Catboy ile OCAKBAşI NOSTALJİLERİ
1. Bölüm:
Hoşgeldiniz diyar sakinleri, umarım sıkılmadan sonuna kadar bize eşlik edeceğiniz bir bölüm olması dileğiyle ilk bölümüze başlıyoruz. İlk bölümümüzün onur konuğunu çağırmadan önce bu köşemizde sizleri neler beklediğinden bahsetmek istiyorum. Sizi fazla tutmayacağım, hatta eminim ki bir çoğunuz bu bölümün onur konuğu kim çoktan yazının alt taraflarına inip öğrenmiştir.
Yine de burada sizlerle başbaşa iken bir şeyi açıklamak istiyorum. Bu köşe yaklaşık olarak bir kaç aydır aklımda olan bir şeydi, ama kafamda iyice yerleştirmeden nasıl olacağıyla ilgili kısımları ne Efla’ya ne de Firble’ye bahsettim. İyice emin olduktan sonra sarayın büyük toplantı odasına girdim ve yeni projemin detaylarını anlatmaya başladım. Aslında o günü sadece toplantı odasında Firble vardı, Efla bazı işleri nedeniyle o gün saraya uğrayamamıştı, ama olsun ertesi günü o da öğrendi yeni projemi ve destekleyeceğini canı gönülden bildirmişti.
Projenin gelişim aşaması böyle kısaca, peki burada neler yapacağız? Onur konuğumuza öncelikle sorular soracağız, sorularının içeriğini tahmin edersiniz ama tabi genel olarak kişiye özel sorular hazırlamaya gayret gösterdim. Bunun haricinde sitemizden bazı arkadaşlarımızın da konuk olarak köşemize katılacaklar ve onur konuğumuzla ilgili görüşlerini belirtecekler.
Onur konuğumuzun ve görüşlerini bildiren arkadaşlarımızın kim olduğunu okudukça kendiniz keşfedeceksiniz zaten. Biraz merak ve keşfetme duygunuza güveniyorum aslında, bölümün sonuna geldiğinizdeyse hemen ayrılmıyorsunuz. Hemen soluğu yorumlar kısmında alıyorsunuz ve bölüm ile ilgili görüşlerinizi sıcağı sıcağına iletiyorsunuz bizlere.
Güzel, hoş bir köşe olacağına inanıyorum ve sizi daha fazla tutmadan onur konuğumuzu çağırıyorum...
İrkildi karşısındaki yaratığa bakınca
Gözlerindeki nefret kalbini yakıyordu
Sonra irkildi birden başladı kaçmaya
Arkasında kalan şey puslu bir aynaydı.
Ozan Firble sunar.....

Firble, sitemizin uzun soluklu tarihinin ayrılmaz bir parçası, değerinin anlaşılması için yazdığı herhangi bir şiiri okumanızın bile yeterli olduğu muhteşem kişilikte bir insan. Nostalji köşemizin ilk onur konuğu olan Firble’yi sizlere tanıtacağız bu bölümümüzde ve onun tadının damağımızda kalacağı şiirlerinden örnekler sunacağım. Aralarda röportajımızdan parçalar ve diğer arkadaşlarımızın görüşlerine de yer vereceğim.
Bilmezler ki mükemmelden de iyisi bulunur
Mükemmel değersizliğin içindeki değeri aramazsa.
Ã?ünkü değersiz olan geliştirir kendini
Ve geçer mükemmeli kaçınılmaz olarak
Tıpkı altının yanında mahzun duran kömürün
Dönüşmesi gibi elmasa altından hem daha güzel
Hem de daha güçlü olan.
(“Elf Üçlemesi” isimli eserinin ikinci bölümü olan Altın Elfler’den bir parça)
Catboy (FRPWORD Ocakbaşı Hikayeleri ile Klavyeüstü RYO Moderatörü ve Saray üyesi): Frp terimini ilk duyduğun anı hatırlıyor musun?
Firble (FRPWORLD Serbest Kürsü Moderatörü ve Saray üyesi): FRPyi ilk olarak lisede duymuştum o zamanlar bu işle uğraşan arkadaşlarım bunu biz frp ile ilgilenmeyenlerin anlayamayacağı bir şey olduğunu söylüyorlardı. Sonra büyük oranda frpworld sayesinde tanıştım frp ile. İlk oyunlarımı da büyük ölçüde frpworldde oynadım. Aslında son oyunlarımı da büyük ölçüde frpworldde oynadım.
Sitemizden kimler geldi kimler geçti, ama başka kimse yoktur ki 2004 yılında yazmış olduğu bir şiirini size gösterdikten sonra daha yakın tarihde siteye koyduğu başka bir şiiri göstereyim. Demem odur ki Firble sitenin hem gençlik zamanlarında vardı hem altın çağında hem de artık emeklilik günleri diyebileceğimiz şu zaman diliminde. O hep buradaydı ve her zaman da olacak. şiirleri sitemizde hiç eksik olmayacak.
Eh, sitenin en kıdemli kişisine soru sorma fırsatı yakalamışken de sitemizle de ilgili sorular sormamak olmazdı.
Catboy:Sitenin ilk zamanlarıyla şimdiki hali arasında ne gibi farklar gözüne çarpıyor ve özellikle özlediğin şeyler var mı ya da böylesi daha iyi oldu dediğin şeyler?
Firble: Özlediğim çok şey var. Sanırım en çok insanları özlüyorum. O kadar çok kişi var ki özlediğim açıkçası bir liste yapsam ne kadar uzun olur bilmiyorum. Hatta kimi zaman kavga ettiğimiz bazı kişileri bile özlüyorum. Ama aradan onca yıl geçtikten sonra artık bazı şeyleri engellemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Belki biraz yaşlandım. Yani aslında evet yaşlandım. Belki sitedeki rol yapma ortamını da özlediğimi belirtebilirim. Yaptığımız rol yapma ortamı, hiçbir oyuna benzemiyordu, sitedeki her konuşma, her an hem rol yapmanın, hem de normal hayatın bir parçasıydı. Bir bakıma site ile ilgilendiğim her an bir tür hayal dünyasının içinde gibiydik. Bu çok güzel bir duyguydu ama aynı zamanda beni çok fazla içine çekiyordu. O nedenle ne kadar özlüyor olsam da rol yapma oyunlarından uzak kalmaya, hayallerimi gerçek Dünya üzerinde kurup gerçekleştirmeye karar verdim. Kararımı değiştirir gibi olduğum zamanlar oldu gerçi... Ama genelde kararıma uydum.
Muhabbet dönüp dolaşıp Firble’nin bizzat kendisine geliyordu, bu sefer de diğer merak ettiğim bir husustan soru sormaya yeltenmiştim.
Catboy: Firble isminin özel bir anlamı var mı, neden bu ismi kullanmayı seçtin?
Firble: Aslında Firble fantastik edebiyatta adı geçen karakterlerden birisi. Unutulmuş Diyarların Drittz kitaplarından birinde geçiyor. Bir gnom karakterin adı. Ana karakterlerden birisi değil, ama zaten ana karakterlerin isimlerini çok fazla sevmiyorum. Zaten Firble de frpworld'ün eski forum RPlerinde bir gnom olarak rol yapmıştı. Epey kişiyi de çıldırttı sanıyorum. Sanırım ben hala gerçek yaşamımda da biraz gnomum.
Ve en çok sormayı istediğim soruyu soruveriyorum, aslında yanıtını bilsem de Firble’nin kendisinden duymak istiyorum.
Catboy: Sence "Ozan" ne demektir ve kimlere "Ozan" denir?
Firble: Bu konuda geçmişte çok tartışmıştık. şimdi de benimle tartışacak olanlar vardır. Ben ozanı şiir yazan kişi olarak tanımlıyorum. şiir ise, çoğunlukla duygularını, bazen de düşüncelerini ifade etmek için ve düzenli anlatım kurallarına uyma gereği duymadan yazılan yazı türü. Ozan olarak adlandırmak için aşılması gereken bir ustalık sınırı yok bence. Elbette daha iyi ozanlar olabilir. Ancak bir ozanlık sınırı diye bir şey yoktur bence, çünkü bir ozan kendi önüne konan her sınırın çok ötesine geçmeyi başarabilir. Bir zamanlar bu tartışmalarda sık sık yazdığım bir cümle vardır. Ozanlık bence bir yoldur, varılacak bir yer değil. Kimileri o yolda daha hızlı kimileri yavaş yavaş yürür. Ben sanırım yavaş yürüyenlerdenim.
Bu kadar ozanlardan bahsetmişken bir ozan kardeşimizin de görüşlerini almak için bir süre Firble’yi rahat bıraktım.
Edmond (Sitemizin Ozanlarından): "Firble hakkında yorum yapıldığında, en çok taraflı yazı benimki olacaktır muhtemelen, yazdıklarımda gram gerçeklik payı da bulunmayabilir çünkü Firble sayesinde bugün ben bu sitedeyim, veya bugün, onun sayesinde ben bulunduğum okulda, şu konuşma şekline sahibim. Ã?ünkü ben bu diyara geldiğim zaman, çocuk olduğum için pek hoş karşılanmamıştım, herhângi bir oyuna alınmamıştım..."
" Fakat o beni Ozan Akademisi'ne almış, ve o ana kadar kimseyi kabul etmemişken beni mezun eylemişti, açıkçası bu olay 12 yaşında olduğum için benim kendimi şair görmeme sebep olmuş, ve şimdi baktığımda sildiğim o şiirlere katlanıp bana iyi davrandığı için sonradan eskisine nispeten iyi şiirler yazmama sebep olmuştu, ve eğer o olmasaydı o hafta terk-i diyar eylerdim. Ve şiir yazmazdım bir daha..."
" O, akademiyi böylesine önemsiz yapacak kadar -çocuğun teki sevinsin diye- müthiş biri. Zaten yalnızca diyardakiler için New York'u böylesine büyük azimle anlatması, müthiş bir ansiklopedi kurması, ve yazdığı nice şiir."
Kaderin bir cilvesi belki
Belki tanrıların oyunu
Ya da kim bilebilir tanrılardan bile büyük bir gücün
Denk getirmesiyle oldu belki
Ancak ne olursa olsun nedeni
Aynı gün girdi beş "ozan" şehire
Hepsinin girişini izledi Herimes
En son ozan da girdikten sonra şehire
Ã?ıktı Porsuk Ã?ayını gören tepenin üzerine
Güneşin yavaşça inişini izledi Dünya nın öte yüzüne
Nasıl sahiplendiğini düşündü Apollon un güneşi bile
Oysa onun kendisine ait sandikları herkesindi
Tüm insanların canlıların hatta cansızların bile
İsyan duygusu sardı içini
Onun üstünde ve ona hükmettiği söylenen bir tanrıya isyandı bu
Kimbilir belki başkaları da duymuştu bu duyguyu
Ancak ilk defa birisi kararlıydı
Yerine getirmeye gereğini
Bir tanrının adaletsizliğine karşı hissettiklerinin
(“Pan'ın Flüdü” isimli eserinin başlangıç bölümünden)
Bu hoş ve sürükleyici eserinden başlayarak Firble ile kaldığımız yerden muhabbete devam ediyoruz.
Catboy: Pan'ın Flüdü eserine ne zaman devam edeceksin ve aklında devamıyla ilgili bir şeyler var mı?
Firble: Pan'ın flüdünün sadece devamı değil, ikinci ve üçüncü bir hikaye de var aklımda. Aslında Pan'ın flüdünün geçtiği Dünyada bir RP bile oynatmıştım. Benim hayatımdaki tek forum DMliğidir. Pan'ın Flüdü de kesinlikle benim en çok sevdiğim hikayelerden birisi. Ama iki ciddi işi bir arada yürütemiyorum özellikle şu aralar. şimdi de ansiklopedi projesi olduğu için elimde onun bitmesini bekliyorum hikayeye yeniden başlamak için.
Bu güzel öykünün yarım kalmaması için Firble’ye gereken baskının yapılmasını talep ediyorum ben, ama önce bu muhteşem eseri incelemeniz gerekiyor tabi: http://www.frpworld.com/modules.php?nam ... pic&t=7371
Catboy: şiir yazarken bu kadar ilhamı nereden temin ediyorsunuz?
Firble: Aslında günlük yaşam ilham veren onca olayla dolu. Bunun dışında insan etrafına baktığında, başka insanların yaşadıklarını hissetmeye çalıştığında ayrıca bir ilham kaynağı yakalıyor. Elbette bundan büyük bir ilham kaynağı, onlarca belki yüzlerce insanın, hatta doğanın, Evrenin, tarih boyunca var olmuş onca nesilin yaşadıklarını hayal edebilince bulunuyor sanırım. Ama bu kendi ya da hemen yanındaki bir insanın yaşamından ilham almanın ötesinde bir şey sanırım. Ben de bunu çok sık yapamıyorum. Genelde şiirlerim kendi yaşamımın yarattığı duyguları yansıtıyor o yüzden. şiirlerin üzerinde gün gün neler hissettiğimi okuyabilirsiniz bazen. Yani aslında şiir benim gibi her insanın aklında olanlara benzer duygu ve düşüncüleri ifade etme yolu…
İlerliyordu kervan doğuya
Ã?küz arabalarında yükler dizilmişti sıra sıra
Bazıları kendi arabalarını çekiyordu.
Porsuk ayna gibi yansıtıyordu güneşi
Kış güneşi ısıtıyordu kemiklerine kadar girerek
Herimes ve beş yoldaşı da yürüyordu kervanla
Olimpos a dönmüş sırtlarını Gordeon a gidiyorlardı.
Başkentine en büyük devletinin Anadolu’nun
Midas’ta olduğunu söylemişti Pan’ın flüdün
En değerli eşyaları bile kendisinin görmezdi ölmekte olan tanrı
Ve de kazanmanın neşesiyle krala hediye etmişti
Müzik tanrısının lirini alt eden flüdü
Bize Pan’ın fülüdü gerekli demişti bir de
Kazanmak için Apollon’un lirine karşı
Baş edemez demişti tanrısal bir aletle
İnsan yapımı aletler...
Doğruydu belki
Belki de garip bir inatla
Apollon’a önceki yenilgisini anımsatmak istiyordu ozan
Stuti’nin yüzü kızarmıştı Gordeon’a gideceklerini duyduğunda
Hatırladığında Gordeon’da onu yakalmak isteyen zengin insanları
Ayrılmayı düşündü gruptan
Ancak nereye gitse Anadolu’da
Aynı kaderin beklediğini hatırladı sonra
İsteksizce onayladı böylece Herimes’i başıyla
İkna olmamışdı gruptaki ozanlar da tam olarak
Yine de homurdansa da Kutsemen
İç geçirse de Batı
İzlediler Herimes’i
Olimpos hala uzakta bir hedef olsa da içlerinde
Artık Pan’ın flüdünü almaktı ilk amaçları
şimdi yürüyorlardı bu amaca doğru
Biliyorlardı ve de
Adım adım çözülürdü bir düğüm
Arzulanan çözümün yolunu açarken
Bazen bir adım uzaklaştıryor gibi görünürdü hedeften
(“Panın Flüdü“ isimli eserinin “Gordeon Düğümü 1” isimli bölümünden)
“Toprağın şarkısı Yeniden” ne de güzel bir başlıktır böyle. İleride Firble şiirlerini bir araya getirip bir kitap çıkartmaya karar verirse bu ismi kullanmasını isterim ben açıkçası.
Catboy: "Toprağın şarkısı Yeniden" bunun özel bir anlamı var mı?
Firble: Var tabii ki, gnomların toprağın sesini duyabildiklerine ilişkin bir efsane vardı, Firble ismini okuduğum hikayede. Frpworldde de Firble'nin iki flüdü vardı. Birisi bir tanrının hediyesi idi, öbürü ise ilk ozan olduğunda kendisine hediye edilen ve hep yanında taşıdığı flüttü. İlki Zamanın Fısıltısı, ikincisi ise Toprağın şarkısı idi. O zaman biraz acemice şiirlerimi yazdığım Toprağın şarkısı diye bir başka başlıkta şiir yazıyordum. Daha sonra da Toprağın şarkısı Yeniden başlığını açtım. Bunun dışında tabii toprak benim için hızla değişen başka şeylerden farklı olarak uzun zaman aynı kalan ve etrafında değişenleri izleyen bir gücü simgeliyor. Bu nedenle ben, bazen toprağın yüzlerce yıl tanık olduğu onca olayı anlatan hafif hüzünlü bir şarkı söylediğini hayal ederim.
Unutulmuş bir şarkıyı duydum yeniden
İki yıldır duyduğum
Bambaşka bir Dünyayı yaratan
Ya da Dünya yı bana yeniden tanıtan şarkıyı
(Toprağın şarkısı Yeniden’den...)
Bir bahar özlemi taşıyan şiirlerini okumak insana inanın moral veriyor, ama aynı zamanda da ilham veriyor onun gibi bir ozan olmak için. Daha fazla şiir özleminizi gidermek için sizi buraya alalım hemen:
http://www.frpworld.com/modules.php?nam ... sc&start=0
Firble’yi daha iyi tanımak için onu iyi bilen kişilere soruyoruz: Firble kimdir?
Bogus (Sitemizin kadim üyelerinden): Firble denince aklıma ne mi geliyor? Elbette şiir. Firble Ocakbaşı’nın has ozanı, müdavimi, demirbaşı. Kendisine ait bir köşesi var sanki, oraya kurulup bize toprağın şarkısını söylüyor. Duygularını, yaşamından haberleri, hayallerini, korkularını, umutlarını, kısacası kendisi ve çevresi ile ilgili her şeyi şiirleriyle iletiyor. Firble yaşamı şiir gibi yaşayan, ve bunu da şiir gibi anlatan bir ozan...
Aegron (Sitemizin genç üyelerinden): Hmm şöyle bir düşüneyim nedir bu Firble. Frpworlde ilk geldiğimden beri her konuda bana yardımcı olmuş bi abim başta. Ansiklopedi de yazılarıma destek veren, beni yazmaya daha da teşvik eden biri. şiirlerini her okuduğumda vermek istediği duyguyu son noktasına kadar alabildiğim yegane insanlardan biri. Her konuda oturup(daha hiç birlikte oturmak nasip olmadı ama) kendisiyle saatlerce muhabbet etmek isteyeceğim biri. Sitemizin vazgeçilmezi!
şiirlerine geri döneceğim, ama bir de işin New York tarafı var...
Ã?ncelikle New York’a nasıl gelinir onu anlatayım... Elbette önce vize alma denen bir işlem var. Bunun için ABD nin İstanbuldaki Ortaçağ kalelerini andıran başkonsolosluğuna gidiyorsunuz ki bu neredeyse Atatürk Havalimanından New Yorka gelmekten daha heyecanlı...
Bina dev bir tepenin üzerinde... Dimdik bir yamacın en tepesinde... Asıl binaya tepenin içinden bir asansörle çıkıyorsunuz. Asansör sistemi devre dışı kaldığında ilk engeli yani giriş bölümündeki savunma önlemlerini geçen birisinin yukarı çıkmasına imkan yok... Ya da tamam var ama hem çıkmak üst düzeyde dağcılık gerektiriyor.
....
Böylece New York'a döndüm. Bir defa daha kalacak bir evim yok. Sadece bir hostelde altı günlük rezervasyonum var. En azından bu defa herşey biraz daha tanıdık. Bunda hostelin eski evimin civarinda olmasının da etkisi var.
Buraya gelince ilk olarak beni etkileyen ne mi oldu?
Sanırım reklamlar.... Supermarketlerin, vakiflari, politik kurumlarin, universitelerin kisacasi akla gelebilecek her kurumun reklamlari her an gitmedigimiz yerlerin, almadigimiz urunlerin, okumadigimiz okullarin, cozmeye calismadigimiz toplumsal sorunlarin bedelini animsatiyor.
Her an yapmadığın ve yapamadığın şeylerin en çok aklına sokuldugu şehir burası. Kendi hayatının ve şeçimlerinin dışında bir hayat seçeneği olduğunu insanın kafasına vura vura hatırlatan bir şehir.
....
Arkadaşlar, önceki gün yani 14 şubat günü Sevgililer Günü olmasının yanısıra aynı zamanda Ã?in Takviminin yılbaşıydı, Ã?in Takvimine göre Kaplan Yılına girdik. New Yorkun Ã?in Mahallesindeki kutlamaların da izlenmesi önerildiğinde ben de gidip görmek istedim.
Her şeyden önce mahalle tıklım tıklımdı. Zaten daracık sokaklar, en azından şehrin üst kesimine göre bir de bol bol insanla durunca ilerlemek neredeyse imkansızdan da öte imkansız hale geldi. Nisbeten geniş caddelerden araçlara ayrılmış yolu bol bol ihlal ederek yürümek mümkündü. Ama dar sokaklar zaten kapatıldığından ihlal edilecek bir yol da kalmamıştı.
Ã?ncelikle yılbaşının asıl kutlandığı alana gittim. Tıklım tıklım dolu olduğu için pek bir şey göremedim. Tabii bu bir bayram değil de yılbaşı olduğu için etrafımdaki insanlar kendi kendilerine eğleniyordu. Ã?ncelikle eğlenmesi gerekenler tabii Ã?inli kardeşlerimizdi... Onlar tabii asıl coşkuyu yaratıyordu. Ancak açıkçası günün heyecanını etraftaki herkes paylaşıyordu. Doğrusu yabancı bir topluluğun bayram sevincini paylaşmanın oldukça güzel bir duygu olduğunu hissettim.
...
(New York Günlükleri’nden)
Yazdığı bu günlükleriyle bizi New York’da bir yolculuğa çıkartıyordu, akıcı ve bilgilendirici bir şekilde yazdığı için de hiç sıkmıyordu yazıları. Neyse ki hala New York Günlükleri hala devam ediyor. Merak edenler için sizi buraya alalım: http://www.frpworld.com/modules.php?nam ... 67&start=0
Catboy: New York günlüklerinden başka hangi şehirlerin günlüklerini yazmak istersin? (Yani başka nereleri görmek istersin?)
Firble: Açıkçası Dünyanın tüm ülkelerini görmek isterim. Yani gitme şansım olduğunda reddeceğim bir ülke yok. Ama Türkiye dışında en çok görmek istediğim yerler sanırım Afrika ve Afganistan. Afrika, bizim bildiğimiz ve öğrendiğimiz Dünyadan farklı kuralları olan bir yer gibi geliyor o nedenle ilgimi çekiyor. Nil Nehri ile Kongo Nehrini görmeyi çok isterim. Afganistan ise okuduğum bir kitap sayesinde ilgimi çok çekti. Uçurtma Avcısı kitabı.. Özellikle kitapta çocukların birbirlerinin uçurtmalarını düşürmeye çalıştığı yarışlar çok ilgimi çekti. Eğer hala yapılıyorsa oradaki uçurtma yarışlarını görmek isterim. Yani bir şehir adı vermek gerekirse Kabil Günlükleri yazmak isterim bir gün. Ya da Kongo Nehri Günlükleri. Ama bakalım, hayat beni nereye sürükleyecek?
Neden şafağı seyredenler daha azdır günbatımını izleyenler
Nite insanlar uyanmak için hep beklerler
Her yerin apaydınlık olduğu anı
Karanlıkta yatmak sonra uyanınca aydınlık olması etrafın güzeldir
Ama daha da güzel değil midir?
Adım adım tanık olmak o aydınlanışa
Yaşam bir şekilde koymuş kuralını
Bir mucize gerçekleşirken gökyüzünde
Biz uyuyoruz kurala uymak adına
Ya bozsaydık kuralı
Ya her sabah uyansaydık
Doğan güneşten önce
Nasıl bir yaşam olurdu?
Daha güzel olmaz mıydı?
(Gecenin Sonu isimli şiirinden)
Son olarak Firble’nin yazarlık yönünden de bir örnek vermek istiyorum. En hoşuma giden kısımlarından bir derleme yaptım, sıkılmadan okunacağını düşünüyorum:
Krotis Trabzon Rum Devletindeki rum bir tüccarın oğluydu. Anadolu topraklarında eşkiyaların baskını amcasıyla beraber yolculuk ettiği kervanından bir tek onu sağ bırakmıştı. Bir şekilde kasabaya sığınmış. Yazları tarlalarda çalışarak yaşıyordu. Bir rumdu ve üstelik de müslüman değil de hristiyan kalmakta ısrar etmişti. O nedenle insanlar ona hep mesafeliydi. Üstelik de Trabzon'la savaşın başladığı bu dönemde...
Sesi kötü dense de şarkı söylemekten hiç bıkmamıştı. şimdi bu kadar övülen şu ozanlar gelmişken onları dinlemek için gelmişti.
…
Krotis sokağın biraz ilerisinde tek başına oturan çocuğu gördüğünde bir süre geçmişti. Ã?ocuk evin dibinde oturuyordu. Gözlerini ileri dikmişti. Garip bir ifade vardı çocuğun gözlerinde... Krotis'in açıklayamadığı.. Bir ozan olmak isterdim diye düşündü o an... Bir ozan olabilseydim keşke.. .
Irkın ve dinin yarattığı farklılıklar önemsizleşti o an... Krotis ağır ağır ama hiç durmadan çocuğun yanına gitti. Sanki onu uzun zamandır tanıyormuş gibi rahatça oturdu yanına.
Ã?ocuk onun oturduğunu hissettiğinde sanki bir an irkildi sonra yeniden gözleri ileriye hiç bir şey olmamış gibi bakmaya devam etti.
Bir ya da iki dakika geçmişti sessizce oturuyorlardı. Sonra Krotis hafifçe sırtına dokundu çocuğun sonra irkildiğini hissedince hemen çekti. Yüzüne zorla yerleştirdiği hafif bir gülümseme ile sordu.... Ne oldu Vre Kardesim... dedi çocuğa... Niye böyle oturuyorsun burada... Anlat vre belki yardim edebilirim kim bilir?
Ã?ocuk ağır ağır cevap verdi. Kar deşimi öldür düler. Bura da... Sonra başını öne eğdi. Ağlamak istiyordu büyük ihtimalle ama başaramıyordu. Belki de kendini tutuyordu.
Krotis de başını eğdi. Zordur vre zordur. Bir akrabanın ölmesi. diye cevap verdi. Bir süre yine sessiz kaldılar. Sonra Keske senin icin bir sey yapabilseydim vre kardesim. Keske bir seyler olsaydi. dedi çocuğa...
Ã?ocuk son sözleri duyunca kendini tutamadı. Hıçkırıklarla Krotis'e sarıldı ve ağlamaya başladı.
Ne dinin ne de milletin bir önemi yoktu artık onun için de... O an için ikisi de yalnızca insandı.
…
Bir ara Timur'un da çadırında olduğunu fark etti. Dışarı çıkıp eğlenenlere katılmıyordu. En büyük zaferinden belki de beklediğini bulamamıştı büyük hükümdar. Beyazıt'ı merak etti. Ve de Mustafa'yı... Acaba onlar ne yapıyorlardı...
Beyazıt gibi bir hükümdar için her halde en kötü geceydi o gün... Körlüğü bir yenilgiye mağlolmuştu hükümdara... Tarih boyunca hep anılacak bir yenilgiye....
Peki Anadolu... Anadolu için gerçekten neleri değiştirecekti bu zafer... Timur yaşlıydı. Onun ardından bir hakimiyet kurabilecek miydi Timurlu devleti bu topraklarda...
Peki beylikler... Timur'un savaşı izlediği tepeden yıldırım gibi inip savaşın kaderini değiştiren beyler ne kadar yaşatabileceklerdi devletlerini... Başka bir hükümdarın yardımı ile kurtulan ve yeniden kurulan devletler ne kadar yaşayabilirdi ki...
…
(Kardeşliğin Tohumu isimli ortak hikayeden bir kesit, tamamını merak ediyorsanız: http://www.frpworld.com/modules.php?nam ... sc&start=0)
Ortak hikayeler benim de ilgi alanım olduğundan Üstat Firble’yi bulmuşken ondan tavsiye almak için bir soru daha soruyorum.
Catboy: Ortak öykülerde yazarken nelere dikkat edersin?
Firble: Aslında ortak öykülerde çok fazla yer almadım. Sanırım bir iki örneği var. Daha çok daha önceki forum RPlerinde dikkat ettiğim noktalara dikkat ediyordum. Çok güçlü karakterlerle ilgili yazmayı sevmem mesela. Daha bildiğimiz, zayıflıkları olan karakterlere zaman zaman büyük şeyler yaptırmayı severim. Ama zayıflarını sonuna kadar önlerinde engel olarak taşıyarak. Bir de küçük sahneler ve karakterin belli anlarda yaşadığı olası duygulara da olabildiğince yer vermek isterim. Bunların hepsi sanırım forumda oynadığımız rol yapma oyunlarından kalma alışkanlıklar.
Ve ilk bölümü son bir sürprizle bitiriyoruz...
Efla (FRPWORLD yöneticisi ve saray üyesi): Firble bence Frpworld ruhunu en iyi yansıtan insanlardan birisi. Sadece masaüstü oyunların değil edebiyatın da bir o kadar, hatta zaman zaman daha gündemde olmasını sağladı. Ozanlık geleneğinin hiçbir zaman ölmesine izin vermedi. Hiç kimseler yokken çıktı ve şiirlerini okudu. Ben de şahsen onun yolundan giderek şiir yazmaya başladım. Beni cesaretlendirmeseydi yazar mıydım bilmiyorum.
Nostalji köşemizin ilk bölümünün sonuna geldik, buraya kadar okuyan arkadaşlarımıza öncelikle teşekkürü borç biliriz, ardından sizi yorumlar bölümüne bekleriz ki Firble hakkında eksik yerleri tamamlamamıza yardım edin...
1. Bölümün Sonu!
Gelecek bölümde: 6 – 4x – 2w
Not: Ya şifreyi çöz, gelecek bölümün konuğunu önceden öğrenmiş ol ya da bekle yeni bölümü, zamanı geldiğinde öğren! Seçim senin, kaderini sen belirle!





