SIRADAN BİR GÖN

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: SIRADAN BİR GÖN

SIRADAN BİR GÖN

by DamnedLord » Tue Mar 06, 2007 4:41 pm

SIRADAN BİR GÃ?N

Akşam saatlerinde çoktan yitirilmiş bir güne uyandı yaşlı kahraman. Bedeni daha otuzuna bile gelmemişti ama biri bunu saçları ağarmış ruhuna söylemeyi unutmuş gibiydi.Birkaç saatlik uyku iyi gelmişti bedenine, ama zihni hala çok karışıktı... ne görmüştü rüyasında, hatırlayamadı. Biraz boynu ağrıyordu koltukta uyuya kaldığı için. İlk uyandığında evdeki koku rahatsız etti ama birkaç dakika içinde alışmıştı, aynı dün de olduğu gibi. Ben kimim, diye düşündü kendi kendine.

Annesi doğumunda ölmüştü, babası da yeniden evlenmişti; o daha çocukken yeni annesi de ölmüştü. O hafta komşular yemek getirmişti onlara, sonraki hafta aç kaldığında anladı ilk kez ölümün ne demek olduğunu. İlk okula gittiği gün babası da bıraktı onu, bir süre hangi annesinin yanına gittiğini merak etti ama sonra unuttu...

Orta okulu bitirip bir kafede garsonluk yapmaya başlamıştı, yıllar önce ilk işe girdiği günü daha dün gibi hatırlıyordu; garsonluk tam bana göre bir iş, ben zaten bana söylenenleri hiç unutmam, diye düşünmüştü o gün. Sonra bir bara geçti, karanlık ve dumanaltı bir yerdi. Zaten ilkokuldan beri sigara içtiği için bir önemi yoktu, başta çalan gürültüyü sevmedi ama zamanla alıştı rock müzik dinlemeye. Sonra birkaç kez çalıştığı yer değişti ama genelde herşey aynıydı; bir otobüse hazla biniyordu ya da eksik sadece...

Sonra birgün bara o geldi... sarı saçları boyaydı ama önemli değildi kahramanımız için, başka bir şeye aşık olmuştu aslında o; aşık olmanın kendisine aşıktı, kıza ve kızın sevgilisine biralarını götürürken. O geceden sonra hep onu bekledi ama o bir daha gelmedi, yazık oldu ilk aşka.

Bir başkasına aşık olması bir kaç ayını aldı, arada her erkeğin yaptığını yaptı; şiirler yazıp hayaller kurdu. Yeni aşkıyla tanışınca da tepkisi her erkeğinkinin aynısı oldu; eski şiirleri atıp, hayalleri unuttu. Adı Elif'ti kızı, uzun boylu ve hafif topluydu; balık eti denince hep küserdi. Aynı barda garson olarak işe gelmişti Elif üç yıl önce. Kız akıllı benimle ilgilenmez, diye düşünmüştü önceleri üniversite okuduğunu öğrenince. Ama öyle olmadı, çıkmaya başladılar.

İlişkileri durağandı; ne çok ateşli sevişmeleri oluyordu ne de ateşli kavgaları, yelkenler inikti ama kürekler onlara yetiyordu yani. Hiç evlenmeyi ya da çocuk yapmayı düşünmediler, hiç ilişkilerinin sonsuza kadar hatırlanacağı yanılgısına düşmediler, hatta hiç geride kalanın ölenin ardından yas tutmayacağına dair söz bile verdirmediler birbirlerine. Birbirlerini seviyorlardı bu da yetiyordu.

Artık çıkmıyoruz sanırım, diye iç geçirdi Kahraman. Elif öleli yaklaşık kırksekiz saat olmuştu. Cesedine bakınca gülümsedi içtenlikle. Kötü bir kavgaydı ve kız ona tokat atınca biraz sert tepki vermişti, bunu kabul edebilirdi. Eğer zamanı geri alsalar büyük ihtimalle sevgilisinin boğazını kesmezdi ama insanlar yaptıkları hataların arkasında durmayı öğrenmeli diye düşündü.

Perdeler kapalıydı ama caddeden geçen arabaların farları aydınlatıyordu bodrum katındaki evlerini. Elif bu devamlı oynayan ışıkları ve uzayıp kısalan gölgeleri çok severdi; tahterevalliye benzetirdi bu gölge oyununu. Kahraman tahterevalliler üzerinden buzdolabına gitti ve bir bira aldı. şu kahverengi, kamyoncu birası dediklerinden bir tane aldı, iki tane daha vardı dolapta; hiç içilmeyeceklerdi. İş yerinden yürüttüğü açacakla açtı birasını ve büyük bir yudum aldı, ne de olsa kahvaltı günün en önemli öğünüdür, diye düşünüp kendi kendine gülümsedi.

Banyoya gitti. Sırf Elif istedi diye bu küveti ne kadar çok aradığını düşündü. İkinci el bir küvet arıyorum dediği pek çok yerden kovulurcasına çıkarılmıştı, bulup eve kadar taşıyınca da dertleri bitmemişti. Son parasını da küvete verdiği için kendisi takmak zorunda kalmıştı küveti. Matkap, hortum, delikler, sıva, silikon ve çekomastik denen şey geldi aklına. İşi bittiğinde ise o kadar küçük bir banyoya neden küvet konulmaması gerektiğini anlamıştı.

şimdi lavabonun içinde yıllardır kullandığı ustura kanlar içinde yatıyordu. Kafasını kaldırıp çatlak aynada yüzüne baktı ve soyunmaya başladı. Elbiselerini koyacak yer olmadığı için koridora attığını fark edince bir kez daha gülümsedi ve birasından bir yudum daha aldı. Sonra usturayı alıp küvete girdi, zar zor sığıyordu. Hala üzerinde elifin kanı olan bıçak derisine sürtünce bu ona biraz romantik geldi.

Sonra aniden kanlar içinde yatmaktan hoşlanmayacağını düşünüp suyu açtı. Soğuk su vücüduna değdiğinde irkildi ve birden ayağa kalktı. Mutfağa kadar hızlıca yürüyüp, şofbeni yakmak için tüpün vanasını açtı. Yanmadan önce en az on tane kibrit harcamıştı yine eski alet. Banyoya dönerken gelirken bastığı ve ıslattığı yerlere basarak dönmeyi denedi. Banyoya geldiğinde aklına suyun hemen ısınmayacağı geldi, bir of çekti seslice. Bu iş çok uzamıştı. Yarısı dolmuş ve akan suyla dalgalanan küvete girip bir anda kesti bileğini. Ã?nce acıdan yüzü gerildi ve bacakları kasıldı ama sonra rahatladı, hafiflemişti.

Sonsuzlukta yoldan çıkmış bir ruhun kahkahaları yankılandı, tanrılar onaylamadılar adamın zihninde oynadığı oyunları ama ses çıkaran da olmadı. Birkaç gün sonra üst komşunun şikayeti üzerine gelen polis buldu cesetleri. Ruhu gittikten sonra sıcak suda bekleyen bedenin görüntüsünden şeytanlar bile irkildi.

Top