++ÖLÖ RUHLAR HANI++
kapı sesizce acıldı ve iceri ilk önce theodorus sonrada arkasından vilthas girdi. theodorus buraya 1 haftadır gelmiyordu. istedigi huzuru yine bulmustu biraz sırıttı. fakat birisi theodorus un dikkatini cekmisti.cüce gorath. yanına yaklastı ve sadece gorathın duyabilecegi bi sesle"üzgün ve sinirli oldugunu görüyorum dostum. yanlıs giden bir seymi" die sordu sonra da vilthas a dönerek "sen istersen bi masaya otur ben hemen geliroum."dedi
hanın kapısı bir yuvarlanmaya benzer bir ses ile çınladı. sonra kapının ardından bir erkek sesi geldi. "yardım,yardım edin, lütfen "
adamın sesi zor durumda olduğunu ve güçsüz kaldığını o ses tonu ile kapının arkasından bile belli ediyordu.
adamın sesi zor durumda olduğunu ve güçsüz kaldığını o ses tonu ile kapının arkasından bile belli ediyordu.
Sonsuz gücü elinde tutanın içindeki boşluktan daha büyük ne olabilir?
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
theodorus cok ani bi hızla arkasını dönüp adama dogru hızlı adımlarla yürüdü. adamın yüzündeki ifadeyi hayatında sadece bir insanda görmüstü. BABASI. biran eski anılarını hatırladı. aklından babası geciyordu. kucukken babası gözleri önünde öldürülmüstü. simdide aynı ifadeyi yerde zavallıca yatan adamda görüyordu.
yedre yatan adam kapı açılıpta önünde beliren cüppeli adamı görünce kemik beyazı elini uzatıp:
" su lütfen biraz sıcak su" dedi.
adamın teni albinoydu.pudra gibi uzun bembeyaz saçları ve teni ile bir hayalet gibiydi .ama hırıltılı nefes alışı gayet kolay duyuluyordu.
üstünde kolsuz yırtık pırtık deri bir zırh vardı. sırtında asılı duran kıpkırmızı metalden yapılmış iki elli bir kılıç ve belinde bir kaç tane kese ile gayet savunmasız bir şekil de yerdeydi.
kafasını kaldırdığında genç büyücüyle göz göze geldiller. albinonun gözbebekleri ırisleri yoktu. sanki vücudunda beyazdan başka renge yer yokmuş gibi.
"beni içeri al. daha fazla dayanamayacağım"
" su lütfen biraz sıcak su" dedi.
adamın teni albinoydu.pudra gibi uzun bembeyaz saçları ve teni ile bir hayalet gibiydi .ama hırıltılı nefes alışı gayet kolay duyuluyordu.
üstünde kolsuz yırtık pırtık deri bir zırh vardı. sırtında asılı duran kıpkırmızı metalden yapılmış iki elli bir kılıç ve belinde bir kaç tane kese ile gayet savunmasız bir şekil de yerdeydi.
kafasını kaldırdığında genç büyücüyle göz göze geldiller. albinonun gözbebekleri ırisleri yoktu. sanki vücudunda beyazdan başka renge yer yokmuş gibi.
"beni içeri al. daha fazla dayanamayacağım"
Sonsuz gücü elinde tutanın içindeki boşluktan daha büyük ne olabilir?
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
düşe kalka ileryen albino sandalyede bile zor oturuyordu.
elleri hemen keselerine gitti ve ordan çeşitl iotlar ve tolzar çıkardı. sonra o boş gözleriyle büyücüye döndü: "sıcak su bunu içmezsem öleceğim" dedi.
otların yapraklarını kırıyor. ve masanın sütünde onları tozlarla krışştırıyordu. elleri titreken otların bir kısmı yere döklüyor. albina sanki yere düşen altın mış gibi hemen onları almak için yere eğiliyordu.
su geldiğinde karışımı hemen içine attı. ve 1-2 dk bekledikten sonra içti. sıvıyı bitirdiğinde ırısleri kırmızı kırmızı yanmaya başlamıştı. ve albinonun oturuşu dikleşti:
"teşekkür ederim." dedi. kırmızı gözleri ve otırduğu için artık yanında duran iki elli kılıcı tam bir uyum içindeydi.
"nerdeyim?"
elleri hemen keselerine gitti ve ordan çeşitl iotlar ve tolzar çıkardı. sonra o boş gözleriyle büyücüye döndü: "sıcak su bunu içmezsem öleceğim" dedi.
otların yapraklarını kırıyor. ve masanın sütünde onları tozlarla krışştırıyordu. elleri titreken otların bir kısmı yere döklüyor. albina sanki yere düşen altın mış gibi hemen onları almak için yere eğiliyordu.
su geldiğinde karışımı hemen içine attı. ve 1-2 dk bekledikten sonra içti. sıvıyı bitirdiğinde ırısleri kırmızı kırmızı yanmaya başlamıştı. ve albinonun oturuşu dikleşti:
"teşekkür ederim." dedi. kırmızı gözleri ve otırduğu için artık yanında duran iki elli kılıcı tam bir uyum içindeydi.
"nerdeyim?"
Sonsuz gücü elinde tutanın içindeki boşluktan daha büyük ne olabilir?
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
theodorus icinden "demek şuursuzsun hımmm." thgeodorus icindne bir seyler düsünüodu. bunu kimin yaptıgınıda cok merak adiyordu. "benimle tapınagıma kadar geliceksin sana yemek vericem ve uyuyacaksın. kalktıgın zaman ise bunu kimin yaptıgını düsünüp bulup bana söliceksin. anlastık mı?"die sordu fakat theodours hala derin düsünceler icindeydi.
Vilthas da olanları şaşkınlık içinde izlemişti.. Acaba bu gizemli adam kimdi?? Onu ne bu hale getirmişti?? Bunlar Vilthas'ın aklında yatan cevapsız sorulardı..
İyi fikir theodorus.. Onu tapınağa götürmek aklıma gelebilecek en iyi fikirdi..
Bunları fısıltı halinde söylemişti.. Aklı hala karşısında duran gizemli adamdaydı..
İyi fikir theodorus.. Onu tapınağa götürmek aklıma gelebilecek en iyi fikirdi..
Bunları fısıltı halinde söylemişti.. Aklı hala karşısında duran gizemli adamdaydı..
beyaz tenli albino etrafına bakındı handaki kalabalığı izledi ve burdaki kötü, ölümcül havayı hissetti. buranın havası onu rahatsız etmişti. ancak içinde bir yerlerde buraya ait olduğunu, yada eskiden olmuş olabileceğini hissediyordu.
albino iksirinin etkisi vücuduna yayıldıkça daha rahatlamış ve kendine gelmiş gözüküyordu.
büyücüye döndü "dediğim gibi beni bu hale birşeyin getirmesine gerek yok. bu hastalıklı vücudumun bir laneti." gözü bir an yanındaki kılıca iki elli, kırmızı bir metalden yapılmış kılıca kaydı. gözleri sanki bir an daha parlaklaşmış gibiydi .ve sanki kılıçtan bir inleme gelmişti. albino iksirinin etkisi vücuduna yayıldıkça daha rahatlamış ve kendine gelmiş gözüküyordu.
"tapınağın mı ?? hangi tanrıya hizmet ediyorsun büyücü? ve ayrıca ben orda ne yapacağım?"
albino iksirinin etkisi vücuduna yayıldıkça daha rahatlamış ve kendine gelmiş gözüküyordu.
büyücüye döndü "dediğim gibi beni bu hale birşeyin getirmesine gerek yok. bu hastalıklı vücudumun bir laneti." gözü bir an yanındaki kılıca iki elli, kırmızı bir metalden yapılmış kılıca kaydı. gözleri sanki bir an daha parlaklaşmış gibiydi .ve sanki kılıçtan bir inleme gelmişti. albino iksirinin etkisi vücuduna yayıldıkça daha rahatlamış ve kendine gelmiş gözüküyordu.
"tapınağın mı ?? hangi tanrıya hizmet ediyorsun büyücü? ve ayrıca ben orda ne yapacağım?"
Sonsuz gücü elinde tutanın içindeki boşluktan daha büyük ne olabilir?
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
bu tanrı yı daha önce hiç duymamıştı, albino."peki hangi gücü yönetir bu OREN, burdaki varlıklar pekde huzur verici şeyler değil"
"ben kaos a hizmet ederim ve benim tanrımın adı: Arioch tur." albino bu ismi andığında kırmızı kılıç tekrar inler gibi oldu. ve kemik rengi yüzünden bir tiksinme havası geçti.
"ben kaos a hizmet ederim ve benim tanrımın adı: Arioch tur." albino bu ismi andığında kırmızı kılıç tekrar inler gibi oldu. ve kemik rengi yüzünden bir tiksinme havası geçti.
Sonsuz gücü elinde tutanın içindeki boşluktan daha büyük ne olabilir?
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
Tanrıların getirdiği çaresizliğe tanık olun...
theodorus"lord oren"dedi ve durdur sonra dewam etti."bu diyarlardaki kötülügü ve kaosu yönetir. bu diyarlardaki en güclü tanrıdır. ona saygıızlık eden anında ölür ve hizmet eden anında karsılıgını görür." dedi ve birseyler düsündü ve üzgünce "fakat suan bulunması gereken yerde degil kısa bir süreligine gitti. ama geri dönicektir. simdi benle geliyormusun gelmiyormusun??"
konuşma esnasında kapı gacırdayarak kaydı. ve içeri uzun boylu, elinde gümüş gibi parlayan okuyla uzun beyaz saçlı bir elf girdi... gözlerindeki parıltı ta oturdukları yerden seçiliyordu... bu yabancı hana ilk defa geliyordu. ve diyara da...
hanın karanlık bir masasına oturdu ve yayını yanına, fazla uzak olmayan kolayca ulaşabileceği bir yere koydu... temkinli bir havası vardı. içerde olanlara aldırmıyor gibiydi. sessizce servisi beklemeye devam etti... ama burayı sevmişti. ona geldiği yeri hatırlatıyordu. karanlık ve boğucu bir hava...
hanın karanlık bir masasına oturdu ve yayını yanına, fazla uzak olmayan kolayca ulaşabileceği bir yere koydu... temkinli bir havası vardı. içerde olanlara aldırmıyor gibiydi. sessizce servisi beklemeye devam etti... ama burayı sevmişti. ona geldiği yeri hatırlatıyordu. karanlık ve boğucu bir hava...
It's your life. Not other's...
<<<DM-Goarn>>>
<<<DM-Goarn>>>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
