by Hükümlü » Fri Jul 02, 2004 1:01 am
Bölüm 1
Genç adam yorgun argın tepeye varmıştı. Saatlerce süren tırmanıştan sonra en sonunda tepedeydi. Elini güneş yüzünden iyice gevrekleşmiş gibi gözüken bir ağacın üzerine attı. Ağaç çok kırılgan gözükmesine rağmen oldukça sağlamdı. Bulunduğu yere dayandığı o kütük gibi yığılıp kalabilirdi. Evet, bunu yapabilirdi. Ayrıca yapacağı başka şeyler de vardı. Bunları düşünmek bile daha önce hiç tatmamış olduğu duyguları yavaş yavaş hissetmesine neden oluyordu. Sanki içi gıdıklanıyordu. Fakat her ne kadar sabırsızlansa da beklemesi gerekiyordu. Zaten sabretmeyi çok uzun bir zaman önce öğrenmişti. Uzun yıllardan beri ilk defa bu kadar heyecanlıydı. Düşünceleri sitem dolu bir bağırışla aniden ve hoyratça kesildi.
"Helai bana yardım edecek misin? Orada dikilip duracağına!" Helai arkadaşını tamamen unutmuştu. Biraz mahcup bir tavırla.
"Doğru haklısın neyim var anlamıyorum."diyebildi. Hala olacak olaylar için heyecanlıydı.
"Zafer coşkusu mu yoksa? Tabii bütün bunların kimin sayesinde olduğunu unutmadın herhalde. Ã?yle değil mi? Eğer eski dostun Eldrin yardım etmeseydi, sen buraları biraz zor görürdün zavallı dostum." Genç adam burnunu gürültüyle çekti ve yutkundu ardından yüzüne bir gülümseme yayıldı. Eldrin koyu kahverengi saçlıydı, koyu yeşil rengi gözleri bu saçların arakasında kaybolurdu. Fazla iri olmayan birisiydi; ama oldukça uzun boyluydu. Ã?ocuksu, neredeyse her zaman gülen bir yüzü vardı. Onu gerçekten üzen pek fazla şey olmaz, yüzüne bunları yansıttığı zaman hiç olmazdı. Helai Eldrin"in tersine oldukça soğuk bakışlara sahipti. Karşısında insanı derinden derine süzen bakışlardı bunlar. Neden bu şekilde baktığını hiç anlayamamış, bunu düzeltmek için elinden geleni yapmıştı bir süre; ama artık o şekilde bakmak gerçekten hoştu ve ayrı bir hava veriyordu. Yüzü keskin hatlara sahipti. Bu hatlar bakışlarındaki kesinliliğe uyan hatlardı. Eldrin ve diğer Gümüş şehir"liler gibi saçları koyuydu. Aynı şekilde fazla iri değildi. Kısa boylu olduğu bile söylenebilirdi.
"Haklı olabilirsin Eldrin. Tarihe geçtik öyle değil mi ya." Ardından arkadaşının gülümsemesine eşlik etmeye çalıştı.
Helai arkadaşını biraz da onun yardımıyla yanına çekti. Böylece ikisi de güneşin batışıyla telaşa kapılmış olan şehri devrik kütüğün üzerine oturarak izlemeye başladı. O kadar yüksekteydiler ki şehre kolaylıkla tepeden bakabiliyorlardı. Kulelerin arasında uçan modülleriyle(*) güneşin son ışıklarını yakalayıp son bir güç ile evlerine ulaşmaya çalışan insanların çabasını izlemenin hiç bu kadar heyecan verici bir şey olduğunu düşünmezlerdi. şehrin alışılagelmiş olan vızıltısı yavaşlıyordu. Artık kulelerin arasında dolaşan modüller neredeyse yok gibiydi ve saat daha yedi bile olmamıştı. Bu durum şehre yabancı olan kimseler için oldukça garip ve budalaca gelebilirdi fakat Gümüş şehrin insanları bu duruma alışıktılar ve pek çok şeye inanmadıkları gibi başka türlü yaşayabileceklerine de inanmıyorlardı. Helai nelere inanmadıklarını çok iyi biliyor ve içten içe gülüyordu onlara.
şehrin tarihinde hiç görülmemiş pek çok şeye imza atmıştı son zamanlarda. Bunlardan birisi ise Ulu"ya tırmanmaktı. Bu Helai için oldukça aptalcaydı; ama gerekliydi. Onu gelecek birkaç saat sonra neler olacağı ilgilendiriyordu asıl. Diğer yandan Eldrin hiç bu kadar heyecanlı olmamıştı. O ve Eldrin Ula"ya tırmanan ilk gençlerdi. Bu şehirdeki diğer insanlar için günlük bir şey değildi ve Eldrin şehirdeki insanların bunu öğrendiklerinde ise büyük bir şok yaşayacaklarına da emindi.
"Ula"ya tırmanan on yedi yaşında iki genç!" Bu olağanüstü bir şeydi. Zaten güvenlik kordonunu aşmalarında bu izlenim çok önemli bir rol oynamıştı, ayrıca ailedeki nüfuz sahibi akrabalar da etkili olmuştu.Hem onlar sıradan iki genç değil, Ulu"ya tırmanmaya çalışan iki gençti üstelik. "Güneş batıyor hadi gel şu ateşi yakalım. Sanırım yakmamız epeyi bir vakit alacak. Ne dersin?" dedi Eldrin.
"Eğer talimatlara harfiyen uyarsak bir sorun çıkacağını zannetmiyorum. Tabii eğer güneş olsaydı çok daha kolay hallederdik; ama...."
"Evet alırdık. Hadi gel şu ateşi yakalım."
Helai ve Eldrin kamp yapmayı düşündükleri alana doğru ilerlediler. Artık şehir susmuştu. Hiçbir modül yoktu kulelerin arasında. Limanda hiçbir gemide yoktu aktif halde bulunan.
şehrin dışında bir tek onlar dolaşıyorlardı şu anda. Güneş hala aydınlatıyordu etrafı fakat birkaç dakikaya kalmadan o ışınlar da yok olacaktı o yüzden ellerini çabuk tutmalıydılar.
Kendi düşüncelerinden kurtulunca Helai"nin oldukça sıkılgan gözüktüğüne dikkat etti. Zaten eski sevinci de sönmüştü son aylarda. Sessizliği bozan Helai oldu.
Ateşi yakmak fazla vakitlerini almadı. Daha çok talimatları okumak ve anlamak zordu. Bu talimatlara hiçbir zaman tam anlamıyla alışamamışlardı zaten. Hem küçük yazılmıştı hem de güneş ışığı okumayı kolaylaştıracak kadar çok değildi. Fakat talimatları okumayı bitirince neler yapmaları gerektiğini anladılar. Bu çok ilkel bir yöntemdi fakat gezginler hala bu tekniği kullanmaktan hoşlanırdı; çünkü bu onlara gerçek bir macera yaşamakta olduklarını düşündürürdü. Eldrin ve Helai her zaman gezginleri hor görmüş ve hiçbir zaman zorunlu kalmadıkça şehir dışına çıkmamışlardı. Bu fikirleri şehir tarihinde Ulu"ya tırmanan pek az insan olduğunu öğrendiklerinde değişti. Helai bunu isteyince, biraz kuşkuyla kabul etmişti bu teklifi Eldrin, ardından; "Her şey bir kere denenmeli." Demişti. Helai bunu duyunca büyük bir sevinçle eşyalarını toplamaya başlamıştı. Gerekli malzemeyi almak onun göreviydi. Ã?ıkışı kolaylaştırmak da Eldrin"in. Her ikisi de görev dağılımında üzerlerine düşeni yeterince yerine getirmişti.
Helai ve Eldrin ateşin başında oturmuştu şimdi. Eldrin dalgın dalgın yıldızları seyrediyordu ve aynı zamanda gece geç saatte dışarıda olmanın keyfini çıkarıyordu. Helai ise biraz endişeli gibiydi. Sanki bir şey unutmuş gibi sürekli çantasını karıştırıyor sonrada dalgın dalgın yanan ateşi izleyip, yanan çıraların sessizlikte çıkardıkları çıtırtıları dinliyordu. Eldrin"in arkadaşının durumunu anlaması biraz zaman almıştı. Zaten o kendi hayal alemindeydi. şehre dönünce "Herhalde önce bir tören olur. Ardından "Ortadaki"ne(**) gider orada bizlerin övüldüğü bir konuşma yapılır. Ardından bizim konuşmalarımız olur...." gibisinden hayallere dalmıştı.
"Aileme ne olduğunu biliyor musun?" . Eldrin"in tüyleri diken diken oldu birden bire. Onu etkileyen sözcükler değil dostunun elinde tuttuğu silahtı. Silahı nerden bulduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Eldrin ne ile karşı karşıya olduğunu anlayamadığından önce bir afalladı ve konuşacak fırsat bulamadan Helai devam etti. "Öldürüldüler. Gümüş şehrin tarihinde ölüm, yani eceli gelmeden ölen insanlar neredeyse parmakla sayılacak kadar azdır ve ben kendi ailemi de bu parmaklar arasında bulabilirim. Peki neden öldürüldüler?" Helai konuşmaya başladığından beri ilk defa Eldrin"in yüzüne baktı. Yüzü ifadeden yoksundu "Onlar bilim adına çalışıyorlardı ve yaptıkları bazı araştırmalar bazı kimselerin hoşuna gitmedi. Yaptıkları araştırmalar ne miydi? Aslında fazla bir şey değil. Sadece güneş enerjisinden tam olarak yararlanmayı sağlayacaktı. Bu sayede insanlar geceleri de işlerini görebilecekti. Daha hava kararmadan evlerine gidip hiçbir şey yapmadan oturmayacaklardı. Planları oldukça basitti. şehrin altına, yani toprağın altına "toplayıcılar" yapmak. şehir bir günde kendi ihtiyacının iki katı enerji alıyor. Bu artan enerjiyi toplayıcılar alacak ve geceleri
için kullanacaktı ve hala elimizde başka işler için kullanacağımız fazla enerji kalacaktı. Peki
bu proje kimin hoşuna gitmedi. Enerji fazlasını kendi bünyesinde tutan ve sonradan bulutlu günlerde halka pahalıya satan şirketlere yani "İkinci Güneş"çilere."
"şu anda toplayıcılar var. Evet ve bunların üzerinde iki harf var "İ.G" yanılıyor muyum? Ailem fikirlerini Konseye sunmayı düşündükleri sırada ihanete uğradılar ve sabaha kapının önünde kanlar içerisinde bulundular. Üzerlerinde, sadece sırtlarında yüzlerce delik vardı ve her birinden kanlar boşalıyordu. Onlar saldıranın kim olduğunu hiç görememişlerdi. Peki bütün bunları sana neden anlatıyorum? Neden mi.Yaptığım şeyleri anlayasın diye. Yaptığım olaylara bir anlam yükleyesin diye..." Helai durakladı " ...ve yapacağım şeylere.". Eldrin bütün bu olayların nereye varacağını biliyordu. O silahın nereden çıktığını bilmiyordu fakat nereye yöneldiğini çok iyi biliyordu ve bir şeyler yapmalıydı fakat yapabildiği tek şey aklına geleni söylemekti ve söylediklerinin hiçbir anlamı da yoktu Helai için.
"Tanrım sen çıldırmışsın! Sen benim aileme ne hakla bu şekilde iğrenç hakaretlerde bulunuyorsun! Sen bizim ne zorluklar çekerek bu döneme geldiğimizi biliyor musun? "Toplayıcılar" bizim fikrimizdi zaten! Senin ailene yas tuttuğumuzu hatırlıyorum..." sözü yarım kalmıştı ve son sözcükler ağzından fısıltılar halinde çıkmıştı. Daha önceden oturduğu yere oldukça bitkin bir halde yığıldı. Eldrin çileden çıkmışçasına bağırmıştı. Sesi çok geniş bir alanda unutulan ateşin ve çok uzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesini yok etmişti ve aynı zamanda ıslıklar çıkararak ona yönelen bir küçük kurşun-patlayıcının sesini de duymamıştı. Helai Eldrin"in bu sözlerine çok hiddetlenmişti. Bu yüzünden okunuyordu ancak ne ayağa kalktı, ne de bir şey söyledi, sadece sağ elini kaldırıp tetiği çekti. Eldrin sağ omzunda önce bir uyuşuklu hissetti ardından acı verici ve oldukça küçük bir patlama gerçekleşti. Omzunun ufak bir bölümü sessizce parçalanmıştı.
Helai elinde yeni ateş almış silahı sadece Eldrin"e bakıyordu. Son bir yıldır bu anı beklemişti neler yapacağına, adımlarının nasıl olacağına karar vermişti ve asla bir daha şehre dönmemeye karar vermişti. Zaten adımlarını buna göre hesaplamıştı.
Eldrin"in sinirleri bozulmuştu ve en yakın arkadaşı tarafından omzundan vurulmuştu. Helai sabırla bekledi. Ateşin çıtırtısı azalmaya başlıyordu, ateş yavaş yavaş sönüyordu "İnfaz emrini kimin verdiğini biliyorum. Senin o çok saygın baban. Benim o acıyı unutmamı ve bunu orada bırakmamı mı bekliyordun yoksa? Sen aileni aynı şekilde görsen ne düşünürdün? Merak etme sana aynı acıyı tattırmayacağım; ama ailen için aynı şeyi söylemeyeceğim. Eve döndüğünde dedeni ve anneanneni aynı benim ailem gibi bulacaksın. Kapının önünde yığılmış iki yaşlı beden. Sırtlarında benim silahımdan çıkan yüzlerce delik." Eldrin"in kafasında sözcükler dolanıyor ve yankılanıyordu
"yüzlerce delik!"
"kapının önünde iki yaşlı beden!!"
"benim silahım!"
Eldrin çıldırma noktasına gelmişti. Üst üste şoklar geçirmişti. Dedesi ve anneannesi en yakın arkadaşı tarafından öldürülmüştü ve aynı insan kendisini vurmuştu. Eldrin ne yapacağını şaşırmış etrafına bakıyordu sadece. O çocuksu yüzünden eser kalmamıştı. Sönmeye başlayan aleve donuk gözlerle bakıyordu. Omzundaki yaradan kanın ince bir çizgi halinde akması onu hiç rahatsız etmiyordu sanki. Yüzü gölgelenmişti ve kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Anlamsız şeyler. Zaten o anda hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı; ama anlamlandırmaya çalışıyordu. Her şey bitmişti Eldrin için; ama oysaki o bunları hayal etmemişti. Büyük bir kokteylin olacağını düşünmüştü, bir cenazenin değil, sevinç ile karşılanacağını sanmıştı göz yaşıyla değil. Her şey alt üst olmuştu.
Helai"de en baştaki heyecanını duymuyordu artık. Arkadaşına sakin bir tavırla anlatacaktı her şeyi sanki neden vurulmalardan bahsetmişti ki. Evet sorun buydu. Kendini kontrol edememişti buna da Eldrin neden olmuştu. Eğer sakin olsaydı her şey daha farklı olabilirdi. Helai şu anda uzaklaşmış olurdu, Eldrin"de kendi başına şehre dönerdi. Bu olaylar hiç de tahmin ettiği gibi gelişmemişti. İntikam aldığı için heyecanlı değildi ,aksine korkudan dizlerinin bağı çözülüyordu. İntikam alması gereken kişi karşısındaki arkadaşı değildi ki. Peki o gerçekten arkadaşı mıydı? Yoksa amacının uğruna kullanabileceği bir araç mı? Kendi kendini ikna etmeye çalıştı o bir araçtı! Başka bir şey değil! O sırada gözlerini kaldırdı ve "aracına" baktı. Aslında o iki yaşlı insanı öldürdüğünde de yaptığı işle kıvanç duymamıştı; fakat orada durum farklıydı. İçinde birikmiş olan bütün nefretin ve kinin boşalmasıydı o an ve yaptığı şey içi pişman değildi. İlk ateşi ettiğinde ve kurşunlar teker teker isabet edip, sessizce derilerinin altında patlayınca ayrı, canavarca bir haz almıştı. Bunu düşündükçe midesi bulanıyordu; ancak o, doğru olanı yapmıştı. Demek bu arkadaşını onca yıl kendi intikam amacı için kullandıktan sonra başından savabilmesi bu kadar zor olacaktı. Onu kullanmıştı evet; ama bu gerekliydi ve hayatında yaptığı en kolay şeylerden birisiydi. Yıllarca yılan gibi o iğrenç ailenin yanında kalmış ve onlarla yaşamıştı. Arada sırada bunları düşündükçe kendi kendine kahkahalarla gülüyordu, eskiden; fakat şimdi karşısındaki aciz insan için ilk defa acı duyuyordu. Evet onu hiçbir zaman bir arkadaş olarak görmemişti fakat ne olursa olsun ona acıyordu.
Beş dakika kadar sessizce oturdular. Ateş ortalarında sessizce beklediler Bu süre zarfında Helai olanları düşünüyordu. Başarmıştı. Hayatının amacı buydu işte bitmişti her şey artık. Elindeki silahı gevşekçe tutuyordu.
Vücudunun geri kalanı gibi elleri de gevşemişti. O bunları düşünürken Eldrin konuşmaya başladı
"Onları öldürdün. Beni kullandın ve sonuçta eline ne geçti?"
"Yapmam gerekeni yaptım, yapılması gerekeni." Helai oldukça soğuk cevap vermişti bu onu şaşırtmıştı.
"Ailenin intikamını aldın yani."
"Evet öyle."
"Benim ailemden olan birilerini öldürerek. Kendi duyduğun acıyı başkalarına çektirerek bunu sağlayacağını sandın." Kafasını şiddetle salladı ve yutkundu. Sanki ne demesi gerektiğini düşünüyormuş gibi duraksadı. Ağzını açtığında ise Helai"nin beklediği bir konuşa yerine böğürtü ve çığlık ile karışık bir ses çıktı. Ateşin üzerinden "dostunun" üzerine atladı ve Helai"nin gevşek vücudu anında gerildi. Anca bir adım geri atabildi ve o anda olanlar olmuştu. Tetik çekilmişti.
Eldrin"in üzerine birden bire binlerce parçacık isabet etti. Eldrin"in artık yaşamak için bir iki saniyesi kalmıştı. Kurşunlar saplandığında morfin bedeninde dolaşmaya başlamıştı. Yüzü son kez kasıldı ve göğsünde birden bire; ama beklenen yüzlerce ufak patlama oldu. Helai"nin yüzüne arkadaşının kanları ve bedeninin ufak parçaları bulaşmıştı. Yüzünde o garip ifade asılı kalmıştı. Belki de sonsuza kadar.
Helai şok olmuştu hala eli tetiğe sıkıca basıyordu. Havada kurşunlar sessizce uçup zararsızca patlıyorlardı. O sırada her şeyden daha korkunç olan o sesi duydu ve tüyleri diken diken oldu. Eldrin yere düşmüştü zararsızca. Her şey sona ermişti.
şafak söküyordu.
Son kelimesini yazmış ve noktasını koymuştu. Bitmişti. Yıllardır beklediği an sona ermişti. Arkadaşının öldüğüne üzülmüyordu; ama daha farklı bitebileceği ihtimali de aklından gitmiyordu bir türlü. Ateş artık sönmüştü ve gökyüzü aydınlanmaya başlıyordu. Saatlerdir ayaktaydı. Eldrin"i vurduğu noktada sabit kalmıştı. Her yeri ağrıyordu özellikle üç kişinin canını alan silahı tutan sağ eli. İşin komik yani intikam aldığı insanların hala yataklarında uyuyor olduğuydu. Hafifçe gülümsedi. Her şey bitmişti.
-----------------
Beklediği an gelmişti. Yaşamasının sebebi sona ermişti. Artık onun bir amacı yoktu hayatta. Arkasında ne bir aile, ne bir sevgili, nede bir amaç bırakıyordu. Tamamlaması gereken hiçbir şey yoktu. Hiçbir arzu ve ihtiyacı yoktu. Artık yaşamasının bir nedeni yoktu. Silahı şakağına doğru yavaş yavaş götürdü. Hala yerinden kımıldamamıştı. Arkadaşının cansız bedenine son kez baktı, ardında geride bıraktığı yeni yeni aydınlanan Gümüş şehre ve en son olarak önüne, dağın ötesine ve pembemsi gökyüzüne baktı ve saatler sonra bir adım attı. Gözlerini kapadı ve o anı bekledi eli tetikte. Aynı şekilde yıllarca beklemişti fakat namluyu başkalarına çevirmişti o zaman. Hazırdı artık bir dördüncü canı almaya. Kendi kanı ile Eldrin"in kanı bir arada olacaktı. Gözlerini kapadı ve bekledi.
Ertesi gün Gümüş şehrin sakinleri şehrin tarihindeki en büyük cinayet haberiyle sarsıldı ve haftalarca yasını tuttu. Helai"nin silahı bulan görevliler ise bir başka cinayete sebebiyet vermemesi için bütün silahları imha ettiler ve şehir tarihindeki bu kara leke ile ilgili zabıt tutmadılar
-----------------------------------------------------------------
(*)Gümüş şehir"de kullanılan havada gidebilen taşıt.
(**)Ortadaki: Gümüş şehrin merkezinde bulunan bina. şehir Ortadaki"nden yönetilir. Meclis, bakanlılar ve çeşitli kurumlar şehrin ayrıca en yüksen binası olan Ortadaki"nde bulunur. Bina ortası boş olan bir silindir şeklindedir ve ortasından güneş enerjisi emicisi geçer. Binanın iç cephesi de yansıtıcılarla kaplanmıştır.
Bölüm 1
Genç adam yorgun argın tepeye varmıştı. Saatlerce süren tırmanıştan sonra en sonunda tepedeydi. Elini güneş yüzünden iyice gevrekleşmiş gibi gözüken bir ağacın üzerine attı. Ağaç çok kırılgan gözükmesine rağmen oldukça sağlamdı. Bulunduğu yere dayandığı o kütük gibi yığılıp kalabilirdi. Evet, bunu yapabilirdi. Ayrıca yapacağı başka şeyler de vardı. Bunları düşünmek bile daha önce hiç tatmamış olduğu duyguları yavaş yavaş hissetmesine neden oluyordu. Sanki içi gıdıklanıyordu. Fakat her ne kadar sabırsızlansa da beklemesi gerekiyordu. Zaten sabretmeyi çok uzun bir zaman önce öğrenmişti. Uzun yıllardan beri ilk defa bu kadar heyecanlıydı. Düşünceleri sitem dolu bir bağırışla aniden ve hoyratça kesildi.
"Helai bana yardım edecek misin? Orada dikilip duracağına!" Helai arkadaşını tamamen unutmuştu. Biraz mahcup bir tavırla.
"Doğru haklısın neyim var anlamıyorum."diyebildi. Hala olacak olaylar için heyecanlıydı.
"Zafer coşkusu mu yoksa? Tabii bütün bunların kimin sayesinde olduğunu unutmadın herhalde. Ã?yle değil mi? Eğer eski dostun Eldrin yardım etmeseydi, sen buraları biraz zor görürdün zavallı dostum." Genç adam burnunu gürültüyle çekti ve yutkundu ardından yüzüne bir gülümseme yayıldı. Eldrin koyu kahverengi saçlıydı, koyu yeşil rengi gözleri bu saçların arakasında kaybolurdu. Fazla iri olmayan birisiydi; ama oldukça uzun boyluydu. Ã?ocuksu, neredeyse her zaman gülen bir yüzü vardı. Onu gerçekten üzen pek fazla şey olmaz, yüzüne bunları yansıttığı zaman hiç olmazdı. Helai Eldrin"in tersine oldukça soğuk bakışlara sahipti. Karşısında insanı derinden derine süzen bakışlardı bunlar. Neden bu şekilde baktığını hiç anlayamamış, bunu düzeltmek için elinden geleni yapmıştı bir süre; ama artık o şekilde bakmak gerçekten hoştu ve ayrı bir hava veriyordu. Yüzü keskin hatlara sahipti. Bu hatlar bakışlarındaki kesinliliğe uyan hatlardı. Eldrin ve diğer Gümüş şehir"liler gibi saçları koyuydu. Aynı şekilde fazla iri değildi. Kısa boylu olduğu bile söylenebilirdi.
"Haklı olabilirsin Eldrin. Tarihe geçtik öyle değil mi ya." Ardından arkadaşının gülümsemesine eşlik etmeye çalıştı.
Helai arkadaşını biraz da onun yardımıyla yanına çekti. Böylece ikisi de güneşin batışıyla telaşa kapılmış olan şehri devrik kütüğün üzerine oturarak izlemeye başladı. O kadar yüksekteydiler ki şehre kolaylıkla tepeden bakabiliyorlardı. Kulelerin arasında uçan modülleriyle(*) güneşin son ışıklarını yakalayıp son bir güç ile evlerine ulaşmaya çalışan insanların çabasını izlemenin hiç bu kadar heyecan verici bir şey olduğunu düşünmezlerdi. şehrin alışılagelmiş olan vızıltısı yavaşlıyordu. Artık kulelerin arasında dolaşan modüller neredeyse yok gibiydi ve saat daha yedi bile olmamıştı. Bu durum şehre yabancı olan kimseler için oldukça garip ve budalaca gelebilirdi fakat Gümüş şehrin insanları bu duruma alışıktılar ve pek çok şeye inanmadıkları gibi başka türlü yaşayabileceklerine de inanmıyorlardı. Helai nelere inanmadıklarını çok iyi biliyor ve içten içe gülüyordu onlara.
şehrin tarihinde hiç görülmemiş pek çok şeye imza atmıştı son zamanlarda. Bunlardan birisi ise Ulu"ya tırmanmaktı. Bu Helai için oldukça aptalcaydı; ama gerekliydi. Onu gelecek birkaç saat sonra neler olacağı ilgilendiriyordu asıl. Diğer yandan Eldrin hiç bu kadar heyecanlı olmamıştı. O ve Eldrin Ula"ya tırmanan ilk gençlerdi. Bu şehirdeki diğer insanlar için günlük bir şey değildi ve Eldrin şehirdeki insanların bunu öğrendiklerinde ise büyük bir şok yaşayacaklarına da emindi.
"Ula"ya tırmanan on yedi yaşında iki genç!" Bu olağanüstü bir şeydi. Zaten güvenlik kordonunu aşmalarında bu izlenim çok önemli bir rol oynamıştı, ayrıca ailedeki nüfuz sahibi akrabalar da etkili olmuştu.Hem onlar sıradan iki genç değil, Ulu"ya tırmanmaya çalışan iki gençti üstelik. "Güneş batıyor hadi gel şu ateşi yakalım. Sanırım yakmamız epeyi bir vakit alacak. Ne dersin?" dedi Eldrin.
"Eğer talimatlara harfiyen uyarsak bir sorun çıkacağını zannetmiyorum. Tabii eğer güneş olsaydı çok daha kolay hallederdik; ama...."
"Evet alırdık. Hadi gel şu ateşi yakalım."
Helai ve Eldrin kamp yapmayı düşündükleri alana doğru ilerlediler. Artık şehir susmuştu. Hiçbir modül yoktu kulelerin arasında. Limanda hiçbir gemide yoktu aktif halde bulunan.
şehrin dışında bir tek onlar dolaşıyorlardı şu anda. Güneş hala aydınlatıyordu etrafı fakat birkaç dakikaya kalmadan o ışınlar da yok olacaktı o yüzden ellerini çabuk tutmalıydılar.
Kendi düşüncelerinden kurtulunca Helai"nin oldukça sıkılgan gözüktüğüne dikkat etti. Zaten eski sevinci de sönmüştü son aylarda. Sessizliği bozan Helai oldu.
Ateşi yakmak fazla vakitlerini almadı. Daha çok talimatları okumak ve anlamak zordu. Bu talimatlara hiçbir zaman tam anlamıyla alışamamışlardı zaten. Hem küçük yazılmıştı hem de güneş ışığı okumayı kolaylaştıracak kadar çok değildi. Fakat talimatları okumayı bitirince neler yapmaları gerektiğini anladılar. Bu çok ilkel bir yöntemdi fakat gezginler hala bu tekniği kullanmaktan hoşlanırdı; çünkü bu onlara gerçek bir macera yaşamakta olduklarını düşündürürdü. Eldrin ve Helai her zaman gezginleri hor görmüş ve hiçbir zaman zorunlu kalmadıkça şehir dışına çıkmamışlardı. Bu fikirleri şehir tarihinde Ulu"ya tırmanan pek az insan olduğunu öğrendiklerinde değişti. Helai bunu isteyince, biraz kuşkuyla kabul etmişti bu teklifi Eldrin, ardından; "Her şey bir kere denenmeli." Demişti. Helai bunu duyunca büyük bir sevinçle eşyalarını toplamaya başlamıştı. Gerekli malzemeyi almak onun göreviydi. Ã?ıkışı kolaylaştırmak da Eldrin"in. Her ikisi de görev dağılımında üzerlerine düşeni yeterince yerine getirmişti.
Helai ve Eldrin ateşin başında oturmuştu şimdi. Eldrin dalgın dalgın yıldızları seyrediyordu ve aynı zamanda gece geç saatte dışarıda olmanın keyfini çıkarıyordu. Helai ise biraz endişeli gibiydi. Sanki bir şey unutmuş gibi sürekli çantasını karıştırıyor sonrada dalgın dalgın yanan ateşi izleyip, yanan çıraların sessizlikte çıkardıkları çıtırtıları dinliyordu. Eldrin"in arkadaşının durumunu anlaması biraz zaman almıştı. Zaten o kendi hayal alemindeydi. şehre dönünce "Herhalde önce bir tören olur. Ardından "Ortadaki"ne(**) gider orada bizlerin övüldüğü bir konuşma yapılır. Ardından bizim konuşmalarımız olur...." gibisinden hayallere dalmıştı.
"Aileme ne olduğunu biliyor musun?" . Eldrin"in tüyleri diken diken oldu birden bire. Onu etkileyen sözcükler değil dostunun elinde tuttuğu silahtı. Silahı nerden bulduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Eldrin ne ile karşı karşıya olduğunu anlayamadığından önce bir afalladı ve konuşacak fırsat bulamadan Helai devam etti. "Öldürüldüler. Gümüş şehrin tarihinde ölüm, yani eceli gelmeden ölen insanlar neredeyse parmakla sayılacak kadar azdır ve ben kendi ailemi de bu parmaklar arasında bulabilirim. Peki neden öldürüldüler?" Helai konuşmaya başladığından beri ilk defa Eldrin"in yüzüne baktı. Yüzü ifadeden yoksundu "Onlar bilim adına çalışıyorlardı ve yaptıkları bazı araştırmalar bazı kimselerin hoşuna gitmedi. Yaptıkları araştırmalar ne miydi? Aslında fazla bir şey değil. Sadece güneş enerjisinden tam olarak yararlanmayı sağlayacaktı. Bu sayede insanlar geceleri de işlerini görebilecekti. Daha hava kararmadan evlerine gidip hiçbir şey yapmadan oturmayacaklardı. Planları oldukça basitti. şehrin altına, yani toprağın altına "toplayıcılar" yapmak. şehir bir günde kendi ihtiyacının iki katı enerji alıyor. Bu artan enerjiyi toplayıcılar alacak ve geceleri
için kullanacaktı ve hala elimizde başka işler için kullanacağımız fazla enerji kalacaktı. Peki
bu proje kimin hoşuna gitmedi. Enerji fazlasını kendi bünyesinde tutan ve sonradan bulutlu günlerde halka pahalıya satan şirketlere yani "İkinci Güneş"çilere."
"şu anda toplayıcılar var. Evet ve bunların üzerinde iki harf var "İ.G" yanılıyor muyum? Ailem fikirlerini Konseye sunmayı düşündükleri sırada ihanete uğradılar ve sabaha kapının önünde kanlar içerisinde bulundular. Üzerlerinde, sadece sırtlarında yüzlerce delik vardı ve her birinden kanlar boşalıyordu. Onlar saldıranın kim olduğunu hiç görememişlerdi. Peki bütün bunları sana neden anlatıyorum? Neden mi.Yaptığım şeyleri anlayasın diye. Yaptığım olaylara bir anlam yükleyesin diye..." Helai durakladı " ...ve yapacağım şeylere.". Eldrin bütün bu olayların nereye varacağını biliyordu. O silahın nereden çıktığını bilmiyordu fakat nereye yöneldiğini çok iyi biliyordu ve bir şeyler yapmalıydı fakat yapabildiği tek şey aklına geleni söylemekti ve söylediklerinin hiçbir anlamı da yoktu Helai için.
"Tanrım sen çıldırmışsın! Sen benim aileme ne hakla bu şekilde iğrenç hakaretlerde bulunuyorsun! Sen bizim ne zorluklar çekerek bu döneme geldiğimizi biliyor musun? "Toplayıcılar" bizim fikrimizdi zaten! Senin ailene yas tuttuğumuzu hatırlıyorum..." sözü yarım kalmıştı ve son sözcükler ağzından fısıltılar halinde çıkmıştı. Daha önceden oturduğu yere oldukça bitkin bir halde yığıldı. Eldrin çileden çıkmışçasına bağırmıştı. Sesi çok geniş bir alanda unutulan ateşin ve çok uzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesini yok etmişti ve aynı zamanda ıslıklar çıkararak ona yönelen bir küçük kurşun-patlayıcının sesini de duymamıştı. Helai Eldrin"in bu sözlerine çok hiddetlenmişti. Bu yüzünden okunuyordu ancak ne ayağa kalktı, ne de bir şey söyledi, sadece sağ elini kaldırıp tetiği çekti. Eldrin sağ omzunda önce bir uyuşuklu hissetti ardından acı verici ve oldukça küçük bir patlama gerçekleşti. Omzunun ufak bir bölümü sessizce parçalanmıştı.
Helai elinde yeni ateş almış silahı sadece Eldrin"e bakıyordu. Son bir yıldır bu anı beklemişti neler yapacağına, adımlarının nasıl olacağına karar vermişti ve asla bir daha şehre dönmemeye karar vermişti. Zaten adımlarını buna göre hesaplamıştı.
Eldrin"in sinirleri bozulmuştu ve en yakın arkadaşı tarafından omzundan vurulmuştu. Helai sabırla bekledi. Ateşin çıtırtısı azalmaya başlıyordu, ateş yavaş yavaş sönüyordu "İnfaz emrini kimin verdiğini biliyorum. Senin o çok saygın baban. Benim o acıyı unutmamı ve bunu orada bırakmamı mı bekliyordun yoksa? Sen aileni aynı şekilde görsen ne düşünürdün? Merak etme sana aynı acıyı tattırmayacağım; ama ailen için aynı şeyi söylemeyeceğim. Eve döndüğünde dedeni ve anneanneni aynı benim ailem gibi bulacaksın. Kapının önünde yığılmış iki yaşlı beden. Sırtlarında benim silahımdan çıkan yüzlerce delik." Eldrin"in kafasında sözcükler dolanıyor ve yankılanıyordu
"yüzlerce delik!"
"kapının önünde iki yaşlı beden!!"
"benim silahım!"
Eldrin çıldırma noktasına gelmişti. Üst üste şoklar geçirmişti. Dedesi ve anneannesi en yakın arkadaşı tarafından öldürülmüştü ve aynı insan kendisini vurmuştu. Eldrin ne yapacağını şaşırmış etrafına bakıyordu sadece. O çocuksu yüzünden eser kalmamıştı. Sönmeye başlayan aleve donuk gözlerle bakıyordu. Omzundaki yaradan kanın ince bir çizgi halinde akması onu hiç rahatsız etmiyordu sanki. Yüzü gölgelenmişti ve kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Anlamsız şeyler. Zaten o anda hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı; ama anlamlandırmaya çalışıyordu. Her şey bitmişti Eldrin için; ama oysaki o bunları hayal etmemişti. Büyük bir kokteylin olacağını düşünmüştü, bir cenazenin değil, sevinç ile karşılanacağını sanmıştı göz yaşıyla değil. Her şey alt üst olmuştu.
Helai"de en baştaki heyecanını duymuyordu artık. Arkadaşına sakin bir tavırla anlatacaktı her şeyi sanki neden vurulmalardan bahsetmişti ki. Evet sorun buydu. Kendini kontrol edememişti buna da Eldrin neden olmuştu. Eğer sakin olsaydı her şey daha farklı olabilirdi. Helai şu anda uzaklaşmış olurdu, Eldrin"de kendi başına şehre dönerdi. Bu olaylar hiç de tahmin ettiği gibi gelişmemişti. İntikam aldığı için heyecanlı değildi ,aksine korkudan dizlerinin bağı çözülüyordu. İntikam alması gereken kişi karşısındaki arkadaşı değildi ki. Peki o gerçekten arkadaşı mıydı? Yoksa amacının uğruna kullanabileceği bir araç mı? Kendi kendini ikna etmeye çalıştı o bir araçtı! Başka bir şey değil! O sırada gözlerini kaldırdı ve "aracına" baktı. Aslında o iki yaşlı insanı öldürdüğünde de yaptığı işle kıvanç duymamıştı; fakat orada durum farklıydı. İçinde birikmiş olan bütün nefretin ve kinin boşalmasıydı o an ve yaptığı şey içi pişman değildi. İlk ateşi ettiğinde ve kurşunlar teker teker isabet edip, sessizce derilerinin altında patlayınca ayrı, canavarca bir haz almıştı. Bunu düşündükçe midesi bulanıyordu; ancak o, doğru olanı yapmıştı. Demek bu arkadaşını onca yıl kendi intikam amacı için kullandıktan sonra başından savabilmesi bu kadar zor olacaktı. Onu kullanmıştı evet; ama bu gerekliydi ve hayatında yaptığı en kolay şeylerden birisiydi. Yıllarca yılan gibi o iğrenç ailenin yanında kalmış ve onlarla yaşamıştı. Arada sırada bunları düşündükçe kendi kendine kahkahalarla gülüyordu, eskiden; fakat şimdi karşısındaki aciz insan için ilk defa acı duyuyordu. Evet onu hiçbir zaman bir arkadaş olarak görmemişti fakat ne olursa olsun ona acıyordu.
Beş dakika kadar sessizce oturdular. Ateş ortalarında sessizce beklediler Bu süre zarfında Helai olanları düşünüyordu. Başarmıştı. Hayatının amacı buydu işte bitmişti her şey artık. Elindeki silahı gevşekçe tutuyordu.
Vücudunun geri kalanı gibi elleri de gevşemişti. O bunları düşünürken Eldrin konuşmaya başladı
"Onları öldürdün. Beni kullandın ve sonuçta eline ne geçti?"
"Yapmam gerekeni yaptım, yapılması gerekeni." Helai oldukça soğuk cevap vermişti bu onu şaşırtmıştı.
"Ailenin intikamını aldın yani."
"Evet öyle."
"Benim ailemden olan birilerini öldürerek. Kendi duyduğun acıyı başkalarına çektirerek bunu sağlayacağını sandın." Kafasını şiddetle salladı ve yutkundu. Sanki ne demesi gerektiğini düşünüyormuş gibi duraksadı. Ağzını açtığında ise Helai"nin beklediği bir konuşa yerine böğürtü ve çığlık ile karışık bir ses çıktı. Ateşin üzerinden "dostunun" üzerine atladı ve Helai"nin gevşek vücudu anında gerildi. Anca bir adım geri atabildi ve o anda olanlar olmuştu. Tetik çekilmişti.
Eldrin"in üzerine birden bire binlerce parçacık isabet etti. Eldrin"in artık yaşamak için bir iki saniyesi kalmıştı. Kurşunlar saplandığında morfin bedeninde dolaşmaya başlamıştı. Yüzü son kez kasıldı ve göğsünde birden bire; ama beklenen yüzlerce ufak patlama oldu. Helai"nin yüzüne arkadaşının kanları ve bedeninin ufak parçaları bulaşmıştı. Yüzünde o garip ifade asılı kalmıştı. Belki de sonsuza kadar.
Helai şok olmuştu hala eli tetiğe sıkıca basıyordu. Havada kurşunlar sessizce uçup zararsızca patlıyorlardı. O sırada her şeyden daha korkunç olan o sesi duydu ve tüyleri diken diken oldu. Eldrin yere düşmüştü zararsızca. Her şey sona ermişti.
şafak söküyordu.
Son kelimesini yazmış ve noktasını koymuştu. Bitmişti. Yıllardır beklediği an sona ermişti. Arkadaşının öldüğüne üzülmüyordu; ama daha farklı bitebileceği ihtimali de aklından gitmiyordu bir türlü. Ateş artık sönmüştü ve gökyüzü aydınlanmaya başlıyordu. Saatlerdir ayaktaydı. Eldrin"i vurduğu noktada sabit kalmıştı. Her yeri ağrıyordu özellikle üç kişinin canını alan silahı tutan sağ eli. İşin komik yani intikam aldığı insanların hala yataklarında uyuyor olduğuydu. Hafifçe gülümsedi. Her şey bitmişti.
-----------------
Beklediği an gelmişti. Yaşamasının sebebi sona ermişti. Artık onun bir amacı yoktu hayatta. Arkasında ne bir aile, ne bir sevgili, nede bir amaç bırakıyordu. Tamamlaması gereken hiçbir şey yoktu. Hiçbir arzu ve ihtiyacı yoktu. Artık yaşamasının bir nedeni yoktu. Silahı şakağına doğru yavaş yavaş götürdü. Hala yerinden kımıldamamıştı. Arkadaşının cansız bedenine son kez baktı, ardında geride bıraktığı yeni yeni aydınlanan Gümüş şehre ve en son olarak önüne, dağın ötesine ve pembemsi gökyüzüne baktı ve saatler sonra bir adım attı. Gözlerini kapadı ve o anı bekledi eli tetikte. Aynı şekilde yıllarca beklemişti fakat namluyu başkalarına çevirmişti o zaman. Hazırdı artık bir dördüncü canı almaya. Kendi kanı ile Eldrin"in kanı bir arada olacaktı. Gözlerini kapadı ve bekledi.
Ertesi gün Gümüş şehrin sakinleri şehrin tarihindeki en büyük cinayet haberiyle sarsıldı ve haftalarca yasını tuttu. Helai"nin silahı bulan görevliler ise bir başka cinayete sebebiyet vermemesi için bütün silahları imha ettiler ve şehir tarihindeki bu kara leke ile ilgili zabıt tutmadılar
-----------------------------------------------------------------
(*)Gümüş şehir"de kullanılan havada gidebilen taşıt.
(**)Ortadaki: Gümüş şehrin merkezinde bulunan bina. şehir Ortadaki"nden yönetilir. Meclis, bakanlılar ve çeşitli kurumlar şehrin ayrıca en yüksen binası olan Ortadaki"nde bulunur. Bina ortası boş olan bir silindir şeklindedir ve ortasından güneş enerjisi emicisi geçer. Binanın iç cephesi de yansıtıcılarla kaplanmıştır.