by Quisatz_Haderah » Fri Feb 04, 2005 9:26 am
Yaşamın amacını genel olarak, doğaya bakarak ele alırsak hayatta kalmaktır, canlı olmaktır. Yani yemek, içmek, büyümek en önemlisi de soyunu sürdürebilmektir. Her ne kadar öyle düşünmeseniz de insan da aynı durumdadır. Tek amacı hayatta kalmak ve soyunu sürdürebilmek... Metabolizmasını incelersek anlaşılır ki herşey ama HERşEY hayatta kalabilmek için dizayn edilmiştir. şimdi herkes ben ölümden korkmam, öleyim kurtuliyim bu hayattan vs diyebilir fakat bir tehlike anında adrenalin salgılamaktan kendini alıkoyamaz. Kalp atışlarını yavaşlatamaz. Korkunca ne olur hepiniz bilirsiniz az çok. Bunların önüne geçemezsiniz. Ancak ve ancak karşı koymaya çalışabilirsiniz.
İşte burada işin içine insan olma bilinci ve / veya evrimimizden kalan içgüdüler giriyor. (annelik mesela). İçgüdü kısmı her canlıda olduğu için geçiyorum gelelim bilince:
Aslında ben bu koruma içgüdülerinin gelişerek insanın yavruları, yemeği vs. yerine düşüncelerini (veya henüz evrimini tamamlayamamış bireylerde malvarlığını, kendisiyle çeliştiği halde türlü çıkarlar nedeniyle başkalarının inançlarını, düşüncelerini) koruması haline geldiğini düşünüyorum. İnsan hayatta kalmak için bazı şeylere inanmaya ihtiyaç duyar. Sadece metafizikten, tanrıdan bahsetmiyorum. Yani kendimize amaç olarak seçtiklerimiz, felsefemiz, düşüncemiz vs. vs. Beyindeki faaliyetler öylesine garip ki... şizofreniyi düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
Neyse fazla saptırmayayım. Bu konuya girince çıkmak zor biraz. Bu inanmak zorunda olduğumuz şeylerden biri bile yıkılırsa, biraz sarsılırsa ne hale geleceğimizi düşünün. Bir an için gönderilen peygamberlerin çok zeki kişiler olduğunu, çıkarları için toplumu yönlendirdiklerini düşünün, bunu da tanrıyla, kitaplarla sağladıklarını... Böyle bir olasılık hep vardır işte. Ama toplum şartları, aile baskısı ve en önemlisi kendimiz. İnsan egosu. Diğer canlılar ölümden korkarken biz yok olmaktan, tamamen hiçliğe karışmaktan korkuyoruz (daha gelişmişiz ya). Bu nedenle de inançlarımıza saldıran insanların ağzının ortasına indirmek istiyoruz yumruğu. Bakın bir ortak yön daha insan hayvan arasında. Yemeğimiz bilgi, düşünce, inanç...
Konu saptı. Aslında insanın yaşamasının amacı kişiye göre değişir ve ölüm korkusunu azaltan da bunlardır. Bu nedenle biri düşüncemize saldırınca tehdit altında hissediyoruz kendimizi. Ölüm korkusu...
Benim amacım ise şu dünyanın güzelleşmesine, insanın insanı sevmesine, doğanın korunmasına, bilimdeki bir ilerlemeye tırnak ucu kadar da olsa katkıda bulunmak, herkesin şu ülkede insanca yaşamasını sağlamak. Koyun-insanları kurtarmak. Bildiğiniz gibi tehlikeli ve zor bir amaç. Sermaye kesimi pek tasvip etmez.
Neyse konu politika değil. O nedenle hiç girmeyeyim söyleyecek çok şey var... Bu arada yazıma zaman ayırdığınız için de sağolun... Çok başarılı değilimdir de...
Yaşamın amacını genel olarak, doğaya bakarak ele alırsak hayatta kalmaktır, canlı olmaktır. Yani yemek, içmek, büyümek en önemlisi de soyunu sürdürebilmektir. Her ne kadar öyle düşünmeseniz de insan da aynı durumdadır. Tek amacı hayatta kalmak ve soyunu sürdürebilmek... Metabolizmasını incelersek anlaşılır ki herşey ama HERşEY hayatta kalabilmek için dizayn edilmiştir. şimdi herkes ben ölümden korkmam, öleyim kurtuliyim bu hayattan vs diyebilir fakat bir tehlike anında adrenalin salgılamaktan kendini alıkoyamaz. Kalp atışlarını yavaşlatamaz. Korkunca ne olur hepiniz bilirsiniz az çok. Bunların önüne geçemezsiniz. Ancak ve ancak karşı koymaya çalışabilirsiniz.
İşte burada işin içine insan olma bilinci ve / veya evrimimizden kalan içgüdüler giriyor. (annelik mesela). İçgüdü kısmı her canlıda olduğu için geçiyorum gelelim bilince:
Aslında ben bu koruma içgüdülerinin gelişerek insanın yavruları, yemeği vs. yerine düşüncelerini (veya henüz evrimini tamamlayamamış bireylerde malvarlığını, kendisiyle çeliştiği halde türlü çıkarlar nedeniyle başkalarının inançlarını, düşüncelerini) koruması haline geldiğini düşünüyorum. İnsan hayatta kalmak için bazı şeylere inanmaya ihtiyaç duyar. Sadece metafizikten, tanrıdan bahsetmiyorum. Yani kendimize amaç olarak seçtiklerimiz, felsefemiz, düşüncemiz vs. vs. Beyindeki faaliyetler öylesine garip ki... şizofreniyi düşünürseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
Neyse fazla saptırmayayım. Bu konuya girince çıkmak zor biraz. Bu inanmak zorunda olduğumuz şeylerden biri bile yıkılırsa, biraz sarsılırsa ne hale geleceğimizi düşünün. Bir an için gönderilen peygamberlerin çok zeki kişiler olduğunu, çıkarları için toplumu yönlendirdiklerini düşünün, bunu da tanrıyla, kitaplarla sağladıklarını... Böyle bir olasılık hep vardır işte. Ama toplum şartları, aile baskısı ve en önemlisi kendimiz. İnsan egosu. Diğer canlılar ölümden korkarken biz yok olmaktan, tamamen hiçliğe karışmaktan korkuyoruz (daha gelişmişiz ya). Bu nedenle de inançlarımıza saldıran insanların ağzının ortasına indirmek istiyoruz yumruğu. Bakın bir ortak yön daha insan hayvan arasında. Yemeğimiz bilgi, düşünce, inanç...
Konu saptı. Aslında insanın yaşamasının amacı kişiye göre değişir ve ölüm korkusunu azaltan da bunlardır. Bu nedenle biri düşüncemize saldırınca tehdit altında hissediyoruz kendimizi. Ölüm korkusu...
Benim amacım ise şu dünyanın güzelleşmesine, insanın insanı sevmesine, doğanın korunmasına, bilimdeki bir ilerlemeye tırnak ucu kadar da olsa katkıda bulunmak, herkesin şu ülkede insanca yaşamasını sağlamak. Koyun-insanları kurtarmak. Bildiğiniz gibi tehlikeli ve zor bir amaç. Sermaye kesimi pek tasvip etmez.
Neyse konu politika değil. O nedenle hiç girmeyeyim söyleyecek çok şey var... Bu arada yazıma zaman ayırdığınız için de sağolun... Çok başarılı değilimdir de...