Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozanın aklında cevabu hazırdı. böyle bir şey olduğunu tahmin etmişti. " Hiç bir fikrim yok!" diye bildirdi, " Ama eğer bebeğe bakarsanız, kapının dışında bir şeyler konuşan barbar arkadaşlarımın yanına gidip sorarım, eğer handan çıktılarsa mutlaka görülmeliler" dedi ve bebeği, Ned'in kucağına bıraktı. Ayağa kalktı sakin adımlarla kapıya doğru ilerledi. Yavaş ve kararlı gidiyordu. acaba orada ne dedikodular dönüyordu?
ve sancı geç saatlerde...
Ulrak kafasını kaldırdığında şişko çocuğun uzaklaştığını fark etti. Ancak zırhlı züppe adam sanki onlar yokmuş gibi onlarla ilgilenmemişti bile. En azından şişman olan oradan ayrıldığında kendininde geçebileceği bir yer açılmıştı. Daha demin fark edilmemek isterken şimdi kendisi ile ilgilenmediği için adama kızması da kendisi fark etmesede aslında çok saçmaydı.
Annesinden aldığı, işleri yolunda gitmediğinde hep aksileşmeye başlayan bir karakteri vardı. Babasıda yorgun ve aç olduğunda huysuzlanırdı. şu anda Ulrak'ın işleri yolunda gitmemişti ve aç ve yorgundu ve daha da çok sinirlerini bozanbu önündeki zırhlı züppeydi.
O sırada kendisine yardım etmeye çalışan cüppeli pısırığı gördü. kuru bir
"Teşekkürler."
İle yetinebiledi sadece. Cuvalından yere bir şey düşmüşmü diye hızla yere baktı ve o sırada sinirleri bozuşduğunda hep yaptığuı gibi 10'a kadar saymaya başladı.
1... Yerde herhangi bir şey yoktu
2... şişko çocuk ilerideki yoldan dönmek üzereydi
3... Pısırık cüppeli konuştu
5... Hanın içinde pazardan da ağır bir ter kokusu vardı sanki. Yüzü biraz ekşidi
6... Mutfak olduğunu düşündüğü yerden elinde yemek dolu tabaklarla birileri çıktı
7... Yemekleri götürdüklerini düşündüğü masaya baktılar ve ardından şaşırdılar. Büyük ihtimalle birileri hesabı ödemedi yada masaya bir zarar gelmişti.
8... Cüppeli adam'ın arkasından geldiğini gördü. şaşkın iki kişide tanıdıkları olduğu belli başka birine sorular soruyorlardı.Bu ona kadar sayma gerçektende işe yarıyordu
9... Yemekleri getiren kişiler han sahibi olmasada onu kesinlikle nerede bulacağını biliyor olmalıydılar. Onlara doğru yöneldi.
10... Ulrak yüzünde bir gülümseme ile yemekli adama yakınlaştı. Sesinde bir karasızlık olduğu kesindi. Bu kadar kişi içinde kilodu çıkartmak istemiyordu.
"Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana."
Annesinden aldığı, işleri yolunda gitmediğinde hep aksileşmeye başlayan bir karakteri vardı. Babasıda yorgun ve aç olduğunda huysuzlanırdı. şu anda Ulrak'ın işleri yolunda gitmemişti ve aç ve yorgundu ve daha da çok sinirlerini bozanbu önündeki zırhlı züppeydi.
O sırada kendisine yardım etmeye çalışan cüppeli pısırığı gördü. kuru bir
"Teşekkürler."
İle yetinebiledi sadece. Cuvalından yere bir şey düşmüşmü diye hızla yere baktı ve o sırada sinirleri bozuşduğunda hep yaptığuı gibi 10'a kadar saymaya başladı.
1... Yerde herhangi bir şey yoktu
2... şişko çocuk ilerideki yoldan dönmek üzereydi
3... Pısırık cüppeli konuştu
4... Kapının yanındaki demirler biraz paslanmamı vardı ne!"Hadi artık içeri girelim, yorgunuz ve konuşacaklarımız var."
5... Hanın içinde pazardan da ağır bir ter kokusu vardı sanki. Yüzü biraz ekşidi
6... Mutfak olduğunu düşündüğü yerden elinde yemek dolu tabaklarla birileri çıktı
7... Yemekleri götürdüklerini düşündüğü masaya baktılar ve ardından şaşırdılar. Büyük ihtimalle birileri hesabı ödemedi yada masaya bir zarar gelmişti.
8... Cüppeli adam'ın arkasından geldiğini gördü. şaşkın iki kişide tanıdıkları olduğu belli başka birine sorular soruyorlardı.Bu ona kadar sayma gerçektende işe yarıyordu
9... Yemekleri getiren kişiler han sahibi olmasada onu kesinlikle nerede bulacağını biliyor olmalıydılar. Onlara doğru yöneldi.
10... Ulrak yüzünde bir gülümseme ile yemekli adama yakınlaştı. Sesinde bir karasızlık olduğu kesindi. Bu kadar kişi içinde kilodu çıkartmak istemiyordu.
"Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana."
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Onu öldürecek mi?
Ã?yle görünüyor.
Ama...Ama ölümü hak edecek ne yapmış ki o iri adam?
Bunu bilemezsin. Belki de ağır suçlar işlemiştir. Kendi hallerine bırak.
Ama kimseyi ölüme terk edemem ki?..
Bırak gitsin Trias! Yapabileceğin hiçbir şey yok. En iyisi sessizce dur ve önündeki dövüşün keyfini çıkar.
"Ben... Ben..."
Trias öylece durdu, gözlerini sımsıkı yumdu ve başını salladı. Böyle olmamalıydı, böyle olamazdı. Kimse ölmeyi hak edemezdi. Ne suç işlemiş olurlarsa olsunlar, böyle cezalandırılmamaları gerekirdi. Ama emindi. Trias, oklu adamın onu iri olanı öldürmeyeceğinden emindi. En fazla onu durdurmak için oklamış olabilirdi, değil mi?
Trias yavaş adımlarla yayı tutan adama yaklaşmaya başladı. "A-afedersiniz, o adamı ö-öldürmeyi dü-dü-düşünmüyorsunuz değil mi?" diye yine kısmen mırıltı halinde, kekeleyerek adama sordu adamın omzunu dürtüp.
SEN SALAKSIN TRİAS!!!
Ã?yle görünüyor.
Ama...Ama ölümü hak edecek ne yapmış ki o iri adam?
Bunu bilemezsin. Belki de ağır suçlar işlemiştir. Kendi hallerine bırak.
Ama kimseyi ölüme terk edemem ki?..
Bırak gitsin Trias! Yapabileceğin hiçbir şey yok. En iyisi sessizce dur ve önündeki dövüşün keyfini çıkar.
"Ben... Ben..."
Trias öylece durdu, gözlerini sımsıkı yumdu ve başını salladı. Böyle olmamalıydı, böyle olamazdı. Kimse ölmeyi hak edemezdi. Ne suç işlemiş olurlarsa olsunlar, böyle cezalandırılmamaları gerekirdi. Ama emindi. Trias, oklu adamın onu iri olanı öldürmeyeceğinden emindi. En fazla onu durdurmak için oklamış olabilirdi, değil mi?
Trias yavaş adımlarla yayı tutan adama yaklaşmaya başladı. "A-afedersiniz, o adamı ö-öldürmeyi dü-dü-düşünmüyorsunuz değil mi?" diye yine kısmen mırıltı halinde, kekeleyerek adama sordu adamın omzunu dürtüp.
SEN SALAKSIN TRİAS!!!
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Ned kucağına bebek tıkıştırılınca bir an şaşaladı ardından "Tamam!" dedi. "Burada bekliyorum."
Aynı anda hana yeni müşteriler girmişlerdi.
Ulrak arkasında Freor ile hancılara doğru ilerledi ve "Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana." diyerek neredeyse nefesi kesilircesine konuştu.
Balbo ona baktı ve "O benim!" dedi. Ama belli ki ona ayıracak zamanı yoktu o anda. "Bir masa seçip biraz bekle!" dedi. "Birazdan geleceğim. O zaman konuşuruz."
Ama Ulrak'ı doğru düzgün incelememişti bile. Her nedense Ulrak umursanmadığını hissetti. Ya da adamın o anda bir sıkıntısı olmalıydı.
Balbo yanında ki kardeşine döndü ve "Sen bekle bende ozanla gideceğim!" dedi.
Hızla Ozan'ın peşinden dışarıya yöneldi.
*
Ozan dışarıya çıkmıştı ki pazarın kalabalığının artık azalmaya başladığını gördü. Ama görünürde barbarlar yoktular. Sadece zırhlı bir adam kapının önünde durmuş bir yere bakıyordu...
Hafiften kilolu bir çocuk yandaki bir ara sokağa başını uzatmıştı. İşte zırhlı adam da bu çocuğa bakıyordu.
Derken çocuk sokağa girdi...
*
Trias sorusunu sorduğu anda adam döndü ve oku suratına doğrulttu. "Defol!" dedi. "Ölmek istemiyorsan defol buradan!"
Adamın delici bakışlarından bariz bir öfke okunuyordu. Sanki... sanki işinin bölünmesinden hiç hoşlanmamıştı.
Trias'ın ise yüreği şimdi ağzındaydı. Her an ağzına doğrultulmuş o okun üstüne kusabilecekmiş gibi hissediyordu.
Derken göz ucu ile iki adamın savaşının sertleştiğini gördü...
*
Khutai baltasını yukarıya doğru savurmuştu ki balta yine devasa kılıç ile çarpıştı. Diğer baltasına uzanmaya çalışıyordu ki adamın kılıcı ile buluşan balta kendisine doğru baskı yapınca iki eli ile baltasına destek olmak zorunda kaldı. Kahretsin! Bu adamın bu kadar iri olduğunu neden daha önceden fark etmemişti ki?
Adam ondan bile güçlüydü anlaşılan. Ã?ünkü iki eli ile tuttuğu baltasına rağmen kendisine doğru çok kuvvetli bir şekilde bastırıyordu. Diğer baltasına ulaşmayı bırak şimdi Khutai düşünemiyordu bile bunu yapmayı.
Grog ise sokağın başındaki oklu adamı fark etmişti o anda. Oklu adamın yayını dibindeki bir çocuğun ağzına doğrulttuğunu fark etmişti. Ã?ocuğun orda ne işi vardı? Ama Grog bunu bildiğini tahmin etti. Ã?ocuk onları kurtarmayı denemiş ama başarılı olamamış olmalıydı. Ã?ocuk onları kurtarmayı denerken ölümle burun buruna gelmişti şimdi...
Aynı anda hana yeni müşteriler girmişlerdi.
Ulrak arkasında Freor ile hancılara doğru ilerledi ve "Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana." diyerek neredeyse nefesi kesilircesine konuştu.
Balbo ona baktı ve "O benim!" dedi. Ama belli ki ona ayıracak zamanı yoktu o anda. "Bir masa seçip biraz bekle!" dedi. "Birazdan geleceğim. O zaman konuşuruz."
Ama Ulrak'ı doğru düzgün incelememişti bile. Her nedense Ulrak umursanmadığını hissetti. Ya da adamın o anda bir sıkıntısı olmalıydı.
Balbo yanında ki kardeşine döndü ve "Sen bekle bende ozanla gideceğim!" dedi.
Hızla Ozan'ın peşinden dışarıya yöneldi.
*
Ozan dışarıya çıkmıştı ki pazarın kalabalığının artık azalmaya başladığını gördü. Ama görünürde barbarlar yoktular. Sadece zırhlı bir adam kapının önünde durmuş bir yere bakıyordu...
Hafiften kilolu bir çocuk yandaki bir ara sokağa başını uzatmıştı. İşte zırhlı adam da bu çocuğa bakıyordu.
Derken çocuk sokağa girdi...
*
Trias sorusunu sorduğu anda adam döndü ve oku suratına doğrulttu. "Defol!" dedi. "Ölmek istemiyorsan defol buradan!"
Adamın delici bakışlarından bariz bir öfke okunuyordu. Sanki... sanki işinin bölünmesinden hiç hoşlanmamıştı.
Trias'ın ise yüreği şimdi ağzındaydı. Her an ağzına doğrultulmuş o okun üstüne kusabilecekmiş gibi hissediyordu.
Derken göz ucu ile iki adamın savaşının sertleştiğini gördü...
*
Khutai baltasını yukarıya doğru savurmuştu ki balta yine devasa kılıç ile çarpıştı. Diğer baltasına uzanmaya çalışıyordu ki adamın kılıcı ile buluşan balta kendisine doğru baskı yapınca iki eli ile baltasına destek olmak zorunda kaldı. Kahretsin! Bu adamın bu kadar iri olduğunu neden daha önceden fark etmemişti ki?
Adam ondan bile güçlüydü anlaşılan. Ã?ünkü iki eli ile tuttuğu baltasına rağmen kendisine doğru çok kuvvetli bir şekilde bastırıyordu. Diğer baltasına ulaşmayı bırak şimdi Khutai düşünemiyordu bile bunu yapmayı.
Grog ise sokağın başındaki oklu adamı fark etmişti o anda. Oklu adamın yayını dibindeki bir çocuğun ağzına doğrulttuğunu fark etmişti. Ã?ocuğun orda ne işi vardı? Ama Grog bunu bildiğini tahmin etti. Ã?ocuk onları kurtarmayı denemiş ama başarılı olamamış olmalıydı. Ã?ocuk onları kurtarmayı denerken ölümle burun buruna gelmişti şimdi...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
"Be-ben.. Ben..."
Yürü Trias! Kaç çabuk! Her zaman bulamazsın bu fırsatı!
Ama Trias korku dolu bir şekilde karşısındaki adama bakıyordu. Kıpırdayamıyordu bile. Tek kasını bile hareket ettiremiyordu.
"B-ben..."
Yardım etsin. Birisi lütfen yardım etsin!
Ama kimse yardım etmeyecekti. Ona yardım edecek kimsesi yoktu. Her şeyi kendi başına yapmak zorundaydı. Zorlukla yutkunup boğazını ıslattı. Kaşlarını çattı ve dilini şapırdattı. Sonra da gayet ciddi bir tavırla gözlerini adamın gözlerine dikip gözlerini kaçırmamaya uğraştı.
"Aklın varsa buradan kaç. Az önce kapıda itelediklerinin hepsi, bu ikisinin dostu. Arkandan gelen üç kişiyle mücadele etmek pek de hoş olmasa gerek sanırım, değil mi?" (Dalavere)
Lütfen! Lütfen işe yarasın!
Ah Trias...
Yürü Trias! Kaç çabuk! Her zaman bulamazsın bu fırsatı!
Ama Trias korku dolu bir şekilde karşısındaki adama bakıyordu. Kıpırdayamıyordu bile. Tek kasını bile hareket ettiremiyordu.
"B-ben..."
Yardım etsin. Birisi lütfen yardım etsin!
Ama kimse yardım etmeyecekti. Ona yardım edecek kimsesi yoktu. Her şeyi kendi başına yapmak zorundaydı. Zorlukla yutkunup boğazını ıslattı. Kaşlarını çattı ve dilini şapırdattı. Sonra da gayet ciddi bir tavırla gözlerini adamın gözlerine dikip gözlerini kaçırmamaya uğraştı.
"Aklın varsa buradan kaç. Az önce kapıda itelediklerinin hepsi, bu ikisinin dostu. Arkandan gelen üç kişiyle mücadele etmek pek de hoş olmasa gerek sanırım, değil mi?" (Dalavere)
Lütfen! Lütfen işe yarasın!
Ah Trias...
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
İlk önce söylendiği gibi oturuyorduki Balbo'nunda diğer adamın yanından gideceğini duyduğunda panikle ve hızla ayağa kalktı.
"Ama durun şey diyecektim..."
Sonra, daha tenha bir yerde, daha sakin bir Balbo ile konuşmanın daha iyi olacağını düşündü. Başını yana çevirdiğinde
Başını yana çevirdi ve Balbo'nun yanında gördüğü adama döndü. Elinde bir bebekle öylece kalmıştı sanki. Acaba onunla da konuşabilirmiydi. Ama Ferei ona özellikle Balbo demişti.
Oturduğu yerde huzursuz olmuştu. şu anda bir şey alacak ğparası yoktu ve hatta birde Balbodan yer isteyecekti. Ayakta beklese daha iyi olacaktı. En azında suçluluk duygusunu biraz bastıracaktı. Ã?ıkmazda kalmıştı dediği gibi otursamı daha iyi olacaktı yoksa ayakta beklesemi. Birde yanında bu cüppeli ve çocuk vardı. Ã?ocuk Balboyu en azından tanıdığını söylemişti. Adamdan çok çocuk konuştuğundan sesini çocuğa doğru uzattı.
"Siz buraya neden geldiniz peki?"
"Ama durun şey diyecektim..."
Sonra, daha tenha bir yerde, daha sakin bir Balbo ile konuşmanın daha iyi olacağını düşündü. Başını yana çevirdiğinde
Başını yana çevirdi ve Balbo'nun yanında gördüğü adama döndü. Elinde bir bebekle öylece kalmıştı sanki. Acaba onunla da konuşabilirmiydi. Ama Ferei ona özellikle Balbo demişti.
Oturduğu yerde huzursuz olmuştu. şu anda bir şey alacak ğparası yoktu ve hatta birde Balbodan yer isteyecekti. Ayakta beklese daha iyi olacaktı. En azında suçluluk duygusunu biraz bastıracaktı. Ã?ıkmazda kalmıştı dediği gibi otursamı daha iyi olacaktı yoksa ayakta beklesemi. Birde yanında bu cüppeli ve çocuk vardı. Ã?ocuk Balboyu en azından tanıdığını söylemişti. Adamdan çok çocuk konuştuğundan sesini çocuğa doğru uzattı.
"Siz buraya neden geldiniz peki?"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Freor delikanlının kolunu tutarak handan içeri girdi ve çocuğun da geldiğine emin olmak için arkasına baktı. Han pek kalabalık gibi gözükmüyordu, bir masada bir adam ve bir bebek, bir başka masada iki salem ve bir kapıdan çıkan ellerinde yemekler olan iki adam vardı. Freor'un kafasında soru işaretleri oluşmakta gecikmedi:
Bir bebek handa ne arıyor olabilir? Annesi nerede bunun? Neden bebeğin olduğu masada bu kadar tabak var? Salemlerin burada işi ne? Salemlerin sudan bu kadar uzakta işi ne? Bu iki adam hancı mı?
Onların hancı olduğunu anlamakta gecikmedi Freor, çünkü birisi etrafına bakındıktan sonra feryat etti:
"Ã?creti ödemeden gitmişler!" dedi, boş bir masaya bakarak.
Salemlerin masasın ilerleyen hancı bebekli adama yaklaşarak "Ne zaman gittiler biliyor musun İnulûen?" diye sordu.
Ne kadar ilginç bir isim, İnulüen.. Demek bu şehirde hırsızlık başlamış, hem de handa, insanların gözü önünde..
"Hiç bir fikrim yok!" demişti İnulüen, "Ama eğer bebeğe bakarsanız, kapının dışında bir şeyler konuşan barbar arkadaşlarımın yanına gidip sorarım, eğer handan çıktılarsa mutlaka görülmeliler" Sonra da bebeği adamın kucağına tutuşturup kararlı adımlarla kapıya doğru yürüdü.
Herhalde dışarıda yere eğilmişken geçen iki adamı kastetti barbar arkadaşlarından bahsederken. Yoksa onlar mıydı ücreti ödemeden gidenler? Eğer onlarsa yüzlerini bile görmedim. Ã?ıkıp ben de mi bakmalıyım yoksa bir masaya çöküp sormam gerekenleri mi sormalıyım? Nasıl olsa kaçacak değiller ya, gidip bir bakıvereyim.
Hancı "Tamam, burada bekliyorum!" diyerek onayladı.
Ã?ocuğa gelmeyi isteyip istemediğini sorarcasına elini uzattı ve baktı. Delikanlıya sormadı bile, çünkü hancılara yaklaşmayı planlıyor gibiydi ve gelmek isterse zaten gelirdi. Gelseler de gelmeseler de İnulüen'in arkasından yürüyüp dışarıda ne olduğuna bir bakıverecekti. Ne kadar uzun sürebilirdi ki? Bu sırada delikanlının sesini duydu:
"Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana."
Demek ki adam handa işi olduğu konusunda kısmen de olsa haklıymış ama pek acil olduğu söylenemez. Gerçi buna şu an karar veremezdi. Belki onunla özel konuşmak istediği başka şeyler vardır.
"O benim!" diye cevap verdi Balbo. Ã?ocuğun bahsettiği Balbo Amca bu olmalıydı. Belki hafızasını zorlarsa kendisi de hatırlayabilirdi çcukluğundan anılarını. "Bir masa seçip biraz bekle! Birazdan geleceğim. O zaman konuşuruz." diye ekledi ve İnulüen'in (Ne garip bir isim..) arkasından giderken diğer hancıya "Sen bekle bende ozanla gideceğim!" dedi.
"Ama durun şey diyecektim..." diye itiraz etmeye çalıştı delikanlı ama Balbo zaten gidiyordu ve büyük ihtimalle de duymamıştı.
Demek bu İnulüen bir ozanmış. Ama ozanların çocukları olduğunu sanmazdım. Gayri meşru olanlar hariç tabii. Belki de yerleşik bir ozandır, handa şarkı söylüyordur. Hancıyı da bu yüzden tanıyor olmalı. Barbar arkadaşlar nereden geliyor öyleyse? Barbarların yerleşik olacağına pek ihtimal vermiyordu. Belki hanın korumalarıydılar. Tabii ya! Bu yüzden bu kadar tanıyorlar birbirlerini. Ama o zaman niye onlardan barbar arkadaşlarım diye bahsetti? Belki bir samimiyet sözüdür. Hey, gidiyorlar! Onları takip edeyim mi yoksa burada mı kalayım? Burada yapacak bir şey yok. Balbo da dıaşrı çıktı, kaçıracağım bir şey yok.
Freor kararını vermişti ve gidecekti. Gitmeden önce delikanlıyla çocuğa baktı, gelmek isteyip istemediklerini sorarcasına. Bu sırada delikanlı onlara "Siz buraya neden geldiniz peki?" diye sordu. Ama Freor'un aklı dışarıdaydı, sorunun anlamına bile dikkat etmemişti.
"Bunu daha sonra oturduğumuzda konuşuruz ama şimdi dışarı çıkmalıyız. Herhalde ücreti ödemeyen adamlar bizim yanımızdan geçenlerdi ve zaten Balbo da oraya gitti."
Pek ikna edici olduğunu düşünmüyordu Freor, ama onlar gelmese de dışarı bakacaktı.
Freor çocuğa baktı. Bu yaşına göre oldukça bilge davranan çocuğun tepkisi neydi bu duruma acaba? Girdiklerinden beri bir şey söylememişti.
//Roller birleştirildi...
Bir bebek handa ne arıyor olabilir? Annesi nerede bunun? Neden bebeğin olduğu masada bu kadar tabak var? Salemlerin burada işi ne? Salemlerin sudan bu kadar uzakta işi ne? Bu iki adam hancı mı?
Onların hancı olduğunu anlamakta gecikmedi Freor, çünkü birisi etrafına bakındıktan sonra feryat etti:
"Ã?creti ödemeden gitmişler!" dedi, boş bir masaya bakarak.
Salemlerin masasın ilerleyen hancı bebekli adama yaklaşarak "Ne zaman gittiler biliyor musun İnulûen?" diye sordu.
Ne kadar ilginç bir isim, İnulüen.. Demek bu şehirde hırsızlık başlamış, hem de handa, insanların gözü önünde..
"Hiç bir fikrim yok!" demişti İnulüen, "Ama eğer bebeğe bakarsanız, kapının dışında bir şeyler konuşan barbar arkadaşlarımın yanına gidip sorarım, eğer handan çıktılarsa mutlaka görülmeliler" Sonra da bebeği adamın kucağına tutuşturup kararlı adımlarla kapıya doğru yürüdü.
Herhalde dışarıda yere eğilmişken geçen iki adamı kastetti barbar arkadaşlarından bahsederken. Yoksa onlar mıydı ücreti ödemeden gidenler? Eğer onlarsa yüzlerini bile görmedim. Ã?ıkıp ben de mi bakmalıyım yoksa bir masaya çöküp sormam gerekenleri mi sormalıyım? Nasıl olsa kaçacak değiller ya, gidip bir bakıvereyim.
Hancı "Tamam, burada bekliyorum!" diyerek onayladı.
Ã?ocuğa gelmeyi isteyip istemediğini sorarcasına elini uzattı ve baktı. Delikanlıya sormadı bile, çünkü hancılara yaklaşmayı planlıyor gibiydi ve gelmek isterse zaten gelirdi. Gelseler de gelmeseler de İnulüen'in arkasından yürüyüp dışarıda ne olduğuna bir bakıverecekti. Ne kadar uzun sürebilirdi ki? Bu sırada delikanlının sesini duydu:
"Balbo beyi arıyordum. Hu Mirearn'ın kızı Ferei burada kalabileceğim bir yer bulabileceğimi söylenmişti bana."
Demek ki adam handa işi olduğu konusunda kısmen de olsa haklıymış ama pek acil olduğu söylenemez. Gerçi buna şu an karar veremezdi. Belki onunla özel konuşmak istediği başka şeyler vardır.
"O benim!" diye cevap verdi Balbo. Ã?ocuğun bahsettiği Balbo Amca bu olmalıydı. Belki hafızasını zorlarsa kendisi de hatırlayabilirdi çcukluğundan anılarını. "Bir masa seçip biraz bekle! Birazdan geleceğim. O zaman konuşuruz." diye ekledi ve İnulüen'in (Ne garip bir isim..) arkasından giderken diğer hancıya "Sen bekle bende ozanla gideceğim!" dedi.
"Ama durun şey diyecektim..." diye itiraz etmeye çalıştı delikanlı ama Balbo zaten gidiyordu ve büyük ihtimalle de duymamıştı.
Demek bu İnulüen bir ozanmış. Ama ozanların çocukları olduğunu sanmazdım. Gayri meşru olanlar hariç tabii. Belki de yerleşik bir ozandır, handa şarkı söylüyordur. Hancıyı da bu yüzden tanıyor olmalı. Barbar arkadaşlar nereden geliyor öyleyse? Barbarların yerleşik olacağına pek ihtimal vermiyordu. Belki hanın korumalarıydılar. Tabii ya! Bu yüzden bu kadar tanıyorlar birbirlerini. Ama o zaman niye onlardan barbar arkadaşlarım diye bahsetti? Belki bir samimiyet sözüdür. Hey, gidiyorlar! Onları takip edeyim mi yoksa burada mı kalayım? Burada yapacak bir şey yok. Balbo da dıaşrı çıktı, kaçıracağım bir şey yok.
Freor kararını vermişti ve gidecekti. Gitmeden önce delikanlıyla çocuğa baktı, gelmek isteyip istemediklerini sorarcasına. Bu sırada delikanlı onlara "Siz buraya neden geldiniz peki?" diye sordu. Ama Freor'un aklı dışarıdaydı, sorunun anlamına bile dikkat etmemişti.
"Bunu daha sonra oturduğumuzda konuşuruz ama şimdi dışarı çıkmalıyız. Herhalde ücreti ödemeyen adamlar bizim yanımızdan geçenlerdi ve zaten Balbo da oraya gitti."
Pek ikna edici olduğunu düşünmüyordu Freor, ama onlar gelmese de dışarı bakacaktı.
Freor çocuğa baktı. Bu yaşına göre oldukça bilge davranan çocuğun tepkisi neydi bu duruma acaba? Girdiklerinden beri bir şey söylememişti.
//Roller birleştirildi...
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Grog hemen bulunduğu yerden fırladı,sokağın başındaki adamın ve çocuğun olduğu yöne doğru koturmaya başladı.
Barbar, adamı bir an önce durdurmalıydı çocuğun öldürülmesi an meselesiydi.Barbar elinden geldiğince hızlı bir şekilde koşuyordu adamın üzerine atlayıp çocuğu vurmasını engelleyecekti.Grog sağ eliyle elinden geldiğince hızlı bir şekilde baltasına uzandı ve kınından çıkardı.
Barbar şimdi olabildiğince hızlı çocuğa zarargelmeyecek şekilde adamın üzerine atıldı.
Barbar, adamı bir an önce durdurmalıydı çocuğun öldürülmesi an meselesiydi.Barbar elinden geldiğince hızlı bir şekilde koşuyordu adamın üzerine atlayıp çocuğu vurmasını engelleyecekti.Grog sağ eliyle elinden geldiğince hızlı bir şekilde baltasına uzandı ve kınından çıkardı.
Barbar şimdi olabildiğince hızlı çocuğa zarargelmeyecek şekilde adamın üzerine atıldı.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai öfkeyle baltasını savurmuştu ki hamlesi engellendiğinde bir an şaşırdı.Ardından kılıcın baskısı artmaya devam edince tüm gücüyle itmeye çalıştı kılıcı. Fakat omzundaki yaranın acısı dayanılmaz olduğundaysa Khutai ani bir öfke patlamasıyla bastı küfrü...
"Anan bi mardukla mı yattı piç herif"
Khutai adamın gözlerinin içine nefretle bakıyordu.Aslında gücü karşısında hayranlık duyuyordu ama bundan etkilenecekte değildi.Khutai tüm kaslarını gerip öne doğru hafifçe yüklenmeye başladığı anda önce sağ ayağını ardından sol ayağını yerde zorla sürerek vücudunu doğrultmaya çalıştı.Fakat bunu yapmak oldukça zordu ve bu herifin pis suratı Khutai dahada fazla kızdırmaya başlamıştı.
"Güçlü olabilirsin ama sen bir insansın hemde anası marduklara veren bir piç kurususun!!!"
Khutai tüm kızgınlığına rağmen sinsi bir gülümseme takındı suratına ve dirseklerini hafifçe kırarak rakibin üzerine doğru abandı.Khutai ardından sağa ve sola esneyerek rakibin dengesini kontrol etmeyi de ihmal etmemişti.Baltayı kavrayan parmakların boğumlarıysa bembeyaz olmuştu zorlanmaktan."Ahhh lanet olası Horn başka biri yok muydu bu herifi çıkardın karşıma? " diye geçiriyordu kafasından Khutai.Tanrısının adı Khutai"a bir an güç verir gibi olmuştu.Yoksa Khutai"a mı böyle gelmişti ?Düşünecek yer değildi ve Khutai bu hisle bir kez daha abandı rakibin üzerine.Artık Khutai"ın tüm vücudu zorlanmaktan kızarmış kasları boğum boğum şişmişti.Boynundaki damarlar ise vücudundaki adrenalin ile parmak gibi olmuştu..Alnından boncuk boncuk süzülen terler ise Khutai kızdırmaya devam ediyordu.
"Hıırrggrreagg!"
Khutai dişlerini sıkmış hırlıyordu adamın gözlerine öfkeyle bakarken...
"lanet olası piç kurusu!!!Anan neyle besliyor seni haaa???"
"Anan bi mardukla mı yattı piç herif"
Khutai adamın gözlerinin içine nefretle bakıyordu.Aslında gücü karşısında hayranlık duyuyordu ama bundan etkilenecekte değildi.Khutai tüm kaslarını gerip öne doğru hafifçe yüklenmeye başladığı anda önce sağ ayağını ardından sol ayağını yerde zorla sürerek vücudunu doğrultmaya çalıştı.Fakat bunu yapmak oldukça zordu ve bu herifin pis suratı Khutai dahada fazla kızdırmaya başlamıştı.
"Güçlü olabilirsin ama sen bir insansın hemde anası marduklara veren bir piç kurususun!!!"
Khutai tüm kızgınlığına rağmen sinsi bir gülümseme takındı suratına ve dirseklerini hafifçe kırarak rakibin üzerine doğru abandı.Khutai ardından sağa ve sola esneyerek rakibin dengesini kontrol etmeyi de ihmal etmemişti.Baltayı kavrayan parmakların boğumlarıysa bembeyaz olmuştu zorlanmaktan."Ahhh lanet olası Horn başka biri yok muydu bu herifi çıkardın karşıma? " diye geçiriyordu kafasından Khutai.Tanrısının adı Khutai"a bir an güç verir gibi olmuştu.Yoksa Khutai"a mı böyle gelmişti ?Düşünecek yer değildi ve Khutai bu hisle bir kez daha abandı rakibin üzerine.Artık Khutai"ın tüm vücudu zorlanmaktan kızarmış kasları boğum boğum şişmişti.Boynundaki damarlar ise vücudundaki adrenalin ile parmak gibi olmuştu..Alnından boncuk boncuk süzülen terler ise Khutai kızdırmaya devam ediyordu.
"Hıırrggrreagg!"
Khutai dişlerini sıkmış hırlıyordu adamın gözlerine öfkeyle bakarken...
"lanet olası piç kurusu!!!Anan neyle besliyor seni haaa???"
Horn ölüleri say!!!!!
Alnındaki teri giysisi ile silerken buranın ter kokan havası onu bunaltmaya başlamıştı. Dışarıdaki sıcağa rağmen en azından rüzgar vardı. Oysa ki şimdi burada dururken gerçekten de ne kadar terlediğini daha iyi anlıyordu.
"Dursana nereye gidiyorsun. Sence oraya giderken sadece o ince adamı almasının bir sebebi olamaz mı? şimdi senin oraya gitmen garip karşılanmaz mı?"
Ancak yinede direkt bir yöntem ugulamasalar da olurdu. Yanlarında bebekle baş başa kalmış adama baktı. Elinde bir bebekle kalakalmıştı. Aslında dışarı çıkmak iyi olacaktı. Burası havasızdı ve dışarıda gerçekten Balbonun başına bir şey gelebilirdi. Bu kadar bel bağladığı bir adamın başına bir şey gelsin istemezdi. Sadece oraya çıktığında ne yapabieceğini bilmiyordu. Çok demir dövmüştü ama kavgalarda daha çok duvar görevi görürüdü. şimdiye kadar kimseye adam gibi yumruk attığını bile hatırlamıyordu.
"En azından uzaktan bir bakalım işin aslı neymiş. Bir sorun çıkarsa o zaman müdahale ederiz."
Gerçi bu zayıf adam içinde bir süpriz bir canavar barındırmıyorsa pekte müdahale edecek gibi gözükmüyordu. Kendiside kavga etmeye pek gönüllü değildi. Onun hayatında başka bir amacı vardı. Gerçi bu amacın içinde de dövüş ve kavga yer alıyordu ama bu kadar... Belkide kavga çıkmazdı. Neden aklına sürekli kavgaları getiriyorduki?
"Ã?ocuk! Bari sen burada dur."
Elinden bıraktığı cüppeli adamın çoktan kapının yolunu tutmuştu. Onun ardından giderken telaşlı bir heyecanla çuvalının iplerini çözmeye çalışıyordu. Titreyen elleriyle bunu yapması ne kadar da zordu. Bu gerçektende korkuydu, bilinmezliğin korkusu hemde bilmediği bir yerde gittiği bir bilinmezlik, ama bir taraftanda açık havaya çıkmanın rahatlığını hissediyordu içinde.
Yanlarından geçen adamlar. Onları tam olarak görememişti, belki onlar olabilirdi. Ancak yinede burada ne olduğunu dahi bilmeden hareket edebilecek en son kişiler onlardı. Eli cüppelinin kolunu sardı ve adamı kendine yakınlaştırdı. Dibine çektiği adamın yüzüne yüzünü yaklaştırıp kısk sesle,"Bunu daha sonra oturduğumuzda konuşuruz ama şimdi dışarı çıkmalıyız. Herhalde ücreti ödemeyen adamlar bizim yanımızdan geçenlerdi ve zaten Balbo da oraya gitti."
"Dursana nereye gidiyorsun. Sence oraya giderken sadece o ince adamı almasının bir sebebi olamaz mı? şimdi senin oraya gitmen garip karşılanmaz mı?"
Ancak yinede direkt bir yöntem ugulamasalar da olurdu. Yanlarında bebekle baş başa kalmış adama baktı. Elinde bir bebekle kalakalmıştı. Aslında dışarı çıkmak iyi olacaktı. Burası havasızdı ve dışarıda gerçekten Balbonun başına bir şey gelebilirdi. Bu kadar bel bağladığı bir adamın başına bir şey gelsin istemezdi. Sadece oraya çıktığında ne yapabieceğini bilmiyordu. Çok demir dövmüştü ama kavgalarda daha çok duvar görevi görürüdü. şimdiye kadar kimseye adam gibi yumruk attığını bile hatırlamıyordu.
"En azından uzaktan bir bakalım işin aslı neymiş. Bir sorun çıkarsa o zaman müdahale ederiz."
Gerçi bu zayıf adam içinde bir süpriz bir canavar barındırmıyorsa pekte müdahale edecek gibi gözükmüyordu. Kendiside kavga etmeye pek gönüllü değildi. Onun hayatında başka bir amacı vardı. Gerçi bu amacın içinde de dövüş ve kavga yer alıyordu ama bu kadar... Belkide kavga çıkmazdı. Neden aklına sürekli kavgaları getiriyorduki?
"Ã?ocuk! Bari sen burada dur."
Elinden bıraktığı cüppeli adamın çoktan kapının yolunu tutmuştu. Onun ardından giderken telaşlı bir heyecanla çuvalının iplerini çözmeye çalışıyordu. Titreyen elleriyle bunu yapması ne kadar da zordu. Bu gerçektende korkuydu, bilinmezliğin korkusu hemde bilmediği bir yerde gittiği bir bilinmezlik, ama bir taraftanda açık havaya çıkmanın rahatlığını hissediyordu içinde.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
"Dursana nereye gidiyorsun. Sence oraya giderken sadece o ince adamı almasının bir sebebi olamaz mı? şimdi senin oraya gitmen garip karşılanmaz mı?" demişti delikanlı iyice yakınlaşarak. Freor uzaklık bozulmadan hemen önce cevapladı adamı:
"Birazdan hancı hesabı ödemeyen adamları yakaladığında bütün pazar oraya toplanacak. Onların arasında garip karşılanacağımızı sanmıyorum."
Adam gelmeyeceğine göre çocukla beraber gidecekti -tabii o da gelmeyi istemezse başka. Her ne olursa olsun olayı görmek istiyordu Freor, onu pek ilgilendirmese de. Her zaman meraklı omuş, bir şeyleri araştırmıştı. Bir içgüdü gibiydi bu, gizemli şeyler mıknatıs gibi çekiyordu onu. Faydalı olup olmadığını ise olayın sonucu söyleyecekti. "Merak kediyi öldürür." sözündeki gibi olmamasını diledi.
Freor tam yolu adımlamaya başlamıştı ki delikanlı onu şaşırtarak; "En azından uzaktan bir bakalım işin aslı neymiş. Bir sorun çıkarsa o zaman müdahale ederiz." dedi ve ona katıldı. Görünüşe göre fkrini değiştirmişti. Acaba nedeni neydi. Müdahale etmekten bahsettiğine göre Freor gibi düşünmüyordu.
"Ben müdahale etmeyi pek düşünmüyorum ama.." dedi alçak sesle, delikanlıdan çok kendisine. O iri yapılıydı tabii ve hancıyla da işi vardı. Ama Freor'un ne hancıyla işi vardı -yemek ve içki sayılmazsa- ne de olaylara bulaşmaktan korkmayacak kadar iri yapılıydı. Kendisini savunmak için tek bir büyüsü vardı, onu da pek iyi beceremiyordu. Dövüş alanındaki stresin işleri kolaylaştıracağını pek sanmıyordu.
Deliaknlının peşinden geldiğini hissederken onun sesini duydu: "Ã?ocuk! Bari sen burada dur."
Gelmesini neden istememişti ki? Adama itiraz edip çocuğa gelebileceğini söyleyecekti ki durdu. Bunu daha önce de yapmamıştı. Delikanlı muhafıza yalan söylediğinde de belki bir bildiği vardır diyerek yalannı açığa çıkarmamıştı. Belki bir bildiği vardı, bu yüzden sadece çocuğa bakmakla yetindi. Eğer gelmek isterse zaten gelir, diye düşündü, o iri kıyım delikanlının sözü onu burada tutmaya yetmez.
Ã?ocuk gelse de gelmese de dışarı çıkmay kafasına koymuştu Freor, güvenli olduğunu düşündüğü adımlarla ilerleyecek ve dışarı çıkıp neler olduğuna bakacaktı sadece -ne kadar kötü olabilirdi ki?
"Birazdan hancı hesabı ödemeyen adamları yakaladığında bütün pazar oraya toplanacak. Onların arasında garip karşılanacağımızı sanmıyorum."
Adam gelmeyeceğine göre çocukla beraber gidecekti -tabii o da gelmeyi istemezse başka. Her ne olursa olsun olayı görmek istiyordu Freor, onu pek ilgilendirmese de. Her zaman meraklı omuş, bir şeyleri araştırmıştı. Bir içgüdü gibiydi bu, gizemli şeyler mıknatıs gibi çekiyordu onu. Faydalı olup olmadığını ise olayın sonucu söyleyecekti. "Merak kediyi öldürür." sözündeki gibi olmamasını diledi.
Freor tam yolu adımlamaya başlamıştı ki delikanlı onu şaşırtarak; "En azından uzaktan bir bakalım işin aslı neymiş. Bir sorun çıkarsa o zaman müdahale ederiz." dedi ve ona katıldı. Görünüşe göre fkrini değiştirmişti. Acaba nedeni neydi. Müdahale etmekten bahsettiğine göre Freor gibi düşünmüyordu.
"Ben müdahale etmeyi pek düşünmüyorum ama.." dedi alçak sesle, delikanlıdan çok kendisine. O iri yapılıydı tabii ve hancıyla da işi vardı. Ama Freor'un ne hancıyla işi vardı -yemek ve içki sayılmazsa- ne de olaylara bulaşmaktan korkmayacak kadar iri yapılıydı. Kendisini savunmak için tek bir büyüsü vardı, onu da pek iyi beceremiyordu. Dövüş alanındaki stresin işleri kolaylaştıracağını pek sanmıyordu.
Deliaknlının peşinden geldiğini hissederken onun sesini duydu: "Ã?ocuk! Bari sen burada dur."
Gelmesini neden istememişti ki? Adama itiraz edip çocuğa gelebileceğini söyleyecekti ki durdu. Bunu daha önce de yapmamıştı. Delikanlı muhafıza yalan söylediğinde de belki bir bildiği vardır diyerek yalannı açığa çıkarmamıştı. Belki bir bildiği vardı, bu yüzden sadece çocuğa bakmakla yetindi. Eğer gelmek isterse zaten gelir, diye düşündü, o iri kıyım delikanlının sözü onu burada tutmaya yetmez.
Ã?ocuk gelse de gelmese de dışarı çıkmay kafasına koymuştu Freor, güvenli olduğunu düşündüğü adımlarla ilerleyecek ve dışarı çıkıp neler olduğuna bakacaktı sadece -ne kadar kötü olabilirdi ki?
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Hita - Ku Oen
Hurnopen Kandras Köyü
Kırlar içindeki çadırlar... Ã?adırların arasında ki o sessiz rüzgâr... Rüzgârın getirdiği ölü uğultu!
Ã?ıplak ayaklar çimenlere basarken donuk bakışlar bir an gökyüzüne yöneldi ve "Bu.da!" diyen kelimeler yarım bir ortak lisan ile ortaya döküldü.
Kemik kaplı, üzeri kafa tasları ile donatılmış olan bir asa yavaşça sallandı. Asanın üzerine bağlanmış olan dört adet zil şıngırdadı. "Gidddd!"
Ã?ıplak ayaklar öne arkaya hareketlendi ve bir ölüm dansı kırları içine alan rüzgârı yararak ilerledi.
"Gidddd!"
Ã?adırlardan çıkan çıplak ayaklar ve onların sahipleri çimenler üzerinde ilerledi ve yıllar öncesinde toplanmış olan Kosss otları tek tek rüzgârı bölen dansın, dansı yapanın etrafına döküldü, bir çember ile dans eden beden kuşatıldı.
Gök yüzüne kalkmış dans eden bedene eşlik edercesine çanlarını sallayan asa durdu ve asadan yayılan kızıl bir ışık bedenin üzerinden dört bir yana uzanmaya başladı.
Herkesin kullandığı dilde, ortak lisanda dökülen o sözler yeniden dans edenden duyuldu. "Gel.yo!"
Kosss otlarını döken varlıklardan ses yankılandı.
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
Rüzg'ar dansın etrafını sardı ve bir hortum gibi onu kuşattı. Kızıl ışık form değiştiren rüzgârla buluştu ve... ve rüzgâr durdu.
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
Kosss otlarından oluşan dairenin ortası artık boştu...
Esteria - Meleran
Ayrı Gayrı Hanı
Ozan tam Asgard'a sorusunu sormuştu ki Balbo handan çıktı ve "Nereye gittiler? Gördün mü?" diye sordu.
Asgard yeni gelen üzerine soruyu cevaplamaya fırsat bulamamıştı. Tam yeniden cevaplayacaktı ki bu sefer handan iki kişi daha çıktı. Bunlar az önce kapıda karşılaştığı adamlardı. Hana girmişlerdi ama neredeyse hana girmeleri ile çıkmaları bir olmuştu.
Hancı Balbo neredeyse kızgın şekilde arkasından dışarıya çıkanlara baktı ve "Neden gidiyorsunuz?" diye sordu. "Ned size yardımcı olacaktı. Bir masaya otursaydınız ya?"
Ulrak da Freor da adamın canının çok sıkkın olduğunu fark ettiler.
*
Khutai'nin hakaretlerinden kızarıp moraran adam daha da sert bastırmaya başladı ama kendi kendisini ateşleyen Khutai şimdi toparlanmıştı ve daha fazla bastırıyordu. şimdi ikisi de neredeyse eşit durumdaydılar.
Oku neredeyse Trias'ın ağzına sokacak olan adam ona baktı ve "Sende kapıdaydın sende mi onun dostusun?" dedi.
Ama oku halen Trias'a doğru tutarken başını uzatıp sokaktan dışarıya bakmayı da ihmal etmedi.
O sırada gözleri kocaman açıldı ve "Haklısın!" dedi. "Hepsi ordalar ve konuşuyorlar. Üstelik hancıyı da aralarına katmışlar..."
Bir küfür etti. Küfür ederken okunu Trias'ın ağzından çekiyordu ki tam o sırada bir haykırış duyuldu ve kendisini son anda yana attı.
Grog hızla Trias'ın üzerine kapaklanırken adam yayını ve okunu elinden düşürmüş ve yana kaçmıştı. Adam şimdi ayakta, yerde ki iki adamın üzerinde dikiliyordu. Ama belli ki bu ani saldırı karşısında şaşırmıştı. Ayrıca da oku tam Grog'un önüne düşmüştü. Grog ise baltasını çekmiş ve eline almıştı. Trias... Trias Grog'un altında kalmıştı ve tüm kemikleri sızlamaya başlamıştı işte şimdi...
Hanın önünde durmakta olanlar; Ulrak, Freor, Ozan, Asgard ve Balbo bu haykırışı ve gümbürtüyü duydular. Ama ondan da önce Ozan sokaktan başını uzatan adamı görmüştü. Tek gören oydu ve adamı tanımıştı. Handaki iki adamdan birisi, zayıf olanıydı bu adam...
Grog daha yeni yere düşmüştü ki bakışlarını üzerinde dikilmekte olan adama kaldırdı ve adamın elini cebine daldırmış bir şey aramakta olduğunu gördü. Altında ki, kendisine yardım ederken hayatı tehlikeye giren gencin inlemeleri de cabasıydı...
Hurnopen Kandras Köyü
Kırlar içindeki çadırlar... Ã?adırların arasında ki o sessiz rüzgâr... Rüzgârın getirdiği ölü uğultu!
Ã?ıplak ayaklar çimenlere basarken donuk bakışlar bir an gökyüzüne yöneldi ve "Bu.da!" diyen kelimeler yarım bir ortak lisan ile ortaya döküldü.
Kemik kaplı, üzeri kafa tasları ile donatılmış olan bir asa yavaşça sallandı. Asanın üzerine bağlanmış olan dört adet zil şıngırdadı. "Gidddd!"
Ã?ıplak ayaklar öne arkaya hareketlendi ve bir ölüm dansı kırları içine alan rüzgârı yararak ilerledi.
"Gidddd!"
Ã?adırlardan çıkan çıplak ayaklar ve onların sahipleri çimenler üzerinde ilerledi ve yıllar öncesinde toplanmış olan Kosss otları tek tek rüzgârı bölen dansın, dansı yapanın etrafına döküldü, bir çember ile dans eden beden kuşatıldı.
Gök yüzüne kalkmış dans eden bedene eşlik edercesine çanlarını sallayan asa durdu ve asadan yayılan kızıl bir ışık bedenin üzerinden dört bir yana uzanmaya başladı.
Herkesin kullandığı dilde, ortak lisanda dökülen o sözler yeniden dans edenden duyuldu. "Gel.yo!"
Kosss otlarını döken varlıklardan ses yankılandı.
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
Rüzg'ar dansın etrafını sardı ve bir hortum gibi onu kuşattı. Kızıl ışık form değiştiren rüzgârla buluştu ve... ve rüzgâr durdu.
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
"Gel.yo!"
Kosss otlarından oluşan dairenin ortası artık boştu...
Esteria - Meleran
Ayrı Gayrı Hanı
Ozan tam Asgard'a sorusunu sormuştu ki Balbo handan çıktı ve "Nereye gittiler? Gördün mü?" diye sordu.
Asgard yeni gelen üzerine soruyu cevaplamaya fırsat bulamamıştı. Tam yeniden cevaplayacaktı ki bu sefer handan iki kişi daha çıktı. Bunlar az önce kapıda karşılaştığı adamlardı. Hana girmişlerdi ama neredeyse hana girmeleri ile çıkmaları bir olmuştu.
Hancı Balbo neredeyse kızgın şekilde arkasından dışarıya çıkanlara baktı ve "Neden gidiyorsunuz?" diye sordu. "Ned size yardımcı olacaktı. Bir masaya otursaydınız ya?"
Ulrak da Freor da adamın canının çok sıkkın olduğunu fark ettiler.
*
Khutai'nin hakaretlerinden kızarıp moraran adam daha da sert bastırmaya başladı ama kendi kendisini ateşleyen Khutai şimdi toparlanmıştı ve daha fazla bastırıyordu. şimdi ikisi de neredeyse eşit durumdaydılar.
Oku neredeyse Trias'ın ağzına sokacak olan adam ona baktı ve "Sende kapıdaydın sende mi onun dostusun?" dedi.
Ama oku halen Trias'a doğru tutarken başını uzatıp sokaktan dışarıya bakmayı da ihmal etmedi.
O sırada gözleri kocaman açıldı ve "Haklısın!" dedi. "Hepsi ordalar ve konuşuyorlar. Üstelik hancıyı da aralarına katmışlar..."
Bir küfür etti. Küfür ederken okunu Trias'ın ağzından çekiyordu ki tam o sırada bir haykırış duyuldu ve kendisini son anda yana attı.
Grog hızla Trias'ın üzerine kapaklanırken adam yayını ve okunu elinden düşürmüş ve yana kaçmıştı. Adam şimdi ayakta, yerde ki iki adamın üzerinde dikiliyordu. Ama belli ki bu ani saldırı karşısında şaşırmıştı. Ayrıca da oku tam Grog'un önüne düşmüştü. Grog ise baltasını çekmiş ve eline almıştı. Trias... Trias Grog'un altında kalmıştı ve tüm kemikleri sızlamaya başlamıştı işte şimdi...
Hanın önünde durmakta olanlar; Ulrak, Freor, Ozan, Asgard ve Balbo bu haykırışı ve gümbürtüyü duydular. Ama ondan da önce Ozan sokaktan başını uzatan adamı görmüştü. Tek gören oydu ve adamı tanımıştı. Handaki iki adamdan birisi, zayıf olanıydı bu adam...
Grog daha yeni yere düşmüştü ki bakışlarını üzerinde dikilmekte olan adama kaldırdı ve adamın elini cebine daldırmış bir şey aramakta olduğunu gördü. Altında ki, kendisine yardım ederken hayatı tehlikeye giren gencin inlemeleri de cabasıydı...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Freor'a yetişmek için adamların arasından yolu ormana düşmüş bir fil edasıyla hızla ilerleyen Ulrak Balbo'nun kızgın bakışlarını gördüğünde irkilde ve refleks olarak yavaşladı.
"Biraz terlemişim ve han havasızdıda..."
Freor'un da gerisinde olan Ulrak dışarıdan gelen sesi en az duyan olmuştu ama yine de duymuştu işte. şimdi Balbo'nun ilgisini dağıtabilecek başka şeylerin olabileceği düşüncesiyle biraz içi rahatladı. Bir kere olmadık bir işe bulaştı ve eline ne olduğu belirsiz bir solucan, bir sürü muhafız ve bela geçti. Bu sefer o kadar yakından müdahale etmeyecekti. Bakalım Balbo ne yapacaktı. Nede olsa burası onun şehiri ve hatta onun hanının yanıydı. Belkide bunlar olağan seslerdi. Gerçi Balbo'nun yüzü başka türlüsünü söylüyordu.
şimdi görünmez çiviler ayaklarını yere mıhlamış ve onu olduğu yere sabitlemişti. Aklı cüppeliye edebileceği en ailevi küfürleri bilgi haznesinden çıkartıp söylerken, bir yandan da olayı açıklamak için en doğru sözleri arıyordu. Dışarıda girerken gördüğü paslı demirlere gözleri kaymış iki işi birden yapan zihnine başka düşüncelerde sıkıştırmaya çalışırken ve boş olan elindeki sıkılı parmaklarını açıp kapatırken, sözler biraz düşük sesli olsa da çıktı Ulrak'ın ağzından."Neden gidiyorsunuz?" diye sordu. "Ned size yardımcı olacaktı. Bir masaya otursaydınız ya?"
"Biraz terlemişim ve han havasızdıda..."
Freor'un da gerisinde olan Ulrak dışarıdan gelen sesi en az duyan olmuştu ama yine de duymuştu işte. şimdi Balbo'nun ilgisini dağıtabilecek başka şeylerin olabileceği düşüncesiyle biraz içi rahatladı. Bir kere olmadık bir işe bulaştı ve eline ne olduğu belirsiz bir solucan, bir sürü muhafız ve bela geçti. Bu sefer o kadar yakından müdahale etmeyecekti. Bakalım Balbo ne yapacaktı. Nede olsa burası onun şehiri ve hatta onun hanının yanıydı. Belkide bunlar olağan seslerdi. Gerçi Balbo'nun yüzü başka türlüsünü söylüyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai"ın kasları zorlandıkça şişiyor geriliyordu ve savaşçı bu oyundan sıkılmaya başlamıştı.İri vücudu dengesini sağladığında ayakları yere gömülürcesine basıyordu sanki.Biraz daha zorlarsa adamın geri kaçmasını sağlaya bilirdi ki bundan emindi.Fakat omzunun yarası dayanılmaz derecede sızlamaya başlamıştı ve bu oyun daha fazla sürerse büyük ihtimal Khutai"ın son oyunu olacaktı.Vakit kaybetmeden hamlesini hesapladı Khutai.
İtişini bir an salıp baskıyı üzerine aldığında sol omzunu hızla geri çekerken sağ omzuyla rakibi yönlendirecek ve bu arada geri çekilirken suratına baltanın sapıyla vuracaktı.Ardından adam önünde yere kapaklanırken kılıç tutan kolun omzuna sert bir balta darbesi indirecekti...
Khutai"ın planı buydu .Adamı sağ ele geçirmek istiyordu çünkü az önce Grogun şaşkınlığını üzerinden atıp oklu adamın üzerine koşuşunu gördüğünde adamın hiç şansı olmadığını düşünüyordu.
Olduğu yerde biraz daha doğrulup ansızın sol omzunu beliyle birlikte geri çekip sağ omzuyla yüklendi Khutai.Harekete geçtiği anda ise yerleri inletecek güçte bağırdı...
"Horn!!!"
İtişini bir an salıp baskıyı üzerine aldığında sol omzunu hızla geri çekerken sağ omzuyla rakibi yönlendirecek ve bu arada geri çekilirken suratına baltanın sapıyla vuracaktı.Ardından adam önünde yere kapaklanırken kılıç tutan kolun omzuna sert bir balta darbesi indirecekti...
Khutai"ın planı buydu .Adamı sağ ele geçirmek istiyordu çünkü az önce Grogun şaşkınlığını üzerinden atıp oklu adamın üzerine koşuşunu gördüğünde adamın hiç şansı olmadığını düşünüyordu.
Olduğu yerde biraz daha doğrulup ansızın sol omzunu beliyle birlikte geri çekip sağ omzuyla yüklendi Khutai.Harekete geçtiği anda ise yerleri inletecek güçte bağırdı...
"Horn!!!"
Horn ölüleri say!!!!!
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest