by catboy » Fri Jan 09, 2009 12:56 am
İkili Oyun:
Damla, masanın üzerinde bir demet gül fark ettiğinde saat gecenin ikisiydi. Gülü yavaşça alıp kokladı. Bu bir işaretti. Çok acil bir durum olduğunda kardeşi tarafından bırakılırdı. Gülün sapına sarılı küçük bir kâğıtta da not vardı: “Yarın Liman”
Limanda buluşmak istemesinin tek bir sebebi olmalıydı. Sonunda kardeşi amacına ulaşmış ve girdikleri bataklıktan ikisini de kurtaracak bir yol bulmuş olmalıydı.
Damla ve kardeşi, iki yıl önce arkadaşlarının vasıtasıyla tanışmıştı Anka Ã?etesi’yle. Uyuşturucu işiyle uğraşan bir çeteydi. Damla’nın hep gitmek istediği bir okul vardı ve kardeşi o okul için yeterli miktarda parayı çetenin liderinden borç olarak almıştı. Ama işler yolunda gitmedi, Damla’nın gitmek istediği okul, Damla’yı mülakat sınavında eleyip almadı. Kardeşi de borçları ödemek için çete adına karanlık işler yapmaya başlamıştı. Damla’nın da kardeşine yardım etmekten başka bir çaresi kalmamıştı. Artık ne kadar çok isteseler de çeteden ayrılamıyorlardı. Ã?etenin lideri, hem Damla’yı hem de kardeşini en yakın adamları olarak görüyordu ve onların çeteden ayrılmasına müsaade etmeye niyeti yoktu.
Sonunda kardeşinin çeteden uzaklaşmak için bir yol bulduğuna inanan Damla, birden huzursuz oldu. Belki de sadece kendisinin kaçması için kardeşinin ayarladığı bir şeydi. Böyle bir fedakârlık yapmasına asla izin veremezdi.
Gerçekte çetenin lideri ile bir sorunları yoktu. Lider, her zaman Damla ve kardeşinin sorunlarıyla ilgilenirdi. Onlara ağabeylik ediyordu Damla’ya göre.
Bu yüzden çetenin en yakın sığınaklarından birine gittiğinde kardeşinin, rakip çete üyelerinden biriyle arasında geçen konuşmaya tanık olduğunda afallamıştı.
Umut, Ozan Ã?etesi’nin bir üyesiydi. Uzun saçlı, kaslı ve iriyarı, Damla’nın düşüncesine göre arenalardaki gladyatörleri andıran bir yapısı vardı. İyice yaklaşan Damla Umut ile kardeşi arasında geçen konuşmaya kulak misafiri oldu.
“Yarın liman bölgesine iki kamyon yollayacağız. Bu malların çeyreği olacak. Diğer kısmını da çöplük bölgesinde senin getireceğin paranın doğrululuğunu onayladığımızda takas edeceğiz.” diye konuştu Umut.
Damla’nın kardeşi Gürhan, iki elini de gergin bir şekilde tutuyordu. Sanki yumruk atmaya hazırlanır gibi bir hali vardı. Yine de sesi sakin çıkıyordu:
“Umarım bu durumdan Sinan’ın haberi olmaz. Yoksa hem ben hem sen yanarsın.”
“Canıma susamadığıma göre sizin çete liderinizin kulaklarına bu olay hakkında en ufak bir bilgi kırıntısının gitmeyeceğine emin olabilirsin.”
“O zaman Kerem Bey’e hürmetlerimi yolla ve lütfen bir dahaki sefere bana attığı mesajları düz yazıyla yazsın. şiirle olunca kafam karışıyor da.”
“O bizim çetenin özelliğidir. Her boku şiir eşliğinde yaparız.” diye karşılık verdi Umut.
“Çok zor olmuyor mu? Yemek yerken veya futbol maçı izlerken kafanız karışabilir!”
“Alışınca her şey kolay oluyor. Sen merak etme.”
Damla, daha fazla dayanamadı ve ortaya çıktı. Ã?yesi olduğu çetenin arkasından iş yapan kardeşine engel olmalıydı.
“Sana inanmıyorum, Gürhan. Bu kadar düştün mü?” diye haykırdı.
Umut olayla bir alakası olmadığına kanaat gösterip sıvışır. Gürhan ise Damla’ya sakince bakmasını sürdürür.
“Yarın Liman’da olacak şey bir uyuşturucu takası mıydı? Beni nasıl umutlandırdığının farkında değil miydin?”
“Lütfen, olayın aslını bilmeden beni yargılama. Bunu senin için yapıyorum ben.” diye itiraz etti Gürhan.
“Senden iğreniyorum, biliyor musun? Sinan bunu bilse ne yapardı sence?”
“Ã?yle mi? Sence Sinan bizi kardeşi olarak gördüğü için mi çetesinden ayrılmamıza izin vermiyor sanıyorsun? O istediği için kaç kişinin canına kıymak zorunda kaldım ben. Sen rahat uyur diye onun aşağılayıcı sözlerine maruz kaldım her zaman.”
“Hayır, sana inanmıyorum. Beni uyarmıştı Sinan. Yakında para hırsıyla hem beni hem de çeteyi bile satacağından emindi. Ama ben ona inanmamıştım ve seni savunmuştum. şimdi ne kadar da kör biri olduğumun daha da farkındayım. Benim o okula gitmememi de sen sebep olmuştum değil mi?”
“Ne alakası var? Okula seninle gelip müdüre yalvarmadım mı? Seninle beraber ağlamadım mı sırf sen o zengin koleje gidemedin diye? Hepsi yalandan mıydı sence?”
“Sen sadece kendini düşünen, bencil bir insansın. Yanından gitmeme dayanamamıştın ve bu yüzden hayallerimdeki okula gitmemem için arkamdan iş çevirdin.”
“Bunların hepsini Sinan mı söyledi sana? Ona mı inanıyorsun?” diye bağırdı Gürhan.
“Evet. şimdi de ona gidip senin yaptıklarını bir bir anlatacağım.”
“Sakın bunu yapma. Gidersen hayatının hatasını yaparsın.” diye uyardı Gürhan ve Damla’nın kolundan tuttu.
“Bırak beni. Artık senin yüzünü görmek bile istemiyorum. Def ol çık hayatımdan!” diye haykırdı Damla.
“Ben her şeyi senin için yapmıştım.” dedi az duyulan bir sesle Gürhan ve pişmanlıkla yere yıkıldı.
Damla ise çoktan mekândan ayrılmıştı.
Gürhan ayağa kalkmaya çabalarken masanın üstündeki uyuşturucuları fark etmişti.
****
Sinan elinde tuttuğu viski kadehini masasına bıraktı ve masanın üstündeki iskambil kâğıtlarıyla oynamaya başladı.
“Uzun zaman oldu, Damla Hanım. Buralara gelir miydiniz?” diye alaycı bir sesle konuştu Sinan.
“İki hafta önce tartıştığımızdan beri çok düşündüm. Kardeşim hakkında dediklerine inanamamıştım ve bizim aramızı bozmaya çalıştığını düşünüyordum.” dedi Damla.
“şimdi ne düşünüyorsun peki?” diye sordu Sinan.
“Sen haklısın. Hatta her konuda haklısın. Kardeşime güvenerek en büyük hatayı yapmışım meğersem.”
“Kardeşinle aranı bozmak istemiyordum inan bana.”
“Sana inanıyorum. Sen iyi niyetinle söylemiştin onları.”
“Peki, kardeşinin yalancı ve sahtekâr biri olduğuna nasıl kanaat getirdin?”
“Onu gördüm bir saat önce bizim eski kullandığımız mekânlardan birinde. Aramızda düşmanlık olan Ozan Ã?etesi’ni şu iriyarı elemanıyla uyuşturucu takası yapıyordu hem senden habersiz hem de senin kasandan.” diye anlattı Damla.
Sinan tekrar viskisinden bir yudum aldı:
“Gürhan’ın her zaman hırslı ve bencil biri olduğunun farkındaydım, ama bizi bu kadar kısa zamanda satabileceğine ihtimale vermiyordum. Ona hep yardım etmeye, arkasını kollamaya çalıştım. Borcunu ödemesi için ona çok uzun bir süre de verdim. Ama o ona yardım etmeye çalışan insanlara bile itibar göstermiyor anlaşılan.”
“Biliyorum ona yardım etmeye çalıştığını. Ona ne yapacaksın şimdi?”
“Merak etme. Ona her ağabeyin yapacağı şeyi yapacağım. Ama öncelikle bu duyarlılığın için sana teşekkür etmek istiyorum.”
“Önemli değil. Ben sadece inandığım şeyi yaptım.”
“Birbirine kenetlenmiş iki kardeşi ayırmak zordur derler, demek ki bazı şeyler bile umutsuzluk dolu dünyada pek bir geçerliliğini koruyamıyor.” dedi Sinan ve çekmecesinden bir tabanca çıkarttı.
Damla şaşkınlıkla: “Ne yapıyorsun?” diye bağırdı.
“Özgünüm, yanlış kişiye güvendin.” dedi Sinan sakin bir sesle ve Damla’yı vurdu.
Kurşun, Damla’nın sol göğsünden geçti. Damla yerde kendi kanında boğulurken Sinan ona yaklaştı:
“Bizim çete ile rakip çete arasında yapılacak uyuşturucu ticareti bizim elemanlar arasında itirazlara neden olabilirdi. Ben de bunu gizli tutmaya karar verdim. Gürhan da bu işi yapmayı kabul etti. Karşılığında ise senin özgürlüğünü alacaktı ve yarın seni bu pislik dolu hayattan kurtaracaktı.”
Sinan masasından telefonunu aldı ve birisini aradı:
“İyi geceler, Kerem Bey. şu anda gecenin en derin zamanındayız, ama sizi son kez bilgilendirme amaçlı aramak istedim. Yarın belirlediğimiz yerde takası gerçekleştireceğiz. Bu arada viski için de teşekkür ederim, Kerem Bey.”
Burnundaki kanı silerken Kerem Bey’in dediği lafla şaşkınlıktan bir süre bir şey diyemedi:
“Efendim? Viski zehirli miydi? Nasıl ve neden?”
Daha fazla konuşamadı ve ağzından köpürerek fışkıran kanlarla beraber yere yıkıldı.
****
Umut, Kerem Bey’in karşısında dimdik ayakta duruyordu. Kerem Bey, telefon konuşmasını bitirince Umut’a döndü: “Aferin, evlat! Bu işi başarıyla hallediverdin.”
“Teşekkür ederim, efendim. Artık bu bölgenin tamamen hâkimi siz oldunuz.”
“şu anda içimce bu olay hakkında şiir söylemek istiyor, ama her boku da şiire bağdaştırarak işin suyunu çıkartmamak lazım.”
“Haklısınız efendim. Hele yemek yerken şiir söylemek biraz tehlikeli olabiliyor.”
“Yoo, o olmaz işte. Yemeğin tadı şiirle taçlanır. Neyse yarın liman bölgesine gidip diğer çetenin kalan elemanlarıyla görüşürsünüz. Katılmak isteyenler olursa seve seve katılabilirler, katılmayanları da, denizin kıyısındasın zaten, atıver denize iş bitsin. Kafalarını da koleksiyonum için getirmeyi unutmazsın herhalde.”
“Elbette efendim. Size iyi geceler.” dedi Umut ve odadan çıktı.
“Anka Ã?etesiymiş! Peh, daha düzgün isim bulamamışlar bile. İyi oldu işte! Böyle kafasız kalıverirsiniz.” diye konu hakkında son bir yorumda bulundu Kerem Bey.
İkili Oyun:
Damla, masanın üzerinde bir demet gül fark ettiğinde saat gecenin ikisiydi. Gülü yavaşça alıp kokladı. Bu bir işaretti. Çok acil bir durum olduğunda kardeşi tarafından bırakılırdı. Gülün sapına sarılı küçük bir kâğıtta da not vardı: “Yarın Liman”
Limanda buluşmak istemesinin tek bir sebebi olmalıydı. Sonunda kardeşi amacına ulaşmış ve girdikleri bataklıktan ikisini de kurtaracak bir yol bulmuş olmalıydı.
Damla ve kardeşi, iki yıl önce arkadaşlarının vasıtasıyla tanışmıştı Anka Ã?etesi’yle. Uyuşturucu işiyle uğraşan bir çeteydi. Damla’nın hep gitmek istediği bir okul vardı ve kardeşi o okul için yeterli miktarda parayı çetenin liderinden borç olarak almıştı. Ama işler yolunda gitmedi, Damla’nın gitmek istediği okul, Damla’yı mülakat sınavında eleyip almadı. Kardeşi de borçları ödemek için çete adına karanlık işler yapmaya başlamıştı. Damla’nın da kardeşine yardım etmekten başka bir çaresi kalmamıştı. Artık ne kadar çok isteseler de çeteden ayrılamıyorlardı. Ã?etenin lideri, hem Damla’yı hem de kardeşini en yakın adamları olarak görüyordu ve onların çeteden ayrılmasına müsaade etmeye niyeti yoktu.
Sonunda kardeşinin çeteden uzaklaşmak için bir yol bulduğuna inanan Damla, birden huzursuz oldu. Belki de sadece kendisinin kaçması için kardeşinin ayarladığı bir şeydi. Böyle bir fedakârlık yapmasına asla izin veremezdi.
Gerçekte çetenin lideri ile bir sorunları yoktu. Lider, her zaman Damla ve kardeşinin sorunlarıyla ilgilenirdi. Onlara ağabeylik ediyordu Damla’ya göre.
Bu yüzden çetenin en yakın sığınaklarından birine gittiğinde kardeşinin, rakip çete üyelerinden biriyle arasında geçen konuşmaya tanık olduğunda afallamıştı.
Umut, Ozan Ã?etesi’nin bir üyesiydi. Uzun saçlı, kaslı ve iriyarı, Damla’nın düşüncesine göre arenalardaki gladyatörleri andıran bir yapısı vardı. İyice yaklaşan Damla Umut ile kardeşi arasında geçen konuşmaya kulak misafiri oldu.
“Yarın liman bölgesine iki kamyon yollayacağız. Bu malların çeyreği olacak. Diğer kısmını da çöplük bölgesinde senin getireceğin paranın doğrululuğunu onayladığımızda takas edeceğiz.” diye konuştu Umut.
Damla’nın kardeşi Gürhan, iki elini de gergin bir şekilde tutuyordu. Sanki yumruk atmaya hazırlanır gibi bir hali vardı. Yine de sesi sakin çıkıyordu:
“Umarım bu durumdan Sinan’ın haberi olmaz. Yoksa hem ben hem sen yanarsın.”
“Canıma susamadığıma göre sizin çete liderinizin kulaklarına bu olay hakkında en ufak bir bilgi kırıntısının gitmeyeceğine emin olabilirsin.”
“O zaman Kerem Bey’e hürmetlerimi yolla ve lütfen bir dahaki sefere bana attığı mesajları düz yazıyla yazsın. şiirle olunca kafam karışıyor da.”
“O bizim çetenin özelliğidir. Her boku şiir eşliğinde yaparız.” diye karşılık verdi Umut.
“Çok zor olmuyor mu? Yemek yerken veya futbol maçı izlerken kafanız karışabilir!”
“Alışınca her şey kolay oluyor. Sen merak etme.”
Damla, daha fazla dayanamadı ve ortaya çıktı. Ã?yesi olduğu çetenin arkasından iş yapan kardeşine engel olmalıydı.
“Sana inanmıyorum, Gürhan. Bu kadar düştün mü?” diye haykırdı.
Umut olayla bir alakası olmadığına kanaat gösterip sıvışır. Gürhan ise Damla’ya sakince bakmasını sürdürür.
“Yarın Liman’da olacak şey bir uyuşturucu takası mıydı? Beni nasıl umutlandırdığının farkında değil miydin?”
“Lütfen, olayın aslını bilmeden beni yargılama. Bunu senin için yapıyorum ben.” diye itiraz etti Gürhan.
“Senden iğreniyorum, biliyor musun? Sinan bunu bilse ne yapardı sence?”
“Ã?yle mi? Sence Sinan bizi kardeşi olarak gördüğü için mi çetesinden ayrılmamıza izin vermiyor sanıyorsun? O istediği için kaç kişinin canına kıymak zorunda kaldım ben. Sen rahat uyur diye onun aşağılayıcı sözlerine maruz kaldım her zaman.”
“Hayır, sana inanmıyorum. Beni uyarmıştı Sinan. Yakında para hırsıyla hem beni hem de çeteyi bile satacağından emindi. Ama ben ona inanmamıştım ve seni savunmuştum. şimdi ne kadar da kör biri olduğumun daha da farkındayım. Benim o okula gitmememi de sen sebep olmuştum değil mi?”
“Ne alakası var? Okula seninle gelip müdüre yalvarmadım mı? Seninle beraber ağlamadım mı sırf sen o zengin koleje gidemedin diye? Hepsi yalandan mıydı sence?”
“Sen sadece kendini düşünen, bencil bir insansın. Yanından gitmeme dayanamamıştın ve bu yüzden hayallerimdeki okula gitmemem için arkamdan iş çevirdin.”
“Bunların hepsini Sinan mı söyledi sana? Ona mı inanıyorsun?” diye bağırdı Gürhan.
“Evet. şimdi de ona gidip senin yaptıklarını bir bir anlatacağım.”
“Sakın bunu yapma. Gidersen hayatının hatasını yaparsın.” diye uyardı Gürhan ve Damla’nın kolundan tuttu.
“Bırak beni. Artık senin yüzünü görmek bile istemiyorum. Def ol çık hayatımdan!” diye haykırdı Damla.
“Ben her şeyi senin için yapmıştım.” dedi az duyulan bir sesle Gürhan ve pişmanlıkla yere yıkıldı.
Damla ise çoktan mekândan ayrılmıştı.
Gürhan ayağa kalkmaya çabalarken masanın üstündeki uyuşturucuları fark etmişti.
****
Sinan elinde tuttuğu viski kadehini masasına bıraktı ve masanın üstündeki iskambil kâğıtlarıyla oynamaya başladı.
“Uzun zaman oldu, Damla Hanım. Buralara gelir miydiniz?” diye alaycı bir sesle konuştu Sinan.
“İki hafta önce tartıştığımızdan beri çok düşündüm. Kardeşim hakkında dediklerine inanamamıştım ve bizim aramızı bozmaya çalıştığını düşünüyordum.” dedi Damla.
“şimdi ne düşünüyorsun peki?” diye sordu Sinan.
“Sen haklısın. Hatta her konuda haklısın. Kardeşime güvenerek en büyük hatayı yapmışım meğersem.”
“Kardeşinle aranı bozmak istemiyordum inan bana.”
“Sana inanıyorum. Sen iyi niyetinle söylemiştin onları.”
“Peki, kardeşinin yalancı ve sahtekâr biri olduğuna nasıl kanaat getirdin?”
“Onu gördüm bir saat önce bizim eski kullandığımız mekânlardan birinde. Aramızda düşmanlık olan Ozan Ã?etesi’ni şu iriyarı elemanıyla uyuşturucu takası yapıyordu hem senden habersiz hem de senin kasandan.” diye anlattı Damla.
Sinan tekrar viskisinden bir yudum aldı:
“Gürhan’ın her zaman hırslı ve bencil biri olduğunun farkındaydım, ama bizi bu kadar kısa zamanda satabileceğine ihtimale vermiyordum. Ona hep yardım etmeye, arkasını kollamaya çalıştım. Borcunu ödemesi için ona çok uzun bir süre de verdim. Ama o ona yardım etmeye çalışan insanlara bile itibar göstermiyor anlaşılan.”
“Biliyorum ona yardım etmeye çalıştığını. Ona ne yapacaksın şimdi?”
“Merak etme. Ona her ağabeyin yapacağı şeyi yapacağım. Ama öncelikle bu duyarlılığın için sana teşekkür etmek istiyorum.”
“Önemli değil. Ben sadece inandığım şeyi yaptım.”
“Birbirine kenetlenmiş iki kardeşi ayırmak zordur derler, demek ki bazı şeyler bile umutsuzluk dolu dünyada pek bir geçerliliğini koruyamıyor.” dedi Sinan ve çekmecesinden bir tabanca çıkarttı.
Damla şaşkınlıkla: “Ne yapıyorsun?” diye bağırdı.
“Özgünüm, yanlış kişiye güvendin.” dedi Sinan sakin bir sesle ve Damla’yı vurdu.
Kurşun, Damla’nın sol göğsünden geçti. Damla yerde kendi kanında boğulurken Sinan ona yaklaştı:
“Bizim çete ile rakip çete arasında yapılacak uyuşturucu ticareti bizim elemanlar arasında itirazlara neden olabilirdi. Ben de bunu gizli tutmaya karar verdim. Gürhan da bu işi yapmayı kabul etti. Karşılığında ise senin özgürlüğünü alacaktı ve yarın seni bu pislik dolu hayattan kurtaracaktı.”
Sinan masasından telefonunu aldı ve birisini aradı:
“İyi geceler, Kerem Bey. şu anda gecenin en derin zamanındayız, ama sizi son kez bilgilendirme amaçlı aramak istedim. Yarın belirlediğimiz yerde takası gerçekleştireceğiz. Bu arada viski için de teşekkür ederim, Kerem Bey.”
Burnundaki kanı silerken Kerem Bey’in dediği lafla şaşkınlıktan bir süre bir şey diyemedi:
“Efendim? Viski zehirli miydi? Nasıl ve neden?”
Daha fazla konuşamadı ve ağzından köpürerek fışkıran kanlarla beraber yere yıkıldı.
****
Umut, Kerem Bey’in karşısında dimdik ayakta duruyordu. Kerem Bey, telefon konuşmasını bitirince Umut’a döndü: “Aferin, evlat! Bu işi başarıyla hallediverdin.”
“Teşekkür ederim, efendim. Artık bu bölgenin tamamen hâkimi siz oldunuz.”
“şu anda içimce bu olay hakkında şiir söylemek istiyor, ama her boku da şiire bağdaştırarak işin suyunu çıkartmamak lazım.”
“Haklısınız efendim. Hele yemek yerken şiir söylemek biraz tehlikeli olabiliyor.”
“Yoo, o olmaz işte. Yemeğin tadı şiirle taçlanır. Neyse yarın liman bölgesine gidip diğer çetenin kalan elemanlarıyla görüşürsünüz. Katılmak isteyenler olursa seve seve katılabilirler, katılmayanları da, denizin kıyısındasın zaten, atıver denize iş bitsin. Kafalarını da koleksiyonum için getirmeyi unutmazsın herhalde.”
“Elbette efendim. Size iyi geceler.” dedi Umut ve odadan çıktı.
“Anka Ã?etesiymiş! Peh, daha düzgün isim bulamamışlar bile. İyi oldu işte! Böyle kafasız kalıverirsiniz.” diye konu hakkında son bir yorumda bulundu Kerem Bey.