Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Gözlerini açmıştı. Etrafındakilere nefretle bakıyordu. Gözlerinin içi bir orman yanıyormuşçasına alev alevdi. Etrafındakilere "Defolun başımdan! Uğraşmayın benle!" diyerek duvarın dibine çekildi. Etrafına kötülük yayıyordu. Bu odadaki herkesin farkına varmış olduğu bir şeydi. Nasıl böyle bir değişim yaşamıştı birden? Sonra Donaef ve Huor yanına gelerek" İyi misin dostum? Kötü gözüküyorsun." dediler. Truan'ın onlara bakmasıyla korkudan geriye bir iki adım atmışlardı. O gözler şeytanca bakıyor ve bir insanın gözleri değildi. "Sizi ilgilendirir mi bana ne olduğu? Benimle uğraşmayın demiştim size rahat bırakınn!!" dedi olağanca sesiyle. Gene aynı yere çekilmişti. Bu sefer hain planlar yapıyor gibiydi. Yüzünde hafif bir sırıtış vardı. şimdi uğraşmaları gereken bir sorun daha vardı...
Huor etrafındaki karmaşayı sadece seyrediyordu, bıkmıştı bütün bu olaylardan.Truan ile hiç de ilgilenmek istemiyordu, kahinin planlarını uygulamaya çalışması Donaef'în hiçkimseyi kafasına takmayıp kendisine silah istemesi, hep sorgulayan Magnus.Başını önüne eğerek geçmişini hatırladı ve ağlamaya başladı.Kimse kendisiyle ilgilenmeyecekti belki, ilgilenmesindi zaten.O hatırlıyordu, sonra kahin'e bakarak, *Sence basit bir büyücü bozuntusu muyum?* diye sorarak mağarada dört dolanmaya başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef Truan'ın bu değisimine sasırmıstı.Cok garipti nasıl olmustu da böyle davranmıstı Truan anlamamıstı.Huor kendini kötü hissediyor olmalıydı Truan'la pek ugrasmadan yanından uzaklastı.Donaef biraz daha Truan'ın yanında kaldı.Pek bir sey konusmak istemiyordu fakat yinede orada bekledi.Orkun bir kac tası kaldırmasıyla magara hafiften aydınlanmıstı.Donaef sehirlerde karanlıgı severdi.Hala öyleydi fakat artık kendisini hic bir ise yaramayan biri olarak görüyordu.Kimse kalmamıstı ailesinden yanında.
"Madem buralarda bir sehir oldugunu söylüyorsunuz hadi oraya götürün bizi..." dedi Donaef.Ayaga kalktı ve yürümeye baslayacakken Truan'a döndü "Dostum sana ne oldu bilmiyorum ama bunun üstesinden gelebiliriz.Hadi burdan gidelim" dedi ve magaranın cıkısına dogru yürümeye basladı
"Madem buralarda bir sehir oldugunu söylüyorsunuz hadi oraya götürün bizi..." dedi Donaef.Ayaga kalktı ve yürümeye baslayacakken Truan'a döndü "Dostum sana ne oldu bilmiyorum ama bunun üstesinden gelebiliriz.Hadi burdan gidelim" dedi ve magaranın cıkısına dogru yürümeye basladı
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kerdox bir kayaya oturup düşünmeye başladı. Her şey çok hızlı gelişiyordu, hiç bir şeye anlam veremez olmuştu. Kafası öyle meşguldü ki Truan'daki bu değişiklik üzerinde fazla durmamıştı bile. 'Salak çocuk yine kafasını bir yerlere çarptı herhalde ' diye düşünüyordu.
"Burada bir kamp yapalım, kafamızı da dinlemiş oluruz hem," dedi dalgın bir şekilde gri gözlerini mağaranın herhangi bir yerine odaklamıştı. Üzerindeki göğüs zırhını çıkartıp yere fırlattı. 'Rahatlamaya ihtiyacım var ' diyordu kendi kendisine ardı ardına.
"Burada bir kamp yapalım, kafamızı da dinlemiş oluruz hem," dedi dalgın bir şekilde gri gözlerini mağaranın herhangi bir yerine odaklamıştı. Üzerindeki göğüs zırhını çıkartıp yere fırlattı. 'Rahatlamaya ihtiyacım var ' diyordu kendi kendisine ardı ardına.
Uzun bir aradan sonra Truan ayağa kalktı ve bir şeyler mırıldanmaya başladı. Yerden 5 tane yaşayan ölü çıktı. Artık Kara şovalye'nin sayesinde kim olduğunu biliyordu. Ã?ıkan yaşayan ölülere kayaları kaldırıp yollarını açmalarını emretti. Büyük kaya zaten yerinden oynamıştı ama küçük olanları yollarından çektiler. Yaşayan ölülerde tekrar çıktıkları yere girdiler."Burdan çıkıcaksanız çıkın ben gidiyorum sizin ne yapıcağınız şimdiden sonra beni ilgilendirmiyor!" dedi ve yola koyuldu önüne çıkan yaşayan ölüleri kontrolu altına alarak uzaklaştırdı ve kendine yol açtı.
Huor aniden gelişen bu olaya her ne kadar şaşırsa da pek beklemiyor da değildi.Ã?nce kahin kendilerini satmıştı, ardındansa rahip.Hiçbir şey yapmadan elleri kılıcında dışarı doğru yürümeye başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef rahibin yasayan ölüler yaratıp onlara hükmetmesini görünce irkildi.Huor'a baktı sonra Kerdox'a sonra digerlerine... hepsi sasırmıs görünüyordu.Donaef hancerini hazırda bekletti.Huor'un yanına giderek "Bu konuyla ilgili bir sey biliomuydun Huor?" dedi ve onun yanında dısarı dogru yürümeeye koyuldu.Truan gercekten oldukca sasırtmıstı kendisini.Su lanet ork yetmedigi gibi bir de artık bu rahiple ugrasmak zorundayız.Lanet olsun yavas yavas herkez lanetleniyor gibi.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Huor Donaef'e bakarak, "Sanırım haklısın, bu olay kötü oldu, zaten geçmişini bilmiyor, kendisine zarar vermesi mümkün, gel benimle, diğerleri çok yavaş, sen hızlısındır en az benim kadar, koşmaya başla, yanına gittikten sonra ben büyüyle bizimkileri yanımıza alırız.Hadi!* diyerek Truan'ın peşinden koşmaya başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef Huor'un sözlerinden sonra ne planladıgını anlamaya calıstı fakat nede olsa sonunda anlayacaktı hemen ardından kosarak takip etmeye basladı Huor'u.Her hangi bir tehlikeye karsı silahlarını hazırda bulundurdu ve takip etmeye devam etti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Truan yavaşça grup arasındaki farkı açıyordu. Ã?nüne çıkan bütün yaşayan ölülere buradan geçen kimseye zarar vermemelerini sağlamıştı. Kara şovalye tekrar ona sesleniyordu. Sana verdiğim görevi sakın unutma insan!. Bunu duyan Truan tekrar hareketlenmişti. Ã?ncekine göre adımlarını hızlandırmıştı. Görevi hatırladı. İçinde hala arkadaşlarına olan bağı duruyordu. Bu görevide o bağdan dolayı yapmak zorundaydı...
Biraz daha ilerlemişti. Sonra arkasından ayak sesleri duymaya başladı, hızlıydılar. Adımlarını daha da hızlandırdı. Yapması gereken şeyi düşündü. Tekrar ve tekrar Kara şovalye'nin sözlei aklına geliyordu... Senin bir yere gitmeni istiyorum. Bir oda... Uyandığında yolu biliyor olacaksın. Oraya girmeni istiyorum ve bana bir şeyi getirmeni. Çok eski bir yaşayan ölü grubu tarafından korunuyor. Ben bile sözlerimi geçiremedim. Bu dediğimi başarırsan mükafatlandırılacaksınız. Eğer yapamazsan hepinizin sonu aynı olacak. Bunun için içine kötü bir ruh soktum. Kalbinde bunu yapabilecek bir güç varmı bilemediğim için...
Biraz daha yolu vardı. Biliyordu. Gitmeli ve bunu başarmalıydı. Yoksa herkes için kötü bir son olacaktı.Bir kaç dakika sonra ulaşmıştı. Odanın kapısı mühürlüydü. Mühürü kara şovalyenin verdiği parşomeni okuyarak kırdı ve kapı açıldı. Beklediği şey olmayınca şaşırmıştı ayrıca da korkmuştu. İçerisi boştu. Ve bir mezar odasına benziyordu...
Biraz daha ilerlemişti. Sonra arkasından ayak sesleri duymaya başladı, hızlıydılar. Adımlarını daha da hızlandırdı. Yapması gereken şeyi düşündü. Tekrar ve tekrar Kara şovalye'nin sözlei aklına geliyordu... Senin bir yere gitmeni istiyorum. Bir oda... Uyandığında yolu biliyor olacaksın. Oraya girmeni istiyorum ve bana bir şeyi getirmeni. Çok eski bir yaşayan ölü grubu tarafından korunuyor. Ben bile sözlerimi geçiremedim. Bu dediğimi başarırsan mükafatlandırılacaksınız. Eğer yapamazsan hepinizin sonu aynı olacak. Bunun için içine kötü bir ruh soktum. Kalbinde bunu yapabilecek bir güç varmı bilemediğim için...
Biraz daha yolu vardı. Biliyordu. Gitmeli ve bunu başarmalıydı. Yoksa herkes için kötü bir son olacaktı.Bir kaç dakika sonra ulaşmıştı. Odanın kapısı mühürlüydü. Mühürü kara şovalyenin verdiği parşomeni okuyarak kırdı ve kapı açıldı. Beklediği şey olmayınca şaşırmıştı ayrıca da korkmuştu. İçerisi boştu. Ve bir mezar odasına benziyordu...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kerdox kafasını salladı. Aslında nedense fazla şaşırmamıştı, böyle bir yerde her şey olanaklıymış gibi görünüyordu. Truan giderkende pek umursamamıştı 'Ne cehenneme gidiyorsa gitsin bakalım, ' diye düşünmüştü. Ama itiraf etmeliydi ki meraklanmıştı. Ardından orka baktı, kimseye güveni kalmamıştı.. İşaret ve orta parmağıyla ilk önce gözlerini, ardındansa işaret parmağıyla orku göstermişti. Her türlü yardımı hoş karşılayacak bir posizyondaydılar.
Ardından ayağa kalktı "Yiyecek bir tek zombi var sanırım," diye mırıldandı. Ardından cesetlerden birinin yanında eğildikten sonra burnunu kırıştırarak ayağa kalktı. "Aç kalırım daha iyi!" dedi ve mağaraya dönüp tekrar taşa oturdu.
Ardından ayağa kalktı "Yiyecek bir tek zombi var sanırım," diye mırıldandı. Ardından cesetlerden birinin yanında eğildikten sonra burnunu kırıştırarak ayağa kalktı. "Aç kalırım daha iyi!" dedi ve mağaraya dönüp tekrar taşa oturdu.
Donaef ve Huor oldukca hızlı bir sekilde kosuyordu.Truan uzaktaydı fakat rahatlıkla görebiliyorlardı.Truan bir yere geldiginde durdu.Kendinden oldukca emin görünüyordu.Elinde bir parsömen oldugunu gördü Donaef.Bir süre sonra önündeki kapı acıldı ve Truan iceri dogru süzüldü.Bu olaylar olmadan önce Huor da Donaef da oldukları yerde durmustu ve olanları seyrediyordu.Donaef yavasca egilerek "Dostum sence bu pislige bulasmak zorunda mıyız?.Yanımızda Kerdox'ta yok ve icerde diger ork la beraber basına bir sey (basımıza) gelmesinden korkuyorum burada olsaydı belki biz onu korurduk" dedi aslında burda olsa kendini güvende hissedecceginden.Huor ona hafif sırıtarak bakmıstı.Huor bir sey konusmaya baslamadan ekledi Donaef "Korktugumdan değil dostum... sadece düsündügümden..." dedi ve o da biraz sırıttı."Hadi takip edelim su rahibi." dedi ve hareketlenmeye basladı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Huor Donaef'in gülümseyerek yanıtladı.Aslında normalde Kerdox'u büyüyle yanına çağırmayı düşünüyordu ancak bunu yaparsa, yorulabilirdi.Hem de Kerdox dengesizdi ve Truan'a saldırabilirdi.
Huor Donaef ile birlikte kapıya doğru yaklaştı.Truan'ın gizlice girdiğini gördüğünü için, Truan'ın da ziyaretsiz misafir olduğunu ve ona bir zarar gelmiyorsa kendisine de gelmeyeceğini farketti.Sonra Donaef ile birlikte gizlice içeri girdiler.Girerken yanında Donaef'i göremeyince biraz korksa da Donaef'in gölgelere saklandığını farkedince rahatladı.
İçeri girince Huor hafifçe gülümsedi, hemen önünde etrafı seyrediyordu çünkü Truan.Saldırmak istemiyordu.Donaef'e baktı, o da Huor'u bekliyordu.Dolaylı yoldan ilk hamleyi sadece Truan yapabilirdi.O da arkasındakileri bilmiyordu zaten.Arkasını döndüğü anda, çok kötü bir şekilde yakalanacaktı.
Huor Donaef ile birlikte kapıya doğru yaklaştı.Truan'ın gizlice girdiğini gördüğünü için, Truan'ın da ziyaretsiz misafir olduğunu ve ona bir zarar gelmiyorsa kendisine de gelmeyeceğini farketti.Sonra Donaef ile birlikte gizlice içeri girdiler.Girerken yanında Donaef'i göremeyince biraz korksa da Donaef'in gölgelere saklandığını farkedince rahatladı.
İçeri girince Huor hafifçe gülümsedi, hemen önünde etrafı seyrediyordu çünkü Truan.Saldırmak istemiyordu.Donaef'e baktı, o da Huor'u bekliyordu.Dolaylı yoldan ilk hamleyi sadece Truan yapabilirdi.O da arkasındakileri bilmiyordu zaten.Arkasını döndüğü anda, çok kötü bir şekilde yakalanacaktı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Truan girdikten sonra hafifçe sırıttı. Geldiklerini biliyordu. Zaten kendisi ayarlamıştı. İlgi çekmek için gitmeden önce o sözleri söylemişti. ' Beni rahat bırakın!' Tabii bunun nedeni de yardıma ihtiyacı olabileceğindendi.
Odayı gözleriyle tarıyordu. Ortadaki mezardan başka bir şey göremiyordu. Sonra odada havada asılı duran nesneler gördü. Daha sonrada yüzler belirdi üstlerinde. O zaman anlmıştı görevin Kara şovalyeyi neden aştığını. Aklı yerine geldiğinde hemen onlarıda kontrol etmeye çalıştı ama içlerinden biri "Ahh seni cılız insan güçlerin bizi etkiler mi sanıyorsun seni gönderen kişi bile bizi emri altına alamadıktan sonra sen nesinki?" dediler. Truan biraz sırıtmaya başlamıştı. Bu sefer cebinden başka bir parşomen çıkardı ve onlara doğru tuttu. Ruhlar inlemeye başlamıştı. Sonra bu inleme kahkahalara dönüşmüştü.
Truan'ın yüz ifadeside bir değişme yoktu. " Sizinle boy ölçüşemem ama sizinle ölçüşebilecek bazı şeyler var yanımda." dedi hala sırıtırken. Sonra kara şovalyenin kendisine ezberlettiği sözleri söylemeye başlamıştı. Parşomen sayesinde büyü işlevi görüyordu. Ama söylediği bir duaydı. Kötülük tanrısına adanmış...
Ruhlar deliye dönmüştü. Ã?ılgınca etrafta dönerek uğulduyorlardı. Sonra yanında taşıdığı kesesinden br kutu çıkardı ve yere koydu." Daha itiraz edecekmisiniz?" dedi. Buna cevaben daha da uluyordu ruhlar. Sonra kutuyu açtı ve yeni bir parşomen çıkardı ve okudu. Ruhların uğultusu tiz bir çığlığa dönmüştü. Kutunun içinden bir şey onları çekiyordu. Ã?ekiyordu... Teker teker silüetler kutuya hapsolmuşlardı. Oda sessizdi ve biraz daha böyle kalacağa benziyordu. Sonra arkasına dönerek" Siz ikiniz buraya gelip bu mezarı açmama yardım edecekmisiniz, yoksa orada dikilip hala seyredecekmisiniz?.."dedi.
Odayı gözleriyle tarıyordu. Ortadaki mezardan başka bir şey göremiyordu. Sonra odada havada asılı duran nesneler gördü. Daha sonrada yüzler belirdi üstlerinde. O zaman anlmıştı görevin Kara şovalyeyi neden aştığını. Aklı yerine geldiğinde hemen onlarıda kontrol etmeye çalıştı ama içlerinden biri "Ahh seni cılız insan güçlerin bizi etkiler mi sanıyorsun seni gönderen kişi bile bizi emri altına alamadıktan sonra sen nesinki?" dediler. Truan biraz sırıtmaya başlamıştı. Bu sefer cebinden başka bir parşomen çıkardı ve onlara doğru tuttu. Ruhlar inlemeye başlamıştı. Sonra bu inleme kahkahalara dönüşmüştü.
Truan'ın yüz ifadeside bir değişme yoktu. " Sizinle boy ölçüşemem ama sizinle ölçüşebilecek bazı şeyler var yanımda." dedi hala sırıtırken. Sonra kara şovalyenin kendisine ezberlettiği sözleri söylemeye başlamıştı. Parşomen sayesinde büyü işlevi görüyordu. Ama söylediği bir duaydı. Kötülük tanrısına adanmış...
Ruhlar deliye dönmüştü. Ã?ılgınca etrafta dönerek uğulduyorlardı. Sonra yanında taşıdığı kesesinden br kutu çıkardı ve yere koydu." Daha itiraz edecekmisiniz?" dedi. Buna cevaben daha da uluyordu ruhlar. Sonra kutuyu açtı ve yeni bir parşomen çıkardı ve okudu. Ruhların uğultusu tiz bir çığlığa dönmüştü. Kutunun içinden bir şey onları çekiyordu. Ã?ekiyordu... Teker teker silüetler kutuya hapsolmuşlardı. Oda sessizdi ve biraz daha böyle kalacağa benziyordu. Sonra arkasına dönerek" Siz ikiniz buraya gelip bu mezarı açmama yardım edecekmisiniz, yoksa orada dikilip hala seyredecekmisiniz?.."dedi.
Donaef karanlıgın icinden cıktı ve elbisesinin baslıgını geriye attı.Huor'a baktı.Biraz düsündü ve kafasını kasıdı.Sırıtmaya basladı ve konustu "aslına bakarsan rahip dostum...ben böyle kararlar vermede pek iyi değilimdir...yani..." dedi ve sırıtmayı bitirdi.Her ne kadar bu sırıtma sahte bir sırıtma olsada bu konuda ne yapacagını bilmiyordu.Huor'a baktı ve konustu "sence eski dostumuza yardım etmeli miyiz?." dedi hala Huor'a bakarak.Sonra aklına seytani bir düsünce geldi "Rahip dostum...Buraları gercekten iyi biliyor gibisin...demek istedigim...ıhh...bu mezar tasını kendin kaldıramayacaksan neden buralara kadar geldin ki...gelmeden önce bizden yardım isteyebilirdin...öyle değil mi Huor??" dedi ve yüzünde ne dediginden kendisinin de pek emin olmadını gösteren bi ifade olustu.Truan da ki bu değisiklik nedendi acaba.Bunun bir yanıtı olmak zorunda.Buraları nasıl olurda bu kadar iyi biliyor olabilirdi.Huor hala düsünmekteydi ve düsünmeye devam edecege benziyordu.Donaef yavasca Huor'a yaklasarak onu dirsegiyle dürttü "dostum ben sadece üc kagıtta iyiyim...Normal düsüncede o kdar iyi oldugum söylenemez...Ne diyeceksin...Yardım edelim mi?...Ya bir hortlak veya ona benzer bir sey cıkarsa..." dedi sadece Huor'un duyabilecegi bir ses tonuyla.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

