by dragonlancer » Thu Feb 02, 2006 9:19 am
Yağmurlu bir geceydi. şimşekler, karanlığı ara sıra deliyor, gök gürültüleri kulakları zorluyordu. Herkes evinde oturmuş, camdan yağmuru izlerken, bir adam sokakta dolaşıyordu. Adı Valdor Vallendor olan bu adam, çalıştığı handan atılmıştı. Zaten azar azar aldığı maaşını artık hiç alamayacaktı. Çalıştığı sıralar handa kalıyordu. şimdi kalacak bir yeri de kalmamıştı.
"Ne yapacağım ben" diye haykırdı Valdor. Gür sesi, kaba görünüşüyle bir uyum oluşturuyordu. Siyah dağınık saçları, yara dolu yüzünün üstünde öylesine sallanıyordu. Açık renk gözleri başka hiçbir insanda yoktu. Neredeyse altın sarısı denebilecek göz bebekleriyle etrafa bakarken ışık saçıyordu.
Giysileri yer yer yırtılmıştı. Geniş göğsünün kasları, ince gömleğinin içinden fırlamıştı. Düğmesiz gömleği ve tek paçası beş santim yırtılmış pantolonu üzerine dar geliyordu. Soğuğu azaltmadan içine geçirebilme gibi gereksiz bir özelliği olan eski ayakkabıları yere sürtünürken adam da kendini yürümek için zorluyor, kendini ileri atıyordu.
O ilerlerken bir kapı hızla açıldı. Valdor, gözlerini o tarafa kaydırdı. Kırılırcasına açılan kapının eşiğinde, kibar görünümlü bir adam vardı. şövalyelerinkine benzeyen ince bıyıkları ve düzgünce kesilmiş saçları vardı. Mavi gözleri sokağı tarıyor, biri var mı diye bakıyordu.
Birden kibarca "yabancı" dedi. "Galiba evsizsin. Neden Yurtsuzlar Hanı"na gelmiyorsun? Fiyatlarımız uygundur."
Valdor, bir şey diyemeden kendini geniş bir hanın içinde buldu. Dört tarafına yerleştirilen pencerelerden yağmur izleniyordu. Sıcak şömine ortamı rahatlatıyordu. Büyük bir barın arkasında kibar bir hancı duruyordu. Adam, onu içeriye alan adama benziyordu. Valdor kardeş olmalılar, diye düşündü.
Barın biraz yakınında cilalı bir merdiven yukarıya doğru çıkıyordu. Bu arada aşağıdan bir adam indi ve merdiven gıcırdadı. Adam, şöminenin yanındaki masaya oturdu.
Barın başındaki adam, Valdor"u yanına çağırdı ve "merhaba yabancı" dedi. "Yurtsuzlar Hanı"na hoş geldin. Burası evi olmayanlara ev sağlayan bir handır. Yukarıda yaklaşık atmış tane odamız vardır ve bunların otuza yakını doludur. Diğerlerinden birini sana verebilirim. Tabi sadece beş gümüşe."
Valdor, beş gümüşün uygun fiyat mı olduğunu düşündü ve buraya nasıl geldiğini kavramaya çalıştı. Ama yapamadı. Buraya birden gelmişti ve çıkması da ayıp olurdu. Ne kadar kaba görünse de, çok terbiyeli biriydi.
Cebinden beş gümüş çıkarmaya çalıştı. Ã?nce bir gümüş çıktı. Sonra bir tane daha. Ve beş bakır. Bir de bir altın vardı. Adam, altını etrafındakilere göster- memeye çalışarak cebine soktu ve, "iki buçuk gümüşüm var" dedi.
"Çok güzel" dedi hancı. "Bugün başlayan bir uygulamamız var. Parası olmayandan parça parça al."
Valdor paraları barın üstünden adama uzattı. O da ona üzerinde 38 yazan bir anahtarı verdi.
Valdor, aşağı oturmaya zahmet etmeden yukarı çıktı ve odasını buldu. Upuzun bir koridorun ortasına yakın bir yerdeydi odası. İçeri girdi ve etrafına baktı.
Bir yatak, bir gaz lambası ve bir dolaptan oluşuyordu odanın eşyaları.
Yağmurlu bir geceydi. şimşekler, karanlığı ara sıra deliyor, gök gürültüleri kulakları zorluyordu. Herkes evinde oturmuş, camdan yağmuru izlerken, bir adam sokakta dolaşıyordu. Adı Valdor Vallendor olan bu adam, çalıştığı handan atılmıştı. Zaten azar azar aldığı maaşını artık hiç alamayacaktı. Çalıştığı sıralar handa kalıyordu. şimdi kalacak bir yeri de kalmamıştı.
"Ne yapacağım ben" diye haykırdı Valdor. Gür sesi, kaba görünüşüyle bir uyum oluşturuyordu. Siyah dağınık saçları, yara dolu yüzünün üstünde öylesine sallanıyordu. Açık renk gözleri başka hiçbir insanda yoktu. Neredeyse altın sarısı denebilecek göz bebekleriyle etrafa bakarken ışık saçıyordu.
Giysileri yer yer yırtılmıştı. Geniş göğsünün kasları, ince gömleğinin içinden fırlamıştı. Düğmesiz gömleği ve tek paçası beş santim yırtılmış pantolonu üzerine dar geliyordu. Soğuğu azaltmadan içine geçirebilme gibi gereksiz bir özelliği olan eski ayakkabıları yere sürtünürken adam da kendini yürümek için zorluyor, kendini ileri atıyordu.
O ilerlerken bir kapı hızla açıldı. Valdor, gözlerini o tarafa kaydırdı. Kırılırcasına açılan kapının eşiğinde, kibar görünümlü bir adam vardı. şövalyelerinkine benzeyen ince bıyıkları ve düzgünce kesilmiş saçları vardı. Mavi gözleri sokağı tarıyor, biri var mı diye bakıyordu.
Birden kibarca "yabancı" dedi. "Galiba evsizsin. Neden Yurtsuzlar Hanı"na gelmiyorsun? Fiyatlarımız uygundur."
Valdor, bir şey diyemeden kendini geniş bir hanın içinde buldu. Dört tarafına yerleştirilen pencerelerden yağmur izleniyordu. Sıcak şömine ortamı rahatlatıyordu. Büyük bir barın arkasında kibar bir hancı duruyordu. Adam, onu içeriye alan adama benziyordu. Valdor kardeş olmalılar, diye düşündü.
Barın biraz yakınında cilalı bir merdiven yukarıya doğru çıkıyordu. Bu arada aşağıdan bir adam indi ve merdiven gıcırdadı. Adam, şöminenin yanındaki masaya oturdu.
Barın başındaki adam, Valdor"u yanına çağırdı ve "merhaba yabancı" dedi. "Yurtsuzlar Hanı"na hoş geldin. Burası evi olmayanlara ev sağlayan bir handır. Yukarıda yaklaşık atmış tane odamız vardır ve bunların otuza yakını doludur. Diğerlerinden birini sana verebilirim. Tabi sadece beş gümüşe."
Valdor, beş gümüşün uygun fiyat mı olduğunu düşündü ve buraya nasıl geldiğini kavramaya çalıştı. Ama yapamadı. Buraya birden gelmişti ve çıkması da ayıp olurdu. Ne kadar kaba görünse de, çok terbiyeli biriydi.
Cebinden beş gümüş çıkarmaya çalıştı. Ã?nce bir gümüş çıktı. Sonra bir tane daha. Ve beş bakır. Bir de bir altın vardı. Adam, altını etrafındakilere göster- memeye çalışarak cebine soktu ve, "iki buçuk gümüşüm var" dedi.
"Çok güzel" dedi hancı. "Bugün başlayan bir uygulamamız var. Parası olmayandan parça parça al."
Valdor paraları barın üstünden adama uzattı. O da ona üzerinde 38 yazan bir anahtarı verdi.
Valdor, aşağı oturmaya zahmet etmeden yukarı çıktı ve odasını buldu. Upuzun bir koridorun ortasına yakın bir yerdeydi odası. İçeri girdi ve etrafına baktı.
Bir yatak, bir gaz lambası ve bir dolaptan oluşuyordu odanın eşyaları.