Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
"Her neyse ne!"
Ulrak indirdiği çuvalını tekrar omzuna koydu ve hana doğru döndü.
"Burada senin omzuna vuranları izleyecek değilim. Ben hana doğru gidiyorum ve dediğim gibi acil bir işim var. Kalıp konuşmayı da çok istediğim söylenemez."
Kalabalık han yolunda tekrar ilerlemeye başladı Ulrak. Artık bu gün için simyacıyı bulma umudunu kaybetmişti. Bedenin durduğu yerde beyin devreye girerdi. Eğer şehirde onun kadar garip biri varsa bunu dedikoducu sarhoşların olduğu bir handa bilinmesi oldukça doğal olurdu. Belki biraz şansla kaldığı yeri bile bulurdu.
Bu sefer fazla acelesi yoktu ve han yolunda daha sakin bir şekilde gidiyordu.
Ulrak indirdiği çuvalını tekrar omzuna koydu ve hana doğru döndü.
"Burada senin omzuna vuranları izleyecek değilim. Ben hana doğru gidiyorum ve dediğim gibi acil bir işim var. Kalıp konuşmayı da çok istediğim söylenemez."
Kalabalık han yolunda tekrar ilerlemeye başladı Ulrak. Artık bu gün için simyacıyı bulma umudunu kaybetmişti. Bedenin durduğu yerde beyin devreye girerdi. Eğer şehirde onun kadar garip biri varsa bunu dedikoducu sarhoşların olduğu bir handa bilinmesi oldukça doğal olurdu. Belki biraz şansla kaldığı yeri bile bulurdu.
Bu sefer fazla acelesi yoktu ve han yolunda daha sakin bir şekilde gidiyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Asgard adamla çarpıştıktan sonra neden olduğunu anlayamadığı bir şekilde bütün kasları ağrımaya ve kendisin yorgun hissetmeye başlamıştı. Bir kaç dakika önce koşuyordu ama şimdi kıpırdayacak gücü kendinde zor buluyordu. Bir anlık şevkle diye düşündü ama şimdi görevi altında ezildiğini hissediyordu.
Biraz önce çarptığı adamın ayağa kalktığını görünce Kılıcından destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. Zorlanarak da olsa bunu başardığında üzerinde bulaşmış olan tozu elleriyle dövdü.
Ã?arptığı adamla yüz yüze geldiğinde. "Tekrar özür dilerim efendim. Acaba kendimi affettirmek için size bir şeyler ısmarlayabilir miyim?" dedi. Bu Asgard'ı çok sevindirmişti. içinden böyle insanlar da varmış dedi ve hafiften bir iç geçirdi.
"Gelmek beni mutlu eder."
Asgard cümlesini tamamladığında yüzünde bir karartı oluştu. Salemler... Onları unutmuştu. Kendini düşnmeden önce kendine görev edindiği şeyi düşünmeliydi. Yüzündeki karartı giderek arttı. Tam ağzını açıp karşıdaki adamdan özür dileyip ayrılması gerektiğini söyleyecekken aklından biran belki salemler içeriye sığınmışlardır diye geçirdi. Karartı silinerek neşeye dönüşrü ve karşısındakine;
" Ã?nden buyrun lütfen" Diyerek hanın kapısını gösterdi.
Biraz önce çarptığı adamın ayağa kalktığını görünce Kılıcından destek alarak ayağa kalkmaya çalıştı. Zorlanarak da olsa bunu başardığında üzerinde bulaşmış olan tozu elleriyle dövdü.
Ã?arptığı adamla yüz yüze geldiğinde. "Tekrar özür dilerim efendim. Acaba kendimi affettirmek için size bir şeyler ısmarlayabilir miyim?" dedi. Bu Asgard'ı çok sevindirmişti. içinden böyle insanlar da varmış dedi ve hafiften bir iç geçirdi.
"Gelmek beni mutlu eder."
Asgard cümlesini tamamladığında yüzünde bir karartı oluştu. Salemler... Onları unutmuştu. Kendini düşnmeden önce kendine görev edindiği şeyi düşünmeliydi. Yüzündeki karartı giderek arttı. Tam ağzını açıp karşıdaki adamdan özür dileyip ayrılması gerektiğini söyleyecekken aklından biran belki salemler içeriye sığınmışlardır diye geçirdi. Karartı silinerek neşeye dönüşrü ve karşısındakine;
" Ã?nden buyrun lütfen" Diyerek hanın kapısını gösterdi.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Winarf midesinden gelen sesler üzerine kendisine geldi ve dışarıya çıkan barbarlara bir an göz attıktan sonra hızla Ozan'a yöneldi ve "Ben..." Eli ile arkasındaki tuvalet kapısını gösterdi. "Oradayım..." dedi. Ardından hızla oraya koşturdu ve tuvaletin kapısından içeriye girerek gözden kayboldu.
Yorgunken fazla yemek yememeliydi. Ayrıca o hancının getirdiği acılı yemekten de yemişti. Ağzı çok yansada... şimdi saatlerce tuvaletten çıkamayacaktı işte...
Mekisa az önce garip davranışlarda bulunan adamın şimdi tuvalete koşturduğunu gittiğini gördü.
*
İki barbar kapıdan çıktılar ve hanın hemen yanında başlayan, arka sokağa doğru uzanan yola girdiler. Burası hem boştu hem de pazar sokağı gözüküyordu. şimdi burada anlaşılır şekilde konuşabilirlerdi.
Sokak hanın yanından, hanın arkasında ki, eşeğin de bağlı olduğu bahçeye uzanıyordu. Belli ki Suzi buradan götürmüştü eşeği arka bahçeye...
Grog şimdi hem karşısındaki pazar sokağına bakıyordu hemde bu boş ara sokakta hemen yanında, sırtını duvara dayamış onun söyleyeceklerini bekleyen barbarı gözlüyordu.
*
Asgard ve Trias hanın kapısına ulaşmış camda yazanlara bakıyorlardı ki Ulrak kapıya ulaştı ve önünde ki yolun içeriye bakmakta olan iki adam tarafından kapatılmış olduğunu gördü. Birisi Zırhlar içerisinde bir adamdı. Diğeri de hafiften kilolu bir gençti.
Freor da hemen arkasında çocukla birlikte hana doğru ilerliyordu.
Trias kapıdan girmeden önce hanın hemen yanında ki ara sokağa doğru koşturmakta olan irice iki adam gördü. İki adam ara sokağa girerek gözden kayboldular. Trias çok iyi biliyordu ki bu ara sokak arka bahçeye uzanıyordu. Yani bir ucu çıkmazdı. İki adamın orada ne işi olduğunu merak etmeden edemedi.
Derken arkasında iri yarı, genç bir adamın yaklaştığını gördü. Onunda arkasında başka bir adam ve bir çocuk vardı. Ã?ocuk diğer adamı elinden tutmuş çekiştiriyordu. Sanki acelesi varmış gibiydi. Asgard da bunu fark etti.
şimdi hanın kapısının önünde dört kişi göz göze geldiler...
Yorgunken fazla yemek yememeliydi. Ayrıca o hancının getirdiği acılı yemekten de yemişti. Ağzı çok yansada... şimdi saatlerce tuvaletten çıkamayacaktı işte...
Mekisa az önce garip davranışlarda bulunan adamın şimdi tuvalete koşturduğunu gittiğini gördü.
*
İki barbar kapıdan çıktılar ve hanın hemen yanında başlayan, arka sokağa doğru uzanan yola girdiler. Burası hem boştu hem de pazar sokağı gözüküyordu. şimdi burada anlaşılır şekilde konuşabilirlerdi.
Sokak hanın yanından, hanın arkasında ki, eşeğin de bağlı olduğu bahçeye uzanıyordu. Belli ki Suzi buradan götürmüştü eşeği arka bahçeye...
Grog şimdi hem karşısındaki pazar sokağına bakıyordu hemde bu boş ara sokakta hemen yanında, sırtını duvara dayamış onun söyleyeceklerini bekleyen barbarı gözlüyordu.
*
Asgard ve Trias hanın kapısına ulaşmış camda yazanlara bakıyorlardı ki Ulrak kapıya ulaştı ve önünde ki yolun içeriye bakmakta olan iki adam tarafından kapatılmış olduğunu gördü. Birisi Zırhlar içerisinde bir adamdı. Diğeri de hafiften kilolu bir gençti.
Freor da hemen arkasında çocukla birlikte hana doğru ilerliyordu.
Trias kapıdan girmeden önce hanın hemen yanında ki ara sokağa doğru koşturmakta olan irice iki adam gördü. İki adam ara sokağa girerek gözden kayboldular. Trias çok iyi biliyordu ki bu ara sokak arka bahçeye uzanıyordu. Yani bir ucu çıkmazdı. İki adamın orada ne işi olduğunu merak etmeden edemedi.
Derken arkasında iri yarı, genç bir adamın yaklaştığını gördü. Onunda arkasında başka bir adam ve bir çocuk vardı. Ã?ocuk diğer adamı elinden tutmuş çekiştiriyordu. Sanki acelesi varmış gibiydi. Asgard da bunu fark etti.
şimdi hanın kapısının önünde dört kişi göz göze geldiler...
Kafası tamamen dağılmıştı adamın ve hana girip kafasını iyice bir dinlemek istiyordu. Ã?ocukla diğer cüppeli siliğin arkasında olduğunu biliyordu. Adam bir çocuğu dinliyor sürekli onu izliyordu. Ya çok iyi rol yapan ve susmanın bilgeliğini bilen birisiydi yada çok aptaldı ve kendi kendine kararlarını alamıyordu. Her neyse ne...
Hanı gördüğünde oldukça duygulandı. Sonunda rahat edebileceği bir yer dinlenebileceği bir odası olacaktı, yada öyle umuyordu. Yaklaşırken kapısındaki yazıyı üstünkörü bir okudu ve gerekli olan bilgiler yerine sadece hanımız şuna benzer buna bakar gibi sözler yazıldığını gördü. Okuması gerekli bir şey olmadığından durmaya bile gerk duymadı, fakat iki densiz onun durmasına sebep oldu.
Daha hanın kapısının önünde bile sıra oluşmaya başlamış iki kişi yer boşalması için kapıdan içeriye bakıyorlardı. İçeriye dahi giremediklerine göre nasıl bir kalabalıktı kim bilir.
*Bu çocuk neden bana bakıyor?*
Kapıyı tıkayan ikiliden zırhsız olanı kendisi ile göz göze geldi. Ancak zırhlı adam onu daha fark etmemişti. Aslında oldukça sabırlı birisiydi ama bir odaya yerleşip üstünden bu pis pazar havasını çıkartmayı çok istiyordu. Aslında biraz ironikti, demirhanede çalışan biri pazarın kirliliğinden rahatsız olmuştu. Sebebi ise biri metallerin ve ne olduğu belli olan şeylerin kiriydi, diğeri ise terlemiş nereden taşıdığı belli olmayan hastalıkları getirmiş, biçim biçim insanın kiriydi.
Zırhlı adamın zırhından fark etmeyeceğini düşünerek kalın parmaklarını birbirine kenetleyip sıkarak sert bir şekilde zırha tıklattı. Hetalin çıkarttı ses oldukça güzeldi ve sonrasında bezginliğini ortaya çıkartan sesi ile
"Bayım izin verirmisiniz?"
Hayatını babasının yanında hep zırhlı insanları göregöre geçiren biri için zırhlı birini görmek o kadarda mühim ve ilginç gelmiyodu bir yerden sonra. Ama zırha vurduğunda en azından temiz işçilik olduğunu anlamıştı. Ancak zırhta sanki eksik bir şeyler vardı ve gerek sadeliği gerekte malzemeden kırpılması daha büyük bir organizasyonun çalışanı olduğu düşüncesini uyandırmıştı. Büyük ihtimalle bir devriye olmalıydı. Ama pazarda gördüğü askerlere benzemiyordu.
Bir anlığına zırha vurmuş eli havada kaldı çünkü belki onun buraya doğru geldiğini bir şekilde haber almışlar ve yalan söylediğini ortaya çıkartmıştı askerler. Yani şu anda bu asker onun için içeriye bakıyor olabilirdi. Kendisi simyacıyı araken belkide çok zaman yitirmişti ve o şimdi askeri dürtüklüyordu. Kendisini belkide tutuklayacak ve hapse atacak askerlerin eline kendisini atmıştı.
Bunca düşünce o kadar hızlı aklından geçiyordu ama zaten terlemeye alışmış sırtındaki terlerin düşmesi oldukça uzun sürüyordu ve rahatsız edici bir duyguydu. Asker döndüğünde ne yapacaktı nasıl yüzünü kapacaktı. Belkide başını biraz aşağıya eğipte saçlarını yüzünün önüne getirirse ve sesini biraz inceltirse, üstünede sağ cebindeki mendili sanki terliyormuşda yüzünü siliyormuş gibi yaparak kapatırsa... Mendili neredeydi. Bu cebine koymamışmıydı.
Eli hemen diğer diğer cebine giderken çuvalınıda bir elinden diğerine alıyorduki çuvalı düştü. Panik kaplamış demirci yerden çuvalını bir eli cebinde yere eğilip alırken ise terlemiş yüzüne uzun saçları yapıştı ve görüşünü kapattı. Güçlükle eğildiğinden cebinde sıkışıp kalan sol elini cebinden çıkarttı ve sağ eliyle düşmemk için elini yere attığında şansına çuvalına ulaşmayı başardı. Yukarıya zırlı adamın adamın olduğu yere bakarken cebinden yeni kurtardığı eliyle yüzünü açtı ve baktı. Saçlarını yüzünden çekipte yüzünü kabak gibi açana kadar da yüzünün kapalı kalmasının daha iyi olacağı aklına gelmemişti. Bu paniklemeler onun beyninden önce reflekslerinin çalışmasına yol açıyordu.
Hanı gördüğünde oldukça duygulandı. Sonunda rahat edebileceği bir yer dinlenebileceği bir odası olacaktı, yada öyle umuyordu. Yaklaşırken kapısındaki yazıyı üstünkörü bir okudu ve gerekli olan bilgiler yerine sadece hanımız şuna benzer buna bakar gibi sözler yazıldığını gördü. Okuması gerekli bir şey olmadığından durmaya bile gerk duymadı, fakat iki densiz onun durmasına sebep oldu.
Daha hanın kapısının önünde bile sıra oluşmaya başlamış iki kişi yer boşalması için kapıdan içeriye bakıyorlardı. İçeriye dahi giremediklerine göre nasıl bir kalabalıktı kim bilir.
*Bu çocuk neden bana bakıyor?*
Kapıyı tıkayan ikiliden zırhsız olanı kendisi ile göz göze geldi. Ancak zırhlı adam onu daha fark etmemişti. Aslında oldukça sabırlı birisiydi ama bir odaya yerleşip üstünden bu pis pazar havasını çıkartmayı çok istiyordu. Aslında biraz ironikti, demirhanede çalışan biri pazarın kirliliğinden rahatsız olmuştu. Sebebi ise biri metallerin ve ne olduğu belli olan şeylerin kiriydi, diğeri ise terlemiş nereden taşıdığı belli olmayan hastalıkları getirmiş, biçim biçim insanın kiriydi.
Zırhlı adamın zırhından fark etmeyeceğini düşünerek kalın parmaklarını birbirine kenetleyip sıkarak sert bir şekilde zırha tıklattı. Hetalin çıkarttı ses oldukça güzeldi ve sonrasında bezginliğini ortaya çıkartan sesi ile
"Bayım izin verirmisiniz?"
Hayatını babasının yanında hep zırhlı insanları göregöre geçiren biri için zırhlı birini görmek o kadarda mühim ve ilginç gelmiyodu bir yerden sonra. Ama zırha vurduğunda en azından temiz işçilik olduğunu anlamıştı. Ancak zırhta sanki eksik bir şeyler vardı ve gerek sadeliği gerekte malzemeden kırpılması daha büyük bir organizasyonun çalışanı olduğu düşüncesini uyandırmıştı. Büyük ihtimalle bir devriye olmalıydı. Ama pazarda gördüğü askerlere benzemiyordu.
Bir anlığına zırha vurmuş eli havada kaldı çünkü belki onun buraya doğru geldiğini bir şekilde haber almışlar ve yalan söylediğini ortaya çıkartmıştı askerler. Yani şu anda bu asker onun için içeriye bakıyor olabilirdi. Kendisi simyacıyı araken belkide çok zaman yitirmişti ve o şimdi askeri dürtüklüyordu. Kendisini belkide tutuklayacak ve hapse atacak askerlerin eline kendisini atmıştı.
Bunca düşünce o kadar hızlı aklından geçiyordu ama zaten terlemeye alışmış sırtındaki terlerin düşmesi oldukça uzun sürüyordu ve rahatsız edici bir duyguydu. Asker döndüğünde ne yapacaktı nasıl yüzünü kapacaktı. Belkide başını biraz aşağıya eğipte saçlarını yüzünün önüne getirirse ve sesini biraz inceltirse, üstünede sağ cebindeki mendili sanki terliyormuşda yüzünü siliyormuş gibi yaparak kapatırsa... Mendili neredeydi. Bu cebine koymamışmıydı.
Eli hemen diğer diğer cebine giderken çuvalınıda bir elinden diğerine alıyorduki çuvalı düştü. Panik kaplamış demirci yerden çuvalını bir eli cebinde yere eğilip alırken ise terlemiş yüzüne uzun saçları yapıştı ve görüşünü kapattı. Güçlükle eğildiğinden cebinde sıkışıp kalan sol elini cebinden çıkarttı ve sağ eliyle düşmemk için elini yere attığında şansına çuvalına ulaşmayı başardı. Yukarıya zırlı adamın adamın olduğu yere bakarken cebinden yeni kurtardığı eliyle yüzünü açtı ve baktı. Saçlarını yüzünden çekipte yüzünü kabak gibi açana kadar da yüzünün kapalı kalmasının daha iyi olacağı aklına gelmemişti. Bu paniklemeler onun beyninden önce reflekslerinin çalışmasına yol açıyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai aralığın başında duvara dayanmış gökyüzünü izliyordu.Dışarıdaki havayı derin bir nefesle ciğerlerine çekip başını eğdi.Ardından Pazar sokağına bir bakış attıktan sonra aklına gündüz yaşadığı o kalabalık çilesi geldi ve yüzünü buruşturarak ara sokağın huzur dolu sakinliğini izledi.
"Dostum sanki hana girdiğimizde bi durgunluk çöktü üzerime ya.Neyse bu ayrı bi konuda bu kadar kalabalık bi çevre beni hep tedirgin etmiştir..."
Khutai kafasını kaldırıp barbar dostunun gözlerine baktı.
"Söylesene benimle konuşmak istediğin bi konumu var?"
"Dostum sanki hana girdiğimizde bi durgunluk çöktü üzerime ya.Neyse bu ayrı bi konuda bu kadar kalabalık bi çevre beni hep tedirgin etmiştir..."
Khutai kafasını kaldırıp barbar dostunun gözlerine baktı.
"Söylesene benimle konuşmak istediğin bi konumu var?"
Horn ölüleri say!!!!!
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Etrafına baktı Freor. Pazarın bildik kalabalığından fazlası yoktu. İki adam yan sokağa sapıyordu, başak iki adam da -ya da bir zırhlı adam ve bir kilolu çocuk- hanın önünde duruyorlardı. Belli ki girmekte tereddüt ediyorlardı. Belki ben de tereddüt etmeliyim, çünkü çok az param kaldı. Büyük kısmı da hâlâ çocukta. Ã?ocukta kalan parasını unutmamayı aklının bir köşesine yazdı Freor, çünkü normalde çok unutkandı ama böyle aklına yazdığında unutması daha zor oluyordu. Buna pek de gerek yoktu çünkü hancı ondan para isteyince ve o da cebine bakınca ister istemez hatırlayacaktı.
Zırhlı adam çocukla kendisine bakıyordu, kapıdan çekilmeye de pek niyetli değil gibiydi ki delikanlı bir kapıyı tıklatır gibi adamın zırhını tıklatarak "Bayım, izin verir misiniz?" diye sordu. Delikanlının yaptığı ayıp bir şeydi, bir adamın zırhını tıklatmak. Sanki aşağılar gibiydi. Ama delikanlının yanındaydı ve bir şey yapamazdı. Yapacak gücü de yoktu zaten, bu kalabalık pazardan nefret etmeye başlamıştı. Kötü olayların başlangıcı gibiydi. Muhteşem dönüşünün hazin çöküşünün başlangıcı.
Freor derin düşünceler içindeyken delikanlı da ceplerini karıştırmaya başlamıştı. Diğer cebini aramak için çuvalı diğer eline geçirmeye çalışırken yere düşürdü. Freor hemen eğilerek, "Yardım edeyim." dedi, sorudan çok ısrarla. İçinden de Bir an önce çuvalını toplasa da hana girsek, diye düşünüyordu. Aklındaki binlerce sorunun en azından bir kısmını bugün cevaplandırmayı umuyordu. Büyük ihtimalle simyacıyı tekrar aramaları gerekecekti, hiçbir sebep olmasa bile elleinde bir emanetleri vardı: solucan. Karnı acıkmuıştı ve susamıştı da. Ne de olsa yoldan gelmişti. Ve çocuğa ailesine ne olmuş olabileceğini sorması gerekliydi.
Aslında bu şoku birçok insandan daha soğukkanlı bir şekilde atlatmıştı Freor. Ailesinden uzun süre uzak kalmış olması belki de onlara olan bağını inceltmişti, böylece bağın kopması daha kolay olmuştu birçok kişiye göre. Yine de bir şok içindeydi ama en azından bir tesellisi vardı, ailesi hâlâ hayatta olabilirdi. Bunu da aramadan öğrenemezdi.
Zırhlı adam çocukla kendisine bakıyordu, kapıdan çekilmeye de pek niyetli değil gibiydi ki delikanlı bir kapıyı tıklatır gibi adamın zırhını tıklatarak "Bayım, izin verir misiniz?" diye sordu. Delikanlının yaptığı ayıp bir şeydi, bir adamın zırhını tıklatmak. Sanki aşağılar gibiydi. Ama delikanlının yanındaydı ve bir şey yapamazdı. Yapacak gücü de yoktu zaten, bu kalabalık pazardan nefret etmeye başlamıştı. Kötü olayların başlangıcı gibiydi. Muhteşem dönüşünün hazin çöküşünün başlangıcı.
Freor derin düşünceler içindeyken delikanlı da ceplerini karıştırmaya başlamıştı. Diğer cebini aramak için çuvalı diğer eline geçirmeye çalışırken yere düşürdü. Freor hemen eğilerek, "Yardım edeyim." dedi, sorudan çok ısrarla. İçinden de Bir an önce çuvalını toplasa da hana girsek, diye düşünüyordu. Aklındaki binlerce sorunun en azından bir kısmını bugün cevaplandırmayı umuyordu. Büyük ihtimalle simyacıyı tekrar aramaları gerekecekti, hiçbir sebep olmasa bile elleinde bir emanetleri vardı: solucan. Karnı acıkmuıştı ve susamıştı da. Ne de olsa yoldan gelmişti. Ve çocuğa ailesine ne olmuş olabileceğini sorması gerekliydi.
Aslında bu şoku birçok insandan daha soğukkanlı bir şekilde atlatmıştı Freor. Ailesinden uzun süre uzak kalmış olması belki de onlara olan bağını inceltmişti, böylece bağın kopması daha kolay olmuştu birçok kişiye göre. Yine de bir şok içindeydi ama en azından bir tesellisi vardı, ailesi hâlâ hayatta olabilirdi. Bunu da aramadan öğrenemezdi.
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Grog yeni tanıştığı barbarın bakışlarına karşılık vermeden önce etrafı son bikez daha gözledi,sonrada konuşmaya başladı.
"İçerdeki adamları gözüm tutmadı ve bebekte garip bişeyler var nasıl bir anda adamların masasına gidebildi bu çocuk ?"
"Bunun dışında seninle beraber gelen Winarf adındaki adam muhafızları atlattığınızı ve bidaha sizi takip edemeyeceklerini sölemişti onları nasıl atlattınız neden bu adam bidaha sizi takip edemeyeceklerini düşünüyor?"
şimdi barbarın vereceği cevaplar çok önemliydi yavaş yavaş açığa çıkan olaylar zincirinin bir başka halkasıda khutai nin verdiği cevaplara göre belirlenebilirdi,savaşşarkısı kabilesinin eski üyesinin o an aklından geçenler bunlardı.
"İçerdeki adamları gözüm tutmadı ve bebekte garip bişeyler var nasıl bir anda adamların masasına gidebildi bu çocuk ?"
"Bunun dışında seninle beraber gelen Winarf adındaki adam muhafızları atlattığınızı ve bidaha sizi takip edemeyeceklerini sölemişti onları nasıl atlattınız neden bu adam bidaha sizi takip edemeyeceklerini düşünüyor?"
şimdi barbarın vereceği cevaplar çok önemliydi yavaş yavaş açığa çıkan olaylar zincirinin bir başka halkasıda khutai nin verdiği cevaplara göre belirlenebilirdi,savaşşarkısı kabilesinin eski üyesinin o an aklından geçenler bunlardı.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Ozan kucağında somurtmuş kendisine bakmakta olan bebekten bakışlarını kaldırdığında ve az önce bebeği zıplatmakta olan iki adama doğru çevirdiğinde aniden şaşkınlıkla kalakaldı.
İki adam da gitmişti!
Ve... Ve handa durmakta olan hiç kimse bunu fark etmemişti...
*
Trias ve Asgard diğer iki adama bakarlarken bir el Trias'ı omzundan tutarak kenara doğru itti ve handan çıkan iki adam Ulrak ile Freor'un da arasından geçerek hanın dışında ilerlemeye başladı.
Bir an durdular ve aralarında bir şeyler mırıldandılar. Ardından birisi başı ile hanın yanında ki ara sokağı gösterirken diğeri başını salladı ve o tarafa yöneldiler.
*
Grog yanında ki diğer barbara sorular sorarken Khutai artık gerçekten sıkılmaya başlamıştı. Bu barbar çok garipti. Çok fazla şüpheci davranıyordu. Hemde kendi halkından birine karşı. Tam konuşmak üzereydi ki birden sırtı pazar sokağına dönük olan Grog'un omuzunun üzerinden bir hareket gördü. şaşırmıştı ama şaşırıp kalmanın zamanı değildi. Ã?ünkü sırtı dönük olan Grog bu hareketi görmemişti.
Handaki iki adamdan iri yarı olanı elinde tuttuğu koca bir kılıçla ileriye doğru atılmıştı ve kılıç saniyeler içerisinde Grog'a sırtından saplanabilirdi.
İki adam da gitmişti!
Ve... Ve handa durmakta olan hiç kimse bunu fark etmemişti...
*
Trias ve Asgard diğer iki adama bakarlarken bir el Trias'ı omzundan tutarak kenara doğru itti ve handan çıkan iki adam Ulrak ile Freor'un da arasından geçerek hanın dışında ilerlemeye başladı.
Bir an durdular ve aralarında bir şeyler mırıldandılar. Ardından birisi başı ile hanın yanında ki ara sokağı gösterirken diğeri başını salladı ve o tarafa yöneldiler.
*
Grog yanında ki diğer barbara sorular sorarken Khutai artık gerçekten sıkılmaya başlamıştı. Bu barbar çok garipti. Çok fazla şüpheci davranıyordu. Hemde kendi halkından birine karşı. Tam konuşmak üzereydi ki birden sırtı pazar sokağına dönük olan Grog'un omuzunun üzerinden bir hareket gördü. şaşırmıştı ama şaşırıp kalmanın zamanı değildi. Ã?ünkü sırtı dönük olan Grog bu hareketi görmemişti.
Handaki iki adamdan iri yarı olanı elinde tuttuğu koca bir kılıçla ileriye doğru atılmıştı ve kılıç saniyeler içerisinde Grog'a sırtından saplanabilirdi.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Burada kesin bir şeyler dönüyor.
Çok açık. Ama sorun şu: O adamların takip etmeye cesaretin var mı?
Ne istiyorlarsa yapsınlar, bu beni ilgilendirmez öyle değil mi?
Sana kalmış Trias. Seçim senin. Ama merak etmiyor musun?
şey, aslına bakarsan ediyorum. Ama daha çok merak ettiğim şeyler var.
Hıhahahahahahaha! Biliyorum Trias, çok iyi biliyorum. Ama diğer merak ettiklerini sonra da öğrenebilirsin. Bu fırsat kaçmaz ama, değil mi?
Trias kaşlarını çattı ve hala adını bilmediği zırhlı adama eğilerek kulağına fısıldadı.
"Siz içeri girin efendim, ben az sonra geliyorum."
Trias ardından diğer iki adama bakmadan yanlarından geçti. Ã?nce iki iri yarı adam o sokağa giriyor, ardından iki başka adam da oraya giriyordu. Kesinlikle dönen bir şeyler vardı burada.
Diğerlerine bir şey belli etmemek için Trias normal adımlarla sokağa yöneldi ve sokağa dönünce sırtını duvara dayayıp ve kendisini mümkün olduğunda gözden ırak tutmaya çalışıp neler olduğuna baktı.
Çok açık. Ama sorun şu: O adamların takip etmeye cesaretin var mı?
Ne istiyorlarsa yapsınlar, bu beni ilgilendirmez öyle değil mi?
Sana kalmış Trias. Seçim senin. Ama merak etmiyor musun?
şey, aslına bakarsan ediyorum. Ama daha çok merak ettiğim şeyler var.
Hıhahahahahahaha! Biliyorum Trias, çok iyi biliyorum. Ama diğer merak ettiklerini sonra da öğrenebilirsin. Bu fırsat kaçmaz ama, değil mi?
Trias kaşlarını çattı ve hala adını bilmediği zırhlı adama eğilerek kulağına fısıldadı.
"Siz içeri girin efendim, ben az sonra geliyorum."
Trias ardından diğer iki adama bakmadan yanlarından geçti. Ã?nce iki iri yarı adam o sokağa giriyor, ardından iki başka adam da oraya giriyordu. Kesinlikle dönen bir şeyler vardı burada.
Diğerlerine bir şey belli etmemek için Trias normal adımlarla sokağa yöneldi ve sokağa dönünce sırtını duvara dayayıp ve kendisini mümkün olduğunda gözden ırak tutmaya çalışıp neler olduğuna baktı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan gözlerine inanamadı ama arkadaşlarının şüphelendiği tiplere ne olduğu bilinmeliydi. Ayağa kalktı ve son derece sakin bir biçimde hanın kapısına doğru yürümeye başladı. sonra birden durdu ve geri dönüp hancının bulunduğu mutfağa yürümeye başladı. sonra tekrar durdu. elbet birileri gelirdi. masasına döndü oturdu. çantasından kitap ve kalem çıkarttı...
" bir handa oturmaktayım, yeni yol arkadaşlarım olan iki barbar ve bir büyücü ile, çok sevdiğim hancı dostum'un ( bkz: bölüm 12, sayfa 79, 16. satır ve devamı) hanında bulunmaktayım. Yeni maceralar için seyahat ettiğim Esteria Kenti'ne bir şube açmış.
Yeni başlayan maceramda birde küçük dostumuz var, "- bebeğe bakıp gülümsedi-" bu ufaklık tahminimce yeni doğmuş, ve bir kaç aylık bir canlı. elime pazardan geçerken bir kadın tarafından tutuşturuldu veya terk edildi. henüz kesin bir şey yok. Bu konu üzerinde tartışıyoruz. Sevgili yola arkadaşım ve sadık hizmetkarım, eşek, şu anda ahırda otlanmakta - yada ben öyle umuyorum", kalemi bir kez daha - 13. kez- mürekkebe batırdı ve yazmaya devam etti- " klarnetimin günlük çalımını yaptım ve yemeğimi yedim, her an olabilecek yeni gelişmelere karşı, yakında ve güzenli bir yerde yazacağım, Ozan İnulüen Tarihçeleri'nin 3. cildinin 149. sayfasının sonu böyle olsun"...
Ozan mürekkebi kuruyan sayfayı ve yazım aletlerini çantasına koydu ve bebeği eğlendirmek için onu havaya atıp tutmaya başladı...
" bir handa oturmaktayım, yeni yol arkadaşlarım olan iki barbar ve bir büyücü ile, çok sevdiğim hancı dostum'un ( bkz: bölüm 12, sayfa 79, 16. satır ve devamı) hanında bulunmaktayım. Yeni maceralar için seyahat ettiğim Esteria Kenti'ne bir şube açmış.
Yeni başlayan maceramda birde küçük dostumuz var, "- bebeğe bakıp gülümsedi-" bu ufaklık tahminimce yeni doğmuş, ve bir kaç aylık bir canlı. elime pazardan geçerken bir kadın tarafından tutuşturuldu veya terk edildi. henüz kesin bir şey yok. Bu konu üzerinde tartışıyoruz. Sevgili yola arkadaşım ve sadık hizmetkarım, eşek, şu anda ahırda otlanmakta - yada ben öyle umuyorum", kalemi bir kez daha - 13. kez- mürekkebe batırdı ve yazmaya devam etti- " klarnetimin günlük çalımını yaptım ve yemeğimi yedim, her an olabilecek yeni gelişmelere karşı, yakında ve güzenli bir yerde yazacağım, Ozan İnulüen Tarihçeleri'nin 3. cildinin 149. sayfasının sonu böyle olsun"...
Ozan mürekkebi kuruyan sayfayı ve yazım aletlerini çantasına koydu ve bebeği eğlendirmek için onu havaya atıp tutmaya başladı...
ve sancı geç saatlerde...
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai Grog"a bakarken kafasında bi sürü sıkıntı vardı.Bunu belli edecek bir nefes salıverecekken ansızın barbarın ardındaki hareketlenmeyi gördüğünde Grog'a arkasını işaret ederek iç çekişi öyle güçlü bir şekilde kelimelere döküldü ki Khutai bile bir an şaşırdı.Oysa şaşırılacak zaman değildi...
"Grog dikkat et!!!!"
Khutai baltasını çıkartarak dayandığı duvardan destek aldı ve Grog"un sol omuzuna omuzla vurarak düşmanla arasından çıkartmaya çalıştı ki eğer koşu yolundan Grog"u itebilirse belki arkasındaki darbeden kurtulabilir ve Khutai baltasıyla gelen darbeyi savuşturduktan sonra saldırmak için bi fırsatı bulabilirdi...Khutai baltasını iki eliyle sımsıkı kavramıştı ve bir kaplan çevikliğiyle saldırıya hazırdı.Yeter ki Grog olup bitenin farkına çabuk varmalıydı.
"Grog dikkat et!!!!"
Khutai baltasını çıkartarak dayandığı duvardan destek aldı ve Grog"un sol omuzuna omuzla vurarak düşmanla arasından çıkartmaya çalıştı ki eğer koşu yolundan Grog"u itebilirse belki arkasındaki darbeden kurtulabilir ve Khutai baltasıyla gelen darbeyi savuşturduktan sonra saldırmak için bi fırsatı bulabilirdi...Khutai baltasını iki eliyle sımsıkı kavramıştı ve bir kaplan çevikliğiyle saldırıya hazırdı.Yeter ki Grog olup bitenin farkına çabuk varmalıydı.
Horn ölüleri say!!!!!
Khutai omuz vurduğunda neye uğradığını şaşıran Grog'un ilk düşüncesi barbarın kendisine saldırdığı oldu. Barbar ona neden saldırdı diye düşünemeden adamın bağırdığını duydu.
Grog dikkat et!!!!
Khutai yeniden Grog'a bağırmak için hazırlanıyordu ki bir anda omuzunda bir acı hissetti ve aynı anda bakışları sokağın başında ki diğer adama ilişti. Kendilerine gerilmiş bir yay ile bir ok doğrultmuş adama...
Adam çok hızlı olmalıydı. Zira Khutai'nin omuzunda ki ok daha saplandığı anda Khutai bakmıştı ve o oku görmüştü.
Trias sokağın köşesinden baktığında ilk iki adamdan birisinin omuzuna bir ok saplandığını gördü. Trias yayını germiş adamın hemen arkasında, sokağın köşesinden bakıyordu ve adamların başları gerçekten dertteydi.
Ama diğer adamın kılıç hamlesi Khutai'nin iki elle tuttuğu baltası ile durdurulmuştu. Grog ise Khutai'nin kendisini kenara itmesi ile kurtulmuştu.
Grog dikkat et!!!!
Khutai yeniden Grog'a bağırmak için hazırlanıyordu ki bir anda omuzunda bir acı hissetti ve aynı anda bakışları sokağın başında ki diğer adama ilişti. Kendilerine gerilmiş bir yay ile bir ok doğrultmuş adama...
Adam çok hızlı olmalıydı. Zira Khutai'nin omuzunda ki ok daha saplandığı anda Khutai bakmıştı ve o oku görmüştü.
Trias sokağın köşesinden baktığında ilk iki adamdan birisinin omuzuna bir ok saplandığını gördü. Trias yayını germiş adamın hemen arkasında, sokağın köşesinden bakıyordu ve adamların başları gerçekten dertteydi.
Ama diğer adamın kılıç hamlesi Khutai'nin iki elle tuttuğu baltası ile durdurulmuştu. Grog ise Khutai'nin kendisini kenara itmesi ile kurtulmuştu.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai tüm hızıyla hamlesini bitirmiş adama saldıracaktı ki omzundaki acıyla bir an yalpaladı ama bu acı onu sadece daha da fazla öfkelendirmişti ve kılıcı durduran baltasını sağ eliyle öfkeyle yukarıya düşmanın kafasına doğru salladı.Sol kolunun acısına rağmen belindeki diğer baltasını kavradı ve çıkarmaya çalıştı.Bu arada da üzerlerine doğrultulmuş oku fark ederek okla arasına düşmanını almıştı.
Aklından sadece bir an önce bu adamları parçalamak geçiryordu.Tamamen Grogu unutmuştu ve tüm öfkesiyle acıya aldırmadan saldırıyordu.Belindeki baltasını kavramıştı ki omuzunun acısıyla sert bi küfür patlattı Khutai...
"Aaggghhhh !!!! Pezevenk herifler!!!!"
Aklından sadece bir an önce bu adamları parçalamak geçiryordu.Tamamen Grogu unutmuştu ve tüm öfkesiyle acıya aldırmadan saldırıyordu.Belindeki baltasını kavramıştı ki omuzunun acısıyla sert bi küfür patlattı Khutai...
"Aaggghhhh !!!! Pezevenk herifler!!!!"
Horn ölüleri say!!!!!
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Freor iki çift ayaktan tombul sahibin çiftinin biraz tökezleyerek kenara kaydığını gördü gözucuyla, delikanlının çuvalını toplamasına yardım etmek için yere eğilmişken. Delikanlı yorgun görünüyordu ve sanki çuvalını almak için değil de dinlenmek için yere eğilmiş gibiydi. Kendisi de yorgun, aç ve susuzdu ve bir an önce hana girmek için sabırsızlanıyordu. O arada tombul kişinin ayaklarının uzaklaştığını gördü ama bu pek umrunda değildi.
Delikanlı çuvalını tekrar aldığı an kolundan tutarak -ne kadar yapabilirse- onu kaldıracak ve içeri girmesine yardım edecekti. "Hadi artık içeri girelim, yorgunuz ve konuşacaklarımız var."
Delikanlı çuvalını tekrar aldığı an kolundan tutarak -ne kadar yapabilirse- onu kaldıracak ve içeri girmesine yardım edecekti. "Hadi artık içeri girelim, yorgunuz ve konuşacaklarımız var."
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Ulrak ve Freor hanın kapısından girdiler...
Ozan günlüğünü kaldırmıştı ki birden mutfağın kapısı açıldı ve Ned ile Balbo ellerinde tabaklarla dışarıya çıktılar. Balbo elindeki tabaklarla Salemlere servis yaparken Ned az önce içeriye girmiş olan ve Ozanların masasını gösteren adama o acılı spesialini götürdü.
Derken ikisi de etraflarına bakındılar ve Balbo "Ã?creti ödemeden gitmişler!" dedi şaşkınlık içerisinde.
Ama Ned çoktan Ozan'a dönmüştü. "Ne zaman gittiler biliyor musun İnulûen?" diye sordu heyecanlı bir şekilde...
Ozan günlüğünü kaldırmıştı ki birden mutfağın kapısı açıldı ve Ned ile Balbo ellerinde tabaklarla dışarıya çıktılar. Balbo elindeki tabaklarla Salemlere servis yaparken Ned az önce içeriye girmiş olan ve Ozanların masasını gösteren adama o acılı spesialini götürdü.
Derken ikisi de etraflarına bakındılar ve Balbo "Ã?creti ödemeden gitmişler!" dedi şaşkınlık içerisinde.
Ama Ned çoktan Ozan'a dönmüştü. "Ne zaman gittiler biliyor musun İnulûen?" diye sordu heyecanlı bir şekilde...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests