by squva » Thu Apr 01, 2004 11:50 pm
Sessizlik, doğanın özünden fışkıran bir gürültü gibi geliyordu kulağa, o sakin bahar sabahında. Bir kuş sürüsünün kanat çırpışı pamuksu gökyüzünü dolduruyor, vahşi bir hayvanın uzaktan duyulan tiz çığlığı, birbirine kenetlenerek büyümüş ormanın derinliklerinde yankılanıyordu.
Hafiften esen yelle kıpırdanan ağaçlar birbirlerine ya da kendi kendilerine kah geçmişten, akıllarında kalmış birkaç mısrasını mırıldanıyordu masalların kah şarkılarını okuyorlardı kahramanların.
Sessizlik ve tedirginlikle ilerliyorlardı el değmemiş ormanın kalbinde. Geçmişlerinde yollarını bu unutulmuş diyara sürükleyen hatıralar ve geleceklerinde tedirginliğiyle hayatın. Ancak hatıraların eziciliği ya da geleceğin kaygısı değildi nedeni kalplerinde taşıdıkları duyguların. Bu uyumdu onlarınki. Ormanda ve varlığında kaybolmaktı dilekleri. Bir parçası gibi görünmek ve hissettirmemekti kendilerini bu yaşamın halisinin sürdüğü ancak yaşam dediğimizden çok uzakta görünen, yabancı topraklarda.
Tüm çıplaklıklarıyla sahnede kala kalacaklardı sanki soğuk metalle bir dalı kesseler ya da minik bir yapak ezilse ayaklarının altında. Hissedecekti topraktaki solucan, ya da uçan kuş, belki de meyvesinde ağaç"
Sustular.
Sadece, sustular o sabah.
Ne gökyüzünün hiç o ana kadar görmedikleri kadar mavi olduğunu fark ettiler, ne de ormanın şarkısını duydular kulaklarında. Belki de dünya hiç bu kadar yeşil olmamıştı gözlerinde. Ve hayvanlar hiç bu kadar yaklaşmamıştı onlara hayatlarında. Fark etmediler.
Gözlerinden yansıyan yeşilin tonlarıyla, içlerinde büyüyen tedirginlikle, sadece ilerlediler.
Kimileri farına bile varmadı dostlarının yanlarında devrildiğini. Hatırlamakta güçlük çektikleri, silik bir andı ama batan minik bir iğneninki gibi sızladı içleri. Varlıklarıyla beraber büyüyerek ve ilerleyerek devam ettiler, sessiz bahar sabahında, o uzun yollarında.
Diğerleri, düşenler, son bir acı kasırgasıyla devrildiler; bir sonraki andaki yokluklarının ve acıların farkındalığıyla.
Yol, devam etti kalanlarla. Kimileri, düşmeye devam etti. Kimileri, ilerlemeye. Ve bir gün gelip yol bittiğinde, orman kendini kapadığında, ağaçlar bıraktığında şarkı söylemeyi kulaklarında ve hayvanlar uzaklaştığında ve çığlıkları artık duyulmadığında, hissedemediklerinde artık ağacın duygularını" işte, o anda fark ettiler gökyüzünü; lakin artık ne mavi, ne de pamuksu, eskisi gibi"
Sessizlik, doğanın özünden fışkıran bir gürültü gibi geliyordu kulağa, o sakin bahar sabahında. Bir kuş sürüsünün kanat çırpışı pamuksu gökyüzünü dolduruyor, vahşi bir hayvanın uzaktan duyulan tiz çığlığı, birbirine kenetlenerek büyümüş ormanın derinliklerinde yankılanıyordu.
Hafiften esen yelle kıpırdanan ağaçlar birbirlerine ya da kendi kendilerine kah geçmişten, akıllarında kalmış birkaç mısrasını mırıldanıyordu masalların kah şarkılarını okuyorlardı kahramanların.
Sessizlik ve tedirginlikle ilerliyorlardı el değmemiş ormanın kalbinde. Geçmişlerinde yollarını bu unutulmuş diyara sürükleyen hatıralar ve geleceklerinde tedirginliğiyle hayatın. Ancak hatıraların eziciliği ya da geleceğin kaygısı değildi nedeni kalplerinde taşıdıkları duyguların. Bu uyumdu onlarınki. Ormanda ve varlığında kaybolmaktı dilekleri. Bir parçası gibi görünmek ve hissettirmemekti kendilerini bu yaşamın halisinin sürdüğü ancak yaşam dediğimizden çok uzakta görünen, yabancı topraklarda.
Tüm çıplaklıklarıyla sahnede kala kalacaklardı sanki soğuk metalle bir dalı kesseler ya da minik bir yapak ezilse ayaklarının altında. Hissedecekti topraktaki solucan, ya da uçan kuş, belki de meyvesinde ağaç"
Sustular.
Sadece, sustular o sabah.
Ne gökyüzünün hiç o ana kadar görmedikleri kadar mavi olduğunu fark ettiler, ne de ormanın şarkısını duydular kulaklarında. Belki de dünya hiç bu kadar yeşil olmamıştı gözlerinde. Ve hayvanlar hiç bu kadar yaklaşmamıştı onlara hayatlarında. Fark etmediler.
Gözlerinden yansıyan yeşilin tonlarıyla, içlerinde büyüyen tedirginlikle, sadece ilerlediler.
Kimileri farına bile varmadı dostlarının yanlarında devrildiğini. Hatırlamakta güçlük çektikleri, silik bir andı ama batan minik bir iğneninki gibi sızladı içleri. Varlıklarıyla beraber büyüyerek ve ilerleyerek devam ettiler, sessiz bahar sabahında, o uzun yollarında.
Diğerleri, düşenler, son bir acı kasırgasıyla devrildiler; bir sonraki andaki yokluklarının ve acıların farkındalığıyla.
Yol, devam etti kalanlarla. Kimileri, düşmeye devam etti. Kimileri, ilerlemeye. Ve bir gün gelip yol bittiğinde, orman kendini kapadığında, ağaçlar bıraktığında şarkı söylemeyi kulaklarında ve hayvanlar uzaklaştığında ve çığlıkları artık duyulmadığında, hissedemediklerinde artık ağacın duygularını" işte, o anda fark ettiler gökyüzünü; lakin artık ne mavi, ne de pamuksu, eskisi gibi"