Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Horcoel kısa bakışlarla V'ladhek ile Salvador u süzdü..''V'ladhek..'' diye geçirdi içinden..Eğildi ve yerden Hatslich in ona uzattığı keseyi aldı..''Benim suçum..'' dedi içinden..Hatslich in kartı bile onu bir nebze neşelendirememişti..Sadece buruk bir gülümseyiş bırakmıştı 57 yaşındaki şovalyenin gencecik yüzünde..Sadece buruk bir gülümseyiş..
Gözlerini bir anlıgına kapattı ve elini alnına koydu iki saniyecik dinlenmek için..Çok şey görmüş,çok şey geçirmişti..Ama gözlerini kapattığı gibi kendini o anın içinde buldu..O ses..
Kulaklarında hala çınlıyordu..
''Cehenneme hoş geldin Horcoel Baator''
Horcoel bir anlık şaşkınlıgını ve daha sonrası o devasa patlamayı hatırladı..Halbukü tüm o yaratıklara o patlamayı yapması için gereken şansı kendisi vermişti..KENDİSİ..Dönerek V'ladhek e..Ardından büyücüye bakındı..''Benim suçum'' dedi biraz yüksek gelecek bir sesle..Tüm o ölenler..O kadar insan..Orclar..Yapabilecek hiçbirşeyin olamaması..Yanlış verilen kararlar..Hepsi benim suçum..Hayır Barra yanılıyorsun..Ben senin düşmanın değildim..Tek haklı olan Zehiran idi..Ben bir şovalye bile değilim..Bir veled..Evet bir veled..şovalyeler insanları savunur..şovalyeler kendilerine güvenenleri ya zafere..Yada onur dolu olan bir ölüme götürür..Oysa ben bana güvenenleri ne zafere...Nede onurluca bir ölüme götürdüm..Sadece acıya,bir hayat boyu silinmeyecek işkenceye ve...Affet beni baba..Affet..Ben sana layık bir evlat olamadım..Ama bilki olmaya çalıştım..
Kahretsin..Başım..
''Suçlu,Suçlu,Suçlu..''
Horcoel etrafına bakındı ve kendisini kocaman bir mahkeme salonunda gördü..Etrafında yüzlerce..Belkide binlerce kişi vardı..Ve hepsi aynı anda tek ağızdan Suçlu..Suçlu..Diye haykırıyorlardı..Birden birşeyin farkına vardı şovalye..Bu insanlar tanıdıktı..Hemde epey..
Ã?ünkü hepsi kendisiydi..
''Onkasaba halkını ölüme sürdüğün ve sana inananları Apocalypsenin elegeçirmesine izin verdiğin için hakkında hüküm verildi Nimarien Celeb'thalion..''
Arkadan göğsünde yanan bir delikle Thornan Baator çıktı kendi görüntülerinin arasından..Normalde merhamet ve bilgelikle parlayan yeşil gözler şimdi bir vampirinki kadar soğuktu ve adeta nefret fışkırıyordu..
''SEN..EVET SEN..Hiçbirzaman hiçbirşeyi doğru dürüst beceremeyen veled..Sen KENDİNE PALADİN Mİ DİYORSUN..DEFOL!!!..GÖZÃ?M GÃ?RMESİN SENİ..BENİ MEZARIMDA BİLE RAHAT UYUTMUYORSUN KAHROLASICA..SENİ O KÃ?YDE ORCLARIN ELİNE BIRAKMALIYDIM..OYSA YANIMA ALDIM VE SANA DOğRU DÃ?RÃ?ST DÃ?şÃƒ?NMEYİ Ãƒ?ğRETMEYE Ã?ALIşTIM..BİR HALTI BECEREMEDİN ''
Sesler devam ediyordu bir yandanda..
''SUÃ?LU....SUÃ?LU...!!!''
''KAHROLASICA şEY TAPINAğIMDA YETİşİRKEN ALDIğIN SAVAş EğİTİMİ İLE GİZLİ GİZLİ Ãƒ?IKIP AİLENİN İNTİKAMI İÃ?İN ORC AVLADIGINI BİLMİYORMUYDUM SANIYORSUN..SANA BUNUMU Ã?ğRETMİşTİM BEN BE..BUNU MU..SENİ BİR PALADİN YAPMAYA Ã?ALIşTIM HAYIRSIZ EVLAT!!OYSA SEN İNATLA DEVAM ETTİN..BENİ DİNLEMEDİN VE Ã?LDÃ?RMEYE DEVAM ETTİN..NE ZAMANA KADAR HA?? BEN Ã?LENE KADARMI???ONDAN SONRAMI VAZGEÃ?TİN İNTİKAM İÃ?İN Ã?LDÃ?RMEKTEN..ONDAN SONRAMI PALADİNİN YOLUNA GİRDİN..ANCA AKLININ BAşINA GELMESİ İÃ?İN BENMİ Ãƒ?LMELİYDİM..MEMNUNMUSUN SENİ ADİ HERİF..BEN SANA HERşEYİMİ SUNDUM VE SEN BENİM HAYATIMI ALDIN MEMNUNMUSUN!!!''
''Yoo..Ben..Sadece..Affet..Özgünüm hatalarımı düzeltmeye çalıştım..Ben..''
''KAPA Ã?ENENİ VE BANA BAK..şU DELİğİ GÃ?RÃ?YORMUSUN..SENİN HATAN..SENİN..GERÃ?EK AİLENİN Ã?LDÃ?RÃ?LÃ?şÃƒ? BİLE SENİN HATAN DEğİLMİYDİ HA?..KONUşSANA..''
Ben..Hayır..Sadece babama yardım etmek istemiştim..Sadece..
''APTAL!!..BABAN SENİN KOşTURUşUNU GÃ?RÃ?NCE TELAşLANDI VE ORCLARA ARKASINI DÃ?NEREK SENİ UZAKLAşTIRMAYA Ã?ALIşTI..BUDA ONUN SONU OLDU..ARKASINDAN GİREN O BALTA..OYSA SANA BURADA BEKLE DEMİşTİ DEğİLMİ..BİR DÃ?şÃƒ?N NİMARİEN..EğER HARAKET ETMESEYDİN BABAN O ORCLARI Ã?LDÃ?REMEZMİYDİ?..DÃ?şÃƒ?N KAHROLASI..NEZAMAN KİME YARDIM ETTİN SEN..SEN BİR BAşARISIZLIK YUMAğISIN..SEN DOğMAMALIYDIN..ZARARSIN SEN..ZARAAAAAAAAAAAR!!!''
''SUÃ?LU...SUÃ?LU''
''Benim suçum evet..Benim..Cezam neyse hazırım..''
Hayaller ve hayali sesler silikleşirken bir idam töreni için getirilen asma ipini gördü..Kendi görüntüleri onu ellerinden ve ayaklarından bağlayıp bir taburenin üzerine çıkarttılar..Tam o sırada önünde altından bir tahtta oturan Thornan ın cesedini farketti..Başını kaldırdı ve fısıldadı..
''Baba..Sadece affet..Başka birşey istemiyorum..''
Thornan ise sırıtarak şovalyeye bakınıyordu..Birden yaşlı adamın yeşil gözleri soluk maviye dönerken suratı kasıldı ve daha köşeli bir hale geldi..Saçları beyaz ve uzundu..Teni ise neredeyse bembeyaz denilecek bir haldeydi..
Sırıtan adam..
''Ah demek sana acıyayım..Affedeyim ha..Ã?ylemi başarısız çocuğum..Ã?ocuğum??Bir dakika..Sen bir Baator bile değilsin yarımelf..Soyumu kirleten o aptal herifin demesiyle de olacak değilsin..Thornan salağı seni evlat edinerek gerçekten salaklık ünvanına salaklık katarak bunu bir kez daha kanıtlamış oldu..Hep ailenin ölümünün kimin emri ile olduğunu merak etmiştin değilmi Celeb'thalion..Ah..Farklı boyutlarda olmak bazen engel tanımıyor..Özellikle de yeterince gücün varsa..Bizzat içinde bulunamasanda..İnsan heryere erişebiliyor..''
Horcoel sinirle adama bakınmaya başladı..''Sen..Kimsin..'' dedi
''Benmi kimim Celeb'thalion..Hmm..Bir düşüneyim..Bir zamanlar bir evsane idim..Senin dünyanda..Evet..Korku panik ve katliam..Hepsi ve herkez benim emrim altında idi..Taa ki bir zamanlar inandığın eski bir tanrı tarafından cezalandırılana kadar..Hatırlıyormusun Baş harfi ''E'' idi..Ahahah..Tanrıların espiri anlayışı garip değilmi..Bana fazla ileri gittiğimi söyledi..Fazla ileri gitmekmiş..Nasılolsa bir gün buradan kurtulacağım..Ve evet..Bu sırada ufak zihin oyunum için kusura bakma evlat..Sana teşekkür etmek istedim..Benim için Thornan Baator u öldürttüğün için..Geri döndüğümde işim çok daha kolay olacak...AHAHAHHAHAH''
''Ne..Nasıl ne demek istiyorsun..Sende kimsin..Sende kimsiiin..''
Gözlerini açtı..
Hayaller bitmişti..
Ã?nüne döndü ve fazla dikkat çekmemek için normal bir tavır takındı..Hala biraz başı ağrıyordu ama..Sanırım zihnine fazla yüklenmişti..Tüm insanların ölümünü kendisine yüklemesi..Kendisini hep dünyayı omuzlamış gibi hissederdi paladin..Oysa biliyorduki oda bir ölümlüydü..
Vladhek ile Salvadoru süzmeye devam ederken yazıtlara doğru yaklaştı..Peki diye düşünüyordu bir yandan..O hayalinde gördüğü adam kimdi..Daha önceden öyle birisini görmemişti..
''Herhalde zihin bulanıklıgı'' diye mırıldandı kendi kendisine..Kendini toparlamaya çalışarak etrafına bakındı..Ardından Vladhek in yanına geldi ve eğilerek fısıldadı..
''Özür dilerim dostum..O yaratıklara patlamayı yapmaları için gereken şansı ben verdim..Beni affetmessen anlarım..Sadece..Sadece herşey için çok üzgünüm..Bunu bilmeni istiyorum..''
''şunu bilki yaptıgım birçok şeyi düzeltemesemde..Bundan sonra hata yapmamaya çalışacak ve elimden geldigince iyi olmaya çalışacağım..''
Gözlerini bir anlıgına kapattı ve elini alnına koydu iki saniyecik dinlenmek için..Çok şey görmüş,çok şey geçirmişti..Ama gözlerini kapattığı gibi kendini o anın içinde buldu..O ses..
Kulaklarında hala çınlıyordu..
''Cehenneme hoş geldin Horcoel Baator''
Horcoel bir anlık şaşkınlıgını ve daha sonrası o devasa patlamayı hatırladı..Halbukü tüm o yaratıklara o patlamayı yapması için gereken şansı kendisi vermişti..KENDİSİ..Dönerek V'ladhek e..Ardından büyücüye bakındı..''Benim suçum'' dedi biraz yüksek gelecek bir sesle..Tüm o ölenler..O kadar insan..Orclar..Yapabilecek hiçbirşeyin olamaması..Yanlış verilen kararlar..Hepsi benim suçum..Hayır Barra yanılıyorsun..Ben senin düşmanın değildim..Tek haklı olan Zehiran idi..Ben bir şovalye bile değilim..Bir veled..Evet bir veled..şovalyeler insanları savunur..şovalyeler kendilerine güvenenleri ya zafere..Yada onur dolu olan bir ölüme götürür..Oysa ben bana güvenenleri ne zafere...Nede onurluca bir ölüme götürdüm..Sadece acıya,bir hayat boyu silinmeyecek işkenceye ve...Affet beni baba..Affet..Ben sana layık bir evlat olamadım..Ama bilki olmaya çalıştım..
Kahretsin..Başım..
''Suçlu,Suçlu,Suçlu..''
Horcoel etrafına bakındı ve kendisini kocaman bir mahkeme salonunda gördü..Etrafında yüzlerce..Belkide binlerce kişi vardı..Ve hepsi aynı anda tek ağızdan Suçlu..Suçlu..Diye haykırıyorlardı..Birden birşeyin farkına vardı şovalye..Bu insanlar tanıdıktı..Hemde epey..
Ã?ünkü hepsi kendisiydi..
''Onkasaba halkını ölüme sürdüğün ve sana inananları Apocalypsenin elegeçirmesine izin verdiğin için hakkında hüküm verildi Nimarien Celeb'thalion..''
Arkadan göğsünde yanan bir delikle Thornan Baator çıktı kendi görüntülerinin arasından..Normalde merhamet ve bilgelikle parlayan yeşil gözler şimdi bir vampirinki kadar soğuktu ve adeta nefret fışkırıyordu..
''SEN..EVET SEN..Hiçbirzaman hiçbirşeyi doğru dürüst beceremeyen veled..Sen KENDİNE PALADİN Mİ DİYORSUN..DEFOL!!!..GÖZÃ?M GÃ?RMESİN SENİ..BENİ MEZARIMDA BİLE RAHAT UYUTMUYORSUN KAHROLASICA..SENİ O KÃ?YDE ORCLARIN ELİNE BIRAKMALIYDIM..OYSA YANIMA ALDIM VE SANA DOğRU DÃ?RÃ?ST DÃ?şÃƒ?NMEYİ Ãƒ?ğRETMEYE Ã?ALIşTIM..BİR HALTI BECEREMEDİN ''
Sesler devam ediyordu bir yandanda..
''SUÃ?LU....SUÃ?LU...!!!''
''KAHROLASICA şEY TAPINAğIMDA YETİşİRKEN ALDIğIN SAVAş EğİTİMİ İLE GİZLİ GİZLİ Ãƒ?IKIP AİLENİN İNTİKAMI İÃ?İN ORC AVLADIGINI BİLMİYORMUYDUM SANIYORSUN..SANA BUNUMU Ã?ğRETMİşTİM BEN BE..BUNU MU..SENİ BİR PALADİN YAPMAYA Ã?ALIşTIM HAYIRSIZ EVLAT!!OYSA SEN İNATLA DEVAM ETTİN..BENİ DİNLEMEDİN VE Ã?LDÃ?RMEYE DEVAM ETTİN..NE ZAMANA KADAR HA?? BEN Ã?LENE KADARMI???ONDAN SONRAMI VAZGEÃ?TİN İNTİKAM İÃ?İN Ã?LDÃ?RMEKTEN..ONDAN SONRAMI PALADİNİN YOLUNA GİRDİN..ANCA AKLININ BAşINA GELMESİ İÃ?İN BENMİ Ãƒ?LMELİYDİM..MEMNUNMUSUN SENİ ADİ HERİF..BEN SANA HERşEYİMİ SUNDUM VE SEN BENİM HAYATIMI ALDIN MEMNUNMUSUN!!!''
''Yoo..Ben..Sadece..Affet..Özgünüm hatalarımı düzeltmeye çalıştım..Ben..''
''KAPA Ã?ENENİ VE BANA BAK..şU DELİğİ GÃ?RÃ?YORMUSUN..SENİN HATAN..SENİN..GERÃ?EK AİLENİN Ã?LDÃ?RÃ?LÃ?şÃƒ? BİLE SENİN HATAN DEğİLMİYDİ HA?..KONUşSANA..''
Ben..Hayır..Sadece babama yardım etmek istemiştim..Sadece..
''APTAL!!..BABAN SENİN KOşTURUşUNU GÃ?RÃ?NCE TELAşLANDI VE ORCLARA ARKASINI DÃ?NEREK SENİ UZAKLAşTIRMAYA Ã?ALIşTI..BUDA ONUN SONU OLDU..ARKASINDAN GİREN O BALTA..OYSA SANA BURADA BEKLE DEMİşTİ DEğİLMİ..BİR DÃ?şÃƒ?N NİMARİEN..EğER HARAKET ETMESEYDİN BABAN O ORCLARI Ã?LDÃ?REMEZMİYDİ?..DÃ?şÃƒ?N KAHROLASI..NEZAMAN KİME YARDIM ETTİN SEN..SEN BİR BAşARISIZLIK YUMAğISIN..SEN DOğMAMALIYDIN..ZARARSIN SEN..ZARAAAAAAAAAAAR!!!''
''SUÃ?LU...SUÃ?LU''
''Benim suçum evet..Benim..Cezam neyse hazırım..''
Hayaller ve hayali sesler silikleşirken bir idam töreni için getirilen asma ipini gördü..Kendi görüntüleri onu ellerinden ve ayaklarından bağlayıp bir taburenin üzerine çıkarttılar..Tam o sırada önünde altından bir tahtta oturan Thornan ın cesedini farketti..Başını kaldırdı ve fısıldadı..
''Baba..Sadece affet..Başka birşey istemiyorum..''
Thornan ise sırıtarak şovalyeye bakınıyordu..Birden yaşlı adamın yeşil gözleri soluk maviye dönerken suratı kasıldı ve daha köşeli bir hale geldi..Saçları beyaz ve uzundu..Teni ise neredeyse bembeyaz denilecek bir haldeydi..
Sırıtan adam..
''Ah demek sana acıyayım..Affedeyim ha..Ã?ylemi başarısız çocuğum..Ã?ocuğum??Bir dakika..Sen bir Baator bile değilsin yarımelf..Soyumu kirleten o aptal herifin demesiyle de olacak değilsin..Thornan salağı seni evlat edinerek gerçekten salaklık ünvanına salaklık katarak bunu bir kez daha kanıtlamış oldu..Hep ailenin ölümünün kimin emri ile olduğunu merak etmiştin değilmi Celeb'thalion..Ah..Farklı boyutlarda olmak bazen engel tanımıyor..Özellikle de yeterince gücün varsa..Bizzat içinde bulunamasanda..İnsan heryere erişebiliyor..''
Horcoel sinirle adama bakınmaya başladı..''Sen..Kimsin..'' dedi
''Benmi kimim Celeb'thalion..Hmm..Bir düşüneyim..Bir zamanlar bir evsane idim..Senin dünyanda..Evet..Korku panik ve katliam..Hepsi ve herkez benim emrim altında idi..Taa ki bir zamanlar inandığın eski bir tanrı tarafından cezalandırılana kadar..Hatırlıyormusun Baş harfi ''E'' idi..Ahahah..Tanrıların espiri anlayışı garip değilmi..Bana fazla ileri gittiğimi söyledi..Fazla ileri gitmekmiş..Nasılolsa bir gün buradan kurtulacağım..Ve evet..Bu sırada ufak zihin oyunum için kusura bakma evlat..Sana teşekkür etmek istedim..Benim için Thornan Baator u öldürttüğün için..Geri döndüğümde işim çok daha kolay olacak...AHAHAHHAHAH''
''Ne..Nasıl ne demek istiyorsun..Sende kimsin..Sende kimsiiin..''
Gözlerini açtı..
Hayaller bitmişti..
Ã?nüne döndü ve fazla dikkat çekmemek için normal bir tavır takındı..Hala biraz başı ağrıyordu ama..Sanırım zihnine fazla yüklenmişti..Tüm insanların ölümünü kendisine yüklemesi..Kendisini hep dünyayı omuzlamış gibi hissederdi paladin..Oysa biliyorduki oda bir ölümlüydü..
Vladhek ile Salvadoru süzmeye devam ederken yazıtlara doğru yaklaştı..Peki diye düşünüyordu bir yandan..O hayalinde gördüğü adam kimdi..Daha önceden öyle birisini görmemişti..
''Herhalde zihin bulanıklıgı'' diye mırıldandı kendi kendisine..Kendini toparlamaya çalışarak etrafına bakındı..Ardından Vladhek in yanına geldi ve eğilerek fısıldadı..
''Özür dilerim dostum..O yaratıklara patlamayı yapmaları için gereken şansı ben verdim..Beni affetmessen anlarım..Sadece..Sadece herşey için çok üzgünüm..Bunu bilmeni istiyorum..''
''şunu bilki yaptıgım birçok şeyi düzeltemesemde..Bundan sonra hata yapmamaya çalışacak ve elimden geldigince iyi olmaya çalışacağım..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Salvador ne kadar yorulmadığını söylesede ona yük olmak bile içten içe V'ladhek i bitiriyordu..Kendi bacağı için yapabileceği tek şey alternatif bir yol bulmaktı arkadaşlarına yük olmamak için ve savaşabilmek için tek şansı buydu.O piç kurusu Vrock ların soyunu kesinlikle mahvedicekti..Sadece bu duruma kendini alıştırmalıydı en azından şimdilik..
Horcoel in bir şeyler mırıldandığını duydu ve biraz duraksadı sonra yazıları çözmeye çalışırken Horcoel in kendisine eğildiğini ve birşeyler söylediğini duydu..
"Özürdilerim dostum...O yaratıklara patlamayı yapmaları için gereken şansı ben verdim..Beni affetmezsen anlarım..Sadece..Sadece herşey için üzgünüm..Bunu bilmeni istiyorum.."
"şunu bilki yaptığım birçok şeyi düzeltmesemde..Bundan sonra hata yapmamaya çalışacak ve elimden geldiğince iyi olmaya çalışacağım.." dediğini duydu Horcoel in..
V'ladhek yazıtlara bakmayı bir anlığına kesti ve aynı noktaya odaklandı..İçindeki bütün duygular karma karışık oldu.Ve hafifçe gözleri doldu..Dostuna dönmeye çalıştı.."Horcoel şunu aklından çıkarma dostum.Hiç birşey senin hatan değildi eğer ben o yolda boş boş bakıp dönmeseydim bunların hiçbiri olmayacaktı..Kendini suçlamana hiç gerek yok.Bunu bilemezdin.."dedi hüzünle..
"Ben kendim yaptım ve kendim buldum.Suçlu olan sen değilsin o gerizekalı Vrocklar" dedi ve buruk bir şekilde gülümsedi.Dostuna baktı dikkatle " Hiç birşey senin suçun değil dostum hemde hiç.." sonra salvador a döndü " Teşekkür ediyorum..Bana yardım ettiğin için salvador." konuşması bittiğinde sustu ve bir kaç saniyeliğine düşündü..
Kafasını kaldırdı ve bacağını tuttu. " Size..Çok yük olacağım Horcoel..Yavaşlatabilirim..Eğer...Neyse..Sizi çok yoracağım Horcoel bunu kendinde biliyorsun..Beni burada bırakabilirsiniz.Yapabildiğim kadar kendi başımın çaresine bakarım.." dedi ve bacağını tuttu gözleri dolarken " sizi bu bacakla çok yavaşlatacağım horcoel hemde çok... "
Horcoel in bir şeyler mırıldandığını duydu ve biraz duraksadı sonra yazıları çözmeye çalışırken Horcoel in kendisine eğildiğini ve birşeyler söylediğini duydu..
"Özürdilerim dostum...O yaratıklara patlamayı yapmaları için gereken şansı ben verdim..Beni affetmezsen anlarım..Sadece..Sadece herşey için üzgünüm..Bunu bilmeni istiyorum.."
"şunu bilki yaptığım birçok şeyi düzeltmesemde..Bundan sonra hata yapmamaya çalışacak ve elimden geldiğince iyi olmaya çalışacağım.." dediğini duydu Horcoel in..
V'ladhek yazıtlara bakmayı bir anlığına kesti ve aynı noktaya odaklandı..İçindeki bütün duygular karma karışık oldu.Ve hafifçe gözleri doldu..Dostuna dönmeye çalıştı.."Horcoel şunu aklından çıkarma dostum.Hiç birşey senin hatan değildi eğer ben o yolda boş boş bakıp dönmeseydim bunların hiçbiri olmayacaktı..Kendini suçlamana hiç gerek yok.Bunu bilemezdin.."dedi hüzünle..
"Ben kendim yaptım ve kendim buldum.Suçlu olan sen değilsin o gerizekalı Vrocklar" dedi ve buruk bir şekilde gülümsedi.Dostuna baktı dikkatle " Hiç birşey senin suçun değil dostum hemde hiç.." sonra salvador a döndü " Teşekkür ediyorum..Bana yardım ettiğin için salvador." konuşması bittiğinde sustu ve bir kaç saniyeliğine düşündü..
Kafasını kaldırdı ve bacağını tuttu. " Size..Çok yük olacağım Horcoel..Yavaşlatabilirim..Eğer...Neyse..Sizi çok yoracağım Horcoel bunu kendinde biliyorsun..Beni burada bırakabilirsiniz.Yapabildiğim kadar kendi başımın çaresine bakarım.." dedi ve bacağını tuttu gözleri dolarken " sizi bu bacakla çok yavaşlatacağım horcoel hemde çok... "
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
''Saçmalama'' dedi Horcoel..''Elbette bizimle geliyorsun..Gerekirse seni burdan cehennemin öbür ucuna kadar taşıyacagım..Senin bir suçun yok..Ayrıca..Söz veriyorum bacağını geri getireceğiz..İmkansız denen birşey yoktur..Bana güven tamammı..Ve birdaha böyle konuştugunu duymak istemiyorum..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Salvador V'ladhek e elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordu. Horcoelin geldiğini fark etti. V'ladhek e eğilerek bir şeyler dediğini işitti. Anlaşılan bu olanlardan Horcoel kendini suçlu tutuyordu. Ama savaş meydanında en cesurca savaşan kişi oydu.
V'ladhek te aynı şeyleri düşünüyordu ki horcoel e söylendi.
Salvador V'ladhek in teşekkürüne elinden geldiği şekilde kafasını eğerek selam verdi.
Ardından duyduğu sözler karışında şok olmuştu. Hiç bir şekilde geride bırakılamazdı.
Tam ağzını açacağı sırada Horcoel lafı yapıştırmıştı.
"Evet böyle bir şeyden bir daha bahsetme. Buraya kadar hep beraber geldik ve hep beraber gideceğiz. Arkada kimseyi bırakmayacağız. Hem senin bizi yavaşlattığın yok.
Ben seni elimden geldiğince taşırım. Böyle şeyleri bir daha deme..."
V'ladek i biraz daha doğrulttu. Ona biraz daha güven vermeye çalışıyordu.Ã?ünkü buna ihtiyacı vardı.
"Eğer başka bir isteğin olursa çekinmeden söyle. Ben sana her şekilde yardım ederim"...
V'ladhek te aynı şeyleri düşünüyordu ki horcoel e söylendi.
Salvador V'ladhek in teşekkürüne elinden geldiği şekilde kafasını eğerek selam verdi.
Ardından duyduğu sözler karışında şok olmuştu. Hiç bir şekilde geride bırakılamazdı.
Tam ağzını açacağı sırada Horcoel lafı yapıştırmıştı.
"Evet böyle bir şeyden bir daha bahsetme. Buraya kadar hep beraber geldik ve hep beraber gideceğiz. Arkada kimseyi bırakmayacağız. Hem senin bizi yavaşlattığın yok.
Ben seni elimden geldiğince taşırım. Böyle şeyleri bir daha deme..."
V'ladek i biraz daha doğrulttu. Ona biraz daha güven vermeye çalışıyordu.Ã?ünkü buna ihtiyacı vardı.
"Eğer başka bir isteğin olursa çekinmeden söyle. Ben sana her şekilde yardım ederim"...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Hayır..Kesinlikle bu savaştaki yenilgide onun bi payı yoktu..Kensine verilen görevi yapmıştı..Grubun içinde bir göz gezdirdi..Bir suçlu aradı aralarında ama hayır kimseyi suçlayamıyordu..Bu savaş ta alınan yenilgi sadece kaderdi,tanrısının kendisini terk etmesinin,ormanının ve kabilesinin yok olmasının kader olduğu gibi...Kader..Sadece kader...
Kurtlordu, elf formuna dönüşmeye çalıştı..Yazıtlara bi göz atmayı denedi hernekadar bunlardan hiçbişey anlamıyacağını bilsede....
Kurtlordu, elf formuna dönüşmeye çalıştı..Yazıtlara bi göz atmayı denedi hernekadar bunlardan hiçbişey anlamıyacağını bilsede....
Slach eğlenceli fakat bir o kadarda rahatsız geçen uçma yolculuğunu ardından karaya ayak bastığı için mutlu olmuştu. Son birkaç saat içinde yaşadıkları düşünülecek olursa ayakta kalması bile şaşırtıcıydı. Cantasının bir ağacın köklerine doğru yavaşça bıraktı. :ok umursamaz görünmemek için oturamıyordu. Bir süre yol arkadaşlarını sıkıcı konuşmalarını dinledi. Sanki başka türlü dert yokmuş gibi birde insanların acıma duygularını okşayacak konuşmalar geçiyordu.
Slach en sonunda dayanamayıp " Eeee şimdi ne yapıyoruz? Bir fikri olan var mı ?" diye sordu.
Slach en sonunda dayanamayıp " Eeee şimdi ne yapıyoruz? Bir fikri olan var mı ?" diye sordu.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Olanların şokunu atlattıkları zaman çevrelerini daha iyi inceleme fırsatını buldular. Bulundukları civarda yoğun bir sis tabakası vardı. Görüşü büyük ölçüde engelliyordu. Görebildikleri tek şey tam karşılarındaki üç metrelik dikilitaş, ve çevresinde yer yer kırılmış, yer yer devrilmiş sütunlardı. Gökteki yıldızları bile göremiyorlardı. Ama tuhaf bir şekilde sisin için aydınlık sayılırdı.
V’ladhek ve Salvador, birkaç dakika dikilitaşı inceledikten sonra bezgince Slach’ın çantasını bıraktığı ağacın yanına gittiler. Salvador, V’ladhek’i yavaşça yere koyup sırtını ağaca yasladı.
Rünler Yılmax’ın daha önce hiç görmediği türdendi. Ama tuhaf bir şekilde ona tanıdık geliyorlardı. Belki de Karanlıkaltı’nda geçirdiği zamanlardan kalma bir anıydı. Henüz tüm geçmişini hatırlayamıyor olması muhtemeldi. Ya da belki bambaşka bir şeydi. Her halükârda rünler ona tanıdık geliyordu.
Rünlerin aşağıdan yukarıya doğru okunan bir yapıya sahip olduğunu anlaması, Yılmax’ın fazla zamanını almamıştı. Birkaç incelemeden sonra dikilitaşın tabanındaki bazı rünleri çözmeyi başarmıştı.
Göçüp gitti Sunhorn oğlu Erethil yüz devir önce, ardında koca bir yap-boz bırakarak. Bunu çözme görevini bana verdi. Dedi ki son nefesinde, eğer ben araştırıp bulmaz ve bulduklarımı özümsemezsem, onun yolunu asla kavrayamazmışım. Onu ikimizden başka bilen kimsenin olmadığını söyledim. Yine de araştırmamı salık verdi. Kutsanmış, beş asırlık ömrünü noktalayıp, sadakatle hizmet ettiği efendisinin yanına giderken geride tek bir isim bıraktı: Myztrael, Sonsuz Güneşin Efendisi.
Yılmax bu yazıları yüksek sesle okumayı bitirdiği zaman, Slach hariç tüm grubun onu pür dikkat dinlediğini fark etti. Slach ise ilgisiz görünüyordu. Gerçekte ise Slach da aynı dikkatle dinlemekteydi.
Hiçbiri konuşmadı. O anda hepsinin kulaklarına bir grup kadın tarafından usulca söylenen, keder yüklü bir ağıt çalındı.
Ağıt devam ederken hepsi de istemsizce çevrelerine bakınıp bu ezgiyi seslendiren koroyu aradılar, ama sislerden başka bir şey yoktu. Ve hepsi de zihinlerinde yankılanan, o tuhaf, melodik dili duydu.
Bi’malâ...Prestna...
“Kıyamet Yaklaşıyor...”
An’osole for’a...
“Elementler birleşiyor...”
Esel’li imela...
“Büyü bozuluyor...”
Daina olâ...
“Zaman kayboluyor...”
İni’am vesal hubalo ogny kherish imdis feyh...
“Ve yüce efendimiz bizi burada terk edip gidiyor...”
Derinden gelen, güç dolu bir kadın sesi şarkıyı ve zihinlerindeki fısıltıları bastırarak bu sözleri söyledi. Sözler sustu, tıpkı ezgi gibi. Birkaç gergin dakika boyunca tek duyulan sadece grubun kalp atışları ve nefes sesleriydi. Sonra aynı ses, son bir cümle daha ekledi.
“Ve tüm bu yok oluşun eşiğinde birkaç fani bu kadim mekanı ziyarete geliyor...”
Ve o sözlerini bitirdiğinde, sisler dikilitaşın arkasına doğru aralanmaya başladı. Bir dakika geçmemişti ki grubun gözünün önüne dikilitaşın on metre kadar gerisinde yükselen, yedi katlı, mermer bir kule serildi. Dördüncü kattaki bir balkondan, kollarından beyaz püsküller sarkan, uzun, beyaz bir elbiseye bürünmüş, sarı saçlı bir kadın bakıyordu. Kadın o kadar uzakta olmamasına rağmen tuhaf bir şekilde Yılmax, Horcoel, Slach ve Azazel’in elf gözleri bile kadının yüz hatlarını seçemiyordu.
Kadın, bir kez daha o derinden gelen, buyurgan sesiyle konuştu.
“Kendinizi, bu kutsal mekana ayak basmaya layık mı buluyorsunuz faniler?”
V’ladhek ve Salvador, birkaç dakika dikilitaşı inceledikten sonra bezgince Slach’ın çantasını bıraktığı ağacın yanına gittiler. Salvador, V’ladhek’i yavaşça yere koyup sırtını ağaca yasladı.
Rünler Yılmax’ın daha önce hiç görmediği türdendi. Ama tuhaf bir şekilde ona tanıdık geliyorlardı. Belki de Karanlıkaltı’nda geçirdiği zamanlardan kalma bir anıydı. Henüz tüm geçmişini hatırlayamıyor olması muhtemeldi. Ya da belki bambaşka bir şeydi. Her halükârda rünler ona tanıdık geliyordu.
Rünlerin aşağıdan yukarıya doğru okunan bir yapıya sahip olduğunu anlaması, Yılmax’ın fazla zamanını almamıştı. Birkaç incelemeden sonra dikilitaşın tabanındaki bazı rünleri çözmeyi başarmıştı.
Göçüp gitti Sunhorn oğlu Erethil yüz devir önce, ardında koca bir yap-boz bırakarak. Bunu çözme görevini bana verdi. Dedi ki son nefesinde, eğer ben araştırıp bulmaz ve bulduklarımı özümsemezsem, onun yolunu asla kavrayamazmışım. Onu ikimizden başka bilen kimsenin olmadığını söyledim. Yine de araştırmamı salık verdi. Kutsanmış, beş asırlık ömrünü noktalayıp, sadakatle hizmet ettiği efendisinin yanına giderken geride tek bir isim bıraktı: Myztrael, Sonsuz Güneşin Efendisi.
Yılmax bu yazıları yüksek sesle okumayı bitirdiği zaman, Slach hariç tüm grubun onu pür dikkat dinlediğini fark etti. Slach ise ilgisiz görünüyordu. Gerçekte ise Slach da aynı dikkatle dinlemekteydi.
Hiçbiri konuşmadı. O anda hepsinin kulaklarına bir grup kadın tarafından usulca söylenen, keder yüklü bir ağıt çalındı.
Ağıt devam ederken hepsi de istemsizce çevrelerine bakınıp bu ezgiyi seslendiren koroyu aradılar, ama sislerden başka bir şey yoktu. Ve hepsi de zihinlerinde yankılanan, o tuhaf, melodik dili duydu.
Bi’malâ...Prestna...
“Kıyamet Yaklaşıyor...”
An’osole for’a...
“Elementler birleşiyor...”
Esel’li imela...
“Büyü bozuluyor...”
Daina olâ...
“Zaman kayboluyor...”
İni’am vesal hubalo ogny kherish imdis feyh...
“Ve yüce efendimiz bizi burada terk edip gidiyor...”
Derinden gelen, güç dolu bir kadın sesi şarkıyı ve zihinlerindeki fısıltıları bastırarak bu sözleri söyledi. Sözler sustu, tıpkı ezgi gibi. Birkaç gergin dakika boyunca tek duyulan sadece grubun kalp atışları ve nefes sesleriydi. Sonra aynı ses, son bir cümle daha ekledi.
“Ve tüm bu yok oluşun eşiğinde birkaç fani bu kadim mekanı ziyarete geliyor...”
Ve o sözlerini bitirdiğinde, sisler dikilitaşın arkasına doğru aralanmaya başladı. Bir dakika geçmemişti ki grubun gözünün önüne dikilitaşın on metre kadar gerisinde yükselen, yedi katlı, mermer bir kule serildi. Dördüncü kattaki bir balkondan, kollarından beyaz püsküller sarkan, uzun, beyaz bir elbiseye bürünmüş, sarı saçlı bir kadın bakıyordu. Kadın o kadar uzakta olmamasına rağmen tuhaf bir şekilde Yılmax, Horcoel, Slach ve Azazel’in elf gözleri bile kadının yüz hatlarını seçemiyordu.
Kadın, bir kez daha o derinden gelen, buyurgan sesiyle konuştu.
“Kendinizi, bu kutsal mekana ayak basmaya layık mı buluyorsunuz faniler?”
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Yilmax, yazıtlara baktığında bu tür rün'leri ömründe hiç görmediğini farketti. Ama yine de sanki bir yerlerden tanıdık gibiydi. Belki de bir tapınakta görmüştü. Lloth tapınağında görmüş olabilirmiydi? Ya da Druid ormanında bir şekilde tanıdık gibiydi işte sorgulamadan çözmeye çalışmalıydı. Rünlerin yazılış şekli bir büyücünün yazış tarzına aykırı olarak aşağıdan yukarıya doğru yazılmıştı. Belki de bir rahip tarafından yazılmış olmalıydılar. "Garip hem de çok garip. Sislerle kaplı bir mekan ve çok eski zamanlardan kaldığı belli olan yazıt üzerindeki garip tarz da yazılmış olan rünler." Ã?nce bir rün sonra bir diğeri yavaş yavaş şekillenmeye başlıyordu yazıtın üzerindeki rün'ler. Bir büyü olmasını beklerdi Başbüyücü ama nedense bu yazıtlardaki rün'ler büyüden çok bir Destanı andırır nitelikteydi. Ã?özebildiklerini diğerlerinin duyabileceği şekilde belki de bir şeyler olmasını umarak yüksek sesle okumaya başladı ;
"Göçüp gitti Sunhorn oğlu Erethil yüz devir önce, ardında koca bir yap-boz bırakarak. Bunu çözme görevini bana verdi. Dedi ki son nefesinde, eğer ben araştırıp bulmaz ve bulduklarımı özümsemezsem, onun yolunu asla kavrayamazmışım. Onu ikimizden başka bilen kimsenin olmadığını söyledim. Yine de araştırmamı salık verdi. Kutsanmış, beş asırlık ömrünü noktalayıp, sadakatle hizmet ettiği efendisinin yanına giderken geride tek bir isim bıraktı: Myztrael, Sonsuz Güneşin Efendisi."
Myztrael, bu ismi telaffuz eder etmez kendini bir garip hissetmişti Yilmax. İsim bir insan isminden öte bir anlam taşıyor gibiydi. Sanki büyülü bir söz gibi ya da tanrısal bir varlık gibi. Yazıttaki son kelime de tahminlerini doğrular gibiydi Sonsuz Güneşin Efendisi.
Düşünceler ve hatırlamak herşey iyice sarpa sarmaya başlamıştı ve bu kadın, neden yüzünü göremiyordu? Neydi hata? Her yeri çok net görmesine rağmen yüzünü neden göremiyordu? Mekanın kutsallığı belki de buna bir sebep olabilirdi. Düşünceleri arasında kadın bir kez daha konuştu ;
Selamlar olsun saygıdeğer leydim. Layık değilsek bile layık olmaya çalışabiliriz. Eğer müsadeniz olursa içeri girerek sizinle önemli birkaç konu kelam etmek isteriz. Arkadaşlarım ve ben.
"Göçüp gitti Sunhorn oğlu Erethil yüz devir önce, ardında koca bir yap-boz bırakarak. Bunu çözme görevini bana verdi. Dedi ki son nefesinde, eğer ben araştırıp bulmaz ve bulduklarımı özümsemezsem, onun yolunu asla kavrayamazmışım. Onu ikimizden başka bilen kimsenin olmadığını söyledim. Yine de araştırmamı salık verdi. Kutsanmış, beş asırlık ömrünü noktalayıp, sadakatle hizmet ettiği efendisinin yanına giderken geride tek bir isim bıraktı: Myztrael, Sonsuz Güneşin Efendisi."
Myztrael, bu ismi telaffuz eder etmez kendini bir garip hissetmişti Yilmax. İsim bir insan isminden öte bir anlam taşıyor gibiydi. Sanki büyülü bir söz gibi ya da tanrısal bir varlık gibi. Yazıttaki son kelime de tahminlerini doğrular gibiydi Sonsuz Güneşin Efendisi.
Yilmax, yazıtları okur okumaz bir ses duydu, bir ağıt gibi, sanki heryerden geliyordu ya da hiçbir yerden. Yilmax, etrafına bakındı ama sislerden başka bir şey görememişti. Bir büyü olmalı dedi içinden ama nasıl bir büyüydü bu. Sesler başladığı gibi bir anda kesildi. Yilmax, seslerin kesildiğine üzülse mi sevinse mi bilememişti. Artık tek duyduğu kendi ve grupta diğerlerinin kesik kesik soluma sesleriydi. Sonra ses bir kez daha konuştu onunla;Bi’malâ...Prestna...
“Kıyamet Yaklaşıyor...”
An’osole for’a...
“Elementler birleşiyor...”
Esel’li imela...
“Büyü bozuluyor...”
Daina olâ...
“Zaman kayboluyor...”
İni’am vesal hubalo ogny kherish imdis feyh...
“Ve yüce efendimiz bizi burada terk edip gidiyor...”
"Kutsal mekan mı? Burada hiçbirşey... Büyünün yüce tanrıları adına!" Konuşmasını tamamlayamadan önünde yavaşça açılan sisler yazıtın on metre kadr gerisinde mermerden bir kule! ortaya çıkarmıştı. Kule bir büyücü kulesini andırmasına rağmen sanki yapılış tarzı biraz daha farklı gibiydi özellikle balkon! ve Yilmax kendisiyle konuşan sesin sahibini 4.katın balkonunda gördü. Beyaz uzun bir elbiseye bürünmüş, uzun sarı saçlı bir kadın. Yüzünü ne kadar dikkat ettiyse de göremiyordu. Ama kendisini ona bakmaktan da alıkoyamıyordu. Nedense bir isim geli,yordu aklına yeniden. Bulduğu ama kaybettiği bir isim. Belki de hiç hatırlamak istemeyeceği bir isim. Linaeylen.“Ve tüm bu yok oluşun eşiğinde birkaç fani bu kadim mekanı ziyarete geliyor...”
Code: Select all
Her gece rüyalarında yüzünü ve konuşmalarını duyduğu isim ve sonunda tükenişini son nefesini verişini. İstemeden gördüğü. O da sarı saçlı bir elf kızıydı. Yerüstü baskınlarından birinde görmüştü onu. Görür görmez bir istek bir arzu uyandırıştı içinde. Görevi bu baskını yönetmek de olsa o onu saklamayı öldürmemeyi seçmişti.Başlarda bunu başarabilmişti de, bir arzu bir cinsel istek olarak başladığını düşündüğü şey kısa zamanda bir tutkuya bir aşka dönüşmüştü. Tuhaf olanı hislerinde karşılıksız değildi. Onun gibi bir yeraltı katilini neden seviyordu bu kız? Hiç anlayamasa da onu saklamaya ve derin aşkını sürdürmeye devam etmişti. Ta ki hareketlerindeki değişiklik Z'yl Arnen Matronu tarafından farkedilene kadar. Lanet olası dişi Linaeylen'in saklandığı yeri bularak onu gözümün önünde Lloth'a, çeşitli ve seyretmesi bile acı veren işkenceler eşliğinde kurban edene kadar. Kendisi de kurban edilecekti ama bir şekilde kurtulabilmişti. Ama bu lanetlenmesini engellememişti. Hatırlayamadığı bir şekilde kendini bu diyarda bulmuştu ve şimdi bu diyarda yokoluyordu.Bu kez öncekinden daha buyurgan bir ses tonu vardı. Belki biraz aşağılama belki de biraz hoşgörü asla anlayamayacaktı. Ama buna rağmen birkaç adım öne atarak konuştu ;“Kendinizi, bu kutsal mekana ayak basmaya layık mı buluyorsunuz faniler?”
Selamlar olsun saygıdeğer leydim. Layık değilsek bile layık olmaya çalışabiliriz. Eğer müsadeniz olursa içeri girerek sizinle önemli birkaç konu kelam etmek isteriz. Arkadaşlarım ve ben.
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Salvador dikilitaştan birşeyler çıkartamayacağını anlamıştı. Anlaşılan V'ladhek te bir şey bulamamıştı. Burasının mistik bir havası vardı. Sisin belli bir oranda görüşü engellemeside ayrı bir konuydu.
V'ladhek i slach ın çantasını bıraktığı ağaca götürerek onu yavaşça yere koyup sırtını ağaca yasladı. Onun biraz daha rahat olabilmesini sağlamaya çalıştı.
O ara yılmax ın sesi duyuldu. Yazıtı okuyordu anlaşılan:
Bilmiyordu ama bunları duyunca içinde garip bir his hissetmişti.
Ardından etrafta nereden geldiğini anlamadığı bir ağıt duydu. Ardından da bir ses. İlk başta kılıın konuştuğunu sanmıştı. Ama bu kılıcın konuşması değildi...
Konuşma sanki bir şeylere sitem eder nitelikteydi.
Belli bir süre sonra sislerin aralandığını fark etti. Bir kulenin ortaya çıkmıştı. Kulenin dördüncü katında birisi duruyordu. şekli tam seçemiyordu ama bunun konuşan o ses olduğunu anlamıştı.
V'ladhek i slach ın çantasını bıraktığı ağaca götürerek onu yavaşça yere koyup sırtını ağaca yasladı. Onun biraz daha rahat olabilmesini sağlamaya çalıştı.
O ara yılmax ın sesi duyuldu. Yazıtı okuyordu anlaşılan:
"Sonsuz Güneşin Efendisi" , "Myztrael"...Yilmax wrote:
"Göçüp gitti Sunhorn oğlu Erethil yüz devir önce, ardında koca bir yap-boz bırakarak. Bunu çözme görevini bana verdi. Dedi ki son nefesinde, eğer ben araştırıp bulmaz ve bulduklarımı özümsemezsem, onun yolunu asla kavrayamazmışım. Onu ikimizden başka bilen kimsenin olmadığını söyledim. Yine de araştırmamı salık verdi. Kutsanmış, beş asırlık ömrünü noktalayıp, sadakatle hizmet ettiği efendisinin yanına giderken geride tek bir isim bıraktı: Myztrael, Sonsuz Güneşin Efendisi."
Bilmiyordu ama bunları duyunca içinde garip bir his hissetmişti.
Ardından etrafta nereden geldiğini anlamadığı bir ağıt duydu. Ardından da bir ses. İlk başta kılıın konuştuğunu sanmıştı. Ama bu kılıcın konuşması değildi...
Konuşma sanki bir şeylere sitem eder nitelikteydi.
Bu sözü duyunca salvador kendini garip hissetmişti. Burasının kadim bir yer olduğunu tam bilmiyordu.Ama burada olmalarının sebebi bir şeylerin kötüye gitmesini önlemekti. En azından öyle olduğunu düşünüyordu. Yoksa onu o kaladen kimse çıkartamazdı...Necros_Spellweaver wrote: “Ve tüm bu yok oluşun eşiğinde birkaç fani bu kadim mekanı ziyarete geliyor...”
Belli bir süre sonra sislerin aralandığını fark etti. Bir kulenin ortaya çıkmıştı. Kulenin dördüncü katında birisi duruyordu. şekli tam seçemiyordu ama bunun konuşan o ses olduğunu anlamıştı.
Salvador hiç istifini bozmadan vakur bir şekilde duruyordu. V'ladhek e baktı. Ardından Yılmax ın sesini duydu:Necros_Spellweaver wrote: “Kendinizi, bu kutsal mekana ayak basmaya layık mı buluyorsunuz faniler?”
Salvador kuledeki sesin vereceği cevabı merak ediyordu...Yilmax wrote: Selamlar olsun saygıdeğer leydim. Layık değilsek bile layık olmaya çalışabiliriz. Eğer müsadeniz olursa içeri girerek sizinle önemli birkaç konu kelam etmek isteriz. Arkadaşlarım ve ben.
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Horcoel diğerlerinin davranışlarını gözlemlerken elini alnına götürerek görüntüye doğru bakınmaya başladı görüntünün netleşeceğini umarak..Ve iki adım ileriye giderek seslendi..
''Hanımefendi buraya ayak basıp basmayacağımıza ve buna layık olup olmayacağımızı bizden çok siz karar vermelisiniz..İçinde bulundugumuz düzlem yokoluşun eşliğinde ve zamanımız azalıyor..Buraya gelişimizin tek amacı diyarda geriye kalan masumları kurtarmak için bir yol aramak..Fazlası değil..İzin verin bunu gerçekleştirelim..!! Buraya bir çözüm yolu aramak için geldik..Lütfen..Eğer insanları kurtarmanın bir yolu varsa bunu bilmeliyiz..10 kasaba insanlarını kurtaramadık..Belkide büyük ölçüde benim yüzümden..Ancak şimdi geriye kalanları kurtarmak istiyoruz ve bunun için elimizden gelen herşeyi yapmaya hazırız''
''Hanımefendi buraya ayak basıp basmayacağımıza ve buna layık olup olmayacağımızı bizden çok siz karar vermelisiniz..İçinde bulundugumuz düzlem yokoluşun eşliğinde ve zamanımız azalıyor..Buraya gelişimizin tek amacı diyarda geriye kalan masumları kurtarmak için bir yol aramak..Fazlası değil..İzin verin bunu gerçekleştirelim..!! Buraya bir çözüm yolu aramak için geldik..Lütfen..Eğer insanları kurtarmanın bir yolu varsa bunu bilmeliyiz..10 kasaba insanlarını kurtaramadık..Belkide büyük ölçüde benim yüzümden..Ancak şimdi geriye kalanları kurtarmak istiyoruz ve bunun için elimizden gelen herşeyi yapmaya hazırız''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Slach sesin nereden geldiğini anlamas için arkadaşlarının yüzüne bakması yetti. Sesin tonu kendi sesi gibiydi. Bu güne kadar bir çok gariplikle karşılşmasına rağman bunun en kötüsü olacağını hissediyordu.Bi’malâ...Prestna...
“Kıyamet Yaklaşıyor...”
An’osole for’a...
“Elementler birleşiyor...”
Esel’li imela...
“Büyü bozuluyor...”
Daina olâ...
“Zaman kayboluyor...”
İni’am vesal hubalo ogny kherish imdis feyh...
“Ve yüce efendimiz bizi burada terk edip gidiyor...”
Slach içinden 'Oov bunlar sanırım biziz' diye geçirdi ve arkaya doğru bir adım attı. Kaçarak kurtulma şansının olmadığı açıktı ama kasları istemsizce bu hareketi yapmıştı. Daha sonra durdu ve bir kaç saniye gözlerini kapattı. Ne yapacağı konusunda sakin olup bir şeyler düşünmeye başlamıştı ki gözlerini açtığında koskoca bir kule gördü ve orta katında sarı birşeyler gözüne çarptı ve bütün dikkatini o noktaya verdi. Bir kadındı faakt yüzünü seçemiyordu. Gözlerini kıstı ovuşturdu ama hala yüzünü net olarak seçemiyordu.“Ve tüm bu yok oluşun eşiğinde birkaç fani bu kadim mekanı ziyarete geliyor...”
Bu pek iyiye işaret değildi. Slach'ın aklına layık olma sınavı gibi bir şey gelmişti. Böyle bir şeyse ne ve kötü sonuçlanırsa nasıl olacağı. Slach bunları kafasında nsildi ve yol arkadaşlarının sözlerini hiç bir şeye karışmadan dinledi. Böyle garip bir şeyisin sorusu alalede bir cevap olmasa gerek diye düşnüdü stratejik bir cevaba ihtiyaç vardı.“Kendinizi, bu kutsal mekana ayak basmaya layık mı buluyorsunuz faniler?”
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Bir sessizlik oldu. Kadın sanki diğerlerinden de bir cevap bekliyor gibiydi. Ama başka cevap gelmediğinde, halen devam eden ağıtın eşliğinde kandının sesi yankılandı.
“Ve bir avuç insanı kurtaramayan sen mi bütün bir diyarı kurtaracaksın, Nimarien Celeb’thalion? Fiziksel bir savaşı bile kazanamayan sen mi kaderle savaşıp onu yeneceksin? Veya kaderi, bunlarla mı yeneceksin?”
Kadın, eliyle hiç konuşmamış olan V’ladhek, Azazel, Salvador ve Slach’ı gösterdi, ardından bir kez daha sustu. Ağıt daha acıklı bir hal almıştı. Sisler biraz daha aralandı ve ay ışığını tam kadının üzerine düşürdü. Kadın başını geriye attı ve ışığı içercesine onunla bütünleşti.
“Buna benim cevap vermem önemli değil, Nimarien. Önemli olan SİZİN kendinizi buna layık bulup bulmamanız. Kendinizi, vicdanınızda böyle bir göreve ve onura layık bulup bulmamanız. Kahramanların devri geçti artık. Geride sadece sizler varsınız.
Söyle Nimarien Celeb’thalion. Söyle V’ladhek Khalderun. Söyle Yılmax Z’yl Arnen. Söyle Slach Nightfall. Söyle Salvador Blackbalde. Söyle Azazel.
Hepiniz, kendi vicdanınızda kendinizi bu göreve layık buluyor musunuz?”
Kadın yeniden susarak onlara düşünmeleri için fırsat tanıdı. Varlığının aurası, zaten keder yüklü bir kutsallıkla kaplı olan bu yerin havasını daha da ağırlaştırıyordu.
“Hayır, aslında hiçbiriniz buna layık değilsiniz. Ama Yılmax’ın da söylediği gibi, deneyeceksiniz. Layık olmayı ve başarmayı deneyeceksiniz.
Ã?eviriye devam et drow!”
Ses öyle buyurgandı ki Yılmax karşı koyamadan tekrar rünlere dönmüştü. Rünlerin yeni sırasını çözmek daha zor olmuştu, ama bir süre sonra bunu da çözmeyi başarmıştı.
Onu arıyorum. Her yerde onu arıyorum. Ama hakkında bir şey bilen kimse yok. Adını bile duymamışlar. Gerçekten de şüphelendiğim ve korktuğum gibi, varlığını bilenler sadece ben ve Erethil’dik. Hayır, onun böylece unutulup gitmesine izin veremem. Bu yüzden bu taşı diktim ve etrafına onun öğretilerini yayacak tapınağı ve bu tapınağı koruyacak büyücü kulesini diktim. Yine de aramaya devam edeceğim. Her ne pahasına olsun, onu bulacağım.
“Evet...” diye yankılandı kadının sesi bir kez daha. “Burası Myztrael’e adanan bir tapınaktı bir zamanlar.” Kadın ellerini birleştirerek havaya kaldırdı, sonra ellerini iki yana açtı. Sis gittikçe geriledi, geriledi ve sonunda enkaz halindeki tapınağı açığa çıkardı.
Tapınak, oval biçimde inşa edilmişti. Ortasında ise dikilitaş ile kule duruyordu. Yıkıntıların arasında dolaşan gümüşi sisler vardı: Tapınağın bekçileri.
“Onlar bir zamanlar Sonsuz Güneşin Koruyucuları olarak bilinirlerdi.” diye devam etti kuledeki şekil. “Ama artık tek yapabildikleri şey, kaybettikleri için ağıtlar yakmak. Yerlerine yeni koruyucular gelene kadar nöbet tutmak onların yeminiydi. Bu yüzden ölümden sonra bile buraya bağlı kaldılar.”
Gümüşi şekiller enkazın içinde, dışında, üzerinde, altında, çevresinde dolaşıyorlardı. Ağıtın kaynağı bunlardı.
“Ve siz, diyarı kurtarmaya çalışarak onların görevini üstlenmeyi mi düşünüyorsunuz? Bu insanları kurtarabilecek tek ve nihai efendimizi aramaya mı çıkacaksınız? Ã?yleyse oku drow!”
Yılmax bir kez daha okumaya başladı yazıtları ve bu sefer son rünleri de okudu. Dikilitaşın üzerinde kişisel bir amblem ve onun da üzerinde henüz inceleyemediği başka ama tanıdık rünler vardı.
Onu buldum! Beni ona götürecek bir ipucunu bulmayı en sonunda başardım. Başka bir boyuttan gelen bir büyücü, bana Myztrael ismini bildiğini söyledi ve siyah, zaman zaman üzerinde yeşil dalgalar olan bir küreden bahsetti. Kulenin büyücülerin kürenin yerini tam tespit ettiler ve beni oraya götürecek olan rünleri de buradaki dikilitaşa kazıdılar.
En sonunda ben, Karathas Knightflame Bardaane, Sonsuz Güneşin Efendisi Myztrael’i bulacağım.
“Lord Karathas, efendimizi aramaya asla gidemedi. Bu diyardaki sorunlarla uğraşmaktan ona asla ulaşamadı. Ama belki bunu siz yapabilirsiniz.
Biz buranın bekçileri olarak, burayı asla terk edip efendimiz Myztrael’i arayamadık. Ama bunu siz yapabilirsiniz.
Ama önce...”
Tapınağı dolaşan ruhlar düzenli saflar halinde gruba yaklaşmaya başladılar. Sis de arkalarından tekrar yaklaşıyordu.
Heyaletler gruplaşarak her birinin önüne geldiler. Sonra ellerini uzatıp onlara dokundular. Dokunuşları neredeyse hissiz gibiydi. Sonra aniden önce bir ölünün buz gibi temasıyla titrediler. Ardından da bir kutsanmışlığın, bir seçilmişliğin ışığı ile ısındılar.
Ruhlar sessiz birer iniltiyle kayboldular.
Sizler bir kez daha yer yeri kaplamıştı. Sadece önlerindeki dikilitaş duruyordu.
“Son rünleri oku Yılmax. Sizleri Astral Boyut’a, kürenin yakınlarına çıkartacaktır. Küre, Zyladeus isimli bir varlık tarafından korunuyor, ama varlığın doğasını tespit edemedik.
Elveda Sonsuz Güneşin Koruyucuları, unutmayın ki her birinizin omzunda yüzlerce, binlerce hayat var.
Lord Myztrael’i bulun, zira bizi sadece o kurtarabilir.
Güneşin ışığı üzerinizde parlasın...”
Bir ölüm sessizliği çevreyi kapladı. İncelediği zaman, dikilitaşın en üzerindeki tanıdık büyü rünlerinin, onları boyutlararası bir seyahate sokup, belirlenmiş bir noktaya götüreceğini anlayabilmişti. şimdi rünler, Yılmax’ın onu okuması için bekliyordu.
“Ve bir avuç insanı kurtaramayan sen mi bütün bir diyarı kurtaracaksın, Nimarien Celeb’thalion? Fiziksel bir savaşı bile kazanamayan sen mi kaderle savaşıp onu yeneceksin? Veya kaderi, bunlarla mı yeneceksin?”
Kadın, eliyle hiç konuşmamış olan V’ladhek, Azazel, Salvador ve Slach’ı gösterdi, ardından bir kez daha sustu. Ağıt daha acıklı bir hal almıştı. Sisler biraz daha aralandı ve ay ışığını tam kadının üzerine düşürdü. Kadın başını geriye attı ve ışığı içercesine onunla bütünleşti.
“Buna benim cevap vermem önemli değil, Nimarien. Önemli olan SİZİN kendinizi buna layık bulup bulmamanız. Kendinizi, vicdanınızda böyle bir göreve ve onura layık bulup bulmamanız. Kahramanların devri geçti artık. Geride sadece sizler varsınız.
Söyle Nimarien Celeb’thalion. Söyle V’ladhek Khalderun. Söyle Yılmax Z’yl Arnen. Söyle Slach Nightfall. Söyle Salvador Blackbalde. Söyle Azazel.
Hepiniz, kendi vicdanınızda kendinizi bu göreve layık buluyor musunuz?”
Kadın yeniden susarak onlara düşünmeleri için fırsat tanıdı. Varlığının aurası, zaten keder yüklü bir kutsallıkla kaplı olan bu yerin havasını daha da ağırlaştırıyordu.
“Hayır, aslında hiçbiriniz buna layık değilsiniz. Ama Yılmax’ın da söylediği gibi, deneyeceksiniz. Layık olmayı ve başarmayı deneyeceksiniz.
Ã?eviriye devam et drow!”
Ses öyle buyurgandı ki Yılmax karşı koyamadan tekrar rünlere dönmüştü. Rünlerin yeni sırasını çözmek daha zor olmuştu, ama bir süre sonra bunu da çözmeyi başarmıştı.
Onu arıyorum. Her yerde onu arıyorum. Ama hakkında bir şey bilen kimse yok. Adını bile duymamışlar. Gerçekten de şüphelendiğim ve korktuğum gibi, varlığını bilenler sadece ben ve Erethil’dik. Hayır, onun böylece unutulup gitmesine izin veremem. Bu yüzden bu taşı diktim ve etrafına onun öğretilerini yayacak tapınağı ve bu tapınağı koruyacak büyücü kulesini diktim. Yine de aramaya devam edeceğim. Her ne pahasına olsun, onu bulacağım.
“Evet...” diye yankılandı kadının sesi bir kez daha. “Burası Myztrael’e adanan bir tapınaktı bir zamanlar.” Kadın ellerini birleştirerek havaya kaldırdı, sonra ellerini iki yana açtı. Sis gittikçe geriledi, geriledi ve sonunda enkaz halindeki tapınağı açığa çıkardı.
Tapınak, oval biçimde inşa edilmişti. Ortasında ise dikilitaş ile kule duruyordu. Yıkıntıların arasında dolaşan gümüşi sisler vardı: Tapınağın bekçileri.
“Onlar bir zamanlar Sonsuz Güneşin Koruyucuları olarak bilinirlerdi.” diye devam etti kuledeki şekil. “Ama artık tek yapabildikleri şey, kaybettikleri için ağıtlar yakmak. Yerlerine yeni koruyucular gelene kadar nöbet tutmak onların yeminiydi. Bu yüzden ölümden sonra bile buraya bağlı kaldılar.”
Gümüşi şekiller enkazın içinde, dışında, üzerinde, altında, çevresinde dolaşıyorlardı. Ağıtın kaynağı bunlardı.
“Ve siz, diyarı kurtarmaya çalışarak onların görevini üstlenmeyi mi düşünüyorsunuz? Bu insanları kurtarabilecek tek ve nihai efendimizi aramaya mı çıkacaksınız? Ã?yleyse oku drow!”
Yılmax bir kez daha okumaya başladı yazıtları ve bu sefer son rünleri de okudu. Dikilitaşın üzerinde kişisel bir amblem ve onun da üzerinde henüz inceleyemediği başka ama tanıdık rünler vardı.
Onu buldum! Beni ona götürecek bir ipucunu bulmayı en sonunda başardım. Başka bir boyuttan gelen bir büyücü, bana Myztrael ismini bildiğini söyledi ve siyah, zaman zaman üzerinde yeşil dalgalar olan bir küreden bahsetti. Kulenin büyücülerin kürenin yerini tam tespit ettiler ve beni oraya götürecek olan rünleri de buradaki dikilitaşa kazıdılar.
En sonunda ben, Karathas Knightflame Bardaane, Sonsuz Güneşin Efendisi Myztrael’i bulacağım.
“Lord Karathas, efendimizi aramaya asla gidemedi. Bu diyardaki sorunlarla uğraşmaktan ona asla ulaşamadı. Ama belki bunu siz yapabilirsiniz.
Biz buranın bekçileri olarak, burayı asla terk edip efendimiz Myztrael’i arayamadık. Ama bunu siz yapabilirsiniz.
Ama önce...”
Tapınağı dolaşan ruhlar düzenli saflar halinde gruba yaklaşmaya başladılar. Sis de arkalarından tekrar yaklaşıyordu.
Heyaletler gruplaşarak her birinin önüne geldiler. Sonra ellerini uzatıp onlara dokundular. Dokunuşları neredeyse hissiz gibiydi. Sonra aniden önce bir ölünün buz gibi temasıyla titrediler. Ardından da bir kutsanmışlığın, bir seçilmişliğin ışığı ile ısındılar.
Ruhlar sessiz birer iniltiyle kayboldular.
Sizler bir kez daha yer yeri kaplamıştı. Sadece önlerindeki dikilitaş duruyordu.
“Son rünleri oku Yılmax. Sizleri Astral Boyut’a, kürenin yakınlarına çıkartacaktır. Küre, Zyladeus isimli bir varlık tarafından korunuyor, ama varlığın doğasını tespit edemedik.
Elveda Sonsuz Güneşin Koruyucuları, unutmayın ki her birinizin omzunda yüzlerce, binlerce hayat var.
Lord Myztrael’i bulun, zira bizi sadece o kurtarabilir.
Güneşin ışığı üzerinizde parlasın...”
Bir ölüm sessizliği çevreyi kapladı. İncelediği zaman, dikilitaşın en üzerindeki tanıdık büyü rünlerinin, onları boyutlararası bir seyahate sokup, belirlenmiş bir noktaya götüreceğini anlayabilmişti. şimdi rünler, Yılmax’ın onu okuması için bekliyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Adımı nereden biliyordu? Buraya geleceğimizi biliyormuydu? Beynimi mi okudu? Kendimizi göreve layık bulmak mı? Gerçekten layıkmıyız bu göreve? Diğerlerinin üzerlerinde gözlerini gezdirdikten sonra bir kez daha düşündü gerçekten layıkmıyım bu göreve?Necros_Spellweaver wrote: Söyle Yılmax Z’yl Arnen
Hepiniz, kendi vicdanınızda kendinizi bu göreve layık buluyor musunuz?”
Code: Select all
Ya da bu görev bana ne kazandıracak ki? şan mı,şöhret mi, zenginlik mi, güç mü? Hiçbiri işime yaramaz. Neden bu görevi yapmak isteyeyim ki? Beni hor gören insanlar için mi? Hayatımın küçük bir kısmını geçirdiğim bu diyar için mi? Hala yabancıyım bu topraklara. Ama belki de ilk defa bir aitlik hissi var içimde. Geçmişim peşimi bırakacak mı? Belki de hiç ait değilim buralara. Bu diyardaki her varlığın güveni ve sorumluluğu üzerimde mi olacak? Neden olmalı ki? Neden onlara yardım etmeliyim? Ben tüm varlıklara düşman bir soya aidim. Ben Lady Lloth'un seçilmiş ırkına mensubum. Ama bir yanım nedense bu insanlara acıyor. Bu lanetim yüzünden mi? Yoksa artık ruhumun bir parçası olan Linaeylen'in bana bir mirasımı? Ah o uzun güzel saçları, dışarı çıktığım ilk gün gördüğüm ayın muteşem güzelliği yüzünün masumluğu yanında sönük kalıyor. Ah Linaeylen, gözümün önünde katledilişin hiç aklımdan çıkmıyor. Güzeller güzeli, bir tanrıça gibiydin gözümde. Bir kez baktığımda yüzüne bir kez daha bakmaya kıyamazdım. Gözlerindeki ışıltı her ne kadar eski vatanımın zifiri karanlığı da olsa hiç sönmemişti. Taa ki o lanet olası dişiler seni keşfedene kadar. Belki de şu an yardım etmek istemem eski günahlarımın bir diyetidir. Belki de sadece sana yapılanlar yüzünden kendimi sorumlu tutmamdır. Belki de acıma. Son zamanlarda kendimi tanıyamıyorum. Bu diyara düştüm düşeli herşeyim allak bullak oldu. Ã?nce geçmişimi hatırlamadığımı farkettim şimdi ise kendimi sorgularken buluyorum. Ama o insanlar orada katledilmeyi hakettiler mi? Ya da V'ladhek bacağını kaybetmeyi haketti mi? Bu karnımdaki yara da nesi? Ya ırkdaşlarımın bana yaptıkları? Hayır artık daha fazla canın acımasızca ve gereksizce gitmesine izin veremem. Hem belki bu gereksiz canımdan da kurtulmuş olurum. Evet bu görevi yapmalıyım. Her varlığın yaşama hakkı olmalı en azından yaşama şansı olmalıNecros_Spellweaver wrote:“Hayır, aslında hiçbiriniz buna layık değilsiniz. Ama Yılmax’ın da söylediği gibi, deneyeceksiniz. Layık olmayı ve başarmayı deneyeceksiniz.
Ã?eviriye devam et drow!”
Yorum yapmadan yazıtlara dönerek çözmeye başladı;
"Onu arıyorum. Her yerde onu arıyorum. Ama hakkında bir şey bilen kimse yok. Adını bile duymamışlar. Gerçekten de şüphelendiğim ve korktuğum gibi, varlığını bilenler sadece ben ve Erethil’dik. Hayır, onun böylece unutulup gitmesine izin veremem. Bu yüzden bu taşı diktim ve etrafına onun öğretilerini yayacak tapınağı ve bu tapınağı koruyacak büyücü kulesini diktim. Yine de aramaya devam edeceğim. Her ne pahasına olsun, onu bulacağım."
Kadın son sözlerini söyledikten sonra sisler biraz daha açıldı ve etraflarında birden cisimleşen tapınağı gördü ve etrafındaki tapınak bekçilerini.Necros_Spellweaver wrote:“Evet...”
“Burası Myztrael’e adanan bir tapınaktı bir zamanlar.”
Yilmax, kadının sözlerine belki de komut demeliydi karşı koyamıyordu. İçinden bir ses kendine lanet etse de bir yanı okumak istiyordu. Özellikle Myztrael ismi ayrı bir huzur veriyordu sanki içine.Necros_Spellweaver wrote: “Ve siz, diyarı kurtarmaya çalışarak onların görevini üstlenmeyi mi düşünüyorsunuz? Bu insanları kurtarabilecek tek ve nihai efendimizi aramaya mı çıkacaksınız? Ã?yleyse oku drow!”
"Onu buldum! Beni ona götürecek bir ipucunu bulmayı en sonunda başardım. Başka bir boyuttan gelen bir büyücü, bana Myztrael ismini bildiğini söyledi ve siyah, zaman zaman üzerinde yeşil dalgalar olan bir küreden bahsetti. Kulenin büyücülerin kürenin yerini tam tespit ettiler ve beni oraya götürecek olan rünleri de buradaki dikilitaşa kazıdılar.
En sonunda ben, Karathas Knightflame Bardaane, Sonsuz Güneşin Efendisi Myztrael’i bulacağım."
Kadın sözünü tamamlar tamamlamaz tapınağın hayalet bekçileri bir ritüeldeymişçesine toplandılar sonra grubun önüne geldiler Yilmax ister istemez bir adım geriye atsa da hayaletler ellerini uzatarak ona dokundular. Dokunuş önce buz gibiydi, eli istemsizce önce dorw mirası olan Olath Whach'a sonra da yarasına gitti. Blki de ölmeyi bekliyordu. Sonrasında ise hayatı boyunca daha önce hiç hissetmediği bir şey hissetti ruhunda biryerlerde. Sanki güneşin ışığı ile ısınmıştı. Ama daha farklıydı ateş değildi, güneş ışığı hiç değil. Bir büyü gibiydi belki ama büyüye alışık olan bünyesi algılayamamıştı bunu. Kendini olduğu gibi değil sanki bambaşka biriymiş gibi hissediyordu. Sonra ruhlar ortaya çıktıkları gibi birden bire yokoldular.Necros_Spellweaver wrote: “Lord Karathas, efendimizi aramaya asla gidemedi. Bu diyardaki sorunlarla uğraşmaktan ona asla ulaşamadı. Ama belki bunu siz yapabilirsiniz.
Biz buranın bekçileri olarak, burayı asla terk edip efendimiz Myztrael’i arayamadık. Ama bunu siz yapabilirsiniz.
Ama önce...”
"Leydim öncelikle güveninize layık olmaya çalışacağımızı bilmenizi isterim. Ne olursa olsun Lord Myztrael'i bulmaya çalışamcağımıza dair söz veriyorum."Necros_Spellweaver wrote: “Son rünleri oku Yılmax. Sizleri Astral Boyut’a, kürenin yakınlarına çıkartacaktır. Küre, Zyladeus isimli bir varlık tarafından korunuyor, ama varlığın doğasını tespit edemedik.
Elveda Sonsuz Güneşin Koruyucuları, unutmayın ki her birinizin omzunda yüzlerce, binlerce hayat var.
Lord Myztrael’i bulun, zira bizi sadece o kurtarabilir.
Güneşin ışığı üzerinizde parlasın...”
Sözlerini tamamlar tamamlamaz yazıtların başına gitti Yilmax. Rün'ler artık daha okunabilir olmuştu ve tanıdık gibi geliyordu. Birkaç dakika inceledikten sonra rünlerin daha önce kullanmadığı fakat bildiği bir büyüye ait olduğunu anladı ama sanki biraz değiştirilmiş gibydiler. Gruptaki diğerlerine dönerek;
"Dostlarım, büyü bizi başka bir dünyaya götürecek bir büyü. şimdi ben büyüyü yapmamı gerçekleştirecek olan rün'leri okurken hepiniz etrafıma gelerek bana dokunmanız gerekli. İlk defa büyüyle yolculuk yapacak olanlara karşı biraz mide kaldırıcı gelebilir. Bunun dışında bir yan etkisi yoktur. Bu diyarın kaderi bizim ellerimizde."
Sözlerini tamamlar tamamlamaz yazıttaki rün'lere dönerek her bir rün'ü düzgün bir şekilde yüksek sesle seslendirmeye başladı.
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Yılmax rünleri okumaya başladığında yanına gidip ona ilk dokunan Azazel olmuştu. Onu, Horcoel ve Salvador’a dayanan V’ladhek, Horcoel ve Salvador izledi. Bir an tereddüt etse de en sonunda Slach da ona tutundu.
Yılmax rünleri okudukça rünler parlamaya başlamıştı. Aynı zamanda rünler parladıkça da sisler yükseliyor, etrafı kaplıyorlardı.
Yılmax son rünleri bir kreşendo ile noktalarken sisler her yeri kaplamış, birbirleriyle temas içindeki grubun birbirlerini görmelerini bile engellemişti. Yılmax’ın görüşü de tıpkı diğerlerininki gibi buğulanıp kaybolurken son bir ses yankılandı.
“Sizi ölümün koridorlarında bekleyeceğim efendimiz.”
Bununla birlikte Yılmax’ın görüşü karardı, kulakları duymaz oldu. Elbette ki çok geçici bir durumdu bu. Grubun kalanının mide bulantıları içinde olduğunu biliyordu Yılmax, ama bu his ona büyük bir şevk veriyordu. Bir saniye sonra kendilerini Astral Boyut’ta bulacaklardı, tüm duyuları düzgün olarak.
Ama olmadı.
Sanki aniden bir şeye çarptı Yılmax ve diğerleri. Bu imkansızdı. Cismi olmadıkları için bir şeye çarpmaları olanaksızdı. Ama olmuştu işte. Bir şey, boyut değiştirmelerini engelliyordu.
Zihinlerin çarpışması o kadar şiddetliydi ki diğerleri anında bilinçlerini kaybettiler. Yılmax onların yitmekte olduklarını fark etti. Onları tutmaya çabaladı ama kolları yoktu. Ã?aresizce zihnini tüm iradesiyle zorlayarak onları yanında kalmaları için zorladı ve başardı.
Ama bu her an bir uğraş istiyordu. Yılmax zaman zaman kontrolü kaybediyor, diğerleri ondan uzaklaşıyordu, ama son bir çabayla onları tekrar kendine çekiyordu.
En sonunda zihninde anısı halen taze olan rünleri, zihninden tekrarlamaya başladı. Güçlü başbüyücülerin deneyleriyle güçlendirilmiş büyü, engeli zorladı ama aşamadı. Yılmax rünleri tekrar okudu, ve tekrar, ve tekrar. Her okuduğunda engelle çarpışıyor, her çarpışında engel zayıflıyordu. Ama her seferinde bir sonraki çarpışına kadar engel tekrar kuvvetleniyordu.
En sonunda, Yılmax’ın zihni de yoruldu. Diğerlerini kaybetti ve hepsi ondan uzaklaşmaya başlarken çaresizlik içinde rünleri son bir kez tekrarladı.
Engel-bir şekilde-kalktı. Yılmax ve yoldaşları Astral Boyut’a doğru sürüklenirken Yılmax’ın son gördüğü şey-gözleriyle değil, zihniyle-sayısız yılın bilgeliğiyle dolu olan bir çift gözdü.
***
Gözlerini hafifçe kırpıştırarak açtı. Ne olmuştu? Son hatırladığı şey, Yılmax’ın rünleri okumasıydı. Sonra görüşü buğulandı, ardından da karardı. Sonrası karanlık ve sessizlik.
V’ladhek onu taşıdıklarına emin olduğu Salvador ve Horcoel’e bakmak için iki yanına döndü ama onlar...onlarca metre uzakta? O halde kendisi??? V’ladhek dehşet içinde yere baktı.
Yer yoktu! Sadece gök ve diğer her yer gibi, gümüş bir boşluk!
Düşüyordu!!!
Hayır, ikinci kez baktığında düşmediğini fark etti V’ladhek. Havada asılı duruyordu. Hafif bir rüzgar saçlarını ve kıyafetlerini dalgalandırıyor, yüzüne hoş bir his veriyordu. Uzaklarda bazı bulutlar yavaşça hareket ediyorlardı.
Görünüşe göre ilk ayılan oydu. Ama diğerleri de kendilerine geliyorlardı.
Horcoel irikilerek uyandı. Son hatırladığı şey zihninin sert bir şeye çarpmış olmasıydı. Acılı bir sarsıntı geçirmiş, sonra da bayılmıştı. Bu dipsiz karanlığa düşmeyeli ne kadar olmuştu acaba?
Azazel uyandığında iç güdüsel olarak ileriye pençe savurdu, ama elf formunda olduğu için pençeye sahip değildi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Acı verici, rahatsız edici bir şeyler olmuştu ama hatırlayamıyordu.
Salvador kendine geldiğinde eli içgüdüsel olarak kılıcının kabzasına gitti. Ne kadardır baygın olduğunu bilmiyordu, ama onu bayıltan o sert darbeyi çok iyi hatırlıyordu.
Slach gözlerini korkuyla açtı. O da V’ladhek gibi bir buğulanma ve ardından da karanlık hatırlıyordu. Ama korkutucu yanı, o karanlığın içinde fısıldanan sözler de vardı. Ona bir şeyler söylenmişti, ama hiçbirini hatırlamıyordu.
En fazla çabayı sergilene Yılmax, en son kendine geldi. Gümüş boşluğu gördüğünde kendi kendine gülümsedi. Başarmıştı. Her nasılsa engeli aşmayı başarmış ve onları Astral Boyut’a getirmişti.
Grup birkaç dakika kendilerine gelmeye çalıştı. Çok kısa bir süre içinde hepsi de ilerlemek için sadece bunu istemeleri gerektiğini anlamıştı. Karşılarında engin bir boşluk uzanıyordu. Lanet küre neredeydi?
Azazel sıkıntıyla ofladı ve arkasını döndü...ve olduğu gibi kalakaldı. Onun şaşkın ifadesine şaşıran diğerleri de döndüler.
Arkalarında iki yana doğru uzanan, taştan, tuhaf bir gökada üzerine inşa edilmiş, devasa bir şehir duruyordu.
On Kasaba’dan kesinlikle kat kat daha büyüktü. Kendilerinin olduğu yere doğru ardarda, farklı açılarda üç uzantı vardı ve şehir bunların üzerinde devam ediyordu. şehrin çevresinde uçuşan birkaç küçük şekil vardı. Neler olduğunu seçemiyorlardı. Binaları da çok hayal meyal görüyorlardı. Görünüşe göre şehre oldukça uzaktılar.
Yılmax rünleri okudukça rünler parlamaya başlamıştı. Aynı zamanda rünler parladıkça da sisler yükseliyor, etrafı kaplıyorlardı.
Yılmax son rünleri bir kreşendo ile noktalarken sisler her yeri kaplamış, birbirleriyle temas içindeki grubun birbirlerini görmelerini bile engellemişti. Yılmax’ın görüşü de tıpkı diğerlerininki gibi buğulanıp kaybolurken son bir ses yankılandı.
“Sizi ölümün koridorlarında bekleyeceğim efendimiz.”
Bununla birlikte Yılmax’ın görüşü karardı, kulakları duymaz oldu. Elbette ki çok geçici bir durumdu bu. Grubun kalanının mide bulantıları içinde olduğunu biliyordu Yılmax, ama bu his ona büyük bir şevk veriyordu. Bir saniye sonra kendilerini Astral Boyut’ta bulacaklardı, tüm duyuları düzgün olarak.
Ama olmadı.
Sanki aniden bir şeye çarptı Yılmax ve diğerleri. Bu imkansızdı. Cismi olmadıkları için bir şeye çarpmaları olanaksızdı. Ama olmuştu işte. Bir şey, boyut değiştirmelerini engelliyordu.
Zihinlerin çarpışması o kadar şiddetliydi ki diğerleri anında bilinçlerini kaybettiler. Yılmax onların yitmekte olduklarını fark etti. Onları tutmaya çabaladı ama kolları yoktu. Ã?aresizce zihnini tüm iradesiyle zorlayarak onları yanında kalmaları için zorladı ve başardı.
Ama bu her an bir uğraş istiyordu. Yılmax zaman zaman kontrolü kaybediyor, diğerleri ondan uzaklaşıyordu, ama son bir çabayla onları tekrar kendine çekiyordu.
En sonunda zihninde anısı halen taze olan rünleri, zihninden tekrarlamaya başladı. Güçlü başbüyücülerin deneyleriyle güçlendirilmiş büyü, engeli zorladı ama aşamadı. Yılmax rünleri tekrar okudu, ve tekrar, ve tekrar. Her okuduğunda engelle çarpışıyor, her çarpışında engel zayıflıyordu. Ama her seferinde bir sonraki çarpışına kadar engel tekrar kuvvetleniyordu.
En sonunda, Yılmax’ın zihni de yoruldu. Diğerlerini kaybetti ve hepsi ondan uzaklaşmaya başlarken çaresizlik içinde rünleri son bir kez tekrarladı.
Engel-bir şekilde-kalktı. Yılmax ve yoldaşları Astral Boyut’a doğru sürüklenirken Yılmax’ın son gördüğü şey-gözleriyle değil, zihniyle-sayısız yılın bilgeliğiyle dolu olan bir çift gözdü.
***
Gözlerini hafifçe kırpıştırarak açtı. Ne olmuştu? Son hatırladığı şey, Yılmax’ın rünleri okumasıydı. Sonra görüşü buğulandı, ardından da karardı. Sonrası karanlık ve sessizlik.
V’ladhek onu taşıdıklarına emin olduğu Salvador ve Horcoel’e bakmak için iki yanına döndü ama onlar...onlarca metre uzakta? O halde kendisi??? V’ladhek dehşet içinde yere baktı.
Yer yoktu! Sadece gök ve diğer her yer gibi, gümüş bir boşluk!
Düşüyordu!!!
Hayır, ikinci kez baktığında düşmediğini fark etti V’ladhek. Havada asılı duruyordu. Hafif bir rüzgar saçlarını ve kıyafetlerini dalgalandırıyor, yüzüne hoş bir his veriyordu. Uzaklarda bazı bulutlar yavaşça hareket ediyorlardı.
Görünüşe göre ilk ayılan oydu. Ama diğerleri de kendilerine geliyorlardı.
Horcoel irikilerek uyandı. Son hatırladığı şey zihninin sert bir şeye çarpmış olmasıydı. Acılı bir sarsıntı geçirmiş, sonra da bayılmıştı. Bu dipsiz karanlığa düşmeyeli ne kadar olmuştu acaba?
Azazel uyandığında iç güdüsel olarak ileriye pençe savurdu, ama elf formunda olduğu için pençeye sahip değildi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Acı verici, rahatsız edici bir şeyler olmuştu ama hatırlayamıyordu.
Salvador kendine geldiğinde eli içgüdüsel olarak kılıcının kabzasına gitti. Ne kadardır baygın olduğunu bilmiyordu, ama onu bayıltan o sert darbeyi çok iyi hatırlıyordu.
Slach gözlerini korkuyla açtı. O da V’ladhek gibi bir buğulanma ve ardından da karanlık hatırlıyordu. Ama korkutucu yanı, o karanlığın içinde fısıldanan sözler de vardı. Ona bir şeyler söylenmişti, ama hiçbirini hatırlamıyordu.
En fazla çabayı sergilene Yılmax, en son kendine geldi. Gümüş boşluğu gördüğünde kendi kendine gülümsedi. Başarmıştı. Her nasılsa engeli aşmayı başarmış ve onları Astral Boyut’a getirmişti.
Grup birkaç dakika kendilerine gelmeye çalıştı. Çok kısa bir süre içinde hepsi de ilerlemek için sadece bunu istemeleri gerektiğini anlamıştı. Karşılarında engin bir boşluk uzanıyordu. Lanet küre neredeydi?
Azazel sıkıntıyla ofladı ve arkasını döndü...ve olduğu gibi kalakaldı. Onun şaşkın ifadesine şaşıran diğerleri de döndüler.
Arkalarında iki yana doğru uzanan, taştan, tuhaf bir gökada üzerine inşa edilmiş, devasa bir şehir duruyordu.
On Kasaba’dan kesinlikle kat kat daha büyüktü. Kendilerinin olduğu yere doğru ardarda, farklı açılarda üç uzantı vardı ve şehir bunların üzerinde devam ediyordu. şehrin çevresinde uçuşan birkaç küçük şekil vardı. Neler olduğunu seçemiyorlardı. Binaları da çok hayal meyal görüyorlardı. Görünüşe göre şehre oldukça uzaktılar.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Azazel gördüğü manzara kaşısında adeta büyülenmişti..Gözlerini bir süre devasa şehirden alamadı..Hayatında ilkkez böle bir görüntüyle karşı karşıyaydı diğerlerinin şaşkınlığına bakılırsa onlarda öyle..
Bir an için gözlerini şehirden kaçırmayı başardığında ise gruba döndü;
''Oraya kadar Yürüyecekmiyiz?!?''die sordu..
Yürümek mi?!?..Uçmak daha mı doğru bir terim mi olurdu acaba die kendi kendine sormadan edemedi aşağıya baktığında..
Bir an için gözlerini şehirden kaçırmayı başardığında ise gruba döndü;
''Oraya kadar Yürüyecekmiyiz?!?''die sordu..
Yürümek mi?!?..Uçmak daha mı doğru bir terim mi olurdu acaba die kendi kendine sormadan edemedi aşağıya baktığında..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
