Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Cervantes daha bir şey diyemeden surlarda parlayan bir şekil, avludaki herkesin dikkatini oraya çekti. Zehiran, ağzı bir karış açık bir şekilde “Vay babamın kemiği!” diye mırıldandı. Avluda bekleyen böcekler bile kıpırdanırken Peter, yanında gölgelere karışmış olan şeklin huzursuzca titrediğini fark etti. Bir an sonda da Horcoel’in sesleri onlara ulaştı.

İlk ok dalgası goblinlerin ön saflarını yere yıkarken, Horcoel altında ışıl ışıl parlayan Silver ile surlara çıkıp herkese ateşi kesmelerini emretmişti. Belki normalde çok az kişinin dikkatini çekerdi, ama birkaç şimşek dışında ancak meşalelenin ışığıyla aydınlanan surlarda Silver’ın parlaklığı herkesin-aşağıdaki goblinler de dahil-dikkatini çekmişti. Onun görüntüsü altında herkes sözünü dinlemiş ve ateşi kesmişti.

Horcoel’in surun bir ucundan ortasına kadar olan kısımda fırlattığı bıçaklar beyaz birer alev topu gibi döne döne goblinlere doğru uçtu ve çarptıkları goblinleri yere mıhladı. Cesetler parlak parlak parlarken Horcoel surun ortasında onlara hitaben konuştu.

Bıçaklar onları bir hayli korkutmuştu. Goblinler panik içinde geriye kaçıyorlardı. Normal bir savaşa belki katlanabilirlerdi, ama muhtemelen tanrıların gazabı olarak gelen ve onlara parlak ölümler yağdıran bu kutsal savaşçı onlar için çok fazlaydı!

Daha arka saflardaki orklar ise kıpırdamadan duruyorlardı. Kana susamış bu ırk normalde korkutulamazdı, ama onlar bile bu görüntüden etkilenmişlerdi. Daha arkadaki saflar ise henüz neler olduğunu anlayamamışlardı belli ki, çünkü ilerlemeye devam ediyorlardı.

Goblinlerin çoğu ortak lisan bilmezdi, bu yüzden de Horcoel’in dediklerini anlayamazlardı. Ama yine de bilen birkaç tanesi yeterliydi. Çok kısa bir sürede Horcoel’in sözleri goblin dilinde bir orman yangını gibi hızla yayılmıştı.

Orkların ise bir çevirmene ihtiyaçları yoktu. Ã?oğu zaten Ortak Lisan’ı biliyordu. Bilmeyenler de bilenlerden sözleri öğrendiler.

Ã?n saflar-yani nehri geçenlerin çoğunluğu-çil yavrusu gibi dağılıyordu!

Saldırı emrini verdikten sonra kılıcı çoktan askere geri verip inmiş ve kaleye sırtını dönmüş olan Urgonosh, arkasında savaş sesleri duymayı bekliyordu, ama sadece bir karmaşa sesi geliyordu kulaklarına. Hızla geri döndüğünde surdaki parlayan şekli gördü ve şok geçirdi. Oren?! Yoksa Savaş Tanrısı kuşatmaya bizzat mı katılmıştı?!

Hayır, böyle bir şeyin söz konusu olabileceğini sanmıyordu. Herhangi birisi büyü ile bunu yapabilirdi. O halde şamanlara bunları çözdürebilirdi, ama şamanlar oraya çok uzaktılar. Dönüp Trush’a soran bir ifadeyle baktı ama kaos rahibi üzerindeki pek çok parşömen kılıfına sımsıkı sarılarak başını iki yana salladı. Keşiş de bir küfür patlatarak Gnorha’ya döndü. “Gidip neler olduğunu öğren ve hallet!” diye böğürdü. Gnorha bir saniye sonra gözden kaybolmuştu. O ilerlerken kalabalığın iki yana çekildiği görülebiliyordu.

***

Cervantes de yarı hoşnutsuzlukla olanları izliyordu. Evet, boşu boşuna kan dökülmemesi güzeldi, ama bu muharebeyi babasının yolu olan savaşla almayı tercih ederdi. Hızla dönüp pelerinini savurarak kaleye ilerledi ve merdivenlere yöneldi. Neredeyse genç bir askerle çarpışacaktı.

“Neden görev başında değilsin?” diye yumuşak ama huzursuzca sordu. Asker derhal selam verdi. “Sör Horcoel, mucit Hastlisch’i bulmamı emretti Lordum. Bildiğim kadarıyla kendisi avluda.” Cervantes bir an düşündükten sonra başını onaylarcasına salladı. “Gidip onu al, ama acele et.” Asker tekrar selam verirken Cervantes hızlı adımlarla aşağı ilerlemeye devam etti.

Cervantes’in avluyu terk edişinden sadece birkaç dakika sonra genç asker avluya çıktı ve Hastlisch’i görür görmez yanına koştu. “Efendim, Sör Horcoel beni sizi ona götürmem için yolladı. Size ihtiyacı varmış.”

***

Nakh ve Azazel birbirleriyle konuşurken Slach da Maximillian’ın yardımıyla tuzakları hazırlıyordu. Genç savaşçının bir zamanlar hırsızlıkla uğraşması ve bu tip konular üzerinde kabiliyetinin olması Slach’a oldukça yardımcı oluyordu. Koboldlar da bu konuda yetenekli olduklarından hepsi de Slach’a destek çıkıyordu. Nakh ve Azazel Horcoel’in dediklerini ve askerlerin sevinç çığlıklarını duymuşlardı, ama Slach işine o kadar kaptırmıştı ki hiçbir şeyin farkında değildi, ta ki bir atlı gelip onu sorana dek.

Atı bir tuzağa çarpmamak için şaha kaldırırken asker ona “Sör Horcoel sizi çağırıyor Efendim.” diye seslendi. Huzursuz görünüyordu. Tuzaklarla dolu sokaklarda dolaşmak ona tehlikeli gelmiş olmalıydı.

***

Yarım saat geçtiğinde dağılmaya çalışan ön saflar ile gerideki orklar çoktan kanlı bir çarpışmaya tutulmuşlardı. Ã?n saflar, kutsal bir ışıkla parlayan tanrısal bir varlığa saldırmaktansa kendi saflarına saldırmayı tercih etmişlerdi. Geriden gelen orklar ise bunu kabul etmiyorlardı ve onları kumanda etmeye gelen Gnorha ise bunu affedilmez bulmuştu.

Ve kan dökülmeye başlamıştı.

Surlardaki askerlerin sevinç haykırışları eşliğinde ordu kendi içinde çarpışmaya tutuldu ama geriden gelenler daha güçlü, daha tecrübeli ve daha fazlaydı. Yenilmeye başlayan saflardan bir kısmı tekrar orduya dönmeyi denemişti ama Gnorha hepsinin katli için emirler yağdırıyordu. Surlara doğru çekilmeye başladılar. Belki onlar yardım edebilirdi. Ama hiçbirinin o kadar vakti olmamıştı.

Tek bir goblin, sadece tek bir goblin surlara varmayı başarmıştı. Kazıkların arasına kendinisini atmış, kollarını göğe, Silver’ın hala yanık tuttuğu ışığa doğru açmıştı. Goblin lisanında iç parçalayan bir korkuyla konuşuyordu. Ã?oğu kişi dediklerini anlamamıştı, ama anlayabilmeleri gerekmezdi. Hali zaten ne için yalvardığını gösteriyordu.

Goblinin yalvarışları, ensesinden girip ağzından çıkan bir okla son buldu ve goblin yere doğru yavaşça düşerken surlardaki herkes okun sahibini gördü.

Gnorha yayını yavaşça indirirken başını yukarı kaldırmış, Silver’ın üzerinde parlayan Horcoel’e bakıyordu. İkisi de birbirlerini oklayabilirlerdi belki, ama ikisi de birbirlerinin menzillerinin dışında olduklarının farkındaydı. Tüm savaş alanı bir sessizliğe gömülmüşken ikisi bir dakika kadar bakıştılar, sonra Gnorha geriye dönüp birkaç metre gitti ve yayını havaya kaldırıp bir emir böğürdü. Gerilerde bekleyen orklar-daha tecrübeli ve daha güçlü orklar-boruları öttürerek uygun adım ilerlemeye başladılar. Her yere vuruşları zemini titretiyor, söyledikleri her savaş türküsü surlardaki askerlerin yüreklerine korku salıyordu. Orklar ok menzilinin sınırında durdular. Yağmur şiddetlenirken iki taraf da birbirlerine baktı.

Urgonosh öfkeden köpürüyordu. On Kasaba’ya vardığında sahip olduğu ordunun neredeyse yarısı katledilmişti. Ã?nce lanet elf ölüleri, sonra kaleye varana kadar çarpıştıkları yer altı böcekleri, şimdi de bu! Hâlâ karşı taraftan fazlalardı, ama artık sayısal üstünlüklerine o kadar güvenemezdi.

***

Birisi daha olanlara öfkeliydi, ama onun öfkesi Urgonosh’unkini silip atıyordu. Kalenin tepesindeki avluda cüppeli kişi öfkeden zangır zangır titriyor ve Peter’ın anlayamadığı şeyler mırıldanıyordu.

***

“Kapıya doğru yöneltin! O kapının üzerindeki piçi gebertin!” Urgonosh’un emriyle mancınıklar kapıya doğru yöneltilmişti. Hem kapıyı yıkmak hem de Horcoel’i öldürmekti amaçları. “Alevler!” Kayaları kaplayan saman yığınları ateşe verildi.

Cervantes atıyla surlara çıkmıştı ve Horcoel’in yanına doğru ilerliyordu. Surlardaki kumandayı ele almaya niyetliydi ve Horcoel’e görev yerine dönmesini söyleyecekti. Ama tam Horcoel’in yanına varmıştı ki...

***

“ATEEEEEş!”

Mancınıklar neredeyse aynı anda kayaları bırakmıştı. Beş tane alev alev yanan kaya kapıya doğru ilerliyordu şimdi.

***

İlk kaya havayı yararak yaklaşırken Selemor iç güdüsel olarak geri çekilmişti. Askerleri de bir o kadar korkuyordu. Kaya gittikçe yaklaşıyordu ve en kötüsü görebildikleri kadarıyla kaya oraya çarpacaktı.

“Efendim!” diye bir tane asker korkuyla bir kayaya bir Selemor’a bakıyordu. Muhtemelen onun kayayı havada parçalamasını veya önlerine bir duvar örmesini istiyorlardı. Ama Selemor’un bir şey yapacak fırsatı yoktu. Kaya gümbürtüyle kulenin orta kısımlarına çarparken kule hafifçe öne doğru eğildi.

***

Dekotta surun sol kanadında ama kapının yanındaki kuleye yakın bir yerdeydi. Kayalardan birisi hızla oraya yaklaşıyordu. Ölüm rahibinin yapabileceği en iyi şey kaçmaktı, ama askerler korkudan yerlerinde donmuşlardı ve onları aralamak zordu. Tanrısına yakarabilirdi, ama ne kadar işe yarardı bilmiyordu.

Kaya gümbürtüyle Dekotta’nın birkaç metre solunda surun alt kısımlarına çarptı ve suru baştan sona titretti. Ölüm rahibi ve yanındaki diğer askerler dengelerini sağlayamayıp yere yığıldılar.

***

Kayalardan birisi başlarının üzerinden geçip şehre düşerken V’ladhek’in yanındaki adamlar sakindi. Yanlarında hem V’ladhek, hem Horcoel hem de Cervantes vardı. Onlar yanlarındayken ölümü bile soğukkanlılıkla karşılıyorlardı.

Nitekim kayalardan bir diğeri kapının üzerine çarptı ve kapının üzerindeki surlar bir anda cehenneme döndü.

Yanan askerler çığlık çığlığa etrafta koşuştururken pek çoğu da surlardan öne veya arkaya düşmüşlerdi. Kimse yananlara yardım edememişti ki bir diğer kaya da doğrudan kapıya çarptı ve kapıyı iyice salladı. Sadece atlarının üzerindeki Cervantes ve Horcoel ayakta kalabilmişti.

***

Beşinci kaya ise kapının önünde kazıkların üzerine düştü. Beşinci kayadan, sura, kuleye ve kapıya çarpanların parçalarından düşen alevler kazıklara değdiğinde bir anda tüm kazıklar alev aldı. Uzaktaki Urgonosh çenesini ovuşturdu ve dudaklarını büktü. Demek kazıklar sadece yavaşlatmayı amaçlamıyordu. Ama kazıklar da elbet yanıp bitecekti. Urgonosh kolunu kaldırarak mancınıkların tekrar doldurulması emrini verdi.

***

Savaşın ilk kayıpları verilirken kaledeki herkes artık bir şeyin farkındaydı: Gerçek savaş şimdi başlıyordu.

RP Dışı Not:
Horcoel Baator --> +1 level
Last edited by Lord Necros on Sun Mar 26, 2006 10:49 pm, edited 1 time in total.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Goblinler artık görebileceği yakınlığa geldiğinde muhtemelen aşağıdaki komutanlardan birisinin verdiği emirleri işitti. On kasabadaki komutanların hiçbirinin ismini henüz bilmiyordu. Ã?ocukluk günlerinde duyduğu isimler de aklına gelmiyordu.

Komutan her kimse askerlerine oklarını ateşe sürmelerini emridiyordu. Emrin neden verildiğini anlayamamıştı Peter. Ama ateşli oklardan önce on kasaba ordusu gerçek okları atmaya başlamıştı. Oklar karşı tarafa ilk kayıplarını verdirmişti. Savaşın ilk kayıpları verilmişti. Ozanın yüzü acı ile buruştu. Gece boyu devam edecek katliam artık başlamıştı.

Savaş ilk dakikasını doldurmamışken Peter surlara doğru ilerleyen bir atlı fark etti. Derken at ve üstündeki adam birden parıldamaya başladı. Bu acaba tanrısal bir şey mi diye merak etti Peter. Sonra bir büyü de olabilir diye düşündü. O ayrılmadan önce on kasabada birçok güçlü büyücü olduğunu biliyordu. Hatta abisi de onlardan birini görümüştü. Acaba onlardan birkaçı hala onkasabaya yardım ediyor muydu?

Atlı askerin, daha doğrusu komutanın haykırışı bu düşünceleri kafasından attı. Komutan askerlerden ateşi kesmelerini istiyordu. Ateşi kesmelerini ! ! ! ! ! Peter şaşırmıştı. Neden neden böyle bir şey yapmıştı ki? Yoksa bu asker savaş dışı bir çözüm mü arayacaktı?

Atlı komutan düşman ordusuna doğru döndüğünde Peter merakla olacakları izledi. Sura ilerlerken atılan beş parıldayan büyü gibi bir şey karşı orduyu durdurmuş gibiydi. Komutan konuşurken karşı ordu da Peter gibi onu dinliyordu.

Peter konuşmayı içi burkularak dinledi. Bir askerin acemice de olsa bu ordunun saldırısını onlarla savaşmadan önlemeye çalışması en azından...................

Bir başlangıçtı. Ama..............

Ã?mürleri boyunca ya köle ya yem olmaya mahkum olan. Bir şekilde özgür olduklarında ise neredeyse tüm ırkların avlamak için uğraştıkları goblinleri cani olarak nitelendirmesi bir an Peter i isyan ettirdi. Seçeneği olduğu halde cani olmayı seçenler genelde insanlar bazen elfler ve cücelerdi.

Acaba bu şovalye bir goblin için bile değişik bir hayat için fırsat yaratmış mıydı?

Muhtemelen bu konuşma ile o fırsatı yarattığını sanıyordu.

Ama böyle bir fırsat yoktu en azından çok çok zayıftı. Goblinlerin kaçması için köprüyü geçmeleri gerektiği açıktı. Bunun için köprüyü tutan orklarla savaşmalıydılar.

Goblinler iki ordunun arasında kalmışlardı. Her savaşta hatta bulunduğu dünyada bile goblin olmayan goblinlere yapıldığı gibi. Hiçbir seçim onlara bir kurtuluş şansı tanımıyordu.

Peter goblinlerin olduğu safların gerisine göz gezdirdiğinde şaşkınlık içinde orkların da bu.. bu askerden..- ya da belki bu atlı adama şovalye demeliydi - şovalyeden etkilendiklerini gördü. Savaşmak dışında bir şey bilmedikleri, kanlarında öldürmek işkence etmek olduğu, bu nedenle de hepsinin yok edilmesi gerekilen bir çeşit vahşi hayvan gibi olduğu idda edilen bu ırk savaşmak istemiyordu. Peter bu gerçeği, bu gerçeğin anlattıklarını oradakilerin en azından bir kaçının daha anlamasını isterdi. Ama sanmıyordu.

Orkların bir bölümünün de geriye dönmesi goblinleri de etkilemiş gibiydi. Ne kadar orkun geriye döndüğünü bilmiyorlardı. Belki de kaçmalarını sağlayacak kadar fazlasının döndüğünü zannediyorlardı.

Ama Peter kalenin üstünden gayet net olarak görüyordu. Ordunun büyük bölümü hala ileriye hareket ediyordu.

Gerideki saflar ilk dakikalarda geri dönenleri sadece izlediler. Belki böyle bir şeyi gerçekten beklemiyorlardı. Sonra bir adamın ileriye doğru koştuğunu farketti. Geri saflardaki ordu o geçerken ikiye ayrılıyordu. Önemli biri olmalı diye düşündü Peter. Güçlü biri olmalı. Ordunun komutanı olabilirdi. Ama asıl komutan geride kalıp yardımcısını yollamıştı da olabilirdi.

Peter o komutana karşı bir öfke duydu. Onun yok edilmesi gerçek komutan olmasa bile belki de savaşı bitirecekti.

Ozan içinden geçen duyguyu fark ettiğinde korktu. Bir kişiyi bile olsa yok etmeyi düşünebiliyordu. Bu savaşı bitirecek iki taraftan da onlarca kişinin hayatı kurtulacaksa düşünülebilirdi belki. Ama ancak son çare olduğundan emin olduktan sonra. şu noktada teklif edilecek onurlu bir barış belki savaşı bitirebilirdi. Belki bir büyücü böyle bir teklifi iletebilirdi.

Ama böyle bir şans o an için kuvvetliyse bile birkaç dakika içinde yeniden zayıfladı.

İleriye doğru koşan muhtemelen karşı ordunun komutanı ordusunun askerlerine gerileyenlere saldırma emri vermiş gibiydi.

Kaledeki ordu sevinç çığlıkları atıyordu. Peter ise dehşetle izliyordu. Kimse kurtuluş vaadedilen bu insanların katledilmelerini izlemek dışında bir şey yapmadı. Ordunun savaşmak istemeyen bölümünün yok edilmesi yarım saat sürdü. Işığın gösterdiği merhameti dinleyen bu kişiler ışık yerine bu defa karanlık tarafından yok edilmişlerdi.

Geldiği dünyada söylenilen bir söz aklına geldi. Savaş başlamadan ilk savaş barış isteyenlere karşı yapılır.

şimdi karşı ordu barış isteyenleri yok etmiş gibiydi. Son kalanlar surlara yaklaşıyordu. Sadece bir tanesi surların yakınına kadar gelebildi. Bir goblin. Yardım için yukarıda parıldayan ona muhtemelen ışığın kendisin gibi görünen şovalyeye elllerini kaldırdı. Dehşet verici bir sahne idi. Bir goblinin kollarını açıp ışığa uzanmaya çalışması.... Derken goblinin son gücü de arkasından atılan okla tükendi.

Tüm kale de onun gibi geride oku atan kişiye baktı. Gördüğü kadarıyla bir orka benzemiyordu. Muhtemelen orduyu yönlendirdiği söylenen karanlık tanrının görevlendirdiklerinden birisi diye düşündü. Muhtemelen askerleri yarıp ilerleyen o mutemelen ya ordunun en güçlü ya da ikinci güçlü kişisi.

Işıltılı şovalyenin yarattığı umudu bu adam yok etmişti. En azından o an için bu adam şovalyeyi yenmişti.

Düşman ordusunun bir bölümünüğn yok olması on kasaba için bir kazanç olabilirdi. Ama ışığa ulaşmak isteyen orklar ve goblinler kaleye savunanlara katılsaydı. Karşı orduya doğru zamanlarda doğru şekilde saldırsalardı onkasabanın şansının çok daha fazla olacağı açıktı.

Yılların yarattığı güvensizlik bu fırsatı yok etmişti. Ozanın içi karmakarışıktı. Işıltılı adamın yarattığı umudu yok eden adamın bağırışı ilerlemeye başlayan orklar onların şarkıları savaşın on kasaba için de yeniden başlayacağını gösteriyordu. Ama yaşananların yarattığı duygular o kadar yoğundu ki Peter izlemeye devam edemedi.

O an için yağmurun defterini ıslatmadığı bir köşe bulmaya ve içinden geçenleri yazmaya ihtiyacı vardı. Tüy kalemini mürekkebe daldırdı ve yazmaya başladı.

GOBLİNLER

Mahkum edildikleri kafeste
Yaşamaları gerekir ömür boyu
Her yerde vardır onlardan
İsimleri değişse bile

Ya köle olurlar ya cani
Çizilmiştir yolları bir kere
Denir ki değişmez değişemez
Gün gelip de kıyamet kopsa bile

Esirdi yine goblin cani olmaya
Getirildiğinde en öne meydan da
Hüzünle baktı kalenin üstüne
Ölümdü gördüğü düşman askerlerde

Mucizelere inanmazdı
Ama gördüğü ışığı mucize sandı
Kurtuluş sunuluyor bana dedi kendine
Sarıldı karanlığın ortasında beliren ümide

Gömmüştü hayalini hürriyetin
En derin yerine kalbinin
Yol bulup çıkmıştı bu hayal
Ele geçirmişti ruhunu goblinin

Geriye doğru kaçtı tüm gücüyle
Yakalamak için özgürlüğünü
Hayali goblinin sürmedi uzun
Anladı düşmanın oyununu

Düşüyordu karanlık üstüne
İzliyordu ışık sessizce
Kandırılmıştı goblin
Işık duramamıştı verdiği sözde

Gömemedi goblin yeniden yüreğini
Özgürlüğün ümidini
Koştu kaleye ışığa doğru
Ulaşmak için parıldayan adama

Karanlığın dehşeti saplandığında
Kollarını kaldırdı goblin ışığa
Kolları çaresizce düştüğünde aşağı
Bitirmişti karanlık ilk çarpışmayı


Peter yazmayı bitirdiğinde titriyordu. Sonra ard arda gelen patlamalarla irkildi. Defteri tekrar cebine koyup savaşı görebileceği yere doğru ilerledi. Kalenin önündeki alan alevler içindeydi. Peter o anda anladı. Kazıklar bir tuzaktı. Savaşın başında haykıran komutan bu nedenle ateşli oklardan atmalarını istiyordu. Kendi kendine acı acı gülümsedi. Eğer eğer karşı orduda savaşı istemeyenlere yardım edebilselerdi. Belki düşman kalenin önüne çekilecek ve bu tuzaklar gerçekten işe yarayacaktı. şimdi kazıklar sadece asıl saldırıdan önce daha uzun bombardıman yapılmasını sağlayacaklardı.

Taşlardan biri de şehre düşmüş orada ufak bir yangın çıkartmıştı. Surlar ise hafif eğilmiş gibiydi. Uzun süren bir bombarmana surların dayanması gerçekten zor gibiydi.

Surlara ve kaleye göz gezdirirken titreyen adamı fark etti Peter... Bombardıman hele daha önce böyle bir şeyi görmeyen birisi için gerçekten korkutucuydu. Peter bir ozan olduğu için bir parça da olsa bunu denetliyordu. Üstelik eğer sevidği birileri oradaysa adam muhtemelen öfkeli ve dehşet içinde olmalıydı.

Peter adamın yanına gitti. Ellerini yavaşça omzuna koyup Özülmeyin dedi. Her zaman ümit vardır. Sonra isterseniz tanışalım diye ekledi. İsmim Peter.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Zamanı! Zamanı! Biliyorum biliyorum biliyorum! Zamanı!” Troller ölçüp biçercesine ufuktaki kaleye baktı. Kaşlarını çatmıştı. Bu da onu daha da çirkin yapıyordu. “Ama haklısın, oraya kadar taşıyamaz bizi.”

Troller kollarını arkasında kavuşturdu ve volta atmaya başladı. Lord Shadowbane, Troller ve Gümüşyüz’ün arkasında diğer ölüler toplanmıştı. Troller başını kaldırıp havada asılı duran Gümüşyüz’ü inceledi.

“Sen...Sen çok yanlızsın değil mi? Yapayanlız... Hiç arkadaşın yoooooook!”

Ve deli ölümbüyücüsü ağlamaya başladı!

Sesi Darcalus’un sinirlerini bozuyordu. İğrenç, cırıltı bir sesi vardı. Bunun yanında Troller’ın ölüleri de kıpraşıyordu. Gümüşyüz de aynı durumdaydı. Yüzlerce farklı komut zihnine hücum ediyordu. Acayip biçimde kıpırdanıp duruyordu.

Troller en sonunda sustuğunda başını aniden kaldırıp tekrar Gümüşyüz’e baktı. Hevesli ama sakin bir sesle fısıldadı.

“Sana bir arkadaş lazım. Eveet... Eveeeeet... Hadi şehre in ve bana bir...eeee...ııııı...hmmm...goblin! Evet, evet! Goblin getir! Yürü!”

Gümüşyüz engel olamaz bir şekilde uçarak şehre yöneldi ve gözden kayboldu. Troller ise Darcalus’a neşeyle döndü. Tanrılar aşkına, hiçbir duygu ifadesi bu yüze gitmiyordu!

“Eee, ne zaman gidiyoruz?”

***

Gümüşyüz ormandan arta kalanlara dalıp şehre ilerliyordu. Daha Troller’ın yanından ayrılalı on dakika geçmemişti ki ağaçların ilerisinde bir hareket gördü. Orada bir goblin vardı.Yalnız henüz kendisini fark etmişe benzemiyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Horcoel atını şaha kaldırıp kısık gözleri ile sağına soluna bakınırken yanına gelmiş Cervantes i gördü..Az önce bakıştığı Bugbear büyük bir olasılıkla ordunun önde gelenlerinden birisiydi..Belkide bir kumandan..Bunu aklında tutarak arkasına seslendi..

''Cervantes..Surlarda mancınıklara çok açık hedefiz..Sayımız az..şovalye V'ladhek ile adamları alın ve surların aşagısına geçin..Aşagıdaki binaların tepelerine konuşlandırın okçuları..Gerilla taktiği uygulayacagız..Bu onları yenmemiz için tek şansımız..Ben birazdan yanınıza geleceğim..''

Bu sırada Silver bir kez daha şaha kalktı..Yanında yanıp tutuşan askerleri görebiliyordu ve bu şampiyonun daha da bir öfkelenmesine neden olmuştu..Hele o aşagıda merhamet dileyen goblin..garip bir şekilde merhamet etmişti ona..Bir an surlardan aşagıya atlayıp onu kapıp götürmeyi ve güvende duracagı bir yere...

''Boooooooooooooom''

Patlayan başka bir kaya parçası düşünmek için zamanının az oldugunu ona hatırlattı..Surlar üzerindeki konumunu koruyarak seslendi..

''HERKEZ SURLARI TERKETSİN..SEÃ?İLMİş CERVANTES İN Ã?NDERLİGİNDE KAPININ Ã?NÃ?NDEKİ SÃ?VARİ BİRLİGİNİN ORAYA GİDİN VE DÃ?NÃ?şÃƒ?MÃ? BEKLEYİN..TEKRAR EDİYORUM..HERKEZ SURLARI TERKETSİN..AÃ?IK HEDEF OLUYORUZ..SAYIMIZ VE ERZAGIMIZ AZ..''

Fısıldayarak Cervantes e ekledi..şovalye hala ışıl ışıldı ve böylece mancınıkları üstüne çekebilecegini düşünüyordu..

''Slach gelmeden sokaklara ilerlemeyin Cervantes..Orada tuzaklar var bildigin gibi ve..Ondan tuzakların yerini öğrenip okçu birliklerini bina tepelerine konuşlandıralım..Surun kapısından mancınık geçiremezler..Ve içeri girecekleri yer sabit olur..Tabi aynı anda girebilecek asker sayısıda..Bırakalım taşlarını surlara harcayadursunlar..Ateş kesildigi anda kendi mancınıklarımızla surların üzerinden aşırtıp onlara gerçek korkuyu tattırabiliriz..''

Tekrar gürledi..''HERKEZ SURLARI TERKETSİİİİN..LORD CERVANTES'İ TAKİP EDİN..''

''Vladhek..Sende onunla gidiyorsun..'' dedi Vladhek' e bu sırada gürlemesi bitince..''Beni bekleyin..İyi olacagım..''

Herkez aşagıya inerken Horcoel sırtında duran babasının bileşik uzunyayını çekti ve sırtında duran ''kızıl uçlu ''oklarından birini çekti..Bir saniyeliğine aradaki mesafenin oldukça uzun oldugunu ve normal bir şekilde ok fırlatıldıgında menzil dışı kalındıgını farketti..Ancak elindeki ne ok nede yay sıradandı..Ve tabi yayı gerecek olanda..Yarım yada saf kan farketmez..Her elfin yaylara karşı bir uzmanlıgı olurdu ve Horcoel inde çevikliginden gelen bariz bir üstünlüğü olmuştu yay kullanırken..Kızıl uçlu oku arkasındaki kızıl tüylü sapından tutarak çekti ve yayına yerleştirdi..Mesafe ölçümünden sonra Goblin i acımasızca katleden ve kendisine soğuk bakışlar atan böcayının bulundugu dogrultuda yayını gererek okun ucunu yukarıya hedefledi..Bir aşırtma atışı deneyecekti..Oku yukarıya dikecek ve surun yüksekliği artı oku yukarıya fırlatışından gelen eğimi kullanarak menzili oldukça genişleterek bugbear liderinin sırtına yada omzuna saplayabileceğini düşündü..

Tabii bu oldukça zor bir atış olacaktı..

''ACIMASIZ KATİL..'' diye haykırdı tüm gücü ile..''APOCALYPSENİN SANA VAAD ETTİğİ TÃ?M GÃ?CÃ? DAMARLARINDAN SÃ?KEREK GERİ ALACAGIM VE TOZLARIN LANETLİ AYAKLARININ ALTINDA YIPRANAN TOPRAGIN ÖZERİNE KARIşACAK''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach Duvarın dibine eyilmiş bir eliyle tahta mekanızmanın içindeki balık tutmak için kuıllandığı misinayı tutuyordu. İyice güç harcayarak çekti. Mekanızmanın derininden Çok zor duyulacak bir kilik sesi geldi. Arık herhangi bir dokunuş üstünde ki bir çuval dolusu taşı düşürecekti. Artık bir tek kurbanın tuzağa nerde takılacağı kalmıştı. Ayağa kalktı birkaç adım geri attı. koşarak kendi tuzağının altından geçti. Göresel hesapların ardından misinayı başka bir misinayla bağladı ve bir kaç adım geride diğer duvarla doğru iyice gerdi. Cebinden ufak bir çivi çıkarttı ve duvara caktı. İpi iyice gerdi ve hiçbir yanlışlık çıkmaması için kontrol etti. Ardından çinin çevresinden birkaç tur attırdıktan sonra. Sağlam sıkıca bir düğüm attı. Ã?iviyi sağlamlaştırmak için bir kaç defa daha vurdu ve üzerine bir kaç taşı üzerine kamufle etti. Cebinden sokakların haritasının bulunduğu kağıt çıkarttı. bulunduğu sokağa bir X işareti koydu ve yanına T harfini iliştirdi.

Kalemi cebine sokup haritada tuzak kurabilceği bir yer daha aradı. Tam daha iyi bir yer kestirmişken arkasından Bir atın sesini dudu. Slach " Hayırr dur" diye bağırdı ama atlı zaten tuzağı fark edip durmuştu bile. Slach askerin zarar görmemesine sevinmişti fakat tuzağını fark etmesine üzülmüştü. İçinden sağlam bir küfür etti. "Evet ne istiyorsun" demek üzereyken o konuştu.

Slach bir şüpheyle Horcoel kılığındaki adamın kendisinden ne istediğin düşündü." Tamam beni onun yanına götür. Ve kendine veya atına zarar vermek istemiyorsan şu attan in."

Yanında bir tuzakla uğraşan Maximillan'a baktı. Meşgul görünüyordu. " Hey Maximillan Beni Sör Horcoel çağırıyormuş. Tuzakların yerlerini sen rapor et. Tamam mı?" Dedikten sonra askerle birlikte Horcoel kılığındaki adamın olduğu yere doğru gitmeye başladılar.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Kenisine cevap vermeyen Cervantes'in davranışına sadece yüzünü buruşturup kendi içinde söylenerek cevap verdi Hastlisch. Ne düşünüyordu acaba. Sonrasında Horkoel'in ışık kümelerini ellerinde aşağıya fırlattığını gördü. Cervantes ise bu işi ciddiyetle inceliyordu. Sağ elinda parmağında duran üstü rünlerle çevrili ve cam içine koyulmuş tek bir inci ile süslenmiş gümüş yüzüğünü parmağı etrafında bir kere daha çevirdi.

Cervantes'in pekte bir memnun olmadığı kesindi. Onun sinirini bozan bir şey olmuştu ve Hastlisch'in üstünden tamamen almıştı düşüncelerini. Cervantes belki çok fazla sorumluluk almış, çok cesur biriydi ama konu düşünme ve bilgeliğe gelince bu adama güvenilemeyeceğini anlamıştı. Belkide bu adamın gözünü çok fazla savaş aşkı bürümüştü. Tanrısı savaş tanrısı olan biri için beklenmeyecek bir şey değildi. Savaşta ona güvenemeyeceğini artık biliyordu.

Cervatnes o muazzam görünüşlü pelerinini şöyle bir savurupta Hastlisch'in yüzüne üstündeki bütün suları sıçrattığında Hastlisch'in kızgınlığı iki katına çıktı. şemsiyesinin muazzam savunmasını pelerinin üstündeki sular aşmayı başarmıştı. Cervantes sağ olsun. Belkide kalenin savunmasında büyük gedikte bu adamın öfkesiyle yaptığı hareketlerden ortaya çıkacaktı. Burada yalnız başına daha fazla duramazdı. Ancak savaş alanınada gitmeye pek istekli değildi. Kararını vermişti. Aşağıdan Shön yaptığı konuşma sonrasında Pastör ile birlikte kabarık ve ıslak tüylü Schön ortaya çıkmıştı. Böylesi bir savaşta yağmur bir kahramanın canını ne kadar sıkıyorsa Schön'de bu yağmurdan ancak bunun dört katı kadar rahatsız olmuştu. Sinirini Hastlisch'ten çıkartmaya alışkın kuş son anda düşüncesinden vaz geçmişti, çünkü baygın bakışları karanlığa rağmen Hastlisch'in gözlerindeki siniri görebiliyordu.

Pastör Hastlisch'in önünde yere indiği sırada arkasından yaklaşan bir askerin oldukça hızlanmış nefes alış verişleri ile ona doğru geldiğini gördü. Adam bir süre için şemsiyesi altındaki gnom'u aradı ve sonrasında aşağılara bakmak aklına geldi. Bu sırada ise gnom adamın Hastlisch adındaki birini aradığını anlamıştı.

"Efendim, Sör Horcoel beni sizi ona götürmem için yolladı. Size ihtiyacı varmış."

Siniri yatışmış kısa adam, askere şemsiyesi altından başını sallayarak cevap verdi. Gerçi şemsiye yüzünden başını salladığını asker görmemişti.

"Demek hizmetlerimin değerini anlayabilecek biri..."

Cervantes'in atıyla Horkoel'in olduğu tarafa doğru gittiğini gördü.

"Ben oraya sizden önce gitmeyi başarırım bayım."

Pastör'ün üstüne atladı ve yağmurdan pastörün üstünün biraz kayganlaştığını gördü. Neyseki savaştan önce pastörün üstündeki eyeri sağlamlaştırmak için bir kaç değişiklik yapmıştı. Uçuş konusunda ejder kanadından gelen bir tecrübesi vardı nede olsa.

Tam Pastör ile havalanmıştı ki kalenin üstüne yağmaya başlayan kayaları gördü. Kayalarda bir değişiklik vardı. Onun yapmayı düşündüğü bir şeyi yapmışlardı bu kaylarda ve asıl hasarı ağırlık değil ateş veriyordu şu anda. Zaten pekte iyi yapılmamış dış duvarın kapısının acıyla gıcırdadığını duydu. Arkadaki taşlar olmasa bu kapının sonu bile olabilirdi. Bir taşta Horkoel ve oraya daha yeni varmış Cervantes'inde bulunduğu surlara çarptı. Askerlerin yandığını görebiliyortdu ama bu ateş çok özel yapım ateşlerden değil ise şimdi sönecekti. Yağmur şu ana kadar onlar için çalışmıştı.

Kale surlarında bütün askerler inmeye hareketlendiklerinde Hastlisch horkoel'in olduğu tarafa gelmişti. Pastör ile merdiven derdi yada yayaların derdi olmadan ilerlediğinden oldukça hızlıydı. Uzaktan Eline bir yay ve oku almış olan Horkoel'in ettiği sözleri duyabilecek uzakklığa geldi ve tam konuşacaktıkı,

''ACIMASIZ KATİL..'' diye haykırdı tüm gücü ile..''APOCALYPSENİN SANA VAAD ETTİğİ TÃ?M GÃ?CÃ? DAMARLARINDAN SÃ?KEREK GERİ ALACAGIM VE TOZLARIN LANETLİ AYAKLARININ ALTINDA YIPRANAN TOPRAGIN ÖZERİNE KARIşACAK''

Ateşlerden, canı için oldukça çekinen Gnom surlara olabildiğince yaklaşmamaya çalıştı. Hatta olabildiğince surların arkasından da görünmemek istiyordu. Daha Horkoel atışını yapmadan Horkoel'in bağırış sesiyle bağırdı Hastlisch

"BENİM BU KURULAN KÃ?PRÃ? İÃ?İN BİR PLANIM VAR!"

Köprü yıkılan asıl köprü gibi taştan değil daha çok tahtadan yapılmıştı. Bir köprünün neden tahtadan değil taştan yapılmasının daha iyi olacağını onlara göstermesi iyi olacaktı gnom'un. Ateş saçan cephanelerinde ne kadar tehlikeli olabileceğini anlasa iyi olurdu bu ork ordusunun. Blekide cephanelerde yapılacak bir keç küçük değişim ile duvarın ve kapının canını çok sıkan bu mancınıklar devre dışı bırakılabilirdi. Köprü içinde aynı düşünceler içindeydi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Bu umudun bittiği topraklarda umudun tekrar yeşermesi için yapılan sadece başlangıç olan bir savaş..Ve daha ilk savaşta yaptığım aptallık...Silahsız salak goblinlere oklar yağdırmak..Hepsini sadece ölü görmek istediğim için ışığın gözümü kör ettiği anda yaptığım bir hareket belki bütün savaşı başlamadan bitirebilirdi..

Salaktı..Evet salaktı gerçekten en kötü komutan veya adam bile bunu düşünebilirdi değil mi?Evet kesinlikle..Cehennemin dibine gönderdiğimiz bu yaratıklar şimdi tekrar karşımızda dimdik duruyorlar..Acı yok üzüntü yok korku yok..Sadece yoketmek sadece herşeyi parçalamak infaz etmek..

Tanrılar bizi yarattığında hangisi bize sahip olabildi ki?Hangisi bize yardım etti ki şimdi yardım istiyor..Eski tanrılar veya yeniler nerede..Lanet olası kaos tanrısı o gökte veya neredeyse bir yerini ısıtırken onun korkusuz adamları mı geliyor?Hiç görmedikleri biri için mi savaşıyorlar..Amaçsız..Aslında amaçları yoketmek..

Salaklar..Hepsi birer salak bu diyardakileri yokedince ellerine ne geçecek.Boktan bir toprak parçası mı? Bunun için mi bu kadar nefret..O dünya ya geldiğimiz lanet günde iyiyle kötü dengeyi sağlarken neden hep kötünün aptal aptal dünyadaki herşeyi yoketme fikri var..Neden sahip olduklarıyla yetinemiyor bu piçler..

Kötü olunca ellerine ne geçiyor?Huzur?Sağlık?Dopdolu bir yaşam?Sanmıyorum hemde hiiiiiç..Vladhek in sinirleri bozulmuştu 3-5 saniyede aklından binlerce çeşitlikte küfür ve düşünce geçmişti...

Surlar giderek düşüyordu..Horcoel in taktiği çok işe yaramıştı ama ya gerisi..Bu sefer güveni azalmıştı.Ama bunu belli etmeyecekti."Celebnor dikkatli ol oklarını önemli durumlara sakla şimdilik harcama Horcoel ne diyorsa onu yap." Daha sonra Cervantes i takip etmeye başladı..

"Yanlız Horcoel mağralar oralara adam göndermeliyiz.Ne olacağı belli değil istersen gidebilirim ama önce askerleri yerleştirmeme izin ver?" Aynı soruyu Cervantes e de sormuştu.Ama aklına takmıştı o mağralara gitmeyi kafaya takmıştı..Orayı boş bırakmaları hiç de doğru değildi.

Sonra Vladhek yanındaki genç adama döndü -gerçi kendiside gençti ya- " Benim yanımdan ayrılma. " sözünü bitirdiğinde kılıçlarını çekmiş Cervantes in ardından hızlıca ilerliyordu ve son kez horcoel e gözleri kaydı..Dostunun iyilik ile dolu olan bedeni..Kafasını tekrar önüne döndürdü ve ilerlemeye devam etti..
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

...Sura isabet eden bir kaya Celebnor ve etrafındakilerin dengesinin bozulmasına neden olmuştu....hemen doğruldu ve tekrar savaşa konsatre oldu celebnor...ayağa kalktığında goblinlerle orkların tutustuğu savaşı görünce şaşkınlığını gizleyemedi.
Goblinler bir anda orklara saldırmaya başlamıştı... ama insafsız orklar biraz önce kendileri icin ölen goblinleri acımasızca katlediyorlardı...
"bu yaratıklar bile dogruyu anlayabilecek kadar zekilermiş demek" dedi celebnor küçümserce."Kumandan Herocel in çağrısına kulak vermede bu kadar geç kalmasalardı şimdi bu halde olmazlardı"

Erken cevap verselerdi onlarla aynı surda goblinlerle mi savaşacaktı.. o pis kokulu iğrenç yaratıklarla...
Yere tükürdü celebnor ve yayını gerdi...o anda goblinin birini kılıçtan geçiren orkun birine nişan aldı..nefesini tuttu ve oku salıverdi orka dogru...hızla sadaktan bir ok aldı ve kavganın kalbine doğru fırlattı tekrar...oklar goblinleri vursa bile hiç pişmanlık duymayacaktı nasılsa...yayını tekrar germek için hamle yaptığında kumandan Hercoel in emrini duydu

''HERKEZ SURLARI TERKETSİN..SEÃ?İLMİş CERVANTES İN Ã?NDERLİGİNDE KAPININ Ã?NÃ?NDEKİ SÃ?VARİ BİRLİGİNİN ORAYA GİDİN VE DÃ?NÃ?şÃƒ?MÃ? BEKLEYİN..TEKRAR EDİYORUM..HERKEZ SURLARI TERKETSİN..AÃ?IK HEDEF OLUYORUZ..SAYIMIZ VE ERZAGIMIZ AZ..''

oklarını amansızca dusmana yağdırmak geliyordu içinden hepsini kanla kirlenmiş topraklara devirmek...ama zaman böyle bir zaman değildi...

yanında komutan Vlahdek'in endişeli yüzünü görünce aklında tekrar aileler hakkında yaptığı konuşma geldi "kendini bırakma "demişti kendisine ...aynı şeyleri komutanına söylemek geldi içinden ama buna cesaret edemedi şu anda birbirlerini teselli etmekten daha önemli işler vardı...

"Celebnor dikkatli ol oklarını önemli durumlara sakla şimdilik harcama Horcoel ne diyorsa onu yap."

Komutanın kendisine verdiği emri uyguladı ve zaten savaş halinde olan kalabalığı oklamayı bıraktı...Mağaraların tutulması gerekiyordu ve Komutan Vlahdek sürekli bunun çok önemli olduğunu vurguluyordu ...

"Komutanım" dedi Celebnor Hercoel'e "eğer emir verirseniz bir grup adamla onların mağaralara gitmesini engel oluruz dikkatlerini başka yöne çekersek mağaralara gitmesine engel olabiliriz...emirlerinizi bekliyorum"
Auré Entuluva...Outa i lomé
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

Gümüşyüz, goblini gördü ,efendi onu istemişti ewet o benim arkadaşım o olacak, ama kim bir ölü ile arkadaşlık yapmak ister ki,tabi ki başka bir ölü. Gümüşyüz kanatlarını daha hızlı çırpmaya başladı,uçarken kılıcını kınından cıkardı, hızlandı hızlandı,Amacı Goblinin yanından geçerken,onu öldürmekti,kılıcını sıkı bir şekilde tut, Gobline doğru hızlı bir şekilde uçuyordu,yaydan cıkan bir ok gibi Artık durdurulamazdı Gümüşyüz.
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Vladhek celebnor a döndü " Mağaralara onların ulaşması zor sadece tek bir yolları var" dedi ve aklından geçenin ne olduğunu Horcoel iyi anlamıştı.."şimdilik bekleyeceğiz sanırım sonra ve oraya bir grup askerle gidebileceğimizi sanmıyorum.." Derken Cervantes in ardından ilerliyordu " Bizi takip et Celebnor " ..

Celebnor u oraya gönderse bile tek başına göndermeyecekti kendiside yanında gidecekti.."şimdilik mağaraları unut.." dedi ve yoluna devam etti lanet orcları düşünerek..

Orc kumandanı..Seni kesinlikle öldüreceğim kendi ellerimle kafanı koparacağım..O lanet beynindekiler ne.Ne yapmayı planlıyorsun? Amacın ne salak bir tanrıdan gelen emirleri mi uygulamak?Seni öldüreceğim..
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

Lord Darcalus, sıkıntıyla deli büyücünün yaptıklarını izledi.
Zayıf hizmetçisini kendisine bir arkadaş bulmak için gönderdikten sonra Darcalus' a dönüp sabırsızca sorusunu yeniden sordu.

"Orklar kaledeki insanları öldürecekler. Kale savunmasında olanlar her zaman için avantajlıdır. Ork orduları orada bozguna uğrayacak ama sayıca olan üstünlükleri kazanmalarına avantaj sağlayacak.
Sonuç olarak ise, güçsüz düşen tarafa saldıracağız. Böylece daha az adam kaybederiz ve asıl emelimizi gerçekleştirmek için daha fazla kuvvetimiz olur. şimdi yapacağımız tek iş savaşın gidişatını izlemek olacak."
Ölüm şövalyesi aynı sıkıntı ve bıkkınlıkla cevabı yapıştırdı, sonra konuşmasını sürdürdü:

"Yalnız eksik olan birşey var, " dedi dudak bükerek. "Kuvvetlerimiz hiçbir silahsal güce sahip değil. Bu avantajı kullanmalıyız. Yaşayan ölü elflerin ve orkların savaştığı alandaki cephaneliklerden yararlanabiliriz. Eğer hala oradaylarsa. Ã?nümüzde yeterli zamanımız var, gidip görmekte fayda olacaktır..."
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel’in emrini duyunca Cervantes’in kaşları çatıldı. Burada yetkili olan oydu, Horcoel değil. Hangi cüretle ona emir verebilirdi? Hangi cüretle bir zamanlar ona akıl danışmaya dahi gelen birisi onu basit bir asker gibi yönlendirmeye çalışabilirdi.

Zehir zemberek bir cevap vermek için ağzını açtığında askerler ayağa kalkmaya çalışıyorlardı. Askerler ayağa kalktığında ise sözler yutulmuştu. Burada, surlarda direnmeyi istiyordu. Geri çekilmek ve orkların şehre dağılmalarına izin vermek çok riskli olacaktı. Ama şu vardı ki burada beklerlerse mancınık atışlarıyla hepsinin pestili çıkacaktı. Eğer binalara çekilirlerse surlardan onları göremeyeceklerinden orklar ancak rasgele atış yapabileceklerdi. Bu sayede kayıpları da daha azalacaktı. Ama orkların şehir içine girmelerine izin vermek de tehlikeliydi. Surlarda çarpışmadan çok daha ağır kayıplara sebep olabilirdi. Yine de şehirde dövüşerek ölmek, burada kayalara karşı hiçbir şey yapamadan ölmekten iyiydi.

Atı şaha kalkarken Cervantes elini kaldırdı. Bunun üzerine ana kalede borular çaldı. On Kasaba ordusuna geri çekilme emri verilmişti.

Askerler surları hızla boşaltırken aşağıda orklar da sevinç böğürtüleri çıkartıyorlardı. En sonunda düşmanın kaçıp surları onlara bıraktıklarını düşünüyorlardı. Buna rağmen hiçbirisi yerinden kıpırdamadı. Gnorha’nın korkusu, bu şevkten fazlaydı.

Ã?n safların arkalarında dolaşarak düzeni sağlayan böcayı da görmüştü surların boşaldığını. Ama Gnorha, önündeki orklardan daha zekiydi. Düşmanları, mancınık ateşi altında savunmasızca ölmektense geri çekiliyorlardı. Yalnız hiçbir düşman ordusu bu kadar körlemesine geri çekilmezdi. O halde...

Bir öncü olarak Gnorha türlü oyalama taktikleri bilirdi. En işe yarayanı tuzaklardı. şehir içine kurulmuş tuzaklar ile kaos ordusu yavaşlatılabilir, hatta ağır kayıplar verdirilebilirdi. Gnorha bunu aklının bir köşesine not etti. Hemen gidip bunu Urgonosh’a haber vermeliydi. Geri gitmek için arkasını döndü ve o anda Ortak Lisan’da bir ses duydu.

“ACIMASIZ KATİL! APOCALYPSENİN SANA VAAD ETTİğİ TÃ?M GÃ?CÃ? DAMARLARINDAN SÃ?KEREK GERİ ALACAGIM VE TOZLARIN LANETLİ AYAKLARININ ALTINDA YIPRANAN TOPRAGIN ÖZERİNE KARIşACAK!”

Gözleri öfke ve şaşkınlıkla açılan Gnorha hızla surlara döndü ve o anda beyaz ışık halesinden bir şey havaya fırladı.

Ne olduğunu seçemiyordu. Herhalde ok atmıştı. Pöh! O ok buraya ulaşamazdı.

Ama ulaşacak gibi görünüyordu.

Ulaştı da.

Ucu kötücül bir kırmızılıkla parlayan ok, Gnorha’nın zırhını, etini ve kemiğini deşerek derinlere saplandı.

Bir ok bu kadar acı verebilir miydi? Bu, sıradan bir ok olamazdı. Gnorha’nın kanı sanki alev almıştı ve damarlarında artık ateş dolaşıyordu. Ciğerlerinden zehir solurken, Kasları istemsizce kasılıp gevşiyor, kemikleri de sanki eriyip kaynıyordu. Gnorha çığlık atıyordu ama acı o denli yoğundu ki kulaklarındaki uğultudan hiçbir şey duyamıyordu.
Ve sonra geçti. Bu her ne idiyse, böcayının kuvvetli bedeni onu tüm gücüyle reddetmiş, ve belki de onu kılpayıyla kurtarmıştı.

Tanrılar şahidiydi ki hiçbir şey onu ikinci ok için hazırlayamazdı.

İkinci ok da omzuna gömülürken aynı acı yeniden başladı, ama bu sefer öncekine nazaran bir parça daha azdı. Bedeni, savunmasını almış ve sonraki acılara karşı direnmeye geçmişti.

Acı tükendi...ama Gnorha da öyle. Ã?nce dizlerinin üzerine çöktü, sonra da yana devrildi. Hâlâ kalbi çarpıyor, hâlâ nefes alabiliyordu; ama bundan başka yapabildiği bir şey de yoktu. Zihni karanlığa gömülmeden önce son hatırladığı şey gözlerini hafifçe araladığı, ve önündeki orkun ayağına saplayan aynı ok üzerine orkun dehşetle viyaklayarak olduğu yere ölü şekilde yığıldığıydı.

Horcoel uzaktan Gnorha’nın iki kez çığlığını duydu. İkinci çığlığından anlayabildiği kadarıyla böcayı ilk oka direnebilmişti. Ama ikinci oktan sonra yere düşmüştü. Belki de en sonunda ölmüştü.

Horcoel etrafına bakındığında surların seri bir şekilde boşaltılmakta olduğunu gördü. Yanındaki herkes gitmişti. Kaos ordusunun ön saflarında bir panik havası hakimdi. Bunun onları yavaşlatacağına hiç şüphesi yoktu.

Ve Urgonosh’un da, mancınıkların onu yavaşlatacağı konusunda şüphesi yoktu.

İkinci mancınık dalgası gelmişti. Alevler çevresini sararken Horcoel bir an için hiçbir şey göremedi. Ama tam önüne çok sert bir şey düşmüş ve alevler yüzünü yalamıştı. Silver hoşnutsuzla kişneyerek geriye çekildi.

"BENİM BU KURULAN KÃ?PRÃ? İÃ?İN BİR PLANIM VAR!"

Arkadan gelen tanıdık bir sesle dönüp baktığında Horcoel Hastlisch’i böceklerden birinin üzerine oturmuş bir halde gördü. İstediği gibi, yanına gelmişti.

Askerler suru hızla terk ederken Slach da sura yaklaşıyordu. Kapının tepesinde bir alev patlaması sonrasında parlak bir ışık gördü. Parlak ışığın biraz gerisinde de böcek üzerinde gnom duruyordu.

Cervantes, diğer askerlerin eşliğinde süvarilerin önünde duruyordu. V’ladhek, Celebnor, Yılmax ve Selemor hemen yanıbaşındaydılar.

Nakh ve Azazel ise Maximillian ve koboldlarla beraber kalmışlardı. Maximillian gergin bir teli dikkatlice bağlarken ikisi de şaşkınlıkla onu izliyorlardı. Gelen patlama dizisinden mancınıkların ikinci kez atış yaptıklarını anlamışlardı.

Bu sırada kalenin en tepesinde ise başka şeyler dönüyordu.

Cüppeli adam silkinerek Peter’ın elini omzundan attı. Sonra kara renkli bir el uzandı ve Peter’ın boynunu kavrayıp onu havaya kaldırdı. Narin görünmesine rağmen şaşırtıcı derecede güçlüydü. Cüppenin içinden iki kırmızı göz alevlenirken, başlığın dışına taşan beyaz saçları fark etti Peter.

“Defol başımdan insan! Seni fark etmemelerini sağladım, çünkü birilerinin burada olacak katliamı görmesi gerekiyordu! Ama bu senin yaşamak zorunda olduğun anlamına gelmez. Ã?eneni kapa ve gördüklerini yaz!”

Barra Qu’alaeruk, Peter’ı sertçe geriye doğru fırlattı. Peter gerisindeki duvara bindirince ciğerlerindeki hava boşaldı ve bir an için nefes alamadı. Kağıtları, kalemi ve diğer her şeyini yere düşünmüştü.

Surlardan ikinci bir patlama dizisi gelince drow hızla surlara döndü. Kapının üzerindeki alev yumağını gördüğünde ise fırtınalı gökte yankılanan tiz bir kahkaha patlattı. Ama kahkası, alevler çekildiğinde gördüğü parlak ışık ile boğazında kaldı.

“NE?! GEBERMİş OLMASI GEREKİYORDU! şİMDİYE ÇOKTAN GEBERMELİYDİ!!!”

Barra, ellerini öfkeyle yumruk yaptı. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

''İNANIN BANA BAYIM..şU ANDA İşE YARAYAN HER TÃ?RLÃ? FİKRE AÃ?IGIM'' dedi Horcoel yayını elinde sallarken..Yağmurun şiddetlenmesi ve kargaşa yüzünden birbirlerini zor duyuyorlardı..

''ANCAK Ã?NCELİKLE MANCINIKLAR KONUSUNDA YARDIMINIZI İSTEMEK İÃ?İN SİZİ BURAYA Ã?AGIRMIşTIM..MANCINIKLAR SURLAR ARKASINDAN ATEşLENİLECEK..BAşKA Ã?AREMİZ YOK..ONLARI YUKARDAN YÃ?NLENDİREN VE ATEş AÃ?ILARINDAN ANLAYABİLECEK KAPASİTEDE BİRİSİ LAZIM..şEY TABİ BU SIRADA KÃ?PRÃ?YÃ? UÃ?URSAK ODA FENA FİKİR DEğİL HANİ..''

Acı bir şekilde gülümsedi..Böyle bir durumda yapacak pek birşeyi kalmamıştı paladinin..Yerde çaresizce yatan kendisinden merhamet dilenen goblinin kanı temizlenmişti..Oysa ne pahasına..Acaba ondan bir farkım kalmadı mı diye düşündü bir an kendi kendisine..Cana karşılık can almıştı..Bu iyimiydi yoksa kötümü..Düşündü..Eğer onu durdurmasaydı bu savaşta orcları insan kanı dökmeleri için kışkırtacak ve apocalypsenin gazıyla kimbilir kaç masumun canını alacaktı..İşte o an düşünmeyi bıraktı paladin..En doğru şeyi yaptıgını biliyordu..

Herkezin surları boşalttıgına emin olana kadar surlarda kalacaktı..Kararlıydı..Surların en önünden bağrınmaya devam etti..Hazır karışıklık varken bu durumdan yararlanabildigi kadar yararlanmalı..Zaman kazanabildigi kadar kazanmalıydı..

''BU SİZE CENNETİN SADECE UFAK BİR UYARISIYDI..KOMUTANINIZ IşIGIN GÃ?CÃ?YLE DÃ?şTÃ?..ONU TAKİP EDENLER DE ONUNLA AYNI AKIBETE UğRAYACAKLARDIR..''
(Intimade)

Ardından başını gnoma çevirerek..''Onları ne kadar oyalayabileceğimi bilmiyorum efendi gnom..'' dedi soğukkanlı durmaya çalışarak..''Ancak elimden geleni yapacagım..Aşağıya inin ve beni bekleyin..Burası tehlikeli..''dedi koruyucu ve sevecen bir şekilde..Ardından gözüyle surların en saglam yerini aradı..En sağ kısmı..Sırtını dağa yaslıyor ve...

''Evet'' dedi kendi kendisine..''Buraya ateş ettiklerinde aşagıdaki halka isabet ettiremezler kayalar sagımızdan geçip gidecektir..Boşa atılan kayalar..Sınırlı erzak..Mükemmel..'' şovalyenin gözleri parıldadı bir anlıgına..

Hızla parıldayan atını en saga sürerken 7.ci..Yani son hançerini çıkarttı kayışından..7 hançer..Cennetin 7 kapısını simgelerdi hep onun için..ve 7cisi cennetin en güzel yerine açılırdı..Derlerdiki oraya giden birdaha gözükmezdi..Kaybolurdu..Demekki o kadar güzel bir yer olmalıydı..Gülümsedi..İçini garip bir huzur doldurmuştu..

''Silver..Son hançerimi de cennetin kutsallıgıyla parlat..Ve tam onu kayaya sapladıgımda ışıgını söndür..Bakalım bu numarayı yiyeceklermi..''

Horcoel hançeri yavaşça silver in başının arkasına dokundurdu ve gözlerini ışıgın yogunlugundan dolayı kamaşmaması için yumarak bekledi..Silver o sırada çoktan kendi ışıgını azaltmış ve yoketmeye başlamıştı şovalye gözünü açana kadar artık geriye sadece duvara saplı olan ışıl ışıl hançer kalacaktı..Surların en saglam kısmına saplı olan hançer..

Atını surların üzerinde sürerken duraksamadan bagırınıyordu..

''EN GÃ?Ã?LÃ? ATIşINI YAP KARANLIK BEN BURADAYIM..VE BENİ GEÃ?MEDEN BU KALEYE DOKUNAMAZSIN..''

Surların en köşesinden..Yani orclar tarafından degilde onkasaba insanları tarafından görülecek kısmından ilerliyordu bu sırada..Gözlerini yumdu ve planını anlatacak kadar zaman kazanmış olması için dua etti kendi kendisine..Umarım bu yemi yutarlar ve karanlıkta o parıldayan ışıgı kendisi sanıp oraya ateş açarlardı..

Ve şovalye atını aşagıya dogru sürdü..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Horkoel'in sözleri ile, zaten istediği gibi, daha güvenli olan surların altına doğru çekildi gnom. Yanında Pastör ve Schön hazır bekliyorlardı. Horkoel yine ışık oyunlarını yapıpta sözlerini ettikten sonra atıyla aşağıya inmeye başladı.

Onu diğer askerlerin arasında karşılamak yerine daha tepede durarak karşıladı. Diğer askerlerin arasında sadece kaybolacağını biliyordu. Kale kapısına çarpan bir diğer taş onu bir kere daha sarsarken Hastlisch bu surların bu şekilde ne kadar dayanabileceğini bir kere daha düşündü. Diğer kale duvarlarından daha sağlam ve mühendislik olarakta daha akıllıca yapılmışlardı. Horkoel'in bilmesi gereken buradaki ordununda aslında tüketilebileceğiydi. Küçük parmağı kalenin şehrin surlarının iki yanında nehre kadar uzanan dağın parçalrını göstererek konuşmaya başladı.

"Kalenin yanlarında, Horkoel, iki adet büyük tuzak var. Kocaman bir orduya karşı kullanılması için yapılmış ve çalıştıkları taktirde işe yarayacaklarından kesinlikle eminim."

Sonrasında ise arada surlar olmasa daha ilerideki mancınıkları gösterecek bir hizaya döndü küçük parmaklar.

"Bizim şu anda en büyük sorunumuz mancınıklar ve köprü. Köprü ile kocaman bir kulelerini kaybettiler ve zaten kulelerin bu yağmurlu havada nehir tarafındanda nemlendirilmiş ve o ağırlıklar için bataklık etkisi yapacak bu topraklarda fazla ilerleyebileceğini sanmıyorum."

Elleri önce mancınıkların koca kayaları ile ordu arasında kendini feda eden duvarı gösterdi ve sonrasında ise kapıyı.

"Bu ordunun bu duvarları geçmesi tek şansları mancınıklar ve kaba kuvvetleri ile taşları parçalamaları. Siz surlardan ok yağmurunuzu devam ettirdiğiniz sürece ise sadece mancınıklar bizim sorunumuz olacaktır. Ancak surlardan ayrıldığınız taktirde en büyük sorunuzmuz bu duvarları yıkmak için yüklenen adamlar olacaklrdır. Taşlara değil taşların arasındaki zayıf noktalara saldırarak bu duvarları rahatlıkla yıkabilirler."

Elleri bu sefer daha demin terk ettikleri surların tepelerini gösterdi.

"Orada kalmalısınız Sir Horkoel. Siz ve liderliğinizdeki bu ordu karşı ordunun bu surları geçmesini engellemeli."

Son sözlerini söylerken kendisinin sorduğu sorulara cevap vermeye tenezzül bile etmeyen ve onun üstünün ıslanmasına sebep olan Cervantes'e doğru baktı. Sonra gözleri yeniden Horkoele döndü. Bir süre gözlerine baktı ve,

"Bu yeni köprü tahtadan yapılma ve benim elimde değil yağmurda, nehirin altında bile yanabilecek bir sürü emek ve para harcanarak ürettiğim simyasallarım var."

Ellerini yeniden çuvalına daldırdı ve içinden daha demin Cervantesin ilgilenmediği karışımını çıkarttı. Koyu sıvı Hastlisch'in ellerinde hafif hafif sallandıkça ışık oyunlarıyla parlıyordu.

"Bu para, emek, alın teri ve uzun zamanımı harcayarak yaptığım karışımlar köprünün yanmasını ve kesinlikle sağlayacaklardır ve hatta mancınıkları bile durdurabilirler. Çok, çok emek ve para ile yapılmış karışımlar!"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Dekotta kendisine doğru gelen koca kayayı fark ettiğinde küfürü bastı. Kaçmak için yer aradı ama etrafında birsürü adam koyunlar gibi bekliyordu.

"LANET OLSUN, KAYA TEPEMİZE.. " dediğinde zaten dev kaya Dekotta'nın bulunduğu sura şiddetle çarpmıştı bile. Kayanın çarpışı ile sarsılan surun üzerinde kimse ayakta kalamamıştı. Kendisini yerde bulan karanlık rahip savaşın gidişatının pek de iyi olmadığını görüyordu. Bu surlar boşaltılmalıydı ama bu komutanlar ne yapıyordu ?

Tam o esnada komutanlardan emir geldi ve Dekotta'da daha önce hiçbir emre uymadığı hızla bu emre uymak için bu kadar istek duymamıştı. Başlarındaki adam bu emri duymuş olmalıydı, Dekotta hızla onu aradı ama bulamazsa ondan emir gelmesi için beklemek niyetinde değildi.

"HADİ Ãƒ?ABUK OLUN, BOşALTIN SURLARI" diye bağırırken Dekotta da surlardan aşağıya iniyordu ama bu iniş karmaşaya neden olabilirdi. O nedenle gurup komutanının ne diyeceğini, emirlerini bekliyordu. İkinci savunma hattı nerede oluşturulacaktı.

İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ ? diye bağırdı Dekotta hızla surlardan inerken. İkinci bir savunma hattı olmalıydı ve bu gurubun komutanı da bu hattın nerede olduğunu biliyor olmalıydı ama bu askerlere açıklanmamıştı.

"Aptal adamlar, savaş planını askerine anlatmazsan öldüğünde ne yapacağız ?" diye düşündü Dekotta ve bölük komutanının ölü olmaması için dua etti. Bu esnada gözleri surların arkasını tarıyor ve savunma yapmak için iyi bi yer arıyordu, en az kayıpla en çok zarar verebilecekleri bir yer. Ã?atılar bu iş için uygun görünüyordu ama oralarda geri çekilmek için elverişli değildi. Çok yüksek görünmeyen ve surları ve kapının girişini ok menziinde bulunduran bir yer aradı Dekotta'nın deneyimli gözleri.

"Keşke büyülerimi kullanabilseydim " diyed üşündü bir an rahip ama hayıflanmak için pek de uygun bir zaman değildi ve o da bunu uzun süre devam ettirmedi.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests