkuya dönüştü."Efendi yol göster "diye mırıldandı yavaşça.
Zihni bulandı,buz mavisi gözleri sonuna kadar açıldı artık bu gözler çok uzaklara bakıyordu.Ayakta durmuş asasına dayanan bu adam kendinden geçmişti bir kaç nefes alım süresi boyunca.
Brenne efendisinin alevleri yakan, buzu donduran, kanı kanatan, dağları eriten öfkesini hissetti.
"Brenne belki de sen bir hatasındır. Sana verdiklerimi kullanmaktan aciz misin? Beni tekrar hayal kırıklığına uğratırsan, sonunu gören düşmanların bile korkudan ölürler."

Brenne öfkeli sözlerin gözlerini kör ettiğini farketti ve dizlerinin üstüne çöktü. "Benim her cezam sana bir ödül olsun Brenne!"

Brenne bir anda kendisine verilen mesajı anlamıştı.
Nehiri geçmek basit gibi gözükse de asıl korkunç olan tuzaktaki basitliğin korkunçluğuydu. Brenne bu inanılmaz tehlike karşısında ürperdi ve nehiri geçmek için büyünün faydasız olduğunun farkına vardı.

"Gölü besle!" Her ölü onun bir kölesiydi ve gerekirse onun için yeniden ölürlerdi. Brenne ölüleri kullanması gerektiğini biliyordu. Sonuçta her ölen burada kölesi olarak diriliyordu ve toprakta kaldırabileceği yüzlerce ölü cesedi gizliydi. Ölüleri kendisini karşı tarafa taşıması için yönetebilirdi. Hatta yeterli sayıda ölü ile karşıya bir köprü bile yapabilirdi.

Brenne'nin artık görmeyen gözleri olmasına rağmen, etrafındaki algılayabildiğini farketti.

(RP dışı: Brenne +2 INT +Kalıcı körlük +Kalıcı Blindsight 10 metre)
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne kendine geldiğinde hançeri kınına koydu.Gözlerini açmaya çalıştı ama gözleri zaten açıktı,peki bu karanlıkta neydi?Yavaşça ellerini gözlerinin olması gerektiği yere götürdü eline bulaşan bir sıvı hissetti kokladı bu kan kokusuydu.Bir süre şaşkınlık içinde donakaldı.Sonra herşey yavaş yavaş görünür olmaya başladı ama hala uzaklara bakamıyordu.
Efendisinin uyarısını düşündü ve yolgösterişini.Etrafına bakındı bazı ölüler çürümeye başlamış ölüler, yarı yarıya toprağın altındaydı.Çok daha fazlası olmalı diye geçirdi içinden.Yapması gerekeni anladı ama bunu yapmak için herkesin toplanmasını bekledi.
Kulağına tiz bir çan sesi geldi uzaklardan yankılanan,şu lanet olası şaklaban diye düşündü.Bir bu eksikti diye hayıflandı.Karanlık bir silüet sert adımlarla yere basarak yaklaşıyordu.Onu gördü hala Brennenin görüş kabiliyetinden uzak bir mesafedeydi.Belki Andero görüyordur diye umdu.
-şu gelen kim Andero?Tanıyor musun yoksa yeni bir bela mı?
Sözler bir fısıltı halinde çıkıyordu Brenne nin gırtlağından.Nehrin kenarına gelmişlerdi.Siyah bir sıvı sakin sakin nehri besliyordu.Brenne bu sıvının kendisine hediye edilen sıvı olduğunu hissetti.Yavaşça arkasını döndü ve Andero nun yanıtını beklerken dikkatini uzaktan yaklaşana verdi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

"Gölü besle... Yolu takip et... BANA GEL... Claidya ilk ödülün olacak... ve hayallerinin ötesinde güç ve ölümsüz bir irade..."
Gözleri dönmüş Tenthor tüm gücüyle haykırdı. 'Seni aşağılık yaratık!!!' Sinirden titreyen şövalyenin çattalaşmış sesiyle haykırışını, bir dizi küfür izledi... 'Sen kim oluyorsun ki, Claidya'yı bana öneriyorsun. '....' O gitti, sonsuza kadar yok. Kahrolası ....... anlıyor musun o yok artık!' Tenthor'un zihnini dolduran tek yanıt o bariton sesin isterik kahkasıydı. Tenthor öfkeyle elindeki hançeri kara nehre fırlattı, hançer bir süre nehrin yoğun sıvısı üzerinde durdu, sonra yavaşça battı... Hançerin son kısmı da gözden kaybolduğunda aniden bir imgelem Tenthor'un zihnini doldurdu. Bu, bu Claidya'ydı... Hiç görmemiş olduğu, anlam veremediği bir mekanda dikenli tellerle zincirlenmişti. Vücudu sızan kanlar hariç çırılçıplaktı, beyaz teni korkunç görünümlü yaralarla doluydu. Başı öne düşmüş, gözleri yarı açık durmuşken arkasında inanılmaz çirkinlikte bir yaratık elinde bir çok başlı alevden bir kırbaçla durmuştu. Maymun kafalı devasa yaratık pençesinde tuttuğu kırbaçı kuvvetli bir darbeyle genç kızın bedeniyle buluşturdu. Kırbaçın değdiği yerdeki etler yarılıp, yarılan yerler kavrulurken Tenthor zihninde duyumsadığı dayanılmaz acıyla dizleri üzerine çöktü. Claidya'nınsa bedeni dalından ayrılan bir yaprak gibi sallanmıştı, fakat genç kızdan hiçbir haykırış gelmedi. Ã?irkin yaratığın kamçıyı toplayıp tekrar indirişine kadar geçen zamanda Tenthor bunun nedeninin Claidya'nın artık bir dili olmayışı olduğunu farketti. Genç kadının dili kökünden kesilmişti... Kamçı bir kez daha indi ve şövalye dizleri üzerinde, genç kadın bağlandığı yerde sarsıldı. Claidya'dan kopan et parçaları bilmediği yaratıklar tarafından kemiriliyordu. Tenthor kızıl bir öfkenin içinde yükseldiğini hissetti, bir cüce baltası gibi sert ve keskin; ejderhaların nefesi gibi yakıcı bir öfke. Gözlerini karartan, bilincini körelten katıksız bir nefretle bağırdı... 'HAYIRRRRR!!!!' Bu öfke duvarıyla birlikte imgelem yok oldu. Fakat o nefret hala oradaydı...

'Yüzleş benimle aşağılık. Benimle yüzleş, eğer cesaretin varsa benle yüzleş! Ölümsüz de olsan, onurumdan arta kalanlar üzerine; Claidya'nın başı üzerine yemin ediyorum ki seni layık olduğun cehenneme yollayacağım ya da bu yolda öleceğim! Ã?IK ORTAYAAAA!!!!'
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero Brenne'in ne yaptığını merak ediyordu. Biraz geride olduğu için görememişti. Ã?ylece nehrin başında durmuştu Brenne. Düşünüyor gibiydi. "Ne yapacağını bilmeyen bir rehberle miyiz yani?" diye düşündü Andero. Yanına ilerledi. Brenne biraz daha çökmüş gibiydi sanki. Gözlerinin nereye baktığını anlayamadı. Sonra ona seslenişini duydu. O yöne doğru baktı ve kendilerine doğru ilerleyen bir bugbear gördü. Görüş mesafesinin içindeydi ama aşırı yakın değildi. Yine de o yöne doğru ilerlediği belliydi ve hızla onlara yaklaşıyordu. Kılıcını çekti. "Metali bile siyah... Acaba ne tür bir metal?" diye düşündü zira denge mükemmeldi. Sonra diğer eliyle sırtında tuttuğu kalkanını omzu üstünden kaydırdı ve sol eline aldı.

-Bir bugbear Brenne ve bu tarafa doğru geliyor. Sanırım savaşa hazır olsak iyi olacak. dedi. Gözlerini bugbeara kilitledi. Vücudunu bir heyecan dalgası sardı. Artık ısınmanın vakti gelmişti.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne Andero nun söylediklerini dinledi.Bu Brenne yi rahatsız etti durmadan goblinimsi yaratıklarla savaşmak zorunda kalıyorlardı.Anderonun arkasına geçti yavaşça.
-Pis bir ork kafalı daha sanırım bu da onun başka bir akrabası,ama zorunda kalmadıkça savaşmamalıyız Andero ancak böyle hayatta kalabiliriz.Belki savaş değildir istediği ama yine de tedbirli olmak gerek.
Brenne bu sözleri söyledikten sonra bir kaç adım daha geriledi,büyü komponentlerini gözden geçirdi.Olası bir savaşta yapması gereken büyüleri düşündü.Asasını önünde sabitledi kasları gerildi.Geleni hala göremiyordu ama bir silüetin yaklaştığını biliyordu.Yanındaki büyücüye baktı Brenne asla kimseye arkasını dönmezdi.Bir adım daha geriledi.
-Onu uyar Andero,buraya gelmemesi için!Yaklaşmaması için ve onu başımızdan sav.
Brenne bunu kendisi yapmak istemedi çünkü diğerlerine karşı tüm kararları kendisi veriyormuş gibi görünmek istemedi.Ya da durmadan bela çıkartan birisi gibi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Türklider
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1308
Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
Location: AFYON! Hehehehe...

Post by Türklider »

Böcayı elinde devasa baltaları ve çivili çizmeleri ile ağır adımlar atarak gruba yaklaşıyordu. Bölük pörçük grubu ağır ağır süzdü. Seri adımlar atması biraz nefes nefese bırakmıştı kendisini fakat kaslı vücudu bunu kolayca atlatabilirdi... Daha yeni yeni ısınıyordu... Tek sorun biraz kansız oluşuydu...

Nehirden çıktıktan sonraki yorgunluğu ise yavaş yavaş geçmeye başlamıştı. Yedikleri rahatlatıcı bir etki yapmıştı vücudunda. Ã?nüne baktığında cüppeli bir figür ve silahlanmış bir insan gördü. Cüppeli figür nehire daha yakındı ve gözlemlediği kadarı ile sırayı daha bozmamışlardı.

Vücudunu dikleştirip yüzüne gerizekalı görünümlü sırıtışını takındı. üzerindeki paçavralar zırhını kapatıyordu fakat omuzluklarının üzerindeki kumaşlar nerede düştü hatırlamıyordu.

Cüppeli figürün bir kısmının ağır bir darbeden etkilendiği açıkça belliydi. Karnında ise bir bıçak saplıydı... Tanrılar adına, ne biçim bir yerdi burası? Herkes abuk subuktu... Kendisinin burada olması da pek şaşılacak bir şey değildi...

Doğal olmayan bir şeyler oluyordu... Böyle kalabalık bir grubun rehberine açıkça saldırmak aptallıktan başka bir şey değildi... Hem, o arkadakiler... Elf ile Lysana... Bu gruptaysalar, bir bildikleri var demekti...

Böcayı sırıtışını muhafaza etti... Goblin dilinde ileri doğru seslendi; "Hey, kimsiniz? Nereye?!"

Gözleri herhangi bir agresif hareketi takip edecek şekilde grubu tarıyordu. Elini selamlar gibi havaya kaldırdı fakat bu, devasa baltasının da havaya kalkması demekti... Böcayı içten içten güldü, bu iş daha da eğlenceli bir hal almaya başlamıştı...

Daha önce de dediği gibi; nerede bir pislik var, hemen sinekler üşüşürdü... Sinekleri yiyenler de üşüşecekti. Kendisi gibi...
Saygılarımla...
Türklider...
esen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 809
Joined: Fri Sep 10, 2004 10:00 am
Contact:

Post by esen »

Pelerinini omzuna asarken canı yanmıştı ve istemeden bağırdı. Tam bu sırada bir sesle ilkildi"Selamlar olsun.. Bu köyde lanetler hiç eksik olmaz mı?"
Karşısında iki kişi durmuştu, Artık neyin gerçek neyin hayal olduğunu çıkaramıyordu, Kimsiniz ve ne istiyorsunuz?
bunları söylerken aklı iyice karıştı. Elinde tuttuğu hanceri her an fırlatmaya hazır bekliyordu.
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Thlyrotel, Lysana'nın elini bırakmış ilerde gördüğü tanıdık surete bakıyordu, tanıdığı Böcayı, orada Brenne ve Andero'nun önünde bekliyordu, demek gittiği yerden sağ salim dönmeyi başarmıştı ama dikkatli bakan gözler ondaki değişimi apaçık fark edebilirdi ve şu anda Thlyrotel'de bu fark'ı sezmişti... böcayı'da onlardan biri olmuştu artık.. aklından geçen imgelerin pek çoğu, ölen yarı ork'un üzerinde yoğunlaşıyordu, elf için bir başka kayıptı bu... Böcayı baltasını savurmak için kaldırdığında elf şaşırmamıştı bile....
Hızla yerinden kalkan yayı.. böcayı'yı nişanladı, ama elf yapamazdı.. yayı kaldıran eli titremeye başlamıştı bile.. yapamazdı, ve yayını indirdi..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Kadın korkmuş gibi görünüyor ve elindeki hançeriyle halihazır bekliyordu. Bu nedenle onu daha fazla korkutmak işlerine gelmezdi ve gergin ortamı biraz olsun yumuşatmak amacıyla Tudor kendisini ve yoldaşını tanıtmaya karar verdi; "Adım Tudor. Bu genç dostumun adı ise Romedahl. İsim faslından önemlisi daha önemlisi bayan, biz kötü insanlar değiliz. Bu nedenle endişelenmenize gerek yok. Bu lanet köy hakkında öğrenmem gereken bir takım şeyler var. Bu nedenle sizi rahatsız ettim.."dedi.. Kadının gözleri çok durgun, bedeni ise bitkin görünüyordu.. Uykuya ihtiyacı olduğu apaçık ortadaydı. Tıpkı Tudor ve Romedahl gibi.. Yorgun hallerine rağmen kadından gelecek ikinci tepkiyi merak ediyordu Tudor. Her ihtimale karşı tetikteydi çünkü karşısında korkmuş bir kadın vardı ve ne yapacağı belli olmazdı..
Only God can Judge me!
Lysana
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 716
Joined: Fri May 28, 2004 10:00 am
Location: Arborea
Contact:

Post by Lysana »

Dikkatli bir biçimde Thlyrotel'in okunu doğrultuğu yere baktı,kaşlarını çatarak tekrar baktı,yüzünde şaşırmış bir hal belirdi.Ama bu nasıl olabilirdiki yanlışmı görüyordu.Hayır yanlış görmüyordu bu tanıdığı tek böcayıydı.Birden vucüdunu panik sardı tam Thlyrotel'e ok atmaması için müdahale edicektiki o sırada Thlyrotel yayını indirip vazgeçti. "Ezakiel burda ne arıyor?" Andero ve Brenne de onu farketmiş olmalılardı.Ezakiel'i diğer böcayılar gibi sanıp saldırabilirlerdi.Bu düşüncenin etkisiyle hızla yürümeye başladı,giderek adımlarını hızlandırarak koşmaya başladı tabi şu kirli çamurun elverdiği kadar..
şimdi giderek yaklaşmıştı.Andero ve brenneyi bir iki adım geçerek durdu.Durmasının sebebi böcayının görüntüsüydü,böcayının bacakları siyah bir şeyle kaplanmıştı,bu siyahlık ona nedense yabancı gelmedi hatırlamaya çalıştı kısa süre içindede hatırladı aynı siyahlık Handa gördüğü sırtında kılıç saplı olan lanetli adamdada vardı.Ezakiel'demi lanetlenmişti? bu düşünce beyninde binlerce kez yankılandı.Hala donuk bir şekilde karşısındaki böcayıya bakıyordu,sonra yavaşça yutkundu ve kendini toparladı "Selamlar ezakiel"yaşadığı şoktan verdiği etkiyle sesi biraz titremişti "Burda seni görmek beni şaşırttı,söylermisin senin burda bulunma amacın nedir?"
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
esen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 809
Joined: Fri Sep 10, 2004 10:00 am
Contact:

Post by esen »

Elindeki hançeri indirmeden karşısında duran adamı dinledi. Bakın sorularınız var anlıyorum ama şu an için daha acil yapmam gereken işler var eğer dediğiniz gibi kötü niyetli kişiler değilseniz benimle gelin ama sizi uyarıyorum gideceğimiz yol sandığınız kadar güvenli olmayacak hatta belki geri dönemeye biliriz. Bunları söylediği an vücüdu daha fazla bu baskıya dayanamadı ve olduğu yere dizleri üstüne çöktü. Omzundaki yara gittikçe dahada kötüye gidiyordu.
Dragonfly
Kutsanmış Kişi
Posts: 1262
Joined: Thu Mar 25, 2004 10:00 am
Location: Doğu Limerik
Contact:

Post by Dragonfly »

Bir anda rahibenin vücuduna dokunduğu nokta alev alev yanmaya başladı. Korku içerisinde acısın tüm vucuduna yayıldığını hissetti. Ateş sıcak fakat Lysana'nın dokunduğu nokta soğuktu. Adeta yaşam enerjisinin emildiğini hissetti.
Dinç vücudu ilerlerken bir şeylerin yanlış gittiğini anladığında omuzlarının üstündeki kafasının sanki bir alev topu gibi yandığını ve bu alevin tüm vücuduna yayıldığını hissetmesi uzun sürmedi.
Acılar içinde yere yığıldı.
*Başım başım yanıyorum ağğğğğ bana ne yaptın rahibe sana kötü bir şey yapmamıştımki yanıyoruuummmğğhhh
Halsiz vücudu önündeki şovalyenin ayakları ucuna yığıldı.Eli ile başını tutuyor ama buzdan daha soğuk anlını hissettiğinde korkusu dahada artıyordu.
Dragonfly ;
Keeper of the Grove, Forest King
<u>Domains</u>:Animal,Earth,Plant,Protection
Doğanın Tapınağı
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest