Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***

Farklı sistemler ve dünyalar üzerine hazırlanan aktif oyunlarımızın bulunduğu bölümdür.
Locked
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Renard sokağın köşesine vardıgında gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüş bir halde buldu..Ã?ocuk..Hırsız ondan çaldıgı mektubu bir bir..Kan sembolu tanrım..Elisyas aşkına..

BİR İNTİKAM RAHİBİNE VERİYORDU..

Her ne kadar mektubun içeriğini bilmiyor olsa da bir intikam rahibinin elinde böyle gizli bilgilerin ne tarz belalara yol açabilecegini biliyordu..Kılıçlar aşkına böyle bir entrika..Yani geldigi dogrultu dahi hesaplanmıştı..Ama gariptirki mektubu almak için savaşmaya bile tenezül etmeyip kendisine basit bir çocuk yankesici yollamışlardı..İşte gerçek buydu..Renard De Lion..Ta daaa..Ã?ocuk bakıcısı bir ''ONUR şOVALYESİ''..Homurdandı ve deneyimsiz şovalye kendi kendini aptallıkla suçlamaya devam etti..

Renard ikilinin değiş tokuşu yaptıgı sırada içinden dikkatsizligine ve tecrübesizligine lanetler yagdırırken Tek elini kılıcının kabzasına ''Ragna-Duril'' e atarken yutkundu ve etkileyici görünmeye çalışan bir ses tonu ile kendisini henüz farketmemiş ikiliye seslendi..

''Elisyas adına durmanızı emrediyorum..''diye haykırdı..''

''Hırsızlıktan ve dolandırıcılıktan ikinizde tutuklusunuz..O mektup Başrahip Almindonun malıdır ve iletilmesi gereken kişiye iletilecektir... şimdi ellerinizi yukarı kaldırın ve mektubu bana fırlatın...'' Sesi soluk solugaydı. Kılıcın kabzasını tutan elleri heyecan ve tecrübesizlikten dolayı titriyor..Her an arkasından birisi hançerliyecekmişcesine de ara ara arkasına bakınıyordu..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Daha demin yolu tıkayan kalabalık şimdi ise daha sıkı hatlar oluşturarak önlerindeki olayı bir tiyatro oyunu izler gibi izlemeye başlamışlar, Ulrak'ın yolunu ve görüşünü kapatmışlardı. Arkadan ne olduğunu görmek için parmak uçlarında kalkan kişilerin arasından adamın önlüğünün altından, psikopatça kahkahaları arasında bir şey çıkarttığını fark eden Ulrak acele etmesi gerektiğinden biraz sertçe de olsa kalabalığın arasından kendisine yol açmaya ve bir yandan da gözlerini adamın elindeki bıçaktan ayırmamaya çalışıt... Bıçak!? Bu bir bıçak değildi bu bir şişeydi. Mantar ile ağzı kapatılmış pembe bir sıvı ile dolu cam bir şişe.

Adam kahkahasına devem ederek ve çalkaladığı şişeyle birlikte kendisini de sallayarak patateslerin bulunduğu tezgaha yöneldi ve tezgahtarla solucanlar hakkında konuşmaya başladı. Ancak Ulrak'ın büyümüş gözleri içindeki küçülmüş gözbebeklerini asıl zapteden o şişeydi.

İçindeki pembe sıvı dalgalar halinde gittikçe koyulaşarak koyu bir kırmızıya dönüşüyordu. Bu sıvının basit bir sıvı değil bir bileşim olduğunu ve çalkalamayla birlikte reaksiyona girdiğini gösteriyordu. Peki bu adam neden Simyasal bir reaksiyona başlamıştı?

Ã?oğu simyasal reaksiyon geri dönüşümü olmayan reaksiyonlardı ve elindeki sıvıyı daha soruyu sormadan önce çalkalamaya başlaması ya simya hakkında bilgi sahibi olmadığını yada elindeki sıvının geri dönüşüme tabii olduğu anlamına geliyordu.

Beyaz önlüğünü incelemeye başladı ve çoğu simyacının deneylerinde kullandığı önlüklerden biri olduğunu fark etti. Ancak ileri düzey çalışan hiç bir simyacı bu önlükleri ile dışarı çıkmazdı. Bu önlükler her daim temiz tutulur ve zaten çok hassas dengelere sahip simyasal bileşenlerin içine istenmeyen partiküllerin girmesini engellerdi. Ancak bu adam buradaki gibi her türlü pisliğin içine bu simyasal bileşik ile girmişti.

Bütün bilgiler ışığında kafasını topladığında en yüksek ihtimalle bu adam simyadan anlayan ve daha yeni simyasal çalışmasını bitirmiş, büyük ihtimalle bütün gece ve gündüz bu icadı üstünde çalışmış ve bitirir bitirmez solucanlar üstünde denemek isteyen bir kişiydi. Bu sebeple simyasal buluşu bozunuma uğramadan gelebilmek için önlüğünü dahi çıkartmamıştı.

Ancak önlüğünde belki de dikkatinde kaçan bir nokta vardı. Belki de bu adam aslında çok dikkat gerektiren ileri düzey ve şu anda Ulrak'ın da anlamadığı simyasal çalışmalar içinde değildi. Bazı simyacılar bunu sadece biraz hobi birazda iş için yaparlardı.

Tam iki kişinin arasından geçerken düşünceler ve şaşkınlıkla hareketsiz kalan Ulrak'ın bilinçsizce elini omzunu attığı biri omzunu biraz devirerek Ulrak'ın elini indirmesini sağlamaya çalıştı. Düşüncelerinden kurtulan Ulrak ellerini çekerek insan duvarında olaylara daha yakın olabileceği yerini aldı. Sıkış tıkış insan kalabalığının birbirine karışmış ter kokusu ve sıcak umurunda dahi değildi. Kızıla dönüşmüş sıvının ne olduğunu, ipuçlarından yola çıkarak anlamaya çalışıyordu ki aklına başka fikirler hücum etmeye başladı.

Eğer bu sadece deneme aşamasındaki bir çalışma ise ve deneme yeri olarak burası seçildiyse, etraftaki insanlar için çok tehlikeli bir deney olabilirdi. Bazı bileşikler hesaplanmayan pek çok etken yüzünden hiç beklenmeyen tepkimelere yol açar ve bunların çok azı işe yarar şeyler haline gelirdi. Hatta bu şekilde ortaya çıkmış demir yiyen asidi bile aslında pek çok durumda istenmeyen özelliklere sahipti. Hele ki bu bileşik solucanlar gibi yaşayan canlılara direkt olarak etkiyecek bir sıvıysa bir hata sonucu insanlara zarar verme olasılığı çok daha yüksekti.

Ulrak hızla bulunduğu yerinde ötesine, canlı duvarın en önüne ve deli görünümlü adamın daha da yakınına gelerek diğer insanların zaten oldukça kısılmış seslerini bastıracak bir tonda ve bazı insanların farklı tepkiler verdiğini bildiğinden olabildiğince az el hareketi ile konuşmaya başladı.

"Bayım o sıvıyı hemen burada kullanmayı düşündüğünüzden mi sallıyorsunuz yoksa sallamadığınız sıvı sallanmadığı taktirde bozunmaya mı başlayacak? Umarım pazardakiler için tehlikeli bir sıvı değildir çünkü Pazar gibi dengesiz ve sürekli değişen bir ortamda simyasal sıvılar istemediğiniz gibi reaksiyonlar verebilir."

Konuşması boyunca duruşunu olabildiğince sabit ve dik tutmaya çalıştı ve adamla olan boy seviyesi farkını artırmaya çalıştı. Babasının da satışlarında kullandığı bir taktikti bu ve diğer insanların söylenenin gerçekliğine ve güvenilirliğine daha fazla inanılmasını sağlıyordu.

Tüm konuşması boyunca hala aklının bir tarafında hala aynı soru tazeliğini koruyordu.

*Pembeden kırmızıya dönüşen bir sıvı! Bu nedir ve içine ne katılmış olabilir?*
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
User avatar
khutai
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
Contact:

Post by khutai »

Khutai tam bu bozkırlıya müdahale edecekken barbarın azından dökülen sözleri duydu"

"Bana bak sana kimseyi kazıklayamayacağını söylemiştim! adamın iki giganını geri ver!"

Khutai az daha büyük bir hata yapıcağını anladığında kendisine kızarak bir küfür salladı ve arkasındaki büyücüye göz kırparak barbarın yanına ilerledi .Bu kısa birkaç adımda aklında onunda kendisi ile ilgili olmayan bir kavgaya karıştığını düşünüyordu.Tıpkı Kendisi gibi.

Grog"un yanına geldiğindeyse ellerini belindeki baltaların üstlerine koyarak barbarın arkadaşıymış gibi bir ifadeyle pazarcıya gürledi"

"Dostum doğru söylüyor birader bizi kazıklamak istemezsin emin ol!!!"

Khutai konuşurken dirseğiylede Grog'u dürtmüştü ama hissedip hissetmediğini anlamadı.
Horn ölüleri say!!!!!
mefistofeles
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 481
Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
Contact:

Post by mefistofeles »

" Başım dertten hiç kurtulmayacak mı ?"

İki salem koşmaya devam etti tabi bu kalabalık içinde ne kadar koşabiliyorlarsa.Aniden önlerine nerden çıktığını anlamadıkları bir şovalye geçti.Mekisa ezmemek için aniden durdu, hatta pazarcılar bile şaşırıp durmuşlardı.

"Güzel bir bela daha mı , bende de hiç yoktu zaten"

"Efendiler sizin bu yaptıklarınız nedir. Onurdan hiç mi haberiniz yok. Bu kadar kişi bunlara bu çaresizlere saldıracak kadar onursuz mu?"

Ama hiç olmazsa insaflı birileri çıkmıştı.şovalye konuşmaya başlayınca az da olsa rahatladı.Yanındaki arkadaşına manalı bir bakış attı bu işten kurtulabilirse ona soracakları vardı.

Kendini bir şey sanan pazarcı konuştu nasıl yaptıysa konuşmayacak kadar aptal görünüyordu artık mekisaya.Ama sözleri daha da zehirli çıktı.Küçük dikenleri olan istediğinde şişebilen balon balığına benziyordu küçük ama bazen tehlikeli.

"Onur mu?Onlar Salem!"

Normalde bu tür balıklar tehlikeli olmazdı ama bir savaşın ortasında miğde bulandırabiliyordu.

"Irkları her gün denizde onlarca balıkçıyı, sadece balık avladıkları için katlediyor!"

İşte bu laf bardağı taşırmıştı.Artık kedi kadınlar medi kadınlar hiç bir şey umrunda değildi bu insan ölümü hak etmişti.Sabrını son damlaları ....

"Sen anlamazsın!.Ã?ekil yolumuzdan ve bu işi yedi yonca balıkçılarına bırak!"

Artık taşacak hiç bir şey kalmamıştı.Ã?ünkü tas kırılmıştı.Sİnirden pençeli elleri titriyordu gözleri iyice kısıldı ve bağırarak...

"Görüyor musun şovalye bunlar da onur ne arasın!Bunların tek amacı Salem düşmanlığı zaten arkadaşıma da yaptıkları üzerimize alçakça gelmelerinden anlamalıydım.Hepinizi sadece tek başıma öldürebilcekken sizi tanrılarınızın insafına bıraktım ama artık yeter...."

"Tamam ulen demek Salemlerden daha onurlusun seni düelloya davet ediyorum.şovalye şahit olanlara..."
Ozan İnulüen
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Ozan İnulüen »

Ozan birden kucağına tutuşturulan bebeği düşüreceğini sandı, hafifçe debelendi ve dengesini sağladı. şimdi önünde, barbarın bir arkadaşı ve barbar pazarcıyla kavga ediyordu, hemde kendi giganları için. oda onların yanına gitti ama lafa karışmadı, belki iki barbar daha etkili bir çözümdü. sonra yanındaki adamı gördü, barbarın arkadaşının arkadaşı olmalıydı. " merhaba? nasılsınız? bu barbarlar hep böyle midir?" diye sakin bir soru yöneltti. Tek amacı bir sohbet başlatmaktı ama aklını kurcalayan başka şeyler vardı... bu bebek kime aitti? ve neden birden ellerine verilmişti? Tanrılar ondan ne istiyordu? bunu yakında öğrenebilmeyi umdu...
ve sancı geç saatlerde...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Koş Trias! Kaç buradan çabuk! Orada birileri var!

Bir dakika, neden kaçayım ki? O "Başrahip." dedi. Yani bunlar serseriler değil.

Ama onlar kötü bir tanrının adamları da olabilirler, değil mi?

Ama iyi bir tanrının adamları da olabilirler.

Risk almaya değmez. Caddeye dön ve oradan git.

Orası ana baba günü. Ayrıca hemen eve gitmem lazım benim.

Ne olmuş ana baba günüyse? Oradan da gidersin evine.

Ama çabuk gitmem lazım. O kalabalıkta bunu yapamam. hem o kadın da kalabalıktan korkmuş görünüyordu. Ya bana verdiği şeyi ele geçirmeye çalışanlar varsa orada?

Ama kalabalık içindesin. Seni korurlar.

Her gün sayısız şey çalınıyor. Kimse bir şey yapmıyor. Hayır, ben buradan gidiyorum.

Trias iki elini de cebine soktu. Birinde cebindeki o pakedi tutuyor, diğer eliyleyse cebindeki sprey kutusunu tutuyordu. Hiçbir şey olmamış gibi gitmek en iyisi olacaktı. Adamlar gitmesine müsade ederlerdi belki de. Trias hızlı hızlı yürüyüp sokaktan döndü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Fıkır Fıkır

Pazarcı tezgâhın altından içi bir miktar toprakla dolu poşeti çıkardı.

Kıpır Kıpır

Tüm müşteriler büyük bir Iyyyyyy çekti.

Image

Ufak bir kız çığlıklar atarken "Anne buradan gidelim!" diye haykırdı.

Bir oğlan çocuğu ise "Vaaayyy beeee!" diye bağırarak orayı gösterdi. "Bunlardan hep bizim evin arkasında ki çamurlukta vardı. Toplardık çok kıpır kıpırlar." Ama çocuğun yanında ki diğer çocuk, arkadaşı aynı şeyi düşünmüyordu sanki. Suratında tiksinmiş bir ifade vardı.

Tezgâhın önünde, çocuğun diğer yanında duran başka bir müşteri "Bunları patates tarlasından mı topluyorsunuz?" diye sordu.

Pazarcı ona gülümseyerek "Elbette..." dedi. "Toprak içerisinde bunlardan çok var. Özellikle de bu dönemde. Ama çok derin kazmanız gerekiyor. Henüz patatesler en olgun çağlarında oldukları için hiç birisi gidip patateslere dadanmıyorlar. Onların işi daha yumuşak ortamlar." Pazarcı ilgilenmiş gibi görünen müşteriye göz kırptı. "Anlıyorsun ya?"

Müşteri gözleri ışıl ışıl "Aslında orda bir çok farklı boy ve kalınlıkta solucan var!" dedi. "Onların da biz insanlar gibi çok farklı özellikleri olduğunu düşünüyorum."

Freor tüm bu solucan tepkilerini ilginç bir şaşkınlıkla izliyordu. Ã?ocukta bakışlarını yukarıya kaldırmış, pazarcının elinde ki pakete şaşkın şaşkın bakıyordu. "Bunlar yenir mi?" diye sordu ilk defa gördüğü belli olan pakete bakarak. "Ne kadarlar?"

Pazarcı bir kahkaha patlattı ve "Hayır evlat!" dedi. "Elbette ki onlar yenmez. Onlar... Eeee..." Bir an bakışları havaya kalktı ve düşünceli bir şekilde pazarcı "Midende kurt yaparlar!" dedi. Sonra da bilgiç bir ifadeyle "Ayrıca onlar satılık değiller!" dedi. "Onları bu bey ala..."

Ama çocuğun diğer yanında ki bey çoktan dönmüş kendisine daha pazarcı paketi çıkartırken ilginç sorular soran genç adamla konuşmaya başlamıştı.

Her şey bir yana bu konuşma şu şekilde gelişmişti:

Pazarcı paketi çıkartırken sorusunu soran Ulrak "Bayım o sıvıyı hemen burada kullanmayı düşündüğünüzden mi sallıyorsunuz yoksa sallamadığınız sıvı sallanmadığı taktirde bozunmaya mı başlayacak? Umarım pazardakiler için tehlikeli bir sıvı değildir çünkü Pazar gibi dengesiz ve sürekli değişen bir ortamda simyasal sıvılar istemediğiniz gibi reaksiyonlar verebilir." dedi.

Daha o saniyede diğer konuşmalar etrafta olurken bir kaç kişinin meraklı bakışları o tarafa dönmüştü bile. Ama çoğunluk halen pazarcı ve solucanlarına bakıyor ve konuşup duruyordu.

Beyaz önlüklü deli -belki de artık bu sözün uygun olmadığını düşünüyordu Ulrak, ona çılgın demek daha doğru olurdu belki de- adam ona dönmüştü ve elinde ki kırmızı renkli sıvının olduğu şişeyi göstererek "Meraklı kişi her zaman öğrenmeyi isteyen kişidir ama öğrenebilen kişi ise her zaman izlemeyi bilen kişidir." diyordu.

şimdi pazarcı çocuğa hitap ediyordu ve aynı anda Ulrak ile Ã?ılgın Simyacının gözleri birbirinde kaldı. Ulrak o anda bu çılgın bakışların altında çok engin bilgiler olduğunu fark etti. Simyacı ise bu gence bariz bir ilgi duymuştu.

Bakışlar simyacının yeniden elinde ki sıvıyı çalkalaması ile birlikte birbirinden koptu ve simyacı ona "Yakına yaklaş ve izle!" dedi.

şimdi pazarcı yanda ki adama dönmüştü ve simyacının bakışlarının kendisinde ve solucanlarında olmadığını görerek hayal kırıklığına uğramıştı. Sanki bir anda her şey tersine dönmüştü. O kadar kişi solucanlarla ilgileniyordu ama bu simyacı -asıl solucanlarla ilgilenmesi gereken kişi- solucanlara bakmıyordu bile.

Derken simyacı konuştu. "İzle ve sor!" dedi.

Ã?ocuk ile arasında, tezgâhın önünde bir boşluk açarak kenara kaydı ve tüm kalabalığın ve Freor'un şaşkın bakışları ardında pazarcıya döndü. Derken gözleri ışıl ışıl parladı ve "Solucanların çok besili görünüyorlar!" dedi haykırıp mutlulukla yerinde zıplayarak "Ver ver..." dedi sol elini cebine atıp otuz kadar giganı tezgâhın üzerine atarak.

Pazarcı sol eli ile giganları aldı ve sağ eliyle de solucan paketini uzattı. "şu büyük olana dikkat edin!" dedi. "Çok hareketli ve cidden ısırıyor!"

Simyacı paketi açtı ve elini içine daldırdı...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Salem"in sözleri Asgard için çok büyük anlamlar ifade ediyordu. Salem onur demişti ve karşısında ki düşmanını düelloya davet etmişti. Ama... Ama balıkçı sanki Salem"i hiç duymamışçasına Asgard"ın sorularına cevap vermeye devam etmiş ve balık adamı yok saymıştı.

"Tabi o haydutlarda ölümü hak ediyolar ama bu balıklar daha fazla hak ediyolar. Onların ırkları her gün birilerini öldürüyo. Sen bilmiyosun şövalye. şimdi çekil ve bu işi bize bırak. Bu balıklar ölümü yakediyo. Eğer öldürmemiz seni rahatsız edicekse o zaman onları sadece sakat bırakırız. Cinsel organlarını kesip sakat bir balık gibi denize atarız ki kendi halkları eminim onlarla ilgileniceklerdir!"

Diğer balıkçılar pis pis kahkahalar atarak harekete geçtiler. Bıçaklar ellerinde şövalyenin arkasında ki Salemlere doğru yürümeye başladılar.

Mekisa"nın onur dolu sözleri Asgard"ı etkilerken balıkçının sözleri şövalyenin adeta kafasında iğrenç kurbağaların vıraklamaları gibi çıkmaya başlamıştı. Onursuz balıkçı Salem"in onur dolu sözlerini hiçe saymıştı.

şimdi Asgard sinirlendiğini hissediyordu. Tüm öğretilerine rağmen sinirlenmişti ve kılıcını sinirden daha sıkı kavramıştı. Ama sinirli bir onur şövalyesinin kaybeden bir onur şövalyesi olduğunu hatırlıyordu. Yine de karşı koyamıyordu.Üzerine yürüyen balıkçıları öldürmesi de başına bir başka belayı açabilirdi. Kendini bir an önce sakinleştirmeli ve durumu kurtarmak için mantıklı bir çözüm aramalıydı.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Adam keçileri çekiştiriyordu. Altı keçinin boynundan çıkan altı kalın ipi çekerek inatçı oldukları herkes tarafından bilinen bu hayvanları pazar kalabalığının içinde çekiştirerek en güneyde ki hayvan pazarına götürüyordu.

Keçilerin o gün yine inatçılıkları üzerlerindeydi ama yine de sahipleri -iri yarı, güçlü adam- onları fazla zorlanmadan çekeleyerek götürüyordu.

Az ilerde pazarcılar bağrışıyorlardı. İki salem ve bir adama doğru ilerleyen bıçaklı pazarcılardı bunlar. Ahhh Esteria Pazarı! Bu gün en hareketli günlerinden birisini yaşıyordu anlaşılan!

Derken keşilerden birisi hızla öne doğru fırladı ve ipini adamın elinden kurtardığı gibi koşmaya başladı.

Pazarda zaten adamın ve keşilerinin geçtiği her yerde çığlık çığlık bağıran müşteriler bu sefer daha da çok bağrınmaya başladılar.

"Ã?ek lânet olasıca keçilerini!"

"Al götür şu iğrenç yaratıkları!"

"Aman tanrım bunlar da ne?"

"Dokunma bana seni pis hayvan!"

şimdi Salemlerin güneyinde, onlardan ve balıkçılardan oldukça uzakta kalan pazarcı şaşkın şaşkın koşa koşa pazarda uzaklaşan keçisine bakıyor ve neler yapabileceğini düşünüyordu.


*


Keçi koşa koşa pazarda ilerleyen keçi insanların aralarından geçiyor onların çığlıklarını ardına katıyor ve ilerliyordu. Derken narin bir bedene çarptı ve narin bedenin sahibi olan kedi kadının küfürlerini de peşine takarak ilerlemeye devam etti...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Rahip hızla döndü ve karşısında dikilen şövalyeyi görerek "O seni nasıl takip etti?" diye sordu şaşkın bir şekilde. Ardından az önce kendisine hoş sohbetle yaklaşan çocuk Renard"a döndü ve bu sefer Renard karşısındakinin az önce kendisi ile konuşan çocuk olmadığını anladı. Ã?ocuğun suratında ki korkunç, insanlık dışı ifadeyi gördü ve çocuğun intikam dolu gözleri ile kendisine baktığını fark etti.

Ã?ocuk eğildi ve yırtık pantolonunun paçasını çekerek oradaki bıçağı hızla ellerine aldı. şimdi Renard çocukla karşı karşıyaydı ve rahip arkasında duruyordu.


*


Trias rolüne kendisini fazla kaptırmıştı. Gözleri gökyüzüne doğru kaymış, eller cepte ve ıslık dahi çalmaya başlamıştı. Hafif kilolu genç bu şekilde yürürken ceplerindeki ellerinden birisi paketi diğeri sprey kutusunu kavramıştı.

Genç adam az önce orada birbiri ile konuşan adamların varlığından haberdardı ama şimdi onlara bakmamasının onlarla ilgilenmediğini daha fazla belirteceğini düşündüğünden bakışlarını gökyüzüne dikmiş, ıslık çalarak ilerliyordu. Dolayısıyla adamların ne yaptıklarını da görmüyordu. İlgisizdi o! Evet, evet çok ilgisizdi!


*


Renard gördü:

Daha çocukta saldırmadan şövalye de saldırmadan, her ikisi de hamlesini yapmadan rahip arkasını dönüp koşmaya, oradan kaçmaya başladı.

Ama kaçması kısa sürdü...


*


Trias köşeyi dönmüş bakışları havada laylay ilerlerken büyük bir güç ona çarptı ve birden kendisini yerde buldu. Tam dönmüş koşmakta olan o adam şimdi boylu boyunca üzerine kapaklanmıştı ve ona saldırıyordu.

Aynı sahneyi Renard farklı görmüştü. Rahip kaçıyordu ki köşeyi dönmekte olan bir çocuğa çarpmıştı ve yere düşmüştü. şimdi çocuğun üzerinden kalkmaya çalışıyor ama aynı anda da kızgın kızgın çocuğa küfürler ediyordu.
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

"Bana bak sana kimseyi kazıklayamayacağını söylemiştim! Adamın iki giganını geri ver!"

"Sana olan borcu altı gigan değil dört gigandı. Eşşeğin yediği elma iki gigan, adamın yediği elmada iki gigan tezgahında yazan fiyat bu!"

"Dostum doğru söylüyor birader bizi kazıklamak istemezsin emin ol!!!"

Grog yanında konuşan bu barbara şaşkın şaşkın baktı. O anda bu adamın ne olduğunu ve nereden geldiğini düşünürken oldukça şaşırmıştı.

Ama kavradığı bir şey vardı. O da bu adam onun terk ettiği ve yollara düştüğü halkının bir üyesiydi. Bu adam bir barbardı!

Ozan İnulûen ise büyücüye, Winarf"a yaklaştı ve "Merhaba. Nasılsınız? Bu barbarlar hep böyle midir?" diye sordu. Havadan sudan bahseder gibiydi ve aslında aklı da bakışları gibi bebekteydi.

Winarf da o sırada bebeğe bakarak düşüncelere dalmıştı. Böyle bir grupta bebeğin ne gibi bir işi olabilirdi ki? Ayrıca bu bebekte neyin nesiydi? Ama... Ama bebek gerçekten de çok sevimli bir şeydi. Derken onu Ozandan alıp birazcık mıncıklamak ve onunla oynamak istediğini fark etti. Hayatında hiç bu kadar sevimli bir şey görmemişti!

Grog"a bakan pazarcı "Adam parasını ödedi!" dedi. Sonra grubun kalabalıklaştığını görünce bir an daha durakladı ve iki barbar birbirlerine bakarlarken elini cebine atarak 2 Gigan"ı çıkarttı ve "Alın o zaman!" dedi. "Ama bir daha hiçbir tezgâhtan izinsiz bir şeyler almaması için o adama göz kulak olacağınızı düşünerek ve bu konuda söz verdiğinizi farz ederek bu Giganları geriye veriyorum. Madem onun aklını başına fazla para alarak getiremiyoruz belki sizin dikkatli bakışlarınız altında aklı başında gelecektir. Ona ve eşeğine bu pazardan çıkana kadar dikkat edin ki bir daha kimsenin ekmeği ile oynamasın!"

Pazarcı bu sözlerinde çok ciddi gözüküyordu...
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

Pazarcı müşterilerine elinde ki keseleri teslim ederken yanında bir ses duydu ve o tarafa döndüğünde bembeyaz gözlere sahip genç bir adamın ara sokaktan, elinde garip bir nesne tutarak çıktığını gördü.

Genç adam sanki karşısında ki kalabalığın ötesine, binalarında ötesine ve hatta onlarında ötesine bakıyordu.

Her şeyden öte: Adam ölü gibiydi...

Bir uğultu kulaklarını kaplarken pazarcının yanında ki tezgâhta satış yapan pazarcı da o tarafa döndü ama o fazla dikkat etmemişti bu korkunç görüntülü adama anlaşılan. Ã?ünkü o tarafa döndüğü anda sorduğu ilk soru son sorusu oldu:

"Hey senin tezgâhların arkasında ne işin var!"

Bir haykırış o artık sokakta bulunan herkesin kulağını kaplayan uğultuya karıştı ve bir saniye sonra haykırışa pazarda bulunanların çığlıkları karıştı...
User avatar
lord_ariakan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 31
Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
Location: ankara
Contact:

Post by lord_ariakan »

Winarf yaşanan hadiseleri su götürmez bir merakla takip ediyordu.İki barbardan gözü korkan pazarcı adama 2 giganını geri vermişti.Ama anlaşılan bundan pek de memnun gözükmüyordu.Fakat barbarların oldukça ikna edici olduklarını söyleyebilirdi.


Büyücü diğer barbarın yanındaki bebeğin haykırışlarıyla başını hızlıca kaldırdı ve yanına doğru gelen adama baktı.Winarf'ın asıl dikkatini bebek çekmişti.Tüm bu kargaşanın ortasında masum,savunmasız bir varlık diye düşündü.İyi de b bebeğin bu adamların arasında nasıl bir işi olabilirdi.Büyücünün derin düşünceleri ve senaryoları aklını her defasında daha da güçlenen bir gelgit gibi vurup duruyordu.Hisleri bu bebeğin öyle sıradan bir bebek olmadığı konusundaydı.Ama kimin di bu yavrucak?Ve nasıl olmuştu da bu adamların ellerine düşmüştü.Yoksa onu kaçırmışlar mıydı?Hayır...BU iki adamda bunu yapabilecek kadar kötülük olduğunu sanmıyordu.


Büyücü simsiyah gözlerinin kıskacına aldığı bebeğe bakmayı sürdürdü.şimdiye kada yalnızca kendisi ve büyüsü için için yaşayan Winarf bu masum bebek hakkında oldukça güzel ve hüzünlü şeyler düşünürken buldu kendini.Bebeğin sanki cehennemden bile duyulabilecek olan ağlamaları yüreğini burkmuştu.Acaba şu adam ona iyiy bakamıyor muydu?Belki de bebeği kucağına alıp onu güldürüp mutlu edebilirdi.Ama yüreğinin odiğer kısmı-her zaman kendisi için olan ve güç için yanıp tutuşan tarafı-Winarf'ın kendisini dizginlemesini sağladı.Büyücü bu kadar da yufka yürekli olmaması gerektiğini hatırlattı kendine.Zira Meleran'da zayıf ve saf olanlar uzun yaşayamazlardı.Her zaman tetikte ve şüpheci olmalıydı.Bu onun için bir nevi hayat sigortasıydı.


Büyücü tezgahtarların sandıklarından birinin üzerine çöktü.Ve biraz dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hatırladı.O kadar çok garip olaylara bulaşmıştı ki şimdi neler olabileceğini kestiremiyordu.Ama ne olursa olsun ona hazırlıklı olabilmesi için ilk önce gücünü ve düşüncelerini toplaması gerekiyordu.Cüppesinin başlığını yapılı omuzlarına indirdi ve siyah uzun saçlarını eliyle şöyle bir taradı.Zira gözlerinin önüne düşmelerinden rahatsız olurdu.

Winarf barbarın yanında duran ve pazarcıya parasını kaptıran adamın yanına doğru geldiğini farketti.Zira adam barbarla ikisinin beraber olduklarını anlamıştı.Adam büyücünün yanına dostane bir biçimde yaklaşıp bi şeyler gevelemeye başladı.

''Merhaba. Nasılsınız? Bu barbarlar hep böyle midir?" diye sordu Winarf'a.

''kendi halklarından birilerini gördülermi savaşçılık damarları atar onların.İki tane barbarın olduğu yerde her zaman da bela vardır.''dedi.Sonra bilmiş bilmiş adama doğru baktı ve oturduğu yerden kalktı.Ne kadar da barbarlar kadar uzun boylu olmasa da bir insan için uzun sayılırdı.Winarf adamı etkilemek için tüm heybetini kullanmak istemişti.

''Evet bela olur ama yanınızda bir bebekle ne tür bi işiniz olabilirki.Bel ki de bana hikayeni anlatmak istersi.Sana barbar arkadaşından daha çok yardımcı olabiliceğime inanabilirsin.''dedi.Sonra da başını koyu bir muhabbete dalan iki barbara çevirdi.

Bu adamların hikayesini dinlemeliydi.Eğer bebek gerçekten de sıradan bir bebekse yoluna devam etmeyi düşünüyordu.Ama artık kaderinin bir şekilde tüm bu adamlarla bağlandığını hissediyordu.Kolay kolay ayrılabileceğine inanmıyordu.
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
FrontsideAir
Gölge Ustası
Posts: 1245
Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
Location: İstanbul (İzmir)
Contact:

Post by FrontsideAir »

"İlginç. Çok ilginç.."

Freor kalabalığın tepkisine çok şaşırmıştı. İçinde kıpır kıpır hareket eden canlılar neden iğrenç gelebilirdi ki bu insanlara? Bir çeşit solucan veya kurt olmalıydı. İnsanlar yüksek sesle iğrenmelerini dile getirirken bir adam bu yaratıklarla ilgilenmiş gibi sorular sormaya başladı. Muhabbet hiç ilgisini çekmemişti. Adam ona yol gösterecek olan daha adını bile bilmediği çocuğun sorusunu bir kahkaha atıp bilgiç bir edayla cevaplarken Freor sıkılarak başını beyaz önlüklü deliye bakmak için çevirdi. Bu sırada iri yapılı genç bir adam;

"Bayım o sıvıyı hemen burada kullanmayı düşündüğünüzden mi sallıyorsunuz yoksa sallamadığınız sıvı sallanmadığı taktirde bozunmaya mı başlayacak? Umarım pazardakiler için tehlikeli bir sıvı değildir çünkü Pazar gibi dengesiz ve sürekli değişen bir ortamda simyasal sıvılar istemediğiniz gibi reaksiyonlar verebilir." dedi.

"Bir simyacı.. Gitgide daha da ilginçleşiyor.."

Bu muhabbet Freor"un daha fazla ilgisini çekmişti. O bir şeyler öğrenmeyi severdi. Gitgide daha da sıkılaşan kalabalığı yarmaya çalışarak bu ikiliye yaklaştı.

"Meraklı kişi her zaman öğrenmeyi isteyen kişidir ama öğrenebilen kişi ise her zaman izlemeyi bilen kişidir." diye cevap verdi simyacı, bir yandan gence şişeyi göstererek.

Adam "Yakına yaklaş ve izle!" derken Freor, "Yaklaşmak zaten yakına değil midir?.." diye mırıldanarak, sanki kendisine söylenmiş gibi yaklaştı ikiliye.

"İzle ve sor!" dedi simyacı, elindeki şişeyi çalkalarken. Tezgaha yaklaştı ve tezgahtara neşeyle "Solucanların çok besili görünüyorlar!" diyerek elini cebine attı. Freor belki de bir şişe daha bekliyordu ama cepten gözleriyle sayamayacağı kadar gigan çıkması onu daha da fazla şaşırtmıştı. Giganları tezgahın üzerine atarken "Ver, ver.." dedi. Bu kadar pahalı olacaklarını tahmin etmemişti bu yaratıkların. Pazarcı daha uyarısını yapmaya kalmadan simyacı elini torbaya daldırmıştı bile..

Code: Select all

Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.

Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Deli gibi hareket eden kendisine yöneltilen soruya ne kadar da rahat cevap vermişti öyle. Belkide aslında bu deliliğin altında büyük bir bilgelik gizleiyordu. Ulrak'ın gözlerini içine bakarak konuştu, doğrudan ona ve pazardaki başka kimseye değil. şu arkada deli görünümlü bilge gözlü simyacının yakınında duran ve onun sözlerine kulak kabartmış adam dışında. Neden burada böyle bir sıvı ve kişi varken herkes dikkatini solucanlara vermiştiki?
"İzle ve sor"
Pazarcıdan içine solucanlar dolduruluş torbayı istedi. Aslında istediği torba içine doldurulmuş solucanlardı elbetteki. Ulrak kaşlarını çattı ve solucanlara baktı. İçlerinden biri gerçektende çok büyüktü.

Pazarcı sol eli ile giganları aldı ve sağ eliyle de solucan paketini uzattı. "şu büyük olana dikkat edin!" dedi. "Çok hareketli ve cidden ısırıyor!"

Ne demekti yani ısırmak. Solucanların ısırığımı görülmüştü. Solucanlar ancak toprak altında yaşayan.... Beyaz önlüklü adam ellerini torbanın içine daldırdı.

*İzle ve sor!*
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest