by Firble » Fri Jul 18, 2008 3:42 am
Bugün sanki biraz daha bulutluydu Bursa.. Uludağdan gelen bir esinti şehirdeki havayı biraz olsun rahatlatmıştı. Akşam yavaş yavaş dağın yamaçlarından şehre doğru inerken hanı dolduran müşterilerden biri sanki o anı beklemiş gibi başladı konuşmasına....
Eeeey müdavimleri hanın... Bursalı gardaşlarım ve misafirleri Bursa'nın...
Bilirsiniz görmüşsünüzdür çoğunuz.. Bir dağ vardır başında Bursa'nın... Ondan büyüğü vardır belki ama ayrıdır havası bizim dağın. Yeri ayrıdır tüm Anadolu'da bizim dağımız. Uludağ derler adına.
Serin mi serin derelerin toprağı kucaklayıp aktığı, hayvanların kardeş olduğu bir dağ denir Uludağ'a.
Ancak söylentiler farklıdır. Denir ki canayakın değilmiş bizim dağımız bir zamanlar.
Başka bir şehrin olduğu söylenir o günlerde burada. Dünya'nın görmediği bu güne kadar, ulu bir şehir... Ã?yle büyük ve kutluymuş ki şehri yönetenler büyük olduklarını düşünmüşler, topraktan rüzgardan ateşten... Ã?yle büyükmüş ki kibirleri duymamazlıktan gelmişler ağaçlar kesilirken toprağın çığlığını, ateşi hizmetar gibi görmüş, savmışlar başlarından işleri bitince. Rüzgarlaysa dalga geçmişler, küçümsemişler gücünü..
Ve öylesine kızmışlar ki üç büyük gücü doğanın şehri yönetenlere.. Toprak yol vermiş ateşe ateş fışkırmış ortasından şehrin... Ve rüzgar yaymış ateşi her yöne. Bir alev yığınına dönmüş şehir. Dünyanın gördüğü o muhteşem binalar yanmış birbir.
Ve o ölüm yığınından çıkmış Uludağ. Utanmış sonra kendinden... Ã?ylesine utanmış ki yeni bir şehir yaratmış dibinde ve tüm güzelliklerini sunmuş doğanın o şehre. Ve denir ki bir kudret vermiş şehri. Günün birinde hiç umulmadık bir zamanda hem de en görkemli devletini doğurma kudreti Dünya'nın...
Oturanlar gülümsedi. Ozanın bahsettiği devlet Osmanlılarsa, henüz o günler uzak görünüyordu. Her ne kadar bugünlerde savaşlarda hep başarılı olsa da Osmanlı hala çok küçüktü.
Bugün sanki biraz daha bulutluydu Bursa.. Uludağdan gelen bir esinti şehirdeki havayı biraz olsun rahatlatmıştı. Akşam yavaş yavaş dağın yamaçlarından şehre doğru inerken hanı dolduran müşterilerden biri sanki o anı beklemiş gibi başladı konuşmasına....
Eeeey müdavimleri hanın... Bursalı gardaşlarım ve misafirleri Bursa'nın...
Bilirsiniz görmüşsünüzdür çoğunuz.. Bir dağ vardır başında Bursa'nın... Ondan büyüğü vardır belki ama ayrıdır havası bizim dağın. Yeri ayrıdır tüm Anadolu'da bizim dağımız. Uludağ derler adına.
Serin mi serin derelerin toprağı kucaklayıp aktığı, hayvanların kardeş olduğu bir dağ denir Uludağ'a.
Ancak söylentiler farklıdır. Denir ki canayakın değilmiş bizim dağımız bir zamanlar.
Başka bir şehrin olduğu söylenir o günlerde burada. Dünya'nın görmediği bu güne kadar, ulu bir şehir... Ã?yle büyük ve kutluymuş ki şehri yönetenler büyük olduklarını düşünmüşler, topraktan rüzgardan ateşten... Ã?yle büyükmüş ki kibirleri duymamazlıktan gelmişler ağaçlar kesilirken toprağın çığlığını, ateşi hizmetar gibi görmüş, savmışlar başlarından işleri bitince. Rüzgarlaysa dalga geçmişler, küçümsemişler gücünü..
Ve öylesine kızmışlar ki üç büyük gücü doğanın şehri yönetenlere.. Toprak yol vermiş ateşe ateş fışkırmış ortasından şehrin... Ve rüzgar yaymış ateşi her yöne. Bir alev yığınına dönmüş şehir. Dünyanın gördüğü o muhteşem binalar yanmış birbir.
Ve o ölüm yığınından çıkmış Uludağ. Utanmış sonra kendinden... Ã?ylesine utanmış ki yeni bir şehir yaratmış dibinde ve tüm güzelliklerini sunmuş doğanın o şehre. Ve denir ki bir kudret vermiş şehri. Günün birinde hiç umulmadık bir zamanda hem de en görkemli devletini doğurma kudreti Dünya'nın...
Oturanlar gülümsedi. Ozanın bahsettiği devlet Osmanlılarsa, henüz o günler uzak görünüyordu. Her ne kadar bugünlerde savaşlarda hep başarılı olsa da Osmanlı hala çok küçüktü.