by Arshil_Jeremiah » Wed Apr 06, 2005 5:08 am
Yeteri kadar heyecanlı bıkmadan okumanız gerekir...
Sabahtı. Derin ve sonu gelmeyen cüce madenlerine yakın, işlek bir kasabada kartallar sabah avına çıkmış, baharın uyuşukluk ve gaflet verici havası Divinlorge şehrinin üzerine yayılmıştı. Yer altı kaynakları bakımından küçümsenemeyecek olan kasaba bu yüzden; zamanında pekçok ogre saldırısına ve trollerin yol açtığı kalıcı yıkımlara şahit olmuştur. Divinlorge, bu özelliklerinin yanında cücelerle elflerin iyi anlaştığı sayılı kentlerden biriydi. Kente genel olarak iyi bir hava hakimdi. Cüceler, delhizlerinde tanrıları Moradin" e tapmak için pekçok yer altı tapınağı inşa etmişti. Kentte ağırlıklı olarak elfler ve insanlar yer altında ve oralara yakın kesimlerde ise cüceler yaşamlarını sürdürmekteydiler. Divinlorge, heybetli, beyaz renkte, avlusunda kocman bir söğüt ağacı bulunduran, genelde sakin ve duyarlı; bir omzunu Fillgarch Ormanına, diğer omzunu ise cücelerin dağlarda kurdukları şehirlerden biri olan Elgron yaylalarına vermiş bir saray tarafından yönetiliyordu. Kral Sangor İnscorth, buaranın yerlisi olan, köklü, ancak gösterişi sevmeyen bir ailedendi. Yardımcı olarak da tek bir insan yerine, cüceler-elfler ve insanlardan oluşan bir kurul oluşturmuştu. Böylece kent, adil ve demokratik bir şekilde yönetiliyordu.
Havada kartallar, kanatlarını tıpkı bir albatrosunki gibi alabildiğine açarak ve şahinler gibi, avını metrelerce öteden kesmek için gözlerini net ve sert bakışlarla belli ederek kahvaltı sofrasını oluşturmaya çalışıyorlardı.
Bütün bu olaylar Divinlorge" un rutin olaylarından ibaretti aslında. Daima kötülüğün karşısında duran kasabada son zamanlarda bir takım hırsızlık olayları baş göstermişti. Kuşkusuz bu olaydan en çok yakınan cücelerdi; bir altın madenlerinden iki gün önce altmış katır altınları çalınmıştı. Cücelerin şefi Asfresh olayı olgunlukla karşıladı ancak kasabada tekrar savaş rüzgarları eseceğe benziyordu. Olayların arkası kesilmiyordu; Asfresh" in kızkardeşi Miskalt, Moradin Tapınağı" nın içindeki evinde katledilmiş, doğacak çocuğu da onunla birlikte çok uzaklara gitmişti. Kentte yaşayan cücelerin şefi Asfresh bu olaydan sonraki kurul toplantısında savaş hazırlıklarının başlaması gerektiğini net bir yargıyla ortaya koydu. Kurulun da büyük bir kısmı ve tabi kral, ona hak verdi.
Kurul toplantısı bittikten sonra Asfresh yer altı tapınağının yolunu tuttu. Kızkardeşini öldürenlerin tapınağa tekrar gelebilceğini düşündü. Kin, öfke ve nefret içinde tapınağın içindeki evine gidip baltasını aldı, zırhını giydi ve tapınakta akşamı beklemeye başladı, kızkardeşini öldüren hain kimdi...?
Akşam oldu, saatler geçti, yeryüzüne yakın bu tapınakta rüzgarlar bir matem çanı havasına bürünmüştü. Bir takım tıkırtılar Asfresh" in irkilerek, yerinden doğrulmasına sebep oldu. Cüceler karanlıkta çok iyi görürlerdi. Bu yüzden Asfresh, içeri giren adamları seçebiliyordu. Uzaktan bir elf-ozan ya da insan-düzenbaza benzeyen bir grup sinsice tapınağa giriyorlardı. Asfresh beş-altı kişilik bu gruba saldırmanın aptallık olduğunu düşündü ve tapınağın bekleme odasındaki büyük tahta komodinin arkasına çöktü. Hırsızlar ses çıkarmadan, usulca Asfresh" in odasına girdiler. Asfresh olanları kaygıyla izleyerek levha zırhının üzerindeki üç fırlatma baltasını yokladı. Birini iyicene kavrayıp komodinden yavaşça başını çıkardı ve ayağa kalkıp odasına açılan kapının yanına geldi. Bir hırsızın gölgesi belirmişti. Anlaşılan, ekip ona kapıyı kollama görevini vermişti. Asfresh, birkaç adım geri yürüdü kapıyı tam karşısına alıp fırlatma baltasıyla adamı haklamak için açıldı, bu arada tıngırtılar geldi, tapınağın büyük holünde başka ayak sesleri daha duydu Asfresh. Ne varki bu sesler kapıdaki nöbetçi tarafından duyulmamıştı. Asfresh bir cüceden beklenmeyecek bir kıvraklıkla tapınağın girişine doğru sessiz ama hızlı bir şekilde yürüdü, bekleme odasından çıktı. "Holde tıkırtılara sebep olan kimdi" diye düşünmeye başladı. Bu arada holün karşısındaki odadan bir ses daha geldi, Asfresh, adamın kendisi bekleme odasındayken bu odaya girdiğini düşündü.
Derken akşamın ürpertici sessizliği fişek misali bir sesle boğuldu; ses, net ve kesindi, karanlıktan bir hışımla geşmişti. Kulaklar sese doğru kabardı.
Kan akmıştı...
Yeteri kadar heyecanlı bıkmadan okumanız gerekir... :)
Sabahtı. Derin ve sonu gelmeyen cüce madenlerine yakın, işlek bir kasabada kartallar sabah avına çıkmış, baharın uyuşukluk ve gaflet verici havası Divinlorge şehrinin üzerine yayılmıştı. Yer altı kaynakları bakımından küçümsenemeyecek olan kasaba bu yüzden; zamanında pekçok ogre saldırısına ve trollerin yol açtığı kalıcı yıkımlara şahit olmuştur. Divinlorge, bu özelliklerinin yanında cücelerle elflerin iyi anlaştığı sayılı kentlerden biriydi. Kente genel olarak iyi bir hava hakimdi. Cüceler, delhizlerinde tanrıları Moradin" e tapmak için pekçok yer altı tapınağı inşa etmişti. Kentte ağırlıklı olarak elfler ve insanlar yer altında ve oralara yakın kesimlerde ise cüceler yaşamlarını sürdürmekteydiler. Divinlorge, heybetli, beyaz renkte, avlusunda kocman bir söğüt ağacı bulunduran, genelde sakin ve duyarlı; bir omzunu Fillgarch Ormanına, diğer omzunu ise cücelerin dağlarda kurdukları şehirlerden biri olan Elgron yaylalarına vermiş bir saray tarafından yönetiliyordu. Kral Sangor İnscorth, buaranın yerlisi olan, köklü, ancak gösterişi sevmeyen bir ailedendi. Yardımcı olarak da tek bir insan yerine, cüceler-elfler ve insanlardan oluşan bir kurul oluşturmuştu. Böylece kent, adil ve demokratik bir şekilde yönetiliyordu.
Havada kartallar, kanatlarını tıpkı bir albatrosunki gibi alabildiğine açarak ve şahinler gibi, avını metrelerce öteden kesmek için gözlerini net ve sert bakışlarla belli ederek kahvaltı sofrasını oluşturmaya çalışıyorlardı.
Bütün bu olaylar Divinlorge" un rutin olaylarından ibaretti aslında. Daima kötülüğün karşısında duran kasabada son zamanlarda bir takım hırsızlık olayları baş göstermişti. Kuşkusuz bu olaydan en çok yakınan cücelerdi; bir altın madenlerinden iki gün önce altmış katır altınları çalınmıştı. Cücelerin şefi Asfresh olayı olgunlukla karşıladı ancak kasabada tekrar savaş rüzgarları eseceğe benziyordu. Olayların arkası kesilmiyordu; Asfresh" in kızkardeşi Miskalt, Moradin Tapınağı" nın içindeki evinde katledilmiş, doğacak çocuğu da onunla birlikte çok uzaklara gitmişti. Kentte yaşayan cücelerin şefi Asfresh bu olaydan sonraki kurul toplantısında savaş hazırlıklarının başlaması gerektiğini net bir yargıyla ortaya koydu. Kurulun da büyük bir kısmı ve tabi kral, ona hak verdi.
Kurul toplantısı bittikten sonra Asfresh yer altı tapınağının yolunu tuttu. Kızkardeşini öldürenlerin tapınağa tekrar gelebilceğini düşündü. Kin, öfke ve nefret içinde tapınağın içindeki evine gidip baltasını aldı, zırhını giydi ve tapınakta akşamı beklemeye başladı, kızkardeşini öldüren hain kimdi...?
Akşam oldu, saatler geçti, yeryüzüne yakın bu tapınakta rüzgarlar bir matem çanı havasına bürünmüştü. Bir takım tıkırtılar Asfresh" in irkilerek, yerinden doğrulmasına sebep oldu. Cüceler karanlıkta çok iyi görürlerdi. Bu yüzden Asfresh, içeri giren adamları seçebiliyordu. Uzaktan bir elf-ozan ya da insan-düzenbaza benzeyen bir grup sinsice tapınağa giriyorlardı. Asfresh beş-altı kişilik bu gruba saldırmanın aptallık olduğunu düşündü ve tapınağın bekleme odasındaki büyük tahta komodinin arkasına çöktü. Hırsızlar ses çıkarmadan, usulca Asfresh" in odasına girdiler. Asfresh olanları kaygıyla izleyerek levha zırhının üzerindeki üç fırlatma baltasını yokladı. Birini iyicene kavrayıp komodinden yavaşça başını çıkardı ve ayağa kalkıp odasına açılan kapının yanına geldi. Bir hırsızın gölgesi belirmişti. Anlaşılan, ekip ona kapıyı kollama görevini vermişti. Asfresh, birkaç adım geri yürüdü kapıyı tam karşısına alıp fırlatma baltasıyla adamı haklamak için açıldı, bu arada tıngırtılar geldi, tapınağın büyük holünde başka ayak sesleri daha duydu Asfresh. Ne varki bu sesler kapıdaki nöbetçi tarafından duyulmamıştı. Asfresh bir cüceden beklenmeyecek bir kıvraklıkla tapınağın girişine doğru sessiz ama hızlı bir şekilde yürüdü, bekleme odasından çıktı. "Holde tıkırtılara sebep olan kimdi" diye düşünmeye başladı. Bu arada holün karşısındaki odadan bir ses daha geldi, Asfresh, adamın kendisi bekleme odasındayken bu odaya girdiğini düşündü.
Derken akşamın ürpertici sessizliği fişek misali bir sesle boğuldu; ses, net ve kesindi, karanlıktan bir hışımla geşmişti. Kulaklar sese doğru kabardı.
Kan akmıştı...