Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
" Bu şekilde konuşmamıştık. " Ses mağarada, çınladı.
Martranna, tünelin başında göründü.
Zırhlı iskelet, dişi orka doğru döndü. İskeletin suratında etler belirginleşmeye başladı. Kıpırdayan etler suratını kapladıkça, çukur gözleri dolu. Kan renginde gözler belirdi.
" SEN O MUSUN? SADECE Ã?Ã?Ã?NÃ? GETİRİCEKTİN. " Nefret dolu kelimeler duyuldu.
Martranna: " Kaç kişi istersem getiririm. "
Kahin aslında, çok korkuyordu. Ama yaptığı şeyi yapması gerektiğini biliyordu. Görmüştü. Zaten bunu yaptıktan sonra, olacak olanları da biliyorum. Devam et, Martranna dedi içinden bir ses.
" Oraya gidiyoruz, bizi takip etmeyin. "
Mağaradan çıktı. Huufet, Alamuttu, Kuzgun ve Magnus hemen onu izlediler. Arkasından diğerleri de geliyordu. Yanmış cesetler yoktu. Orman sessizdi. Mağaradakiler takip etmiyordu. Dağın eteklerini geçtiler. Yeterince uzaklaştıklarında, elinin titrediğini gördüler.
" şafağa kadar vaktimiz var. "
Kuzgun: " Ne oluyor?"
Huufet: " Onları tanıyormusun sen? " Silahı elinde hazır saldırmak için bekleyen yeni gelenler arkasından bakışıyorlardı.
Bu gruba yeni geldiklerinden, aralarındaki ilişkiyi bilmiyorlardı. Orkun diğerleriyle birlikte olduğu belliydi.
" Hızlı olun, kandırıldıklarını anladıklarında peşimize düşmeden sınırı geçmeliyiz. Onlara yalan söyledim. Beklenilen kişiymiş gibi davranmak zorundaydım. "
Hızlı hızlı kuzey doğuya ilerliyordu. Arada Cüppesinden çıkardığı birkaç kavanozdan şeyleri yere bırakıyordu. Diğerleri, bunların insana ait olmayan kemikler olduklarını gördü.Nefes nefese: " İblisler yoketmek için pazarlık yapmışlardı. Kuzey doğu yönünde ilerledikçe bir kasaba görülecek. Orada hala savaşan bir grup kaldı. O grubu yoketmek için, plan yapıldı. Ama benim o kişi olmadığımı anladıklarında, çok sinirlenicekler. Kasabadakiler bizi korur. "
Bir süreliğine, herşeyi anlatamazdın dimi dedi yine o içindeki ses.
Kafasını salladı.
Martranna: " Ã?ocuğu kurtardığımıza göre, hemen Lider ile buluşmalıyız. "
Magnus: " Ne diyorsun sen, ne çocuğu? "
Huufet: " Delirmiş. "
Martranna etrafına baktı, yokuş aşağı iniyorlardı. Gökyüzündeki iki ay ufukta batıyordu.
Martranna: " Doğru, daha olmadı. Kasabaya gidelim."
Kuzgun ve Alamuttu'nun birbirlerine baktılar. Kuzgun kendini tutamadı.
" İşe yaradı dimi? Geleceği görüyorsun , yine. şu çocuk da kim? "
Martranna; " Yakında , yakında. " demekle yetindi.
Martranna, tünelin başında göründü.
Zırhlı iskelet, dişi orka doğru döndü. İskeletin suratında etler belirginleşmeye başladı. Kıpırdayan etler suratını kapladıkça, çukur gözleri dolu. Kan renginde gözler belirdi.
" SEN O MUSUN? SADECE Ã?Ã?Ã?NÃ? GETİRİCEKTİN. " Nefret dolu kelimeler duyuldu.
Martranna: " Kaç kişi istersem getiririm. "
Kahin aslında, çok korkuyordu. Ama yaptığı şeyi yapması gerektiğini biliyordu. Görmüştü. Zaten bunu yaptıktan sonra, olacak olanları da biliyorum. Devam et, Martranna dedi içinden bir ses.
" Oraya gidiyoruz, bizi takip etmeyin. "
Mağaradan çıktı. Huufet, Alamuttu, Kuzgun ve Magnus hemen onu izlediler. Arkasından diğerleri de geliyordu. Yanmış cesetler yoktu. Orman sessizdi. Mağaradakiler takip etmiyordu. Dağın eteklerini geçtiler. Yeterince uzaklaştıklarında, elinin titrediğini gördüler.
" şafağa kadar vaktimiz var. "
Kuzgun: " Ne oluyor?"
Huufet: " Onları tanıyormusun sen? " Silahı elinde hazır saldırmak için bekleyen yeni gelenler arkasından bakışıyorlardı.
Bu gruba yeni geldiklerinden, aralarındaki ilişkiyi bilmiyorlardı. Orkun diğerleriyle birlikte olduğu belliydi.
" Hızlı olun, kandırıldıklarını anladıklarında peşimize düşmeden sınırı geçmeliyiz. Onlara yalan söyledim. Beklenilen kişiymiş gibi davranmak zorundaydım. "
Hızlı hızlı kuzey doğuya ilerliyordu. Arada Cüppesinden çıkardığı birkaç kavanozdan şeyleri yere bırakıyordu. Diğerleri, bunların insana ait olmayan kemikler olduklarını gördü.Nefes nefese: " İblisler yoketmek için pazarlık yapmışlardı. Kuzey doğu yönünde ilerledikçe bir kasaba görülecek. Orada hala savaşan bir grup kaldı. O grubu yoketmek için, plan yapıldı. Ama benim o kişi olmadığımı anladıklarında, çok sinirlenicekler. Kasabadakiler bizi korur. "
Bir süreliğine, herşeyi anlatamazdın dimi dedi yine o içindeki ses.
Kafasını salladı.
Martranna: " Ã?ocuğu kurtardığımıza göre, hemen Lider ile buluşmalıyız. "
Magnus: " Ne diyorsun sen, ne çocuğu? "
Huufet: " Delirmiş. "
Martranna etrafına baktı, yokuş aşağı iniyorlardı. Gökyüzündeki iki ay ufukta batıyordu.
Martranna: " Doğru, daha olmadı. Kasabaya gidelim."
Kuzgun ve Alamuttu'nun birbirlerine baktılar. Kuzgun kendini tutamadı.
" İşe yaradı dimi? Geleceği görüyorsun , yine. şu çocuk da kim? "
Martranna; " Yakında , yakında. " demekle yetindi.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kerdox kendine geldiğinde herkesin siyah zırh giyinmiş birisiyle savaştığını gördü. Gerilerek bu adama sert bir darbe indirdiğinde, adam karanlıkta sanki hiç var olmamışçasına yok oldu. Grup üyeleri şaşkınlıkla etrafına bakınırken zombilerde hiç hareket etmiyorlardı, saldırıyı kesmişlerdi.
Kerdox "Sanırım efendilerini öldürünce onlarda canlılıklarını kaybettiler," dedi ama o sırada havada uçarak gelen aynı zırhı giymiş birinin geldiğini gördüler.
Kırmızı pelerini ayaklarına kadar uzanıyordu. Korkunç bir kahkaha attı. "şapşallar, ilizyonumu bile zar zor yendiniz," dedi. Ardından Kerdox'un daha önce farketmediği biri belirdi mağranın başında. "Böyle konuşmamıştık," dediğini duydu. Kerdox sessiz kalmasının daha iyi olacağını düşündü. Zırhlı adam uçarak uzaklaştığında Kerdox sessizliğini bozarak elindeki baltayla orka koşturmaya başladı. "Pöh! Orklar bu cehennemde bile bizi rahat bırakmıyor. Bırakında ben şunun işini halledeyim!" dedi.
Kerdox "Sanırım efendilerini öldürünce onlarda canlılıklarını kaybettiler," dedi ama o sırada havada uçarak gelen aynı zırhı giymiş birinin geldiğini gördüler.
Kırmızı pelerini ayaklarına kadar uzanıyordu. Korkunç bir kahkaha attı. "şapşallar, ilizyonumu bile zar zor yendiniz," dedi. Ardından Kerdox'un daha önce farketmediği biri belirdi mağranın başında. "Böyle konuşmamıştık," dediğini duydu. Kerdox sessiz kalmasının daha iyi olacağını düşündü. Zırhlı adam uçarak uzaklaştığında Kerdox sessizliğini bozarak elindeki baltayla orka koşturmaya başladı. "Pöh! Orklar bu cehennemde bile bizi rahat bırakmıyor. Bırakında ben şunun işini halledeyim!" dedi.
Donaef attıgı dartın hedefini vurmasına sevinmisti.Herkez oldukca iyi bir is cıkarmıstı fakat bunun bir illüzyon olması kötüydü.Gercekten illüzyonu bile zar zor öldürmüslerdi.Donaef eline bir kac dart ile beraber bir kac sise aldı bir sisenin icinde mor bir sıvı digerinde ise kahverengine yakın bir sıvı vardı.Elinde tuttugu dartların icine bu sıvılardan yerlestirdi."Bu zehire kimse karsı koyamaz ister bir yasayan ölü olsun isterse de bi ork olsun" dedi ruhsuz bir bicimde kendi kendine.
Magaranın cıkısı kapanmıstı.İcerde kapalı kalmıslardı.Magaranın derinliklerinde daha fazla tehlike olabilirdi.Grubun ne karar verecegini beklemeye koyuldu.Bir tütün sarıp yakarak.
Magaranın cıkısı kapanmıstı.İcerde kapalı kalmıslardı.Magaranın derinliklerinde daha fazla tehlike olabilirdi.Grubun ne karar verecegini beklemeye koyuldu.Bir tütün sarıp yakarak.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Truan içgüdüsel olarak kara şovalyeye gürzünü sert bir şekilde vurmuştu. Sonra olanlara baktı. Biraz hareketliliten sonra oradaki iki kişi şarkı çalıyordu. Bu önce ona çok garip gelmişti ama sonra anladı. Kara şovalyenin büyüsüne konsantrasyonunu engelliyorlardu. Sonra da büyücü olanın elinden çıkan yıldırımın şiddetiyle kara şovalye sonnefesini verdi. Ve bu arada dikkatinin dağılmasından dolayı gnomun mağaranın girişini bir iksirle çökerttiğini geç farketti. şimdilik kurtulmuşlardı. Ama aklına Wraith ya da o tür yaşayan hayaletler ya da ölülerin duvarların içinden geçip geçemiyeceği gelmişti. Etrafındakilere " Biraz hazırda bekleyelim Wraithlerin duvarlardan geçip geçemeyeceğini bilmiyorum. Ve de nerden bildiğimi bilmiyorum ama sanırım Wraithler çeliğin vücutlarına dokunmasından nefret ediyorlardı." demeden cücenin orc kadına doğru hamlede bulunduğunu gördü. Ve hızla onun önüne geçip baltasını iki eliyle sıkıca kavradı."Bak cüce dostum şu anda beni orclardan ne kadar nefret ettiğin ilgilendirmiyor. Bu yüzden eksilmemize hiç gerek yok. şu aptalca nefretini bir anlığına kenara bırak ve yaşamaya bak!" cüce çok şaşkın bir ifadeyle Truan'a bakıyordu. "Ã?yle bakmayı kes. Afallaman şu an için daha da kötü olur senin için. Her neyse... Bu macera grubumuza yol gösteren önderlik yapan biri var mı? Kararını vermesi lazım. Pek bir şey hatırlamadığımdan hedefimizin de ne olduğunu bilmiyorum. Ha bu arada büyücü dostum gene şu boyut kapısı denen şeyi tekrar açabilirmisin? Yani şu anda yapılması en uygun şey o gibi gözüküyor. Benim kadar sizde yaşayan ölülerle savaşmak için hevesli değilsinizdir ha?.."
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Sizi büyülemiş! Lanet olsun, o orkun aptal şövalyeyle iş birliği içerisinde olduğunu görmüyor musunuz! Bizi direk bir tuzağa götürecek! Pöh! Diyorum ki, onu şuracıkta öldürelim ve yolumuza devam edelim. Zaten bütün bunları başımıza açanda bu ork! Ona güvenemeyiz, anlamıyor musunuz?" dedi Kerdox aval aval bakmakta olan grup arkadaşlarına. Truan'a dönerek "Bu önlem azalmamız anlamına gelmez. Zaten bu koca orduyla yeteri kadar dikkat çekiyoruz. Tehlikeden kurtulmanın bir yolu diyebiliriz mesela..."
Donaef elinde ki dartları hazır bulundurdu.Hala duvarda tütün iciyordu.Orc a baktı.Baktıgı yerde kendisinin 2 katı boyutunda bir sey oldugunu gördü.
Donaef bazen soyluların evlerine girip bazı kitaplarda calardı.Altın kaplı kitaplar gözüne ilisince kesinlikle alıyordu.Bazılarını okurdu can sıkıntısından ve iclerinde orkların iyi oldugunu gösteren hicbirini hatırlamıyordu.Zaten suanda yapılması gereken en iyi sey bu ork kadına güvenmemekti.Tütünü attı ve "Kerdox sen oldukca haklısın dostum!.Bu ork kadına güvenmek bizim icin hic faydalı olmayacak ne oldugunu bilmiyoruz.Ne bu bi tür yaratık yaratıp adamları yemesi icin saldırtan bir büyücü mü? kim bilir bu cüsseyle belkide güclü bir savascıdır? ha?... olamaz mı?...." dedi ve Kerdox'un yanına gitti dartlarını hazır tutuyordu."Kısa adam bu konuda senin yanındayım." dedi ve orka baktı.
Donaef bazen soyluların evlerine girip bazı kitaplarda calardı.Altın kaplı kitaplar gözüne ilisince kesinlikle alıyordu.Bazılarını okurdu can sıkıntısından ve iclerinde orkların iyi oldugunu gösteren hicbirini hatırlamıyordu.Zaten suanda yapılması gereken en iyi sey bu ork kadına güvenmemekti.Tütünü attı ve "Kerdox sen oldukca haklısın dostum!.Bu ork kadına güvenmek bizim icin hic faydalı olmayacak ne oldugunu bilmiyoruz.Ne bu bi tür yaratık yaratıp adamları yemesi icin saldırtan bir büyücü mü? kim bilir bu cüsseyle belkide güclü bir savascıdır? ha?... olamaz mı?...." dedi ve Kerdox'un yanına gitti dartlarını hazır tutuyordu."Kısa adam bu konuda senin yanındayım." dedi ve orka baktı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Truan artık anlamsız görüyordu orada olan herşeyi. "Lanet olsun . Peki tamam. Öldürün, lanet olası hıncınızı alın içiniz rahatlasın sonra da bir zahmet Wraithide halledin ha? Ã?ünkü burayı o kadar boş bırakmazlar heralde belkide bir tuzak öldürdüğümüz gene bir silüetti ve kara şovalye kıs kıs gülüyor belki? Mantık...Biraz mantık arayın olayın içinde. Sanki orcu öldürdükten sonra kurtulucaz." dedi ve düşünmeye koyuldu. Sırtını duvara yaslayıp biraz oturdu. Sonra bir ses duydu. O eski korku tekrar geri gelmişti. Hemen yan tarafından wraith duvardan mağaraya giriyordu...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Pöh!" diye burnundan soluyarak haykırdı cüce. "Sizin türünüzü öldürerek dünyaya bir iyilik yapıyoruz!"
Karşısına aptal bir ork çıkmış olsaydı anında öldürürdü. 'Fakat bu ork biraz daha değişik ' diye düşündü. Belki işine yarayabilecek bir bilgi bulabilirdi. 'Kavgadan önce biraz ağız dalaşı her zaman iyi gelir...'
Karşısına aptal bir ork çıkmış olsaydı anında öldürürdü. 'Fakat bu ork biraz daha değişik ' diye düşündü. Belki işine yarayabilecek bir bilgi bulabilirdi. 'Kavgadan önce biraz ağız dalaşı her zaman iyi gelir...'
Donaef saldırma fikrinden vazgecilince kendiside uzatmadı olayı.Hala magarada kapalıydılar.Uzun zamandır sessizligini bozmaya kararlıydı ve konusmaya basladı herkezin duyacagı bir sekilde ses tonunu ayarladı.
"Simdi burada tutsagız.Bu magaradan bir sekilde cıkmamız konusunda hem fikiriz sanırım.Sizlerle tanıstıgımdan beri hayatımda büyük denge bozuklugu yasadım.Ben bir hırsızım ve bunun dısında pek bir ise yaramayacagım!.Madem bu orkun bizimle kalmasını istiyoruz o zaman bize artık konaklayabilecegimiz güvenli bir yer göstersin.Hepimiz uzun zamandır yorgunuz ve su an güclü bir kara sovalye de düsmanımız bizi rahat bırakmayacak.Simdi bana cevap ver!" dedi orka bakarak "Bize konaklayabilcegimiz bir yer gösterebilir misin?.Buraları iyi bildiginden süphem yok.Ne de olsa digerlerini buraya sen getirdin öyle değil mi?" dedi ve Sessizlikle beraber arkasını dönüp Gnom'un yanına gitti.
"Gim biraz zaman buldugunda benim icin bir iyilik yapmanı istiyorum.Sen mekanizma konusunda basarılı gözüküyorsun.Benim icin dartları mı atabilecegim yaylı bir silah gelistirebilir misin.Ufak bir silah olması benim icin oldukca iyi olur.Tabi kabul edersen.Bende senin icin bir iyilik yapmaya hazırım" dedi ve konusulanları dinlemeye koyuldu.
"Simdi burada tutsagız.Bu magaradan bir sekilde cıkmamız konusunda hem fikiriz sanırım.Sizlerle tanıstıgımdan beri hayatımda büyük denge bozuklugu yasadım.Ben bir hırsızım ve bunun dısında pek bir ise yaramayacagım!.Madem bu orkun bizimle kalmasını istiyoruz o zaman bize artık konaklayabilecegimiz güvenli bir yer göstersin.Hepimiz uzun zamandır yorgunuz ve su an güclü bir kara sovalye de düsmanımız bizi rahat bırakmayacak.Simdi bana cevap ver!" dedi orka bakarak "Bize konaklayabilcegimiz bir yer gösterebilir misin?.Buraları iyi bildiginden süphem yok.Ne de olsa digerlerini buraya sen getirdin öyle değil mi?" dedi ve Sessizlikle beraber arkasını dönüp Gnom'un yanına gitti.
"Gim biraz zaman buldugunda benim icin bir iyilik yapmanı istiyorum.Sen mekanizma konusunda basarılı gözüküyorsun.Benim icin dartları mı atabilecegim yaylı bir silah gelistirebilir misin.Ufak bir silah olması benim icin oldukca iyi olur.Tabi kabul edersen.Bende senin icin bir iyilik yapmaya hazırım" dedi ve konusulanları dinlemeye koyuldu.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Mağaranın içinde Wraithi tek göre Truan'dı. Sanki düşüsel olarak 'Bana gel...' diyordu. Truan bir çeşit büyü altındaydı artık. Wraith ona iyice yaklaşıyordu. Korkudan hareket edemiyordu. Hemde hiç...
Wraith daha fazla yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Sonunda Truan'ı etkisi altına almıştı ve mağara duvarına doğru çekiyordu. Bir an hiç bir şey göremiyordu. Sonra direk karşıısnda Kara Sovalye'yi gördü. Hatırı sayılacak derecede korkuyordu. Sonra Wraith gözden kayboldu ve Kara şovalyeyle başbaşa kaldı.
"Sen diğerlerinden farklıydın insan. Ortamına göre davranan birisin ha?" dedi ve gülmeye başladı. Kahkahaları Truan'ın içinde yankılanıyordu resmen. Wraith gittiği için kork duygusu yavaşça azalıyordu. Etkisinden kurtulduğu için. Anca cevap verebildi."Ne istiyorsun? Bedenimi mi? Ruhumu mu?" dedi bezginlikle."Hah bende şimdi o konudan bahsedicektim insan. Seninle bir anlaşmaya varmak istiyorum. Fazla seçme şansın yok ama. İyi dinle!.."
"Bizden biri olursan sana veremiyeceğim çok az şey var. İnsan bedeninde sonsuz bir yaşam! Buda verebileceğim küçük bir ödül. Zaten ya isteyerek yaparsın ya da zorla sadece arada tek bir fark olur. Acı çekersin!" dedi tüm karanlıkta sesi yankılanırken. Truan şaşırmamıştı. İlizyonunun öldürülmesi sırasında da anlaşma yapmaya çalışmıştı. Cevabı çok geçmeden verdi. Ama önce katıla katıla güldü."Hahahahhahah... Çok komiksin bay şovalye. Tabii ki kabul etmiyicem. Pek hatırlamasam da yoldaşlarımı satamam değilmi?
şovalye biraz sinirlenmiş gibiydi karşısında alaylı bir insan görünce. Ama sonra "Ah seni insan pisliği aptallık ediyorsun. Nasılolsa sana istediğimi yapıcam" dedi ve bir büyü mırıldanmaya başladı. Ağzında bir tebessüm vardı. Sonra hemen yanında kara bir ruh belirdi gözleri kıpkırmızı. Kendiside simsiyahtı. Kötülüğün sözleri ağzından su gibi akıyordu. Sonra Kara şovalye bir büyüye başladı. Truan huzursuz olmaya başlamıştı. Sonra hayatında hiç duymadığı bir acı hissetti. Ve sonra görebildiği tek şey kötü ruhun içini doldurup taşırdığıydı...
Mağaranın ortasında aniden havada beliren Truan'ı görünce yoldaşların hepsi irkilmişti. Sonra da büyük bir patırtıyla yere yapışmıştı...
Wraith daha fazla yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Sonunda Truan'ı etkisi altına almıştı ve mağara duvarına doğru çekiyordu. Bir an hiç bir şey göremiyordu. Sonra direk karşıısnda Kara Sovalye'yi gördü. Hatırı sayılacak derecede korkuyordu. Sonra Wraith gözden kayboldu ve Kara şovalyeyle başbaşa kaldı.
"Sen diğerlerinden farklıydın insan. Ortamına göre davranan birisin ha?" dedi ve gülmeye başladı. Kahkahaları Truan'ın içinde yankılanıyordu resmen. Wraith gittiği için kork duygusu yavaşça azalıyordu. Etkisinden kurtulduğu için. Anca cevap verebildi."Ne istiyorsun? Bedenimi mi? Ruhumu mu?" dedi bezginlikle."Hah bende şimdi o konudan bahsedicektim insan. Seninle bir anlaşmaya varmak istiyorum. Fazla seçme şansın yok ama. İyi dinle!.."
"Bizden biri olursan sana veremiyeceğim çok az şey var. İnsan bedeninde sonsuz bir yaşam! Buda verebileceğim küçük bir ödül. Zaten ya isteyerek yaparsın ya da zorla sadece arada tek bir fark olur. Acı çekersin!" dedi tüm karanlıkta sesi yankılanırken. Truan şaşırmamıştı. İlizyonunun öldürülmesi sırasında da anlaşma yapmaya çalışmıştı. Cevabı çok geçmeden verdi. Ama önce katıla katıla güldü."Hahahahhahah... Çok komiksin bay şovalye. Tabii ki kabul etmiyicem. Pek hatırlamasam da yoldaşlarımı satamam değilmi?
şovalye biraz sinirlenmiş gibiydi karşısında alaylı bir insan görünce. Ama sonra "Ah seni insan pisliği aptallık ediyorsun. Nasılolsa sana istediğimi yapıcam" dedi ve bir büyü mırıldanmaya başladı. Ağzında bir tebessüm vardı. Sonra hemen yanında kara bir ruh belirdi gözleri kıpkırmızı. Kendiside simsiyahtı. Kötülüğün sözleri ağzından su gibi akıyordu. Sonra Kara şovalye bir büyüye başladı. Truan huzursuz olmaya başlamıştı. Sonra hayatında hiç duymadığı bir acı hissetti. Ve sonra görebildiği tek şey kötü ruhun içini doldurup taşırdığıydı...
Mağaranın ortasında aniden havada beliren Truan'ı görünce yoldaşların hepsi irkilmişti. Sonra da büyük bir patırtıyla yere yapışmıştı...
.
“Aahh!” diye inledi Magnus Arcane. Sol elini alnının sol tarafına, kanayan şakağının üstüne bastırmıştı. Üstü başı toz içindeydi. “Aptallar! Birbirinizle didişmeyi sonraya erteleyin çevremizde bu kadar düşman varken!” dedi gergin gruba doğru ve birden yüzündeki acı ifadesi öfkeye dönüşerek şimşek bakışlarını Gnom Glimbell üzerinde odakladı. “Seni hain yerden bitme lanet olasıca minik şeytan senii!.. Mağarayı sen patlattın değil mi? Seni küçük doğal afet! Ben düşmanla baş ederken beni sen öldüreceksin! Kimseyi uyarmadan patlayıcı kullanmak da ne demek oluyor? Beni öldürmek için mi peşimden geldiniz Tanrıların belaları!” Magnus elini kafasındaki yaradan çekip kan kızıla boyanan eline baktı bir müddet. Sonra hızlı bakışlarla diğerlerine göz gezdirdi, “Huufet! Huufet nerede?! Tanrılar! Zavallı çocuk dışarıda mı kaldı yoksa enkazın altında mı?!..
.
“Aahh!” diye inledi Magnus Arcane. Sol elini alnının sol tarafına, kanayan şakağının üstüne bastırmıştı. Üstü başı toz içindeydi. “Aptallar! Birbirinizle didişmeyi sonraya erteleyin çevremizde bu kadar düşman varken!” dedi gergin gruba doğru ve birden yüzündeki acı ifadesi öfkeye dönüşerek şimşek bakışlarını Gnom Glimbell üzerinde odakladı. “Seni hain yerden bitme lanet olasıca minik şeytan senii!.. Mağarayı sen patlattın değil mi? Seni küçük doğal afet! Ben düşmanla baş ederken beni sen öldüreceksin! Kimseyi uyarmadan patlayıcı kullanmak da ne demek oluyor? Beni öldürmek için mi peşimden geldiniz Tanrıların belaları!” Magnus elini kafasındaki yaradan çekip kan kızıla boyanan eline baktı bir müddet. Sonra hızlı bakışlarla diğerlerine göz gezdirdi, “Huufet! Huufet nerede?! Tanrılar! Zavallı çocuk dışarıda mı kaldı yoksa enkazın altında mı?!..
.
Glimbell utançtan kıpkırmızı olmuştu. "şeyy.. Aslındabengünışığıkristaliniçıkartacaktım. Bildiğinizgibihortlaklargünışığınısevmezler. Fakatnasılolduysaelimeyanlışkristalgeçmişopaniksırasında..elimdenkayıverdi."dwaxer wrote:“Seni hain yerden bitme lanet olasıca minik şeytan senii!.. Mağarayı sen patlattın değil mi? Seni küçük doğal afet! Ben düşmanla baş ederken beni sen öldüreceksin! Kimseyi uyarmadan patlayıcı kullanmak da ne demek oluyor? Beni öldürmek için mi peşimden geldiniz Tanrıların belaları!”
WeS_DeX wrote:"Gim biraz zaman buldugunda benim icin bir iyilik yapmanı istiyorum.Sen mekanizma konusunda basarılı gözüküyorsun.Benim icin dartları mı atabilecegim yaylı bir silah gelistirebilir misin.Ufak bir silah olması benim icin oldukca iyi olur.Tabi kabul edersen.Bende senin icin bir iyilik yapmaya hazırım"
Glim bu kadar karışıklık içinde Donaef'in böyle birşey söylemesine önce şaşırdı, fakat bu yeni proje onu hemen heyecanladırdı. Kafasında düşünceler uçuşmaya başladı. "Hmmm. Evetaslındayaylıküçükbirmekanizmayaparsak.. Sonrasındadabilektenmakarayladönmesistemi." Düşüncelerii Truan'ın yere devrilmesiyle kesiliverdi. "Yinebusakarrahipyeremiyuvarlandı? Truan! İyimisin? Umarımuyandığındaköryadasağırolmaz. Bayıldımısağlamkalkamazbu." Glimbell Truan'ın başına çökmüş minik elleriyle yanaklarını tokatlayarak uyandırmaya çalışıyordu.
Donaef Glimbell'in söylediklerinden sonra rahatlamıstı.Glimbell yeniden konusmaya baslayacakken Truan aniden yere düstü.Donaef hancerini cekmisti.Arkasını döndü ve Truan'ın yanına gitti.Glimbell onu uyandırmaya calısıyordu.Ne olmustu aniden böyle düsmüstü Truan?.Donaef bunun hafıza kaybıyla beyninin yorulmus olacagından süphelendi.Sonra Truan'ı uyandırmaya calısan Glimbell'in yanında durmaya devam etti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Martranna, tünelin ucunda eğilip dışarı göz attı. Sağlam midesi olmayanlar şöyle bir baksa, yüzünü çevirir ayrıntıları fark edemezdi. Ork, alandaki küle dönmüş zombilerin, üzerinde biriken kalabalığın işini bitirmesini seyretmedi. Tünele geri döndü, diğerleri liderin kim olucağını tartışıyorlardı. Homurdandı. Kendisine yönelik nefret bakışlarını görene kadar, sessizlik içindeydi. Karşısında duruyordu işte, bir cüce içinde olduğu zırh gibi manyak birine benziyordu, martranna için.
Magnusun, Huufeti arayışını duyduğunda, boynundaki damar zonklamayı kesti. Kafasını kaldırdı;
" Buraya nasıl geldiniz? " İçlerinde, büyücü olmalıydı. Gözleri Huor'da kilitlendi.
" Kuzeydoğuya gidiyorduk, siz gelmeden önce! Orada emniyet içinde bir şehir var. Sizin yerinizde olsam, mağarada uzun süre durmazdım. Dışarıdakiler... " Emniyet kelimesinin orkça çok ilginç, bir karşılığı vardı, konuşurken üzerine biraz bastı.
" işleri bitti. "
Magnusa yardım etmeye gitti.
" Bulabildin mi? şunu ben çekerim. "
Koca bir kayayı, tek eliyle kenara itti. O arada, rahip kıyafetli adam bayıldı ve iki kişi başında toplanmıştı.
Mağaraya çizdiği dairenin üzerinde duran cüce kadim sembolleri bozduğuna hiç aldırmıyordu, Martranna nın başı yana yattı, sol gözündeki küçük kas seğirdi. Yanındaki de, birşeyler söylüyordu, diğerlerine.AlenthasLeasess wrote:"Pöh!" diye burnundan soluyarak haykırdı cüce. "Sizin türünüzü öldürerek dünyaya bir iyilik yapıyoruz!"
Bunlar kendini köle falan mı sanıyorlardı, bana emir mi veriyor.WeS_DeX wrote:"Simdi burada tutsagız.Bu magaradan bir sekilde cıkmamız konusunda hem fikiriz sanırım.Sizlerle tanıstıgımdan beri hayatımda büyük denge bozuklugu yasadım.Ben bir hırsızım ve bunun dısında pek bir ise yaramayacagım!.Madem bu orkun bizimle kalmasını istiyoruz o zaman bize artık konaklayabilecegimiz güvenli bir yer göstersin.Hepimiz uzun zamandır yorgunuz ve su an güclü bir kara sovalye de düsmanımız bizi rahat bırakmayacak.Simdi bana cevap ver!" dedi orka bakarak "Bize konaklayabilcegimiz bir yer gösterebilir misin?.Buraları iyi bildiginden süphem yok.Ne de olsa digerlerini buraya sen getirdin öyle değil mi?"
Magnusun, Huufeti arayışını duyduğunda, boynundaki damar zonklamayı kesti. Kafasını kaldırdı;
" Buraya nasıl geldiniz? " İçlerinde, büyücü olmalıydı. Gözleri Huor'da kilitlendi.
" Kuzeydoğuya gidiyorduk, siz gelmeden önce! Orada emniyet içinde bir şehir var. Sizin yerinizde olsam, mağarada uzun süre durmazdım. Dışarıdakiler... " Emniyet kelimesinin orkça çok ilginç, bir karşılığı vardı, konuşurken üzerine biraz bastı.
" işleri bitti. "
Magnusa yardım etmeye gitti.
" Bulabildin mi? şunu ben çekerim. "
Koca bir kayayı, tek eliyle kenara itti. O arada, rahip kıyafetli adam bayıldı ve iki kişi başında toplanmıştı.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
