Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Yıkanırken bir yandan da omzunu kontrol etmişti, çaydan çıkınca ilk işi yerine oturttuğu omzunu sarıp, askıya almak oldu. Daha sonra çevreden topladığı dallarla ufak bir ateş yaktı ve yol çantasından çıkardığı kurtulmuş eti ateşte hafif kızartıp henüz bayatlamamış olan ekmekle birlikte yedi. Ateş közlenmeye başladığında sırtını ağaca dayamış, günü yorgunluğunu çıkarıyordu. Gözlerini diktiği ateş bir anda şekil değiştirip bir şöminenin içinde yanmaya başladı, közlenmekte değildi de alev alevdi. şöminenin ısıttığı salon geniş taştan bir salondu. Tenthor aşina olduğu salona şöyle bir baktı: uzun, ahşaptan oymalı bir masa; yüksek, kadife minderli sandalyeler; onlarca mumla donanmış iki yüksek avize, gümüş yemek takımları... Claidya'nın kanlı başı... İçinden yükselen kızıl bir öfke... Arghhhhhhhhh!!!
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

"pekala şovalye öyle olsun.. beklerim..."

oarada temizlenmeye karar veren elf beyi hancıya yardımcı olan kıza yaklaştı ve temizlenebileceği bir yer sordu..
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Esen masadaki boş sandalyelerden birine oturuken, elf dik dik onun gözlerine bakıyordu.. Lysana ise şaşkınlık içindeydi, ya trans halindeydi yada içinden dua ediyordu.. yada elf sadece olayı böyle değerlendirmişti.. şu anda Lysana'ya olan ilgisi dağılmıştı.. Esen'e döndü, bakışlarında belli belirsiz bir tehdit seziliyordu elf'in.. önce baştan aşağı Esen'i süzdü bu bakışlar.. tüm vucut hatları üzerinde dolandılar... sonra gözleri üzerinde kenetlenip kaldılar..
"masamıza hoşgeldin esen, bizde Lysana ile Thlyrotel hakkında konuşuyorduk..değilmi Lys.."
Mythel Thlyrotel'i özellikle vurgulu söylemişti.. sonra Esen'in gözlerine dik dik bakmaya devam etti.. şimdi anlayacaktı.. en azından bir kıvılcım bekliyordu.. gözlerinde alevlenip, elf'e gelecekti...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Lysana
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 716
Joined: Fri May 28, 2004 10:00 am
Location: Arborea
Contact:

Post by Lysana »

Yanlarına oturan barbar kadına selam verdi...Sonra Thlyrotel in laflarını duydu "bana hiç yardımcı olmuyorsun Thlyrotel" dedi mırıldanarak karşısındaki kişiler onu duymuşmuydu bilmiyordu fısıltı şeklinde konuşmuştu...sesini yükselterek konuşmasını sürdürdü "senin hakkında konuşuyorduk" dedi imalı ve vurgulu bir şekilde.
Yararı yoktu ne yapara yapsın Thlyrotel i geri kazanamıyordu.umutsuzca başını masaya doğru eğdi,yorulmuştu ve kötü bir gecenin başlangıcındaydı.Neredeyse buraya asıl geliş amaçlarını unutucaktı,andero esrarengiz siyah cüppeliyle konuşmasını bitirdikten sonra anderoyla konuşmaya kararverdi.
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

Köye varmalarına yaklaşık iki saatlik bir süre kalmıştı. Gecenin karanlığında ilerlerken yakınlarda beliren bir ateş süzmesi Romedahl"ın dikkatini çekmeyi başarmıştı.

- "Bak! Biri ateş yakmış."
- "Evet gördüm. Belki bu korulukta geceyi geçirebiliriz ama öncelikle bizi bu koruluğa kabul edecek kişinin misafirperver biri olmasını ümit edelim."

Siyah kızın üstünden inerek koruluğa doğru yaklaştılar. Yaklaştıkça manzara giderek netleşiyordu alev alev yanan ateşin etkisiyle birlikte. Tudor ve Romedahl, sırtını ağaca yaslamış bir şekilde dinlenen birini gördüler ve iyice yanına sokuldular. Bu kişi ilk bakışta bir şovalyeyi andırıyordu. Bakımlı biriydi, uzun kızıl saçları yıkanmış olacak ki hala ıslaktı. Tudor "Affedersiniz. rahatsız ediyorum." dedi. Gözleri kapalı olan şovalye sesle birlikte gözlerini açtı. Biraz irkilmiş gibiydi ve elini yanında duran kılıcına doğru uzattı. Bunu gören Tudor "Hey dur! Biz kötü niyetle burada değiliz. Dulbırakan köyüne gidiyorduk fakat daha uzunca bir yolumuz var ve çok yorgunuz. Bu nedenle eğer uygun görürseniz bu korulukta geceyi geçirmek istiyoruz. Kalmamızın bir mahsuru var mı?" diye sordu ve şovalyenin cevabını bekledi..
Only God can Judge me!
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne Andero nun söylediklerini dinledi,bu savaşçının herşeyi ölçüp biçmesi onu biraz rahatsız ettiyse de yalanları çoktan hazırdı çünkü zaten bunları bekliyordu.Sözlerini bir kez daha tarttıktan sonra tane tane konuşmaya başladı.
-Evet Andero dediğin gibi bu çok kutsal bir görev ama ben savaşçı kutsal olan değilim ve hiçbir kutsal amaca hizmet etmiyorum.Oraya gitmek istememin tek amacı varsa o da...
Burada söyleyeceklerini düşünmek için birkaç saniye sessizliğini korudu.
-O da bu lanetin kalkmasıdır.Sana daha önce de söylemeye çalıştığım gibi bu laneti yok edemesemde en azından deneyeceğim ancak bu şekilde ruhum huzur bulacak.Ama şunu bil ki karşımda ne olduğunu bilmiyorum.
Ve şu lanetli adam o lanetlenmişti bu doğru ve bana da efendi dedi. Bana sırrımı soruyorsun savaşçı ben bir büyücüyüm,ilgi alanım ise ölemeyenler.
Ruhları bu diyar ile ruhlar diyarı arasına sıkışmış olanlar.Hiç kimse böyle bir acıyı çekmemeli işte benim şimdiye kadar ki yaşam amacım.Ve o lanetli adam
Tam bu noktada kendisini Talon Suncrown olarak tanıtan kişi geldi.Katılmak istiyordu,ama neden?Söylediklerini çok mu,yüksek sesle söylemişti ya da bir savaşçıyla aynı masada oturması çok mu ilgi çekiyordu?Brenne bunları düşünürken yanıt savaşçı Andero dan geldi.
-Özgünüm dostum ama gördüğün gibi konuşuyoruz ve daha konuşmamız gereken şeyler var. Oturmak istediğine göre amacın herhangi birimizle konuşmak. Sanırım bunun için biraz bekleyeceksin.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Yeni gelenin yanlarından ayrılmasından sonra Brenne söylediklerini zihninde tekrar toparlamaya çalıştı.Zira söylediklerinde hata yapmaması gerekliydi.
-Ve o lanetli adam...
diye devam etti Brenne
-O adamın laneti bu türden bir lanet.Ben ve böyleleri arasında ruhani bir bağ vardır işte bu nedenle benim ona yardım edebileceğimi biliyordu.Bu nedenle bana efendi dedi.Orada büyüyen lanet bu türden bir lanet ve ben bunu sona erdirmeliyim yada en azından denemeliyim.
Sözlerini bitirdi Brenne yavaşça geriye doğru yaslandı.Hala asasını elinde tutuyordu.Kapüşonu hala kafasına çekili ve yüzünü gizliyordu.Vücudunun görünür tek yeri asasını tutan neredeyse tüm kanı çekilmiş gibi görünen beyaz kemikli elleriydi.Neredeyse bir ölünün elleri kadar kötü görünüyordu.Ama bu karmaşada kimsenin buna dikkat ettiği yoktu.
Bir ara Andero ya onun nedenini sormayı düşündü ama bunun önemi olmadığına karar verdi.Zaman kaybına tahammülü yoktu,efendi bekliyor diye geçirdi içinden.
-Her geçen anda bu daha fazlasını içine alıyor ve mümkün olduğu kadar kısa sürede sona ermeli.İşte benim acelemin nedeni de bu.Mümkün olduğunca acele etmeliyim ve en geç yarın sabah yola çıkacağım.Yapılması gereken hazırlıklarım var savaşçı.Dediğim gibi bu görev kutsal değil aksine lanetli,eğer aradığın şan şöhret ya da hazine ise orada bulamazsın.Orada sadece ve sadece kendi zavallı ruhunu kurtarabilirsin.Bunu bir düşün savaşçı ve hala zamanın varken belki bir kaç yıl daha lanetten uzak durmak için atını uzaklara sür,tabii eğer yarın sabah benimle gelmeyi düşünmüyorsan.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
esen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 809
Joined: Fri Sep 10, 2004 10:00 am
Contact:

Post by esen »

Birşey içmek istememişti, ama çok fazla susamıştı. şöyle soğuk bir biraya hayır demezdi başka bir gün olsaydı. Ama siyah cüppeliyle konuşacaksa aklını bulandıracak hiç bir şey olmamalıydı. Esen masaya oturduğunda Mythel esenin gözlerine dikmiş sanki esenin bir şey söylemesini bekler gibiydi. Bu arada yanındaki dişi elfi unutmuştu, Bakışlarıyla eseni baştan aşşağı süzdü. Bu esenin pek hoşuna gitmemişti.Sonra Mythel konuşmaya başladı
"masamıza hoşgeldin esen, bizde Lysana ile Thlyrotel hakkında konuşuyorduk..değilmi Lys.."
Demek dişi olan elfin adı Lysana. İsmini duyan Lysana esene selam verdi. Mythel esenin bir tepki vermesini bekliyor gibiydi. Ama Esen için bu olayın nereye gideceği o kadar önemli değildi. şu an tüm dikkati siyah cüppeliye ayırmıştı. Bakışlarını Siyah cüppelinin oturduğu masaya cevirdi...
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne sözlerini tamamladıktan sonra hanın içini şöyle bir süzdü.Etrafta kendisine dönük bir çok bakış yakaladı,bir yandan bu bakışlardan rahatsız olsa da gerekli ilgiyi çektiği için memnundu.Dışarıda gündüz ile geceyi ayırdeden tek şey zaman zaman görünen ay oluyordu.Değişmeyen karanlık ve sürekli çakan şimşekler artık Brenne için sıradandı.Yine büyük bir gökgürültüsü ve peşinden kırmızı bir şimşek çaktı.
"Geliyorum efendi,hem de tam istediğin gibi.Geliyorum." diye düşündü gördüğü imgelemleri düşünerek.Elinin hafifçe sızladığını hissetti,artık gitme zamanı diye düşündü.
-Evet savaşçı anlatacaklarım bunlardan ibaret burada kalıp sana herşeyi en ince detayına kadar anlatmak ve bilgilendirmek isterdim ancak görüyorsun ki acele etmem şart.Bu akşam hazırlıklarımı tamamlayacağım ve umarım sen de yarın bana katılırsın.Keşke oraya giderken daha fazla yoldaşım olsaydı böylece karşımıza çıkacak herşeyle daha kolay mücadele edebilirdik.Ama böyle lanetli bir göreve kim gelmek isterki,ucunda hazine yada para yok.
Bu son sözleri söylemesindeki amaç Andero nun gelmeye karar verirse bunu dostlarına da önermesini istemesiydi.Yavaşça doğruldu Brenne,asasına dayandı ve bir iki kuru öksürük daha takip etti bu hareketini.
-Yarın sabah savaşçı yola çıkacağım,gelmek istemezsen seni anlarım ama gelirsen beni onurlandırırsın.
Onur?Bu da neydi?Brenne için adeta çok uzak bir kelimeydi.Bir keresinde dini için savaşan ve kendisini onurlu savaşçı diye tanıtan bir adam tanımıştı ama onun ölümden kurtulmak için söylediği o kadar onursuz şey vardı ki.Ã?ığlıkları mabedinde yankılanırken Brenne nin gözleri ışıldamıştı.
Brenne zaten böyle bir şeyin olmadığını biliyordu.Ne kadar da düz ve aptalca bir hayat diye düşündü,onur,iyilik,adalet.Peh...Bunların hiçbirisi güç vaadetmiyordu,saf güç sadece ona ulaşmasını bilenindir diye düşündü.
Bir anlık durgunluktan sonra savaşçıya doğru kapüşon eğildi ve kalktı.Brenne ayrılmak için davrandı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Andero sessizce Brenne'in anlattıklarını dinledi, dinlerken bunları değerlendirdi. "Hıh.. İşte, demek bir büyücüsün. Hem de ölemeyenlerle ilgilenen." diye düşündü. Adamın anlattıkları ona oldukça tanıdık geliyordu. Hafifçe gülümsedi.

-Para, şan ve şöhret nedir ki zaten onun değerini bilebilecek, onu gerektiği gibi kullanabilecek bir ruh olmadıkça. dedi yavaşça. Anlattıklarında büyük oranda haklısın. Üstelik bu anlattıklarını inan sandığından daha iyi anlıyorum. Bence bu hala kutsal bir görev ve sanırım...

Az önce başına gelenleri hatırladı tekrar. O sesi... Eğer bu adamı takip ederse kendisini bulabileceğini söyleyen o sesi. Buraya onu bulmak için gelmemiş miydi zaten? Ama şimdi iş fiile dönünce tereddüt ediyordu. Ya öbürleri napardı. Majenta, Lysana ve Efla; onunla gelirler miydi? "Önemli değil." diye düşündü. "Yapmam gerekeni yapmalıyım. Bu benim en büyük özelliğim. Bunu şimdiye kadar hep uyguladım ve bundan sonra da değişmeyecek."

-Sanırım... Evet. Bende sana yardımcı olacağım büyücü. Yarın... Adamın hareketlendiğini gördü. Ben burada olacağım Brenne. İstediğin zaman gel. Hazır olacağım. dedi. Sonra başını büyücüden çevirdi. Ve başını elleri arasına alıp dirseklerini masaya dayadı. "İşte başlıyor."
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne gitmek için davrandığında savaşçının sesi duyuldu.
"Para, şan ve şöhret nedir ki zaten onun değerini bilebilecek, onu gerektiği gibi kullanabilecek bir ruh olmadıkça. Anlattıklarında büyük oranda haklısın. Üstelik bu anlattıklarını inan sandığından daha iyi anlıyorum. Bence bu hala kutsal bir görev ve sanırım...Sanırım... Evet. Bende sana yardımcı olacağım büyücü. Yarın... Ben burada olacağım Brenne. İstediğin zaman gel. Hazır olacağım."
Brenne memnuniyetle gülümsedi cüppesinin altında.Doğru adama oynadığımı biliyordum dedi içinden.
-Yarın sabah savaşçı yarın sabah...dedi
Yavaşça arkasını döndü ve gitmek için hareketlendi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
fingolfin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1636
Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by fingolfin »

Tudor ve Romedahl şövalyenin cevabını boş yere bekliyorlardı. Zira Tenthor'un onları duyacak hali yoktu. O şu an bir trans halinde geçmişi yaşamaktaydı. Sağ eli kılıcının kabzasını sıkmaktan bembeyaz olmuştu. Gözleri sabitlenmiş bir şekilde öylece önüne bakıyordu. 'Claidya.. Claidya...' diye mırıldandı şövalye.
Fallen
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1054
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by Fallen »

Thlyrotel masada oturan iki dişiye göz ucuyla baktı.. ikiside farklı şeylerle ilgileniyorlardı şu an...
"handaki en şanslı erkek benim" dedi içinden.. ve ardından sessiz kahkahaları yankılanmaya başladı içinde.. öyleki güldüğünü kimsenin anlamaması için ağzını burnunu eliyle tıkadı.. ama işe yaramıyordu, hem bedeni sarsılıyor hemde yüzüne hücum eden kan, yüzünü bir domates gibi kızartıyordu.. haliyle masada oturanlar ona döndü.. birşey söylemiyorlardı ama, bakışları "ne var??" diye haykırıyordu adeta...
Gülme krizinin ardından Mythel hiç birşey yok dercesine elini kaldırdı.. ama belliki bu yeterli bir açıklama değildi..
"Bunlara açıklama yapmak zorundamıyım??" diye sordu kendine.. cevabı net ve kesindi... "hayır", bir bahane bulup gitmeliydi.. birşey öğrenemeyeceği apaçık ortadaydı ve evet neden olmasındı.. dışarıda uyumak bu iğrenç yerde uyumaktan daha keyifli olurdu...
"Özgünüm bayanlar, ama hanları hiç sevmemişimdir eskiden beri, sohbet için çok teşekkür ederim.."
Ardından ayaklanan elf bir arkasına bile bakmadan hızla hanı terk etti, dışarı çıktığında çevreye bir göz gezdirdi. evet işte oradaydı.. bu iğrenç köyün arkasında ağaçlıklar vardı.. ve orman, her zaman için şehirlerden kat kat daha iyiydi.. yavaş yavaş ve çevreyi seyrede seyrede elf köyün sınırlarını geçti.. önünde uzanan ve fazla dik olmayan bir tepe vardı; ufak otlarla kaplı bir tepe, ve bu tepenin hemen ardında ağaçlar başlıyordu..
"Zor olmayacak" diye iç geçirdi ve yürüyüşüne devam etti Mythel, daha onbeş dakika geçmeden ormana ulaşmıştı bile, ama kalacak yer bulmak kesinlikle bir sorundu, önce çevreye bir göz gezdirdi.. ufak ufak ağaçlar..ardındanda onlardan kat kat daha büyük olan Sekoyalar.. ilginç bir ormandı gerçektende.. biraz daha ilerledi, ilerden bir yerden su sesi geliyordu, ayrıca çevredeki Dişbudaklarda yakında su olduğunun göstergesiydi.. su demek, hem yiyecek hemde içeçek anlamına gelirdi.. bundan daha iyi bir kamp yeri olamazdı.. sonra Mythel ilerde duran genişçe bir Dişbudağın altında yere kıvrıldı, kalın yünlü pelerini üstüne örttü ve ormanın seslerini dinleyerek uykuya daldı...
.."Mythel!!! Mythel!! yanıma gel hemen.."
Mythel bahçede yeri kazıyordu.. yerde bulduğu uğurlu parayı oraya gömecekti, kimbilir belkide para orada çoğalırdı ve orayı birdaha açtığında elinde bir sürü uğurlu parası olurdu.. bundan daha muhteşem birşey düşünülemezdi...
"Mytheeeeel!!! hemen yanıma gel dedim sana!!!"
Minik elf bir anda irkildi.. insan babası ona sesleniyordu, sonra gözü vücudundaki morluklara ve çürüklere kaydı, hemen oraya gitse çok iyi olacaktı.. nede olsa uğurlu parasını sonrada gömebilirdi..
Hemen dizlerini yerden kaldırdı, çitle çevrili evlerinin pek çok kısmı tarlalarla kaplıydı.. minik elf tarlaların içinden koşarak, çift kaplı boyası dökülmüş, ahşap evlerine doğru geldi.. ahırın kapısı açıktı.. işte babasıda oradaydı..Mythel'in geldiğini görünce ona doğru döndü...
"yanıma gel oğlum"
Babası gerçektende çok çirkin bir adamdı, yüzü eskiden ince olsada şimdi yanaklarının kenarları yağ dolmuş ve şişmişti, tek gözünü eskiden bir boğa ile yaptığı mücadelede kaybetmişti.. özelliklede burnu.. sanki burnun alt tarafı.. üstten bir darbe ile, yüzüne gömülmüş gibi duruyordu...
sonra babasının bakışları.. başka bir tarafa döndü.. derinlere bakıyordu bu bakışlar, elini Mythel'in omuzuna koydu...
"Annen öleli on yıl oldu Mythel..."
birşeyler ters gidiyordu.. babası onunla hiç böyle konuşmazdı.. terlediğini hissediyordu adamın.. bacağı gerginlikle titriyordu.. elf huzursuzlanmaya başladı.. sonra sert bakışlar Mythel'e döndü...
"ve bir erkeğin ihtiyaçları vardır oğlum..."
sonra tek.. basit bir hamle üzerindeki paçavraları yırttı elf'in.. her ne kadar kaçmayı denediysede.. elf çok küçüktü.. babasının bu iğrenç kavrayışından kurtulamamıştı...
"Baba.. Babaaaaaaa !!!!!!!!!!!!!!!!"... elf'in dehşet çığlıkları.. bu insanın zevk çığlıkları ile beraber yankılanıyordu... ahırda.....
"Baba babaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!"
Thlyrotel bir anda gözlerini açtı.. kalbi göğsünden dışarı fırlayacaktı sanki.. kesik kesik nefes alıyordu ve terlemişti.. titreyen vucudunu zorla doğrulttu.. şu an bulunduğu çevre yabancı olsada elf umursamıyordu.. ne gördüğü rüyayı hatırlıyor.. nede korkusunun sebebini... sonra elini iç ceplerinden birine attı, oradan tek, küçük bir mağdeni para çıkardı.. nedenini bilmesede elf, kendini böyle hissettiği zamanlar bu mağdeni paraya bakardı.. sonra parayı bir tur çevirdi eline.. ay ışığı paranın üzerinden gözlerine yansıyordu..
Başını ağaca yasladı Thlyrotel.. son bir kez elindeki paraya baktı.. sonra gecenin sessizliği içinde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı....
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Oren_Dautry
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2577
Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Oren_Dautry »

Brenne tam yürümeye başlamıştıki omuzunda bir el hissetti. sıkı kayrayan nazik bir el...üzerinde kurumuş kan yolları eli kaplıyordu...

ismini konuşmalardan duymuştu..

"Dur Brenne, aradığım cevaplar var ve bunların sende olduğunu düşünüyorum... konuşmalıyız.."

Elfin yüzü sert ve ciddiydi, bu ifade hiç elfe yakışmıyordu..elfin pürüzsüz olması gereken yüzünde kederin işaretleri saklıydı.., gözlerinin derinliklerine bakanlar geçtiği yolları görebiliyordu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
FalcoN
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1027
Joined: Wed Jul 28, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by FalcoN »

şovalyenin kendisine doğru baktığını sanan Tudor sorusuna cevap alamayınca bu durumu garipsedi. "Beni duyuyor musun?" diye sordu. şovalye cevap vermiyordu ya da veremiyordu. Hayaller elemine dalmış gibiydi. Gözleri açıktı ve bir noktaya sabitlenmişti. Tudor elini şovalyenin gözlerinin önüne getirerek sağa sola doğru sallamaya başladı ama yine hiçbir tepki yoktu. Romedahl;

- "Sanırım bu adam ölmüş!"
- "Sanmıyorum. Nefes alıyor. Bu yüzden ölmüş olamaz. Belki sadece derin bir kabus görüyordur."

Bir ara şovalyenin 'Claidya.. Claidya...' diye sayıkladığını duyar oldu Tudor ve dedi ki;

- "Evet evet.. Kesin bir rüya bu!"
- "Bence onu bu ızdıraptan kurtarmalıyız."
- "Onu uyandırmaktan söz ediyorsan bunu aklından bile geçirme. Nasıl bir tepki vereceğini bilemeyiz. Böyle bir durumda ölümüne bile sebep olabiliriz. En iyisi onu böylece bırakmak."
- "Haklı olabilirsin."
- "şovalye bizi duyamadığına göre burada kalıp kalmamamız onun için çokta önemli değil. Zaten sadece bir gecemizi burada geçireceğiz. Sabah kalkıp tekrar yolumuza devam ederiz. şimdi uyuyalım"

Hafif yağmur yağıyordu ve su damlacıkları üstlerine düşmesin diye yaprağı bol olan bir ağacın altına kurulup uyumaya koyuldular..
Only God can Judge me!
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests