Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Mucit son ve aslında tamamlanmamış buluşunu toprak zemine dökülen kanların üstüne dökmeye başlamıştı. Her damlasında cızırdayarak toprak üstündeki kan lekelerini yok ediyordu. Ancak arkasında pis bir koku ve zor dağılan beyaz bir duman tabakası bırakıyordu. Buhar ancak bir süre öylece kaldıktan sonra gidiyordu. Ancak işin ilginç tarafı buharının yayıldığı yerlerde temizleniyordu. Yani küçük bir damlayla daha oldukça büyük bir alan temizlenebiliyordu. Hastlisch bunun sebebini anlamak için çuvalından çıkarttığı bir tüpün içine topraktan bir miktar örnek aldı. Sonrada etraftan toprak dışındaki malzemeleri de bir kesenin içine doldurdu.

Arkasında Yılmax"ın kendisinde onu iyileştirecek bir şey olmadığını söylediğini duydu. Ama gnom hem kendini tehlikeye atmış, hem Schön"ü tehlikeye atmış, aracını kaybetmiş ve bunların karşılığında hiçbir şey alamamıştı. Bu yüzden elindeki iyileştirme iksirinin de hiç uğruna gitmesini istemiyordu.

İlerideki "Ejder kanadı"na tekrar baktı. Onu sevgili aracı şimdi sadece bir hurdaydı. Belki de kurtarılacak bazı parçalar olması yada aracın nasıl olupta böylesine muazzam bir patlamaya sebep olduğunu anlama umuduyla aracın olduğu yöne yönlenecekken kafasının üstünde Schön bitti bir anda ve acıklı bir

"Guuk"

kondurdu üstüne de.

"Evet sanırım bakmanın hiçbir anlamı yok."

Aracın çarpığı yere baktığında artık çarpmanın üstüne patlamanın da etkisiyle aracın bakılacak hali kalmamıştı. Ancak sonra aracın neden patladığı aklına geldi. Aslında bunu şimdi anlayabiliyordu. Ã?arptığı binanın ne olduğunu gördüğünde bunun gerçek sebebini gerçektende anlamıştı. Ã?arptığı bina eskiden bazı karışımların saklandığı küçük bir depoydu ve bu gibi depolara alevlerin girmemesinin sağlanması için pek çok önlem alınmış olurdu. Ancak "ejder kanadı"nın yanmama özelliği yoktu ve binanın içine küçücükte olsa bir delik açsa yanan aracın alevleri içerideki malzemelere sıçrayacaktı.

Her şeye rağmen böylesi bir patlamanın ne anlama geldiğini kestirebiliyordu Hastlisch. Böylesine büyük bir patlamanın! Belki de biraz araştırma yinede çok kötü olmazdı. Diğerlerinin yanına gidip bu kararını haber vermenin en iyisi olacağını düşündü. Diğerleri kendilerini tanıtmayı bitirmek üzereydiler.



"Ben patlayan aracımı araştırmaya gidiyorum. Eldarin buradayken olan o patlama şu ana kadar benim gördüğüm büyü olmadan oluşmuş en büyük patlama. Diğerleri gelene kadar ben oraya bir göz atacağım."

Oraya derken parmakları ilerideki arcının düştüğü yeri gösteriyordu. Schön"de bu sırada gelip Hastlisch"in omzuna kondu. Hurda haline gelmiş yer yer yamulmuş, yer yer kırılmış iskeleti ile artık pekte bir araçlığa benzemiyordu. Hatta bu aracı daha önceden görmüş olanlar bile onun bu hurda olduğuna inanmayabilirlerdi.

Hastlisch daha önceden çiğnenmiş ve içine göz kirpikleri koyulmuş bir sakızı çıkarttı ve bunu ağzına bir kere sokup çıkarttı. Sakız anında yumuşadı. Ardından Hastlisch sakızı iki eli ile tutup yavaşça çekiştirirken diğer taraftan da büyülü sözleri söylemeye başladı. Sonunda sakızı sağ elinin işaret ve orta parmağı ile tutup tam alnının üstüne yerleştirdi ve o anda sakı içindeki kirpikler yukarı doğru kayarken sakızda bir insan gözü halini aldı. Hemen ardından da Hastlisch gözden kayboldu.

Diğerleri görmese de Görünmez gnom ve görünmez yandaşı aracın yanına doğru ilerliyordu. Ancak gitmeden önce üç dev böcek dostuna söyleyeceği bir şey vardı.

"*Siz burada bekleyin dostlarım birazdan döneceğim*"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

Not: Msn de yaptığımız rp yi metne döktüm ama evdeki bilgisayarda kaldı. Rp nin gecikmemesi için biz orada kaldığımız yerden devam edelim diye düşünüyorum. Sonra o rp yi moderatore yollarım ve buraya ekler. Umarım dm'imiz için sorun olmaz, kendisine msn kayıtlarını yollmaıştık.

Ã?nde büyücü, arkasından Dekotta ve onun da ardından iple sıkıca bağlanmış şekilde goblin gidiyordu. şehir merkezine sdoğru ilerliyorlardı.

"Büyücü, uygun bir mesafe uzaklaştıktan sonra senin yaralarına ve bu pisliğin ehsabına bakalım. " dedi Dekotta ve büyücünün onları yönlendirdiği yere doğrus eğirtmeye devam etti. Bu esnada kulakları ve göçzleri ile çevreyi tarıyor ve uygunsuz bir durumdan kaçınmaya çalışıyordu.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

DM:
Barra Qu"elaeruk şimdi Horcoel'in karşısında tek başına duruyordu. Tuhaf bir şekilde Harbormm ve V'ladhek giderken arkalarından yardım dileyen bir bakışla gitmeyi denemiş, ama Horcoel'le göz göze gelince olduğu yerde çakılı kalmıştı. Neredeyse ağlamak üzereydi. Deli olma ihtimali vardı elbette. Özellikle de auraların etkisi altındayken bu halde olmaması gerektiği düşünülürse. Ama deli yada değil, şu anda Horcoel ile başbaşaydı.

Horcoel Baator::
Horcoel adama dogru gülümseyerek bir bakış attı..Tanrısız olan ın buz mavisi gözleri adamı çok hafifçe kısılarak incelerken sanki drowun aklından geçen hainlikleri bilircesine gülümsemesini daha da arttırdı..''Peki Bay Barra'' dedi hafif bir ses tonu ile ''Sonunda sizinle teke tek konuşabileceğiz..''

DM:
"E-e-evet E-efendim. Ne istemiştiniz a-acaba?" Drow yaranmaya çalışırcasına yağlı bir şekilde soruyordu. Horcoel'in önünde gösterişli bir reverans yaptı.

Horcoel Baator::
''Ah'' dedi Horcoel sakince..''Kibarlıgınız için teşekkür ederim..''O sırada elini kemerinde bulunan ufak deri çantalardan birine uzattı ve içinden biraz yiyecek kurumuş et çıkarttı..''Aç olabileceginizi düşündüm..Ve iyi bir birey zor durumda olanlarla kendi yiyeceginide gerektiginde paylaşmalıdır degilmi''Et parçasını ortadan ikiye böldü ve bir parçayı drowa uzatıp dıgerini nazikçe yemeye başladı

DM:
Drow, gözlerinde manyakça bir açlık parıltısıyla Horcoel'in eline atladı ve kurutulmuş eti tutup bir canavar gibi yemeye başladı. Tüm titremesi geçmişti. Horcoel'in odada olduğunu da unutmuş gibiydi. Sadece muazzam bir iştahla yemeye başladı.

Horcoel Baator::
Horcoel drow'a kalbinden gelen derin bir acıma duygusuyla bakındı bir saniyeliğine..Drowun ilgisini kendisine çekmek için öksürdü ve devam etti..''Neyse şimdilik iştahınızı bastırır..Neyse..Asıl konumuza dönelim bay Barra..Burada bu kadar zamandır ne yapıyordunuz..Dışardaki ''Yaratık''lardan saklanmayı nasıl becerdiniz merak ediyorum..Burayı geldigimden beri araştırmama ragmen

Horcoel Baator::
''Sizden başka sağ kalmayı becermiş birisine rastlamadım..Evet hikayenizi dinliyorum..''

DM:
Barra Horcoel'i duymamış gibiydi. İştahla kurutulmuş eti yiyordu. Ã?ylesine dalmıştı ki kurutulmuş et bittiğinde yanlışlıkla dişlerini eline geçirdi. Sonra da bir "Ah" inlemesiyle elini ovuşturdu. En sonunda Horcoel'in varlığını hatırlamış gibiydi. "Be-ben anlatmıştım ya e-efendim."

Horcoel:
''Sadece kısa geçmiştiniz...Detayları ile duymak isterim..Orclar tüm şehri yerlebir ederken siz burada sag kalmayı nasıl becerdiniz..'' dedi önce..Sonra ise duraksadı..Bu konuda sıkıştırılıyordu belli ki konuyu değiştirir gibi yaparsa asıl istediği bilgiye daha çabuk ulaşabilirdi..''Neyse..Sağ kalmış olduğunuza göre kasabanın büyük bölümünün nereye gitmiş veya gönderilmiş olduğunu bilebilirsiniz..En azından ben öyle olduğunu sanıyorum..Haksız mıyım bayım?""

DM:
Drowun yüzünde bilmiş bir sırıtma oluştu. "Bu bilgiye karşılık ne teklif ediyorsun şövalye?"

Horcoel:
Tam da tahmin ettiğim gibi" diye geçirdi içinden..Gülümsedi.."Edebileceğim teklifler arasında neler oldugunu açıklarsanız size daha çok yardım edebilirim..""

DM:
Drow durdu, gözlerini Horcoel"in çantasına dikti. Bu sırada drowun midesinden yükselen bir gurultu da Horcoel"e drowun teklifi konusunda fikir vermişti bile. Barra Qu"elaeruk sırıtarak Horcoel"e baktı "Ã?antandaki etlerin kalanına ne dersin?"

Horcoel:
"İşte bunu beklemiyordum" diye düşündü Horcoel suratını asarak.."Aç bir drow ha..Yemek karşılıgında bilgi satacak bir drow.Gerçi drowlardan ne beklenirki " diye düşüncelerine devam etti Horcoel..Ardından duraksadı ve kemerinin kayışlarını çözerek drow a fırlattı..""Ah..Bu kadar aç olabileceginiz aklıma gelmemişti ..Benim düşüncesizliğim..Buyrun..Sizi dinliyorum..""

DM:
Drow Horcoel"i kaale bile almamıştı. Attığı etlere haftalarca aç kalmış vahşi bir hayvan gibi saldırdı. O kadar vahşice yiyordu ki.. İki elinin arasına-ellerini pençe gibi kullanıyordu-aldığı etleri başının ani daldırışlarıyla ısırarak koparıyordu. En sonunda tüm etleri bitirdiğinde Horcoel"e döndü. Parmaklarını şapırdatarak yalarken laf arasında söylermiş gibi beklenen soruyu cevapladı. "Kuzey."

Horcoel:
""Kuzey?..Kuzeyde nereye gittiler? Esirmi alındılar yoksa Cervantes in işimi?""Horcoel merakla sorusunun cevabını bekledi..

DM:
Drow parmaklarını yalamayı bitirdi. "Emin değilim. Anladığım kadarıyla kuzeyde, Limerik Ormanı"nın ötesinde sığınacak bir yer bulmuşlar. En azından çığırtkanlar öyle haber veriyorlardı. Ne kadar doğru bilemiyorum. Bir kaleden bahsediyorlardı. Ama birkaç evden yürüttüğüm haritaların hiçbirinde kuzeyde olan bir kaleden bahsedilmiyordu. Yine de hangi harita düzgün çizilir ki öyle değil mi? Ayrıca orklara karşı..." Drow kalakaldı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. "Ã?rümcek Kraliçe aşkına! ORKLAR!" Drow kendisini Horcoel"in önüne atıp ayaklarına kapandı. "Lütfen! LÃ?TFEN! Beni de götürün! Beni öldürürler yoksa! Lütfen Sör şövalye! Yalvarırım!" Drow ağlamaya başlamıştı. Ã?yle acınacak bir haldeydi ki elinde olmadan Horcoel bile onun için üzülmüştü.

Horcoel:
Horcoel acıyarak yerde yalvaran drow a bakınmaya başladı..""Merak etmeyin Bay Barra,kimse kimseyi öldürmeyecek..şimdilik.."" diye ekledi mırıldanarak..Ardından düşünmeye başladı..Kara kalplı bu drowu şimdi ne yapmalıydı..Onlarla beraber mi getirecekti..Hayır buna izin veremezdi..Büyük bir ihtimalle casus olan bu yaratığı yanlarında götürdüğü taktirde tonlarca sorun çıkabilirdi..Ardından drow a döndü ve seslendi.. ""İçinde bulundugumuz durum şartları nedeniyle Bay Barra..Sizi bizimle götürmemeye kararlıyım..Ancak sözüm sözdür..Sağ sağlim bu onkasaba cehenneminden çıkmanıza yardım edecegim ve istediginiz bir yere ulaşmanıza yetecek kadar erzakla sizi buradan gönderecegim..Ancak bizimle gelme gibi bir şansınız olmadıgını size kibarca söylemem gerekiyor..""

DM:
"Ama...Ama ırkdaşlarım peşimde! Eğer beni bırakırsanız beni öldürürler. Hiçbir yere ulaşamam!" Drow zırlamaya devam ediyordu hala. O kadar kötü bir haldeydi ki Horceol'in içi acımıştı.

Horcoel:
Horcoel kendi kendisi ile bir savaş vermeye başladı bu sırada..Drowun niyetinin bariz bir şekilde kötü oldugunu bile bile onu yanında götüremezdi..Hayır dedi kendi kendisine..Bana kendini acındırmaya çalışıyor..Bunun olacagını en başından biliyordun Nimarien..Bu basit numarayı yemeyeceksin..

Horcoel:
Suratı önce acıyan bakışlarla kaplıydı..Ardından kendini kasarakta olsa bakışlarını ciddileştirdi..''Irktaşlarınız şu anda başka şeylerin peşinde Bay Barra..'' dedi ark niyetlerini sezercesine..''Ve ben bunu tam olarak bilmesemde tahmin edebiliyorum..Gözlerim..Dedi adamı süzerek..Tahmin edebilecegimden fazlasını görür..''Duraksadı..''Size yolculugunuz için yiyecek ve içecek hazırlayacagım''

Horcoel:
''Ancak daha sonra yapacagınız yolculukta yanlızsınız..''

DM:
"Kahrolası tünelin buraya kaç tane drow çıkarttığını bilemeyiz! Bir kısmı peşimdeyken bir kısmı da başka işlerle uğraşıyor olabilir. Lütfen, beni de alın. Ben bir sihirbazım. Irkdaşlarımın büyü direnci varken onlara karşı bir şey yapamam ama size yardımım dokunabilir." Horcoel de drowun-o kirli cüppesine rağmen-büyü sanatı ile uğraştığını anlayabilmişti. Ayrıca drowların gerçekten de büyüye karşı direnci vardı, bunu da biliyordu.

Horcoel:
Horcoel kapıya doğru iki adım attı ve drowun sözlerini duyup iyice sindirdikten sonra başını arkasına çevirerek drow a garipseyen bir bakış attı..İçinden bir casus oldugunu biliyor oldugumu bilmesine ragmen hala bizimle gelmek için kıvranıyor..Bu bir drow için bile aşaglıyıcı bir durum diye düşündü

Horcoel:
Ve büyü cübbesi..Siyahtı..Kirli olmasına ragmen ilk gördügünde siyah cüppe giydigini anlamıştı ama kirden bunun bir büyücü cüppesimi yoksa sıradan bir siyah cübbe olup olmadıgını kestirememişti..Zira siyah drowlar içinde yaygın ve sevilen bir renkti..

Horcoel:
Kara niyetli bir kara cüppeli büyücü ha..Kendini acındırarak ve çeşitli mazeretlere dayandırarak aramıza karışmaya çalışıyor..Hah..Ne kadar güzel..diye geçirdi zihninden..Ama gerçekten becerikli oldugunu kabul etmelisin Nimarien..Söyledikleri gerçekten kulaga hoş ve acındırası geliyor..Adamın inançlarının doğrultusunu görmesen inanabilirdin bile..

Horcoel:
Horcoel kendi zihninde durumu tarttı ve düşündü..Ancak bu olmazdı..şartlar gözünün önündeydi..Bu adamı ne yanlarında götürebilirdi..Nede onlara saldırmadıgı sürece onu öldürebilir yada sakat bırakabilirdi..Pekala inandırıcıydı ama çevresinden yayılan o kızıl aurayı gördükten sonra ne dese ona inanmayacaktı..En azından kendi planına ters düşenlerine..

DM:
Drowun yüzündeki ifade anlaşılmaz, dalgın bir ifade aldı. "Biz drowlar kaosun çocuklarıyız. Ã?ıkarımıza olanı yaparız. Ã?ıkarımız için yaşar, çıkarımız için öldürürüz." Drow başını kaldırdı ve ruhunu okurcasına Horcoel'e baktı. "Mantıklı düşünün sör şövalye. Size ihanet etmem bana hiçbir şey kazandırmaz, tam aksine elimde kalan son şeyi, yaşamımı kaybettirir. Ayrıca size ihanet edersem de beni her zaman öldürebilirsiniz. Sonuç olarak siz çok sayıdasınız ve ben değilim. Sizden yaşamımı kurtarmanızı istiyorum, karşılığında da bu savaş bitene kadar size hizmetimi sunuyorum."

Horcoel:
Horcoel kendisini bir anda sert ve yıkılmaz haline sokarak''Neyin çocukları oldugunuzu biliyorum..Ve çıkarınıza göre nasıl haraket ettiğinizide..''Gözleri bir an pozitif enerji saçacak şekilde mavi alevlerle ışıldadı..''Sizler atalarımın..''dedi ve saçlarının arasından uzun kulagını çıkartarak gösterdi..''Yüz karalarısınız..Lanetli bir tanrıçayla güç ve şehvet ugruna kendi lanetinize boğuldunuz''

Horcoel:
''Ve artık herşey göz önünde olduguna göre kartlarımızı açmamızın bir sakıncası yok ha drow efendi?..''dedi..Sesi o kadar serttiki sadece odaya yayılırken dışarıdan dikkatlice dinlenilmedigi sürece tını bile duyulmayacaktı..''Mantık mı..''Ã?fkelenmişti..''Ben mantıgımı dinlemem ..Hiç dinlemedimde..Benim dinledigim tek yer kalbimdir ve orası bana seni dinlemememi söylüyor''

Horcoel:
''Güzel sebepler sunuyorsun drow..Acındırma taktiklerinde çok güzel..Sanırım seni en iyisi oldugun için yollamışlardır bu konuda..Bana hala yardım önerini sunuyorsun..Galiba seni buraya yollarlarken sana benim nasıl birisi oldugumu anlatmamışlar??''Bir an duraksadı ve sesi fısıltıya dönüştü..Tehtitkar.. Soguk bir fısıltı..''Hiçbirşey...Evet..'' dedi gözlerine bakarak drowun..

Horcoel:
''Hiçbirşey seni bizimle gelmene izin verdirtemez..Söyleyecegin..Yada yapacagın..Umrumda degil..Belkide yaşamın için bize yardım edip gidicek olsan da dahil..O yüzden sözlerini boşa harcıyorsun..Seni buraya gönderen sana benim hakkında şu bilgiyi vermemiş galiba..Durum ne olursa olsun asla kötü bir adamla iş yapmam..Bana ben kötüyüm ama beni öldürme daha kötülerini öldürmene yardım ederim

Horcoel:
numarasını yemem''

Horcoel:
''Cehennemi de cenneti de görmüş birisi ile konuşuyorsun drow..İyilik yada kötülük..Karanlık yada ışık..Hepsinin sonunu gördüm ve biliyorum..O yüzden bana karanlıgında ışıgı savunmamıza yardım edecegim palavrasını yutturamazsın..Gerekirse tüm insanları göz göre göre ölüme sürürüm de karanlıktan yardım almam..Ã?ünkü ışığın efendileri bize herzaman bunu öğütlemişlerdir..''

Horcoel:
''Yaşam sadece bir sınavsa ve biz bu sınavı başarıyla geçebilirsek ölüm en tatlı huzuruyla bizi alıcak ve bizi sonsuz huzurun hakim oldugu yere götürecektir..''

Horcoel:
Sağ elini sırtına götürerek tek kısa kılıcını çekti..Ve sol eliyde ötekisini..''şimdi..'' dedi drowun gözlerinin içine bakarak..''Buradan çıkmana yardım edecegim..Ve sana bir miktar yiyecek ve içecek verecegim..Bunları kabul edip etmemek ise senin tercihin..Ancak bizimle gelmiyorsun..Bunu kafana sok..''Veee'' dedi sinirli ve tehtitkar bir şekilde..''Bizi izlemeye kalkarsan arkadaşlarım tarafından

Horcoel:
''etkisiz hale getirilmene göz yumacagım..Özellikle Paladin V'ladhek senden yayılan şeyi hissettikten sonra seninle ilgilenmek için sabırsızlanıyordu..Sözlerim iyice anlaşıldımı Bay Barra?''

Horcoel:
''O halde onun yanına yanlız başına gitmek zorunda kalacaksın'' dedi Horcoel onun sesini bastıracak bir şekilde seslenerek..''Ancak Horcoel Baator ve arkadaşları ile beraber değil..''sesi kısılmıştı..Onunla laf atışmasına girip kendisini onunla aynı seviyeye düşürmeyecekti..Ve ona hiçbirşey açıklamak zorunda da değildi..''Beni gerçekten tanımıyorsun drow..Artık ne Oren ile..Nede Cervantes ile''

Horcoel:
Horcoel:
''alakam yok..Ben kendi doğrum neyse onu yaparım..''

Horcoel:
İç çekti acı acı gülümseyerek..''Az önce ağlayan drow şimdi başımıza efendi kesildi..Cervantes de savaş hırsı ugruna büyük ihtimalle senin varlıgına göz yumacaktır..Ancak andım olsun ki onun yanına Horcoel Baator ve arkadaşları ile gidemeyeceksin..Dedigim gibi sana 3 günlük yiyecek verecegim..Bu yiyecekleri hangi yolu izlerken bitirip bitirmeyecegin ise sana bağlı..Eğer yiyecekleri istiyorsan.''

Horcoel:
''Aşagıya bizimle gelirsin..İstemiyorsan ise seni burada bırakıp gidecegiz..'' Horcoel bu sözleri söylerken yutkundu..Ve bir nebze de olsa içinden kendisinden nefret etti..Savaş durumu..Horcoel i sert olması gerektiğine itiyordu..İnsanların hayatı için..Ã?ünkü biliyorduki bu drow büyü güçleri olmasa bile tehlikeli ve içten pazarlıklı bir varlıktı ve ona asla güvenemezdi..

Horcoel:
Keşke bu varlıgı ışıga yöneltmenin bir yolu bulunsaydı..Kendi içinden tekrarladı..Bir paladin öldürmez savunur..Peki şu anda yaptıgı neydi..Zor durumda olan bir drowu gerekirse bırakıp gidecekti..Ama yanında getirdiği taktirde insanların başına dertler açabilirdi ve bu yüksek bir ihtimaldi..Peki ya bu insanları drow ırkının lanetli entrikalarından uzak tutmak onu korumak olmuyormuydu?

Horcoel:
Evet..Ã?yle oluyordu ve öyle olacaktı..Aklına bir an savaşı kaybederken bir anda kendi kellesi için orcların tarafına geçen bir drow büyücüsünün görüntüsü geçti..Arkasını dönüp bir alev topu ile onkasaba muhafızlarını içerden yıkıyordu..Orclara kapıları açıyor ve yaşamını bağışlamaları taktirde onlara hizmetini sunacagını söylüyordu..Orclar içeri akın ederken bir bayrak gördü zihninde..

Horcoel:
Apocalypse nin bayragı..Ve bu görüntüyle beraber görü son buldu..Hayır dedi zihninden..Bu adama acıyamam..Bu kadar masumu riske atamam..Bunu yapmak zorundayım..

Horcoel:
Bir saniye bile düşünmeden ''Evet..'' diye yanıtladı Horcoel..Sesi o kadar net ve kendinden emindiki..''Karanlıktan gelen karanlıga gider..Ve sen karanlıgını kullanıp bize yardım edersen yapacagın tek şey orada içlerindeki saflıkla ışıl ışıl parıldayanların üzerine gölgeni düşürmek..Onların saflığını lekelemek olacaktır..Bizim savaşmak için karanlıgın gücüne ihtiyacımız yok drow..''

Horcoel:
''Bizim ışıgımız bize yetecektir..Yaşamda olmasa bile ölümde huzura ve mutluluga kavuşmamızı sağlamamıza yetecektir..Bir şekilde orada ölenlerin birer şehit olarak kabul edilip tanrıların sınırsız cennetine lekesiz girmelerini sağlayacaksam bundan gurur bile duyarım..Senin gücünle ayakta kalıpta ruhları lekelenecek varlıklar olmalarındansa bu daha iyidir..''

Horcoel:
''Benim ne hale geldigim kendimden ve kaderimi belirleyen tanrılar dışında kimseyi ilgilendirmez drow..Kasabadan sürüldüm çünkü Cervantes e şu anda yapmış olduğu şeyi daha önceden yapmasını söylediğimde savaşa olan bağlılıgımı yoketmiş oldum..İnsanların iyiliği için..Ve karanlık hakkında söylediklerimi unut gitsin drow..Daha ne demek istedigimi bile anlayamamışsın..''

Horcoel:
''Karanlık kullandıgın büyüden yada bilginden gelmiyor..Karanlık senden geliyor..''dedi tıslamayla..''içinden..'' Bu sözü vurgulamıştı niyetini anlamışcasına..Gözbebekleri küçüldü ve parıldamaya başladı..''Kişisel olarak..'' dedi drowun sırıtışına karşılık bir sırıtışla..''Demek kişisel olarak?..Boşversene..Ben almayayım..''dedi ve Arkasını dönüp yavaş adımlarla Vladhek ve Harbormm un yanına gitti

Horcoel:
''Aşşagıya iniyoruz..'' dedi Cüce ile Dostuna..''Drow dostumuz aşagıya gelirse ona birşeyler ikram etme sözüm var..Ancak onunla işimiz buraya kadar..İstedigimiz bilgiyi ögrendim..

DM:
"Demek..." diye başladı drow arkasından neşeli bir şekilde "Illya Ahnaru'yu ebedi bir işkenceye terk ediyorsunuz Sör şövalye. Cık cık cık. Bunu sizden beklemezdim." Drow, Horcoel'e arkasını dönmüştü ama Horcoel onun pis pis sırıttığından emindi.

Horcoel:
Horcoel bir anda yürüyüşünü kesti ve oldugu yerde drow a arkası dönük bir biçimde çakılı kaldı..''Sen...N-Ne dedin..'' Dedi sinirden köpürür bir ses tonu ile..Sesten çok bir hırıltı idi bu tonlama..Horcoel bir anda inanılmaz bir hızla arkasını döndüğü gibi drow a doğru koştu..Drow daha gözlerini açıp kapayamadan Horcoel onu yakasından kaldırdıgı gibi arkasındaki duvara yaslamış olacaktı..

Horcoel:
şovalyenin gözlerinde bir soğukluk vardı..Drow dikkatlice baktıgında Horcoel in buz mavisi gözlerinde enerji akımları halinde atlayan pozitif enerji tanelerini görebilirdi..Sevdiği kızın kayboluşunu ona karşı kullanmaktı ha..Yutkundu..''Sakın..'' dedi sinirle hırıldıyarak..''Illyrayı..''devam etti sözlerine ''Adını bile..'' ''Agzına alma..''

Horcoel:
Drowu bırakarak sakinleştirmeye çalıştı kendisini..Drow onu bu haldeyken öldüremeyecegimi biliyor..Dedi kendi kendisine..Ve beni sinirlendirmeye çalışarak bunu bana karşı bir silah olarak kullanmaya çalışıyor..

Horcoel:
Drowa bir kez daha arkasına döndükten sonra geriye dönüp drowu süzercesine bir bakış attı..Hiçbirşey söylemeden derin derin nefes alıp vererek arkasını döndü ve bu sefer drow arkadan ne derse desin ne yaparsa yapsın aldırmayacak bir şekilde arkadaşlarının yanına dogru ilerledi...

DM:
"Bu durumda beni buna zorluyorsunuz Sör şövalye. İsteseniz de istemeseniz de sizinle geliyorum. Burada ölüp gitmeye hiç niyetim yok. Sizi ikna etmeyi ve benimle olmanızın çıkarınıza olacağını anlatmaya çalıştım fakat... Siz masum bir kadını dahi ebedi bir işkenceye terk edecek kadar gururun gözünü kör ettiği, taş kalpli birisiniz belli ki. Biz drowlar bile en azından nefret, öfke gibi duyguları barındıracak kadar yürek sahibiyiz. Her neyse, isteyin yada istemeyin, sizinle geliyorum." Drow kararlı bir şekilde peşlerinden gitti. Bu sırada aniden durdu. "Eee, yiyeceklerle ilgili konuştuğumuz hala geçerli değil mi?" diye sordu gülümseyerek.

Horcoel:
Horcoel bir an arkasından igneli tavırlarına devam eden drow u düşündü..Ama aldırmadı..Artık aldırmayacaktı ve sakin kalacaktı..''Yiyecek..''Benden ve arkadaşlarımdan uzak durdugun sürece sana yiyecek verecegim evet..''dedi ve Homurdanarak Cüce ile insan arkadaşlarına döndü..

Horcoel:
''Kuzeye gidiyoruz..'' diye seslendi onlara dogru..

DM:
"Sizden uzak durduğum müddetçe mi?" drowun suratı asıldı ve kendi kendine mırıldandı. "Görünüşe göre bir süre aç kalacağım."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel, V"ladhek, Harbormm ve yeni "yoldaşları" Barra Qu"elaeruk şimdi evden dışarı çıkmışlardı. İlk çıkan ve en öndeki Harbormm"du. Arkasından Barra çıkmıştı. Peşisıra gelen ise V"ladhek"ti ve evi en son terk eden de Horcoel"di.

Drowla olan muhabbetleri üçüne de dışarıda olan böcekleri unutturmuştu. Drow, böcekleri gördüğü zaman homurdandı. İnanılmaz kirli cüppesinin içinden bir parça kükürt ile bir parça yarasa pisliği alıp bunları birbirine karıştırırken havaya garip şeyler çizip bir şeyler söyledi. Sonra da parlamaya başlayan topçuğu ileri fırlattı.

Büyük bir ateş topu gürledi ve sokaktaki böcekleri katletti.

Patlama bittiğinde drow tuhaf bir ifadeyle duruyordu. Burnunu çekti.

"Siz de yanan-tahta dışında- tuhaf bir şeyin kokusunu alıyor musunuz?"

Üçü de almıyordu. Sonunda Barra eliyle Harbormm"u işaret etti. "şey..." diyebildi sadece. Üçü de o anda olanları fark ettiler.

Harbormm"un sakalı yanıyordu.

Patlayan alev topunu gören iki kişi daha vardı. Tam o sırada harekete geçen Dekotta ve Selemor da bu patlamaya şahit olmuşlardı. Patlamanın ardından oraya baktıkları zaman bir cüce, bir drow ve iki insan gördüler. Görünüşe göre şehirde başka sağ kalanlar vardı.

V"ladhek de o sırada Dekotta ve Selemor"u görmüştü. Görünüşe göre şehirde sağ kalan başkalarını bulmuşlardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

V'ladhek duyduğunda şaşırmıştı " Kuzey mi? " dedi sessizce bunun üzerinde biraz düşündü ve kafası karışmış bir şekilde yüzünü buruşturdu.Kuzey e gidiyorlardı ama orada haritada gördüğü kadarıyla birşey yoktu dağlar dışında bu halk neden dağlara gitmiş olsundu ki kendilerini kapana kıstırmak için mi.Yoksa başka haritalarda yazılmayan bir şey mi vardı..

V'ladhek boşverircesine drow un ardından kapıdan yavaşça çıktı ve gıcırdayan merdivenlerden aşşağı indi.Bu drow u pek sevmemişti ne de olsa hepsi birer yalancıydı kendi çıkarları için neler yapmazlardı...Kapıdan çıktıklarında dışardaki böcekleri hatırladı ve drow kesesinden bir şeyler çıkarıp bazı şeyler yapmaya başlayınca " büyü " diye aklından geçirdi bir an ve eli hemen kılıcına kaydı ama onu kınında bekletti..

Drow un yaptığı alev topu birden ilerideki bütün böcekleri katletti hepsini yaktı ve çatırdayarak yanıyorlardı bütün böcekler.Yanan böcek kokusundan rahatsız olarak burnunu tuttu ve drow a dikkatle baktı acaba kendisini mi kanıtlamaya çalışıyordu..Güven mi sağlamaya çalışıyordu?Ne olursa olsun V'ladhek ona güvenmezdi ne de olsa o bir drow du..Sadece bir yalancıydı..

Büyü bittiğinde ve alev topu böcekleri kavurduğunda drow tuhaf bir ifadeyle duruyordu. Burnunu çekti.

"Siz de yanan-tahta dışında- tuhaf bir şeyin kokusunu alıyor musunuz?"
Drow dikkatli bir şekilde elini Harbormm a doğru uzattı ve V'ladhek'in kafası oraya doğru döndü Harbormm un sakalları yanıyordu V'ladhek'in yüzü sırıtışla kaplandı ve " Hey Harbormm sakalların.. " dedi gülerek.Sonra dikkatini başka bir şeye yöneltti.

V'ladhek bir şeyler düşünürken sokağın diğer tarafına baktığında iki kişi gördü anlayabildiği kadarı ile biri büyü kullanıcısıydı.İleri dikkatle baktı ve " Hey siz kimsiniz?! " diye bağırdı eli hala kılıcında duruyordu 10 kasabada birilerini görmek güzeldi ama bunların ne taraftan olduğunu bilmiyordu bu yüzden dikkatli olmalılardı..

Horcoel'in yanına gitti yavaşça belki hiç zamanı değildi ama söylemesi gerekiyordu."dostum?Sinirli gibisin?Ne oldu?Ve hatırladığım kadarı ile kuzeyde dağlar dışında hiçbir şey yok ayrıca" sesini daha da alçaltarak sadece Horcoel'in duyabileceği bir şekilde " bu drow..Bizimle mi gelecek?şimdiden söyliyeyim bundan hiç hoşnut olmam.." sinirle drowa bir göz attı.

Dikkatini ileride duran adamlara verdi " ayrıca şimdiden hayatta kalanlar bulduk gibi ne dersin dostum " dedi gülümseyerek ve adamlara dönerek gelecek dostça veya düşmanca bir cevap veya en azından tavır bekledi sessiz havanın verdiği rahatsızlıkla..
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

DM:
Elinde, üstünde garip bir kafatası olan, çeşitli garip muskalara bürünmüş bir kobolddu bu. Yüzü ve vücudu garip boyalar içindeydi. Ã?evresi garip bir şekilde parlıyordu. Ne Salvador, ne de askerlerden herhangi birisi bunun ne olduğunu anlamıştı. Kobold kendinden emin adımlarla ön sipere yaklaştı ve insanların hepsinin tek tek gözlerinin içine baktı. Sonra bozuk bir aksanla konuştu.

DM:
"Burya ait deelsinz. Yüce ruhlar adna gidin. Yoksa efendi kızcak. Efendi hepnizi öldürcek."

Salvador:
Salvador bu kobolt a bir göz gezdirdi. Yanındaki askere "Herşey için tetikte olun.Ben size emir vermedikte bir şey yapmayın."

Salvador:
Hızla ayağa kalkarak kobolt un önüne doğru hafifçe seyirtti.

Salvador:
Kobolt un arkası karanlıktı ve kimseyi göremiyordu.Ama diğerlerinin oralarda bir yerlerde olduklarını biliyordu. Kılıcını kınına koymadı. Ama tehtitkar bir şekilde de tutmuyordu. Sakin bir şekile "Efendin kim senin?"

DM:
Kobold, gözlerinde kurnaz bir parıltıyla Salvador'a sırıttı. Omuzları, bastırılan bir kıkırdamayla titriyordu. "Ben sölemem efendinin ismini siz gibi zavallılara. Defolun yada ölün!"

Salvador:
Salvador hiçbir tepki vermemişti.Hatta suratında en ufak bir oynama belirtisi bile yoktu. Etrafı incelemek için sağa sola bakındı. Sonra tekrar kobolt a döndü. "Burada ne kadar süredir yaşıyorsunuz?"Cüce işçilklerini var sayarak sormuştu bu soruyu

DM:
Kobold, söylediklerinin hiç de dikkate alınmadığını fark edince öfkeyle burnundan soludu ve suratındaki sırıtışı kayboldu. "Sizi ilglendrmez! Son kez söylüyom!" Kobold, elindeki garip asayı sallayarak Salvador'u işaret etti. "Defolun veya ölün!"

Salvador
: Salvador un suratında tekrar hiçbir değişiklik olmamıştı. "Bizi buradan neden çıkartıyorsunuz?" Sorunun yanıtını az çok tahmin edebiliyordu. Ama belki bu kobolt un aklını biraz karıştırması işlerine yarayabilirdi.Tabi karışması.... "Burada yaşayıp yaşamadığınızı bile bilmiyorum. Neden bizi buradan çıkarmak istiyorsunuz? "

DM:
Kobold öfkeyle uludu ve olduğu yerde tepinmeye başladı. Anlamsız havlamalar mağarada yankılandı. "Burası bizim işte. Bizim, bizim BİZİM! Ve hemn gitmezen yüce ruhlar sizi yok etcek!" Mağaranın iki yanından da onay tonlamaları içeren havlamalar duyuldu.

Salvador:
Salvador koboltun çılgınca zıplamasını izledi. Anlaşılan böyle bir yolla bir yere çıkamayacaklardı. Bu daha fazla kızdırmak anlamına geliyordu. Aslında bu yaratıklarla anlaşma yapmak... Salvador bunun olmasının imkansız olduğunu biliyordu. Kasaba halkını buraya bunlar varken getiremezdi. Bu olanaksız bir durumdu. Ama şu an elindekileri bir şekilde değerlendirmesi lazımdı.

Salvador:
Burayı temizlese bile bu efendileri bir sorun yaratabilme ihtimali vardı. Eğer burayı temizleyeceklerse kökten halletmeleri gerekirdi. Hem bu tür yaratıkların liderleri öldükten sonra birlikte hareket etmeleri daha zor olurdu. En azında girdiği bir kaç savaş deneyimi bunu az çok öğretmişti. Hatta bir çoğunun onursuz bir şekilde savaştan kaçtığını görmüştü.

Salvador:
Salvador kararını verdi ilk başta liderleriyle görüşmesi gerekliydi. "Yüce efendinizle görüşmek istiyorum. Eğer bazı şeylerin yapılmasını istiyorsan beni efendine götürürsün!"

DM:
Kobold aniden durdu. Gözleri korku ve şaşkınlıkla açılmıştı. Salvador'a inanmazcasına bakıyordu. "Efendi sizle ASLA görüşmez. O büyük. O yüce. Siz zayıf. Siz zavallı. Ona bunu sölesem bile beni öldrür!" Kobold dehşetle açılmış gözlerini Salvador'a dikip hızlı hızlı başını iki yana salladı.

Salvador:
Salvador kobolt un verdiği tepkiden, koboltun ne kadar korktuğu anlaşılıyordu. "Belki efendin benle onu görüştürmediğin için kızar. O büyük! O yüce! dediğin kişilik o kadar büyükse benle konuşmaktan çekinmez. Eğer çekincesi varsa benden korkuyor demektir!" Koboltun efendisini savunmasına izin verecekti. Belki efendisinin bahsettiği kadar güzçlü olduğunu göstermek için onu götürebilirdi...

DM:
"Hayır hayır hayır!" Kobold yine hızlıca başını salladı sağa sola. "O sizle konşmaz çünkü siz zavallısın. Kendini sizle bir koymaz." Kobold başını sallamaya devam etti ve adım adım gerilemeye başladı.

Salvador:
Salvador koboltun gerilemesine karşı bir iki adım ilerledi. Onu biraz psikolojik olarak sıkıştırmak istiyordu. "Zavallı! Bizim zavallı olduğumuzu nereden biliyorsun!" Salvador ağzından zorlada olsa "Bırak zavallı olduğumuza o karar versin. Sen onun adına hüküm mü veriyorsun? Efendin adına! Peki o bunu öğrenince sana kızmayacak mı?" Salvador un konuşması kendinden emin bir hal almıştı...

DM:
"Kızmaz! Burya girenleri öldürmeyi o söledi! Kızmaz kızmaz kızmaz!" Kobold geriye doğru birkaç adım daha attı.

Salvador: "Ne için! Korktuğu için mi? Yada kendisi bu işi yapamaz belki. Bu yüzden bu görevi size vermiş olabilir. Eğer o yüceyse yüceliği nerede o zaman. Bizi karşısına çıkar ki o yüceliğini görelim! Bence efendin sana böyle diyen birini neden karşına çıkarmadığın içinde kızabilir. Ã?ünkü şurada hiç bir varlığını görmüyorum!" Salvador bir kaç adım daha ileri doğru atmıştı. Biraz daha karanlığın içine gidiyordu ve bu hiç işine yaramazdı

DM:
"Efendi korkmaz, sadece sizle yüzleşmeye tenezzül etmez." Kobold hain hain sırıttı.

Salvador:
Salvador duraksadı. Kobolt un gülüşünden ne olduğunu anlamıştı az çok. Diğer koboltların arasına doğru çekmişti onu. Yaratığın sırıtmasından onu anlıyordu. Salvador kılıcının kabzasını iki elle kavradı. Kılıcın yere dik olarak duruyordu. Halkın iyiliği için bir şeyler yapması gerekiyordu. şimdi buradaki savaş herşeyi sonlandırmayacaktı. Mutlaka efendisiyle görüşmesi gerekiyordu.

Salvador:
"Ne kadar kötü. Efendin dışarıda olanlardan yada olacaklardan haberdar mı? Buraya ne kadar büyük bir felaketin geldiğinden?" salvador cümlesini kurarken etrafına dikkat etmeye özen gösteriyordu. Her an olabilecek bir saldırıya karşı hazırlıklı olmalıydı.

DM:
"Efendim yüce ve bilgedir. Bize sadece bilmemiz gerekenleri söyler!" kobold hala sırıtıyordu. Salvador ise bu sırada gerilen bir yay teli sesini duymuştu.

Salvador:
"Efendin neyi biliyor? 1 gün sonra buraya bir ordunun saldıracağını mı? Goblinlerden,orclardan ve bugbearlardan oluşan bir ordu. Sizin mağaranızı ele geçirme istekleri olabilecek bir ordu. Bunu da mı biliyor? O zaman niye hala hazırlık yapmıyorsunuz? neden hala burada bizimle uğraşıyorsunuz? Efendiniz sizi umursamıyor. Baksana bildiği halde hiçbir hazırlık yapmanızı istemedi. Sizi ölüme terk edip kendisini korumak! çok güvendiğiniz efendiniz bak neler yapıyor şimdi. Yada bunları yaptırmadığına göre bilmiyor gelecekleri!" Salvador kendini hazırladı. Ayağını hafifçe geriye doğru seyirtti. İleri atılması an meselesiydi. Tek bir şey... Bir okun gelmesi yada önündeki koboltun bir büyüye başlaması...

DM:
Koboldlardan ses kesildi. Salvador'un önündeki şaman bile kalakalmıştı. Sonra bazı tartışma sesleri duyuldu koboldların arasında. şaman yutkundu ve zorlukla konuştu. "İspatla."

Salvador:
Salvador oku bekledi ama ok gelmemişti. Etraftan gelen sesleride dikkate alırsa söylediklerine inanmışlardı. şimdi onlara bu durumu ispatlaması gerekecekti. Salvador gerdiği bacağını hafifçe gevşetti. Sakin bir ses tonuyla "Biz 10 kasabadan geliyoruz. Ve şu arkamda gördüğünüz insanlar 10 kasaba halkından. O kasabayı biliyor musunuz?" Salvador derin bir nefes aldı...

DM:
Koboldlardan anlamamışçasına bir mırıltı çıktı. Sadece şaman birkaç saniye bekledi. Sonra da usulca "Efendi bana bahsetti." dedi.

Salvador:
"Artık o şehir..." salvador bir an oradaki askerlerle olmayı ne kadar istediği aklına geldi. Birden hüzünlendi. Kafasını yere eğdi bir an için. Oradaki insanlar... Hepsi ölmüş olmalıydı. Acımasızca!! Daha sonra hemen kendini toplayıp boğazını temizledi "Artık o şehirde kimse yaşamıyor. Ã?ünkü bu ordunun saldırısına uğradı. Orada olan bütün herkes vahşice öldürüldü!" öyle olduğunu varsayıyordu.

Salvador:
Ã?ünkü bu yaratıkların hepsi vahşiydiler. Askerlerini işaret ederek "hepsi o köyde yaşıyordu. Geride arkadaşlarını bıraktılar. onlara sor onlarda aynı şeyi diyecektir. şimdi bu tarafa doğru geliyorlar. Geriye kalan herkesi ve herşeyi almak için. Taa ki tek bir canlı kalmayana kadar. Eğer bu söylediklerime inanmıyorsan bir askerini iz sürmesi için yolla. Büyük bir ihtimalle buraya yakın bir yererde kamp yapıyorlardır. Son darbeyi vurmak için..." Salvador kobolt un gözlerine odaklanmıştı. Son cümlelerini onun gözlerinin içine bakarak söylemişti...

DM:
"Bu...Bu bize bir şey yapcakları anlamına gelmiyo ki? E-efendi b-bizi koricaktır. Efendi bizi..." şamanın sesi gittikçe kısıldı. Koboldlardan ise çıt çıkmıyordu.

Salvador:
" Büyük bir ihtimalle bizi yok ettikten sonra konaklamak için buraya geleceklerdir. Düşünsenize. Siz yeryüzüne savaşa çıktığınızda dışarda mı kalmak hoşunuza gider yoksa bir mağarada mı konaklamak. Benim bilidiğim bu yaratıklar yeraltında yaşamayı seviyorlar. Tıpkı sizin gibi. şimdi bizle savaştıktan sonra bu mağara onlara çekici gelecektir. "Salvador mağarayı baya bir süzdükten sonra "Burasıda baya büyük bir yer. Demek istediğimi anlıyormusun? Büyük bir ordu. şehirleri yıkabilecek. Burayıda hiç bir hazırlık yapmadan alabilir. Ã?ünkü sizin hiçbir hazırlığınız yok."Salvador kobolta emin bir şekilde konuşuyordu. "Sonuçta o savaştan insanları kurtarmak için ilerideki kaleye getirdik. Ve bizim hayatımız tehlikede olduğu kadar sizinde tehlikede. Biz zarar görürsek sizde zarar görürsünüz." ...

DM:
şaman sustu, tıpkı diğer koboldlar gibi. Diğer koboldlar bir süre sonra hep bir ağızdan tartışırken şaman düşünceli görünüyordu. En sonunda koboldlar hep bir ağızdan, aynı tonda havlamaya başladılar. Belli ki bir konuda tezahürat yapıyorlardı. şaman en sonunda durgunluğunu bozdu ve başını salladı.

DM:
şaman başını salladığında tüm koboldlardan bir sevinç çığlığı yükseldi. şaman Salvador'un gözlerine baktı. "Pekala. Ne istiyorsunuz?"

Salvador:
Salvador dikkatli bir şekilde düşünmesi gerekiyordu. Artık koboltların onlardan şüphelenmediği kesindi. Koboltları kendi yanlarına çekebilme şansı vardı. Böylece askeri bakımdan kendilerine takviye birlik olabilirlerdi. Hem şu an için efendileri bir sorun çıkarmayabilirdi. Ama ya çıkarırsa? "O zaman size bir önerim var. Biz şehrimizi savunurken bize yardım edin. Bizde halkımızdan bir kısmını sizin mağaranıza koyarak burada bekletebiliriz. Böylece savaşta beraber o askerleri yenebiliriz. Eğer bizi geçerlerse mağaraya yerleştirdiğimiz insanlar " bunu aklından bile geçiremiyordu "size mağaranızı korumanızda yardım edecekler." Zaten mecbur bunu yapacaklardı. çünkü başka seçeneleri yoktu. "Bu öneriyi size sunuyorum!" Salvador kendinden emin bir şekilde

konuşuyordu...

DM:
Koboldlar arasında huzursuz bir kıpırdanma oldu. şaman ise sıkılmış görünüyordu. Arkasına baktı, sonra da Salvador'a döndü. "Halkın burda dinlenebilir, ama biz savaşmayız. Ayrıca efendi var..." şamanın sesi bir fısıltıya dönüştü ve sustu.

Salvador:
Salvador kafasını aşağı doğru düşünceli bir şekilde eğdi. "Anlıyorum." Halkı buraya bırakma konusu kafasını karıştırıyordu ama. Bu yaratıklar şimdilik dediklerini yapacak gibi gözüküyorlardı. Uzatmanın bir manası yoktu. Ama efendi! konusunda bir kaç sıkıntısı vardı. Bu efendi! halka burada zarar verirmiydi acaba? "Efendiniz bu insanlara zarar vermez değil mi? Bu konuda size güvenebilir miyim? insanların güvenliği konusunda?Hem eğer bize bir şey olursa size yardım da edebilirler." Salvador koboltlara güvenmenin -ki bu onu içten içe rahatsız ediyordu- dışında başka bir yol göremiyordu şimdilik. Ã?ünkü herkese kalede ihtiyaçları olacaktı...

DM:
Kobold titremeye başladı. Salvador'un yüzüne bakamıyordu bile. "E-efendi çok kızcak. Efendi bizi kescek." şamanın yanaklarından gözyaşları süzülmeye başlamıştı.

Salvador:
Salvador'un kafası hafiften karışmaya başlamıştı. Bu koboldlar bir köle olarak kullanıldığı bir aşikardı. Belki bu yaratıkların kötü olmalarının sebebi efendilerinin diretmeleri olabilirdi. Salvador temkini elden bırakmamaya niyetliydi. Eğer insanları buraya yerleştirirlerse şu efendiler kesin sorun çıkartıcak gibi gözüküyor. Salvador insanları geri almaya geldiğinde hepsini ölü bulmak istemiyordu

Salvador:
hafifçe kobolt a doğru yaklaştı. "Efendi size neden kızacak? Efendi sizi sevmiyor mu? sizi düşünmüyor mu? Bu insanlar size yardımda edebilirler. Ama eğer efendiniz onlara bir şey yapacaksa.... İşte bunu kabul edemem. Hem siz insanlara yardım ettiniz diye efendiniz sizi cezalandıracak veya sizi öldürecekse bunun içinde efendinizin karşısına dikilirim!" Salvador sözlerinde gayet ciddiydi. Bu koboltların içinde bir yerlerde iyilik kırıntısı kalmış olabilirdi

DM:
"E-efendi hepimizi mahvedecek. O güçlü, o büyük." şaman hala zırlamaya devam ediyordu. Oldukça korkmuşa benziyordu. Ama sonra gözlerini kocaman kocaman açarak Salvador'a baktı. "Ama sen onu durdurabilir. Sen de büyük ve güçlüsün."

Salvador:
Salvador derin bir nefes aldı. Efendi dedikleri kişiyi görmesi gerekirdi. Eğer bu kişi kötüyse -ki görünüşe göre öyleydi- durdurulması gerekliydi. İyilik için ve en önemlisi İNSANLAR için. Koboltun ona inandığını görebiliyordu. şu an başka bir şey için koboltun üzerine gitmeme kararı aldı. Ã?ünkü her ihtimalde efendisi araya girecekti. Belki efendiyi aradan çıkarttıktan sonra -tabiki kötüyse- bu koboltları savaş için yanlarında götürebilirdi. Kobolt a bakarak "Eğer efendin sizi düşünmüyorsa ve yaptığınız şeyler için"- özellikle iyilik için- "öldürüyorsa onu durdurabilirim. Bunu sizin için ve kendi halkım için yapabilirim." Kobolt a yardım edecekti. Ve bu konuda emin olduğunu kobolt a hissettirmeye çalışıyordu...

DM:
Koboldun suratında geniş, mutlu bir sırıtış ortaya çıktı. Olduğu yerde mutlulukla zıplarken "Edecek mi? Edecek mi?" diye sorup duruyordu. Bir anda tüm koboldlarda bir sevinç dalgası patlak verdi.

Salvador:
Salvador koboltun zıplamasını izledi anlaşılan çok sevinmişlerdi bu işe. Surat ifadesinde hiçbir değişiklik yoktu.

Salvador:
Salvador kafasını evet anlamında aşağı yukarı salladı. Bunlara yardım edecekti. "Size yardım edeceğiz. Evet bunu yapacağız." Salvador susup koboltlardan gelecek tepkilerin devamını izlemeye koyuldu. Durumlarını bozacak bir şeye mahal vermemesi gerekliydi...

DM:
şaman neşeyle sıçrarken aniden durdu. Muhtemelen kabile arasındaki üst mevkisini hatırlamıştı. Yüzünü ciddileştirerek Salvador'a baktı. "Onun karşısına böyle çıkamazsın." Bunun ardından şaman garip danslar yapıp Salvador'un anlamadığı şeyler söylemeye başladı. Bittiği zaman ise şaman hem bir kobold hem de başka, çok daha güçlü bir varlık gibi görünüyordu. Salvador buna bir türlü anlam veremedi. şaman sanki başka bir şeyle bütünleşmiş gibiydi. Kobold uzanıp ona dokundu. Garip, iç gıdıklayıcı bir titreşim Salvador'un bedeninden geçti. His kaybolduğunda Salvador artık kolundaki yaranın olmadığını fark etti.

Salvador:
Salvador ne olduğunu ilk başta pek anlamamıştı. Ama yarasının kapandığını görünce koboltun bir çeşit iyileştirme büyüsü yaptığını anladı. Salvador teşekkür etmek için başını hafifçe öne eğdi ve " Kolumu iyileştirdiğiniz için size minnettarım." Salvador kafasını kaldırarak etrafına bakındı. Askerler meraklı bir şekilde bu tarafa baktığını gördü. Tekrar kobolt a dönerek " evet efendinize nasıl gideceğiz? bize yolu siz göstereceksiniz herhalde. " ...

DM:
şaman bir trans halindeydi sanki. Onu duymamış gibiydi. Ama az sonra kendine geldi ve başını olumlu anlamda salladı. Gözlerinde hem bir korku ve çaresizlik, hem de sevinç okunuyordu. şaman eliyle onu izlemesini işaret ederek çıktığı mağaranın karanlığına daldı.

Salvador:
kobolt un mağaraya doğru ilerlediğini görünce "Dur yanlız önce adamlarımla konuşmalıyım. Onlarda sonuçta bizle gelecekler ve şu an burada ne olduğunu bilmiyorlar. Onlarla konuştuktan sonra hep beraber hemen yola çıkarız." Salvador kobolt un duyduğunu varsayarak arkasını dönüp askerlerin yanına doğru ilerledi. İlerlerken kılıcını sırtına koydu. En azından bu olayın askerlerinin savaş olmayacağını anlamalarını sağlardı.

DM:
Askerleri ona tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Hepsi de meraklı gözlerle onun konuşmasını bekliyordu.

Salvador:
onların karşısına geçerek hepsinin etrafına toplanmasına izin verdi. Sert olmacan ama ifadesinin kesin oldğunu belli eden bir ses tonuyla "Beyler koboltlarla savaşmayacağız. Onları bazı şeyler için ikna ettim. Ama arada bir sorun var. Efendileri! Efendileri durdurulamazsa buradaki çabalarımızın hepsi sonuçsuz çıkar. İnsanları buraya yerleştirmemiz zor. Bu yüzden ilk olarak efendiyi halledeceğiz

Salvador: Zaten koboltlarda benden bunu rica ettiler. Yani onlarda bir bakıma yanımızdalar. Hem ben oların bizim yanımızda kale savunmasında bulunacaklarını düşünüyorum. Ama onu daha sonra düşünürüz. Ã?nce efendiyi durdurmamız gerekiyor. Koboltlar bize yol gösterecek. Toplanın gidiyoruz." Salvador askerler hazır olunca koboltların peşinden gidecekti....

DM:
Askerler o anda başlarını salladılar ve hemen hareketlendiler. Askerlerin hizaya girmesi on saniye bile almamıştı.

Salvador:
Salvador askerlerizyle beraber koboltları izlemek için ilerlediler

DM:
Kobold onlara öncülük ederken askerler yeniden aldıkları meşalelerle onu izlediler. Dolambaçlı yollardan ne kadar gittiklerini fark etmemişti Salvador. Ama en sonunda homurdanan, kalın, kaba ve korkunç bir ses duydular. Muhtemelen efendiydi. Salvador o anda koboldun gözlerinde büyük bir hüzün fark etti. Kobold dikkatle efendisini dinlerken, böyle bir ifade takınmıştı.

Salvador:
Salvador sırtındaki kılıcı kınından çekti . Muhtemelen efendileri karanlığın içinde duruyordu. Askerlerine bir göz attı. Olası bir çatışma için hazır olmaları gerekirdi. Meşale tutan adamlardan birini yanına çağırarak yanından ayrılmamasını emretti. Ardından kobolta onu telkin eder ve sanki ona güven veren bir bakış attı. Ardından öne doğru çıkarak "Buradaki koboltların efendisi! Kendini bize göster. Seninle konuşmam gereken şeyler var. Bazı önemli konuların halledilmesi gerek!" Evet halledilmesi gereken konular vardı...

DM: şeytani bir kahkaha mağarada yankılandı. Sonra eller iki kez çırpıldı ve bir alev yükseldi. Mağara sola doğru dönüyordu. Ateş oradan gelmekteydi. Korkunç sesin sahibi konuştu. "Gel bakalım şövalye, gel. Seni bekliyordum. Aşağılık koboldlarımı ayarttığını biliyorum. Hesaplaşma vakti geldi." şaman titremeye başladı ve sonunda bir dehşet çığlığı atarak kaçtı. "Kaç Grok, kaç. İşim bittiğinde bu mağara senin ve halkının kanına bulanmış olacak."

Salvador:
Salvador derin bir nefes aldı. Yanan ateş önlerini rahatlıkla görmelerini sağlıyordu. Askerlerine ilerlemelerini emretti. Bu efendi denen kişi durdurulması gerekliydi. Buna karar vermişti. Dönemece doğru ilerlemeye başladı " O koboltlara kötü davranmamanı tavsiye ederim. Burada senle konuşmaya gelmiştim. Bizi ağırlama yönteminiz hiçte hoş değil." yavaşça ilerlemeye devam ettiler. temkini elden bırakmadan...

DM:
Askerleriyle birlikte ilerleyip dönemeci döndüklerinde Salvador'un midesi bulanmaya başladı. Karşısındaki adam.. İnsana benziyordu ama oldukça iriydi. Yüzü ise derisi yüzülmüş gibiydi. Damarları inanılmaz belirgindi. Garip bir şekilde derisi parlıyordu. İçine göçmüş halde, kadim bir zırh giyiyordu. Ama ellerinde üzerinde parlak bir yakut bulunan, altın ve gümüş kakmalı bir kabzası bulunan kocaman, gösterişli bir kılıç tutuyordu. "Misafiri sevmem şövalye. İstenmediğiniz size bildirilmişti, ama siz dinlemediniz. Sanırım şimdi sizi ağırlamak zorundayım...ebediyen." Adam şeytani bir şekilde sırttı. Turkuaza çalan gözleri parlarken, sarı ve sivri dişleri ortaya çıkmıştı. Pençemsi ellerinden birini ağzına getirdi ve yılan gibi çatallı diliyle işaret parmağının pençesini yaladı.

Salvador:
Salvador bir anda kendini savunmaya çekti. Bu karşısındaki de neydi böyle. Garip bir iğrentiyle baktığını fark etti. Hemen kontrolü eline alarak dikkatini topladı. Bu yaratık durdurulması kesinleşmişti artık...

DM:
"Benimle teke tek yapmaya var mısın şövalye?" Gırtlaktan gelen, hırıltılı bir kahkaha koyuverdi yaratık.

Salvador:
Salvador bunu büyük bir zevkle yapacaktı. Kafasını hafif bir olur anlamında eğdi. Sonra askerlerine geride durmaları için bir bakış attı. Ardından kılıcını göğüs hizasında tutarak düşmanına savaş selamı verdi. Bir kötülüğü daha iyilik için durduracaktı. Ve masum insanlar için...

DM:
Yaratık pis pis sırıtarak kılıcını kaldırıp selam verdi ve-Salvador'a tuhaf gelen bir sevgiyle-kılıcının kabzasını gözlerini kapatarak öptü. Sonra kılını başının sağına doğru kaldırdı.

DM:
Yaratık ani bir hamleyle kılıcını yere paralel bir şekilde geniş bir yay çizerek savurdu.

Salvador:
Salvador yaratığın hamlesini kılıcıyla -geliş açısına dik gelecek bir şekilde- savurmaya çalıştı.

DM:
İki kılıç büyük bir çınlama ile çarpışırken Salvador tuhaf titreşimler hissetti. Ama ne olduğunu anlayamadı.

Salvador:
Kılıcı hafifçe döndürdükten sonra sağ bacağa-salvadora göre- sağdan sola doğru çapraz bir şekilde kılıcını savurdu. Amacı yaratığın bacağını sakatlayarak hareket alanını kısıtlamaktı...

DM:
Salvador'un hamlesini yaratık zamanında karşılayamadı ve bacağında derin bir kesik açıldı. Yaratık böğürdü ve sendeleyerek birkaç adım geriye çekildi ve kılıcını önünde kaldırarak savunmaya hazırlandı.

Salvador:
Salvador yaratığın savunmaya çekilmesine karşılık ileri atılarak yaraladığı bacak kısmına vuruyormuş gibi yapıp karnına bir darbe geçirmeye çalışacaktı. Ama bunu bütün gücüyle evil bir yaratığı durdurma hevesiyle yapıyordu (smite evil)

Salvador:
Ardından kılıcı yukarı kaldırıp ters taraftaki omzuna indirmeyi düşünüyordu..

DM:
Yaratık kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle sağlam bacağının üzerinde doksan derece dönerek bacağını korudu. Bu sırada da tek eliyle tuttuğu-ne kadar da güçlüydü böyle?-kılıcı sol alttan sağ yukarı çaprazlamasına savurdu. İki kılıç karşılaştı ve Salvador'un kılıcı yukarı doğru havalandı. Salvador kılıcını yukarıda dengeleyip yaratığın omzuna doğru indirirken, yaratık da bu fırsattan istifade olarak boştaki elinin pençesiyle Salvador'un göğsüne saldırdı. Pençe zırhı yararak Salvador'un karnına gömüldü. (Salvador--> -7 HP) Bu sırada Salvador'un hamlesi de yaratığın omzuna gömülerek zırhının omuz kısmını parçaladı ama zırh kılıcın hızını kesmişti.

DM:
Yaratık acıyla inlerken pençesini daha derinlere daldırdı. (Salvador--> -8 HP)

Salvador:
Salvador bir adım geri atarak pençeden kurtulup kılıcını hızla koluna indirmeye çalıştı aynı zamanda yaratığın kılıcından gelecek saldırıya karşı kendini korumaya çalışıyordu. Göğsündeki acı nefes alıp vermesini hafifçe zorlaştırmıştı. Ama bu o kadar da önemli değildi. konsantrasyonunu bozmadan kılıcıyla yukarı doğru bir hamle yaparak göğsüne doğru bir kılıç hamlesi yaptı...

DM:
Yaratık hızla kolunu çekti. Salvador'un kılıcı boşluğu yardı. Bu sırada ikinci darbesi geldi ve yaratığın göğüs zırhı parçalanırken göğsü yarıldı. Yaratık böğürerek birkaç adım daha geri çekildi. Ã?fkeyle Salvador'a baktıktan sonra eğilip yeri tokatladı ve etraf aniden karanlığa gömüldü.

Salvador: Salvador etrafı dinlemeye koyulmuştu. Bu karanlıkta hiçbir şey göremiyordu. Anlaşılan bu karanlıkta bir şey gelmeyecekti elinden. Bu işe sinirlenmişti. Bu durum karşısında askerinden meşale almayı kafasına koydu. Ama arkasını da göremiyordu. Hafifçe geri geri giderek askerlerine ulaşmaya çalışacaktı. Aynı zamanda yaratığın saldırısına karşı tetikte bekliyordu. Bu onurluca bir hareket olmamıştı...

DM:
Ara sıra farklı yönlerden ve yakınlıklardan hırıltılar duysa da, yaratıktan hiçbir hareket gelmiyordu. Bir sessizlik hakimdi.

Salvador: salvador bu karanlığı hiç sevmemişti. Bütün görüş alanı sıfırlanmıştı. Geri geri dikkatli bir şekilde gitmeye devam etti. Meşale alması gerekecekti. Bu onursuzca davranış hiçbir şekilde kabul görmezdi. Bütün dikkati ses ve -olabilirse- hareket edecek bir şeyin izi...

DM:
Salvador geri geri giderek en sonunda karanlığın sınırından çıktı. Birkaç adım arkasında askerleri onu bekliyordu. "Efendim, ne yapabiliriz?" diye öne çıktı bir tanesi.

Salvador:
Salvador bir anda şaşırmıştı. Garip bir büyüydü. Bir kaç adım daha geri attı. Kılıcını karanlıktan gelebilecek yaratığa karşı hazırda tutuyordu. Dikkatini karanlıktan ayırmayarak "Yerinizde sabit kalın. Hiçbir şekilde yerinizden ayrılmayın". Her ne kadar yaratık onursuzca dövüşse de salvador hala düellodaydı. Karanlığa doğru seslenerek

Salvador:
"Seni buraya aydınlığa çağırıyorum. Onurluca dövüşmek için. Ã?ık o karanlıktan ve benimle yüzleş!"

DM:
Dakikalar sessizce geçti. Hiçbir şey olmadı. Ve sonra aniden karanlık ortadan kayboldu. Yaratık kemiklerden yapılma tahtında oturuyordu. Manyakça bir sırıtış ile Salvador'a baktı. "Zaten teke tek dövüşüyoruz şövalye. Yeterince onurlu bir mücadele bu." Bunun ardından elini kaldırıp Salvador'u işaret etti. Bir an sonra inanılmaz yoğunlukta, soğuk ve korkutucu bir kötülük hissi veren bir karanlık Salvador ile adamlarının üzerine çöktü. Karanlık etlerini dağlıyordu, kemiklerini eritiyordu sanki. İnanılmaz bir acıyla kıvranarak Salvador yere düşerken adamlarının da canhıraş çığlıkları duyuluyordu. (Salvador--> -14 HP) Karanlık geldiği hızda yok oldu. Salvador kanlar içindeydi ve kendini feci derecede hasta hissediyordu. Korkunç kahkaha tekrarlandı.

Salvador:
Salvador adamlarının haline baktı hepsi yara almıştı. Bu bir düelloydu. Askerleri işe karışmamıştı. Bunu yapması tamamen düello dışına çıkarmıştı. Düello bitmişti. Askerlerine emir vermeyecekti. İstediklerini yapabilirlerdi.

Salvador: Salvador buna dayanamamıştı. "Herkes toparlansın. Bundan sonra saldırmak serbesttir." Salvador kendi yaralarına baktı. Yaralarının kapanması için kendine dokunarak (lay on hands 10 hp) iyileştirme başlıdı. Ardından yaratığa doru koşarak saldıracaktı...

DM:
Salvador'un kanlı yaraları kapanırken askerlerinin sağ kalanları zorlukla ayağa kalkıp hücuma geçtiler. Bazıları sürünerek ilerliyordu, bazıları ise koşarak geliyordu. Yaratık, kemik tahtından ayağa kalktı. "Gelin minik canavarlar, gelin." diye keyifle sırıttı. Kılıcının bıçak kısmını okşadı ve bir karanlık yeniden indi. Sonra çeliğin çarpışma sesi duyuldu, ardından da bir askerin boğulurcasına biten canhıraş çığlığı mağarada yankılanırken Salvador'un eline birkaç damla kan sıçradı.

Salvador:
Salvador bu durum karşısında şok olmuştu. Askerleri bu karanlıkta sinek gibi avlanacaktı. hepsi yaralıydılar sonuçta. "Herkes geriye arkama. gerekirse karanlıktan çıkın.!" Bağırarak herkese duyurdu. Ardından diyardaki bütün iyi tanrılara bu kötülüğü diyardan yok etmeye ve iyiliği burada sağlamak adına dua etti. Ardından askerlerini karanlıktan çıkarmaya çalışacaktı. Burada sinek gibi avlanıyorlardı

DM:
Askerleri geri çekilmeye çalışırken bir çarpışma sesi daha duyuldu ve yaratık zevk dolu bir böğürtü kopardı. Az sonra tok bir çarpma sesi duyuldu. Sonra da daha ağır bir şeyin yere düşme sesi. Yaratıktan bir kahkaha daha duyuldu ve ilerlemeye başladı. Ayak sesleri git gide yaklaşıyordu.

Salvador:
"karanlıktan hemen çıkın!"Sesi kesin ve sertti. Bu durumdan hiç hoşlanmıyordu. Geriye doğru hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı. Bütün algılarını olduğunca açmaya çalışmıştı...

DM:
Ayak sesleri hala yaklaşıyordu. Bunlara şimdi ızdıraplı hırıltılar da eklenmişti. Belli ki Salvador'un yaratığa açtığı yaralar ciddiydi. Askerler de Salvador gibi geri çekiliyorlardı. Ama durum tıpkı askerlerin dile getirdiği gibiydi. "Bu lanet karanlığın sonu nerede?!"

Salvador:
Salvador bir anda askerlerini düşündü. Bu işi daha fazla uzatamayacaktı. Askerleri için durdu. Hırıltıları dinledi ve oraya doğru hızla atıldı. Kılıcını yatay doğrultuda salladı-yaratığı olduğunu sezdiği yada düşündüğü yerde...

DM:
Salvador'un hamlesi karşılandı ve çınlama mağarada yankılandı. Sonra yaratığın kılıcı, Salvador'un kılıcıyla bir yay çizerek kılıcı Salvador'un elinden söküp aldı. Kılıç uzaklara fırlarken Salvador karanlığın içinde silahsız kalmıştı.

Salvador:
Salvadorun elinden bir şey gelmiyordu. Tek umudu askerlerinin sağ sağlim çıkması ve kendilerini toparlayıp orada, bu adamı halk ve görevleri için öldürmeleri... Ama salvador hala ayaktaydı. Ve yaşadığı sürece buradan çıkmayacaktı. Ya görevi ve iyilik için ölecek yada buraya iyiliği getirecekti. Adam a doğru koşarak omuz atacaktı. Adamı yere düşürürse belki şansı olabilirdi. Belki de adamın kılıcını alabilme şansı olurdu. İleri doğru dengeli bir biçimde charge yaptı...

DM: Kılıç savruldu. Salvador kılıcın havada çıkardığı ıslığı duyabiliyordu.

DM: şövalye tüm gücüyle yaratığa doğru saldırmıştı. Tek çaresi, tek umudu bu hamleydi. Eğer başarısız olursa muhtemelen ölecek ve görevinde başarısız olacaktı.

DM:
Kılıç, Salvador'un zırhının omuz kısmında çarpıp onu şiddetle sarsarken ürkütücü bir metalik çınlama meydana geldi. Salvador gerçekten sarsılmıştı, ama aldığı hızın yanında bunun çok da bir önemi yoktu.

DM: Omuzu belki de şimdiye kadar hiç yapmadığı kadar şiddetle yaratığın göğsüne çarparken, mide bulandıran kemik çıtırtıları duyuldu. Yaratık acıyla böğürdü ve geriye sıçradı.

DM:
Uzun, metal bir şeyin yere çarpmasından çıkan tıngırtı, Salvador'un ayaklarının dibinden gelmişti bile.

DM:
"Kılıcım! KILICIM NEREDE?!" diye haykırdı iğrenç bir böğürtüyle yaratık. Aynı anda karanlık da ortadan kalktı. Yaratık şu anda Salvador'un kılıcının yanında yerde yatıyordu ve deli gibi gözlerle kılıcını arıyordu. Gösterişli kılıç ise şu anda Salvador'un ayaklarının dibindeydi.

DM:
Askerler, mağaranın girişinde toplanmışlardı. Üç tanesi birkaç metre önlerinde ölü bir şekilde uzanıyordu. Yaratığın büyüsünün sonucuydu bu. Daha ileride, kemik tahtın önlerinde ise göğsü boydan boya açılarak öldürülmüş bir asker vardı. Ondan birkaç adım geride de kafası kopartılmış bir başka asker. Ortalık kan gölüne dönmüştü.

Salvador:
Salvador seri bir şekilde ayaklarının dibindeki kılıcı aldı. Ardından yaratığa doğru dönerek yaratığa temkinli bir şekilde yaklaşmaya başladı."Teslim ol!" salvador yaratığa kılıcını tehditkar bir şekilde tutarak yaklaşıyordu....

DM:
"KILICIM!" diye haykırdı büyük bir öfkeyle yaratık ve ayağa kalktı. Ã?fkeyle Salvador'a bakıyordu. Eğilip hızla Salvador'un kılıcını aldı. Kalkarken Salvador'un gözüne yaratığın suratındaki acı ifadesi çaptı. Yaraları gerçekten ciddi olmalıydı. "SENİN KEMİKLERİNİ DE TAHTIMA EKLEYECEğİM!" Yaratık bir kez daha kılıcının bıçağını okşadı ve etraf karanlığa gömüldü. Ama bu kez öncekinin aksine ayak sesleri duyulmuyordu.

Salvador:
Salvador bu karanlıktan bıkmıştı artık. yavaşca derin nefes aldı. Belki kötülüğün izini araştırarak bulabilirdi onu. (detect evil)

DM:
Karanlığın içinde hiçbir şey göremiyordu Salvador, ama kötü olan yaratığın konusunu buram buram alabiliyordu sanki. Kesinlikle buralardaydı, ama nerede olduğunu çıkartamıyordu. Bu sessizlik hiç iyi değildi. Kesin aniden saldıracaktı.

DM:
Sonra birden, zihninde bir ses duydu. "Sağ yukarı çaprazdan kesme hamlesi yapacak. Ã?abuk!"

Salvador:
salvador sesin nereden geldiğini bilmiyordu. ama düşünecek vakti yoktu. hemen kılıcın geleceğe yöne doğru kılıcı yatay doğrultuda kaldırdı ve saldırıyı savruşturmayı deniyecekti.

DM:
Ã?elikler çarpıştı. Yaratık tüm öfkesiyle kılıcı indirmişti belli ki. Ufak kıvılcımlar Salvador'un başından aşağı boşaldı.

Salvador:
salvador hızla hamle yaparak alttan karın boşluğundan yaratığı yatay olarak kesmeye çalıştı. Ardından sağ taraftan sol omzuna çaprazlama indirecekti kılıcı...

DM:
Yaratık ardarda iki keskin hamleyle Salvador'u bloke etti. Bu zırada bir ses daha duyuldu. Yaratık kılıcı başının üzerine kaldırdı. 'Başına saldırır gibi yapıp belini yaracak. Kanma. Onun klasik hamlesidir bu.'

Salvador:
Salvador tekrar sesi dinleyerek kılıcın geleceği yeri düşündü. O yöne doğru kılıcı yukarıya doğru kaldırarak yaratığın darbesini yarı yolda kesmeye çalışacaktı...

DM:
Kılıçlar tekrar çarpıştılar ve bu sefer yaratıktan bir şaşkınlık homurtusu yükseldi. Aynı anda karanlığın etkisi de geçti. İkisi şimdi burun burunaydılar.

Salvador:
Salvador burnundan derin bir nefes verdi. Artık bir kötülüğü daha yeryüzünden kaldırmanın zamanı gelmişti.iyilik adına Kılıcı sağ taraftan şaşırtacakmış gibi yapıp direk kafaya vuracaktı kılıcı(smite evil) ardından sol aşağıdan çağraz olarak kılıcını yukarı doğru göğüs hizasında savuracaktı...

DM: Yaratık savunmak için kılıcını kaldırdı. Salvador'un kılıcı hızla aşağı indi.

DM: İki kılıcın karşılaşması sonucu muazzam bir çınlama mağarada yankılandı ve bir kıvılcım sağnağı yaratığın başından aşağı boşaldı.

DM:
Salvador'un eski kılıcı kırıldı.

DM:
Yaratığın eski kılıcı yoluna devam etti.

DM:
Kılıç, yaratığı boynunun yanından diklemesine yararken yaratıktan son bir acı böğürtüsü daha yükseldi. Kendini kılıçtan kurtarıp geri çekildi. Kan fıskiye gibi boşalarak Salvador'u kırmızıya boyuyordu.

DM:
Böğürtü, gurultulara dönüştü. Gurultular da iniltilere. Yaratık ayakta duramayacak yere düştü. Gözlerini Salvador'a dikmişti. Nefret dolu gözlerin ifadesi gitgide yumuşuyordu. Yüz hatları değişmeye başlamıştı. Damarlar tekrar derine gömülüyor, derisinin parlaklığı azalıyor, pençeler ellere dönüşürken dişler de normal hale geliyordu.

DM:
Hepsi bittiğinde ve yaratık en sonunda öldüğünde, Salvador'un önünde oldukça yakışıklı bir insan erkeği ölü yatıyordu. Gözlerinde bir minnettarlık ifadesi vardı. Nereden geldiği anlaşılmayan, tuhaf, çocuksu bir kikirdeme mağarada yankılandı.

DM:
Bir süre sessizlik devam etti. Sonra deminki ses, konuşmaya devam etti. 'Size minnattarım asil şövalye. Az önce yüzlerce yıldır ızdırap çeken, bir zamanlar soylu ve onurlu olan bir şövalyeyi acısından azad ettiniz. Efendim çok iyi bir insandı, ama düşmanları ondan daha güçlüydü. Onu lanetlediler ve bu hale getirdiler. Uzun yıllar boyunca onu bu acısını bitirmesi için ikna etmeye çalıştım ama...başaramadım. Ama en sonunda bitti.'

DM:
Birkaç dakikalık sessizlik oldu. 'Sanırım siz benim yeni efendim olacaksınız Sör şövalye. Yüzlerce yıllık işkenceyi dindiren bir başka şövalyeye hizmet etmek benim için büyük bir onur olacaktır.'

Salvador:
Salvador bu sesin nereden geldiğini anlayamamıştı. Etrafına bakındı. Bu ses koboltun sesine benzemiyodu. Yerdeki adamında olamazdı. Askerlerine baktı. Onlar hiç olamazdı. Salvador elinden kılıcı bırakmadan "Kimsin sen? Kendini tanıt ve ortaya çık!" Ses bir emirden çok bir rica niteliği taşıyordu...

DM:
'Ben...' diye başaldı ses 'Elinizdeki kılıcım Efendim. Sayısız yıllar boyunca eski efendimin ailesinin bir yadigarıydım, ama gördüğünüz gibi artık soyu tükendi.' Ses daha fazla devam edemedi. Eski efendisi konusunda konuşmak ona acı veriyor gibiydi.

Salvador:
Salvador bir anda şaşkınlıkla kılıca baktı. Bir anda afallamıştı. Elindeki kılıç konuşuyordu. Ama sesin eski sahibinden konuşmak istemediği bir gerçekti. Bu yüzden o konuyu açmamaya çalıştı. "sen... Sen peki şimdi bana yardım mı edeceksin? Nasıl ve neden?" salvador birden bu konuyu garip bulmuştu...

DM:
Bir süre cevap gelmedi. Sanki kılıç nasıl bir cevap vereceğini düşünüyor gibiydi. 'Konuştuklarınızı duydum Sör şövalye. O anda en sonunda eski efendimi bu ızdıraptan kurtaracak birisini bulduğumu anladım. Siz gerçekten de yüzyıllardır süregelen bir işkenceyi bitirdiniz. Bu yüzden efendimin hürmetine size hizmet etmek bir şeref borcudur. Bunun yanında.. Eh, bu mağarada gömülü kalmak da hoşuma gitmez hani. Ben soylu bir savaşçının ellerinde tutulmaya alıştım, birkaç koboldun oyuncağı olarak kullanılmaya değil. Sanırım ilk durumda daha çok işe yarayacağım konusunda hemfikirsinizdir.'

Salvador:
Salvador şöyle bir kafasında tartınca durumu kılıcın bir konuda haklı olduğunu anladı. Ardından askerlerine baktı. 5 tanesi ayakta kalmıştı ve yaralı gibi gözüküyordu. Kılıca tekrar baktı "tamam benimle gelebilirsin." Kılıcı eski kılıcının kınına koydu ve askerlerinin yanına doğru ilerledi. hepsinin sıraya geçmesini emreder bir bakış attı...

DM:
Askerler güç bela sıraya girerken kobold şamanı aralarında sevinçle hoplayarak fırladı ve Salvador'a doğru koştu. "Onu öldürdün! Onu öldürdün! Sen daha büyük ve daha güçlü! Sen bizim yeni efendi!"

Salvador:
Salvador kobolt a baktı. Askerlerinin kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Bu yüzünden okunuyordu. Onlar geri getirilemezdi. Onlara çok güzel bir cenaze töreni düzenlenecekti. Ama savaş için bu koboltlar olabilirdi belki... "Ben sizin yeni efendiniz değilim!" salvador biraz kendini gülümsemeye zorlayarak "Bütün ırklar ve canlılar kendi türleri tarafından yönetilmeleri gerekir. Bu yüzden artık buradaki bütün koboltların efendisi sensin." Salvador anında sanki önemli ve saygın birisinin karşısında dururmuş gibi saygı duruşuna geçti ve selamladı.Bu kobolt a ayrı bir hava ve kendine güven verecekti. "Yanlız sana bu yardımı karşılığında senden bir takım şeyler isteyeceğim. Sizin yardımınızı... Hem kendi güvenliğiniz için hem de bizim için savaşta bize yardım etmenizi talep isteyeceğim. Yardımlarım karşılığında"...

DM:
şaman bir an duraksadı. Muhtemelen kısıtlı zekası denilenleri anlamakta güçlük çekiyordu. "Efendi? Ben? Ben? Efendi?" Kobold gözlerini kırpıştırdı. "YEHHUUUUUU!!!" diye havaya sıçrayıp odanın içinde zıplayarak koşturmaya başladı. Ama biraz sonra artık saygın bir kişilik olduğunu hatırlamış olmalıydı ki durdu ve başını geriye atarak Salvador'a üstünlük taslarcasına konuştu. "Evet, evet.." Elini önemsiz bir konuymuş gibi silkeledi. "Size yardım etcez biz."

Salvador:
Salvador kobolt a baktı. Davranışını anlayışla karşılamıştı. "O zaman bizimle savaşa geleceksiniz ve mağaralarda savunmasız insanların konaklamalarına izin vereceksiniz. Bunu duyduğuma sevindim. Her iki tarafın sağlığı açısından en iyi karar. Bunun için sizi tebrik ediyorum." Ardından askerlerine dönerek her birisinin kanamasını durdurmak için birer kere onlara dokundu. (lay on hands her birine 2 hp)

Salvador:
Adamlarına daha sonra "Yerde ölmüş olan herkesi kaleye götürecez. Hepsi bir törenle gömülmeyi hakediyor. Savaştığımız kişi bile..." Yerdeki öldürmüş olduğu yaratıktan eski haline dönen adama bakarak...

DM:
Askerler, Salvador'un son sözleri üzerine homurdansalar da başlarını olumlu anlamda salladılar ve her biri birer cesedi kaldırmaya koyuldu. Ama hala kılıcın eski efendisi yerdeydi. Onu kaldıracak birisi kalmamıştı.

Salvador:
Salvador kaldıracak kimse kalmadığını görünce oraya doğru ilerleyerek adamı kendisi kaldırdı ve omuzunda taşımaya çalıştı...

DM:
Herkes birer cesedi aldığında gelişlerinden çok daha yavaş bir hızda olsa da mağaradan geriye gitmeye başladılar. Kobold rahip önden gitmiş, halkını durum konusunda uyarıyordu. Askerler, cenazeler eşliğinde mağaradan çıkarken dönemecin birindendiğer iki keşif bölüğünden arta kalanların geldiğini gördüler. Birisi Salvador'u görünce öne çıktı. "Efendim, koboldların saldırısına uğradık. On beş kişi kaldık ve liderlerimiz katledildi. Ama bir süre sonra koboldlar bizi rahat bırakıp artık bizle dost olduklarını söylediler ve bizi buraya geri yolladılar. Neler oluyor, herhangi bir bilginiz var mı? Bizi katletmekten onları alıkoyan neydi?"

Salvador:
Salvador adamlara baktı ardÄÂ
Last edited by Lord Necros on Mon Feb 20, 2006 6:45 am, edited 2 times in total.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

"Ben gidip eşyalarımı alayım. Az sonra burada olurum."

Zehiran koştura koştura evine girdi. Köy halkı ise bu sırada seri bir şekilde Cervantes"in çevresinde toplanıyordu.

Evlerin arasındaki gölgelerin içinden iri bir şekil fırladı ve koştura koştura Ilyamain"e doğru ilerlemeye başladı. Koruyucu uyarırcasına havladı.

Görünüşe göre adı geçince Albertuna kendisini gizlediği yerden çıkmaktan alıkoyamamıştı.

İnsanlar griffonun önünden kaçışırlarken Cervantes de ilk defa Albertuna"yı görmüştü.

Maximillian bu sırada Slach"a eğildi. "Umarım bu durumdan kurtulmak için iyi bir bahanen vardır Slach." diye fısıldadı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Görünmez gnom ve görünmez baykuşu yarı yıkık deopya yaklaşırken, bir patlama daha meydana geldi. Hastlisch refleks olarak kendini yete atarken Schön de havaya fırladı. Patlamayla savrulan parçalar alevli oklar gibi havada dans ederek düşerken, gnom yeniden ayağa kalkmıştı. Bir an yukarı bakındı. Schön neredeydi acaba? Ama aralarındaki telepatik bağ sayesinde baykuşun yaşadığını biliyordu. Hatta baykuş onu göremese de kısmen durduğu yeri tahmin etmişti görünüşe göre. Ã?ünkü Hastlisch o anda omzuna konan baykuşu hissetti.

İkili depoya yaklaştıklarında depoya girmek için artık kapının gerekmediğini gördüler. Yıkık duvarlar yeterince giriş sağlıyorlardı zaten.

İçeri giren gnom ve baykuş, Ejder Kanadı"nı-daha doğrusu ondan arta kalanları-görebiliyorlardı. Görünüşe göre araç, birkaç fıçının üzerine düşmüştü. Yerde tek tük toz benzeri, siyah bir madde göze çarpıyordu. Acaba patlamayı yaratan bu muydu?

Hastlisch çevresine bakındığında deponun çoğunun harap olduğunu gördü. Ama hala henüz yanmamış veya parçalanmamış eşyaların olduğu bir bölüm vardı. Burada hala birkaç fıçı ve birkaç çuval mevcuttu. Belki buralarda ipuçları olabilirdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Black_Rider
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 230
Joined: Tue Aug 17, 2004 10:00 am
Location: İst
Contact:

Post by Black_Rider »

Selemor ates topunun patlamasiyla soka ugrayivermisti.Gozlerini hemen patlamanin oldugu alana cevirmisti.Bir cuce,bir drow ve iki insan gordu.Savascinin goblinlerden duydugu sozlerinin dogrulugun kanitiydi bu.Elemsara donerek"Hakliymissin sehirde hala hayatta kalanlar var.Karsi taraftan birisi "Hey siz kimsiniz? diye bagirdi.Selemor sozune devam etti"eger dusman olsalardi bize bu soruyu sormazlardi diyerek elemsara tebessum etti.

Ak cuppeli buyucu Elemsara "kendimizi tanitmaliyiz,kimvurduya gitmeliyim dedi esprili bir sekilde.Selemor insana cevap verdi"Ben Selemor Githalas,Yuksek buyuculuk kulesindeki bir buyu kullanacisiyim.10 kasabada benim memleketimdir.
Selemor elemsera donerek "sira sende savasci"diyerek gulumsedi.
Herkes aya benzer.Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez... Enter the Ghost Lake The waters whisper of something brooding no way out of here) Son of Dark --------------- Isim:Denikron Githalas Irk:Human Sinif:Wi
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

İlyamain, Griffon'un koşma sesini ve Kurtarıcının dostça eşlik eden havlamasını tanıdı. Griffon kenara kaçışan kalabalığın arasından koşturarak İlyamain'in yanına gelince elini uzattı ve "Albentuna!" dedi. "Umarım kimseye bir zarar vermedin."

Griffon İlyamain'in uzatılan eline başını değdirdi. Kurtarıcı ise Griffon'un etrafında daireler çizerek havlıyor ve zıplıyordu. Kara köpek eski bir dostunu görmüş gibi davranıyordu. Eh köpek ile Griffon bir nevi dost sayılırlardı.

"Artık yola çıkabiliriz sanırım!" dedi Griffon'un elini Griffon'un kafasında gezdiren İlyamain. Griffon uysalca yerinde duruyordu ama arada sırada çevredeki insanlara bakmak için başını çeviriyordu. Kimsenin kendisine yaklaşmasını istemiyordu anlaşılan.
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

"Arrrrrrrrrrrggh!!!"

Acıdan degildi belli ki öfkeden bagırmıstı bır anda cuce. Harbormm eli ile kahverengi gür sakallarını sıkıp üstünü kapatmaya calısarak atesi söndürmeye calıstı.

Sakalını atesten kurtarmayı basardıgında homurdanarak sövercesıne konusmaya basladı:

"Lanet olasıca büyü! Büyüden nefret ediyorumm! Büyücülerden nefret ediyorum!!!" dedı hırıldarcasına silahlı elini havada sallayarak sanki birini tehdit edermis gibi sallayarak.

Zırhlı ayakları ile oldugu yerde aygının yakınında duran böceklerı ezmeye calısarak zıplıyordu ve ortaya binlerce lanet ile sövgü yagdırıyordu yarı-bagırır bicimde..
Sadece duyabildikleri-anlasılır sekilde olan su sözleri duyabiliyorlardı:

"Böceklerden nefret ediyorum!! Büyüden nefret ediyorum!!!"

Artık boceklerı ezmeyı bırakmıstı. Ve konusmayı da. Sınırle V'ladhek'e dondu. Yuzu kızarmıstı ve bakısları etrafa ofke sacıyordu. Sadece onu ızlıyordu.. Onu ve yaptıgı kustahlıgı"
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Yılmax
Başbüyücü
Posts: 686
Joined: Tue Apr 05, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yılmax »

Werewolf wrote:" Kurtadamlık bir hediyedir,doğanın onu koruyanlara verdiği bir güç.Bu gücü kullanamayanlar sadece öldürmek için yaşayan bir canavara dönüşür.Kurtlordu Clanı ise Biz yani elfler arasında uzun yıllardır kurulmuş ve bu gücü sadece doğayı korumak için koruyan bir gruptur.Ve benim gibi bu clanın bir üyesi olan kişiler kendini Kurtlordu olarak tanıtır. ''
"Kurtadamlık, kurtlordluğu ilginç birisin elf Azazel. Peki burada ne işin var?"
Wenom wrote: "Adım Nakh Thl Elrich orklar için Nakh Thl insanlar içinse Elric,ikisindende bir parça var tıpkı bendede olduğu gibi.Bana hangi isimle hitab edeceğiniz size kalmış"


"Sizinle tanışmak bir şeref (alaycı bir gülümsemeyle). (azazel ve nakh'a bakarak)Ancak burada ne aradığınız konusunda en ufak bir fikrim yok. Hoş kendim de burada ne aradığımı anlamıyorum ya. Beni mazur görün ama...."
Darkgnome wrote:"Ben patlayan aracımı araştırmaya gidiyorum. Eldarin buradayken olan o patlama şu ana kadar benim gördüğüm büyü olmadan oluşmuş en büyük patlama. Diğerleri gelene kadar ben oraya bir göz atacağım."

"Ah tabii ki dostum müsade senin. Yardıma ihtiyacın olursa..." Konuşmasını tamamlayamadan gnom büyüsüne başlamış ve az sonra da gözlerden kaybolmuştu. "Ne yapıyor bu deli gnom. Ah belki de etrafta görünmek istememeyi tercih etmiştir."

Wenom wrote: "Eyer aynı amaçlar için çabalıyorsak,kasabaya doğru yönelmeyi öneriyorum size.Hala sağ kalan birileri olabilir ve kurtarılmayı bekleyen."
"Özgünüm Nakh ama burada kasabaya giden dostlarımızı bekliyorduk ve o tehlikeye atılmayı istemem şimdilik. En azından arkadaşlarımız dönerse ki siz de yaralısınız, birlikte hareket etmek daha mantıklı olacaktır. Daha az tehlikede oluruz. Hem bir büyücü dostum daha var o gelmeden bir yere gidemem.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Harbormm'un çılgınca hareketlerini bir süre izledikten sonra cüce birden durdu ve kızarmış sinirli bir suratla kendisine bakmaya başladı V'ladhek gülmesini yavaşca kesti ve " sakin ol harbormm bu kadarda dert değil " dedi donuk bir suratla sonra aynı suratla ilerideki adama baktı..

"Ben Selemor Githalas,Yuksek buyuculuk kulesindeki bir buyu kullanacisiyim.10 kasabada benim memleketimdir."

V'ladhek biraz düşündü haklı olabilirlerdi çünkü adamın üzerinde en azından kendisini rahatlatabilecek olan beyaz bir cüppe ve görebildiği kadarı ile önlerinde ölü goblinler vardı.şehirde sağ kalan birileri buldukları için kendinden memnundu ama bunu hala yüzüne yansıtmamıştı..

Artık bu iki kişiyi bulduklarına göre diğerlerini sorabilirdi belki yerlerini biliyor olabilirlerdi hem ayrıca gnome ve diğerleri yeterince beklemişlerdi..V'ladhek düşünceli bir kaç dakikanın ardından aklına gelmesini istemediği birşey direk hatırladı."TUZAKLAR!" dedi birden sonra seslenerek " Hey sakın ama sakın ileri doğru hareket etmeyin " dedi ne yapabileceklerini düşünerek..

Bu sefer solgun donuk yüze garip bir dehşet ifadesi belirmişti.Sol tarafına bakarak aklına bir kaç şeyin daha hücum etmesini sağladı.Mavi gözlerle daha önce yol arkadaşlarının olduğu yere baktı ve " finrod " diye fısıldadı kimsenin duymamasını umarak.O kumların altında daha canlıyken ölmüştü boğularak..

Boğulmak yanmaktan daha iyi derlerdi ama V'ladhek en çok denizde boğulmaktan korkardı..Yüzmek bir yere kadardı bir süre sonra yorulur veya lanet olası zırhın ağırlığını daha fazla taşıyamaz boğulurdun..Bir an aklından daha dehşet verici bir şey geçti ama bunu ağzına almak hatta düşünmek bile istemedi.Kafası bir anlığına bir sancı girip o an çıkmıştı hafifçe "ahh" dedi..

Horcoel'e dönerek " sanırım bu lanet olası tuzaklara yakalanmamak için uğraşmalıyız ama en mantıklısı geldiğimiz yoldan aynen izleyerek geri dönmek " dedi hafif bir tebessümle.Sonra drow un duyamayacağı bir ses tonuna indirip sesini " Diğerlerinin yanına dönmeliyiz yeterince geciktik eğer bu şehirde başka insan yoksa dönmeliyiz en azından varlığını karşıdakilere sorabiliriz Ho- dostum.. "

V'ladhek oradaki adamlara döndü ve " sokak tamamen lanet olası tuzaklarla dolu " dedi seslenerek.Daha sonra tekrar bağırmaya başladı " bekleyin biz oraya geliriz " dedi hafif bir tebessümle ve harbormm a döndü " Güldüğüm için bağışla beni dostum seni kırmak istemezdim..Sakalın konusunda ise malesef üzülmek dışında yapabileceğim bir şey yok kızman gereken biri varsa o ben değilim eski dostum " dedi bu sefer cüceye değil başka bir şeye gülerek..

"Yanlız" dedi kendi kendine..Diğer adam o büyücünün yanındaki..Onu henüz bilmiyorlardı ama büyücünün yanında olduğuna göre sanırım onunla beraberdir diye aklından geçirdi..Acaba çok çabuk mu karar vermişti onların yanına gitmekle iligili..Bu kadar çabuk bir karar..Belki kararı Horcoel'e bırakmalıydı ama onunda kendisi gibi düşüneceğini tahmin etmişti..

Sonra neyse der gibi yavaşça ileri doğru bir adım attı " beni takip edin arkadaşlar " dedi sakince ve geldikleri yolu izleyerek büyücünün ve yanındaki adamın yanına doğru gitmeye başladı..
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Aracının çarptığı kulübeye yaklaşırken oluşan bir patlamada Hastlisch yere yığılırken Schön'de uçtu. Merakı paniğe dönüşecekken Schön erken davranıp kafasına konduğunda Hastlisch"te rahatladı. Neyse ki hiç bir şeyi yoktu.

Aracı fıçıların üstüne düşmüştü ama görünüşe göre fıçılarda fazlaca bir hasar yoktu. Fıçılar patlamış olsa kesinlikle şu anda etrafta fıçı olmaması gerekirdi. Binada büyük patlamaların eseri olan kapının uçmuş olduğunu gördü. Duvarlarda ise hasarlar vardı.

Hastlisch ilk iş olarak çuvalından çıkarttığı su dulu püskürtücüsünü etraftaki küçük alevleri yok etmek için kullandı. Belki de alevlerin küçük olması onun hayatını kurtarmıştı.

Ardından duvarların hasar görmüş yerleri, yıkılmış kapının yakını ve aracının yakınına bakarak ve özellikle aracının üstüne bakarak ortak olan neler var anlamaya çalıştı.

Yerdeki siyah toz dolu bez keseler etrafa saçılmış olduğunu gördü. Aslında etrafa saçılmış daha çok şey vardı. Hastlisch bu toz dolu keseleri toparlarken etrafında ileride işine yarayacak başka bir şeyler var mı diye bakıyordu. Burası bir depoya benziyordu ve aslında tamda mucide göre bir depoydu.

*Eskiden acaba burası ne için kullanıyordu. Kimin deposuydu?*

Diye düşünmekten kendini alamadı. Ancak en çok aklını kurcalayan bu siyah tozun ne olduğuydu. Buradan çıkarken elindeki çuvalın oldukça ağırlaşmasını istiyordu. Patlamaların nasıl olduğunu açıklayacak bir kaynak aradığı asıl şeydi ama. Bir isim, bir günlük, bir kayıt defteri yada başka herhangi bir şey. Özellikle tozlar ile dağılmış maddelerin ne olduklarını anlaması gerekiyordu ve onlardan da örnekler aldı. Bu depo içindeki malzemeler kullanılarak yapılmış olsalar gerekti patlayan şeylerin.

Bu sırada asıl korktuğu paylamaların ateşten değil başka bir sebepten olmasıydı. Bu sebeple bu kulübenin içinde fazla kalamayacaktı. Dışarıda onu bekleyenler ve yaşanacak daha uzun bir hayatı vardı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
WereWolf
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Thu Sep 15, 2005 10:00 am
Contact:

Post by WereWolf »

''Buraya kasabaya yardım için gönderildim Dragonfly ın adıyla.''Azazel yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı,Dragonfly ın adını ağzına her aldığında kendini daha iyi hissediyordu aslında.

'' Ve anladığım kadarıyla dördümüzde aynı amaç uğruna burdayız .''
Nakh:"Eyer aynı amaçlar için çabalıyorsak,kasabaya doğru yönelmeyi öneriyorum size.Hala sağ kalan birileri olabilir ve kurtarılmayı bekleyen."


Yılmax:"Özgünüm Nakh ama burada kasabaya giden dostlarımızı bekliyorduk ve o tehlikeye atılmayı istemem şimdilik. En azından arkadaşlarımız dönerse ki siz de yaralısınız, birlikte hareket etmek daha mantıklı olacaktır. Daha az tehlikede oluruz. Hem bir büyücü dostum daha var o gelmeden bir yere gidemem.
'' Kara elf e katılıyorum.'' Azazel bir an duraksadı aklına buraya gelirken gördüğü orclar geldi.Sanırım bu bilgiyi paylaşmalıydı,bu büyücü onlar hakkında birşeyler biliyor olabilirdi.Ve Azazel dewam etti;

''Bu arada bu efsunlu iskeletler hakkında bir bilginiz varmı? Bir orc bölüğünden kaçarken ormandan gelen ölümcül yaralı fakat halen sakin bir şekilde yürüyen orclar gördüm,ve bu iki grup birbirine girdi.Sanırım bunun o iskeletlerle bir alakası vardı.''
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests