by catboy » Sun Dec 26, 2010 8:58 am
Not: Bu masalda gerçekler sembolik olarak ifade edilmektedir, herkesin hoşuna gideceğini düşündüğüm klişe öğeler barındıran bir masal olsa da aslında beni tanıyan birilerinin anlayacağını düşündüğüm bir yazı bu. Uzun olmasın diye bir kaç parça halinde ekliyorum, yazının tamamı bitmiş bir haldedir...
Ben bir ozanım gezer dururum. Gittiğim yerlerde can kulağıyla dinlerler beni. Anlatırım çünkü onlara diğer gezdiğim yerleri.
şimdi size anlatacağım bir masal var. Ama bilin şunu masal olan şey aslında yaşanmışların kulaktan kulağa anlatılmasıyla ocakbaşına gelmiş halinden başka bir şey değildir. O halde başlıyoruz artık ihanetin ve talihsizliğin içinden bulmaya çalıştığımız umudun nasıl yükseldiğinin masalını.
"Neye niyet kime kısmet..."
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde batının bilim ve sanatın ışığında yükselmeye başladığı bir zamanda, bir ada ülkesinde yaşlandığını iyiden iyiye hisseden bir kral varmış. Genç yaşta eşini kaybettiğinden beridir yalnız bir hayat sürmüş, bir daha evlenmemiş. Kralın bu kararına herkes saygı duysa da endişelendikleri bir konu varmış. Kral Treon da durumun farkındaymış. Ölen eşinden üç kızı olmuş, kral artık zamanının geldiğini de hissediyormuş, hiç varisi olmamasından dolayı da kendisi öldükten sonra ülkenin başına kimin geçeceği herkesin merak konusuymuş. Bu yüzden kral yakın zamanda kızlarını evlendirmeye karar vermiş, ilk doğan erkek torununu varisi yapacakmış, ölünce kral o torunu olacakmış.
Üç kızın en büyüğü Slyvia diğerleri kadar güzel değilmiş, kıskanç ve sevilmeyen biriymiş. Hatta kıskançlığı o kadar ileri imiş ki kendisinden daha güzel ve prenses gibi davranmasını bilen kız kardeşlerinin saraydan çıkmaması için elinden geleni yaparmış. Kraliçe olma arzusuyla doluymuş, ama kimse onunla evlenmek istemiyormuş.
Kralın yaşlı ve sinsi veziri Gargos ise Slyvia ile gizli bir anlaşma yapmış, onun evlenmesi için elinden geleni yapacağının sözünü vermiş. Ama vezir kızı kandırıyormuş, onu kullanarak kendisi kral olmak planlar yapmaya başlamış.
Ortanca kız kardeş Helen ise ülkenin en güzel kızı olarak nam salmış. Tam bir leydiymiş, hatta kralın kendisinin bile diplomasi konusunda tavsiyelerini almaktan çekinmediği hukuk ve siyaset konularında deneyimli, bilgi sahibi biriymiş. Vezirden sonra en çok sözünü dinlediği bir danışmanıymış. Diğer ülkeleri diplomatik sebeplerle gezermiş ve farklı kültürleri, dilleri öğrenmeyi hobisi haline getirmiş. Avcı lakaplı Orlos isminde yiğit bir genç ile aralarında ufaktan filizlenen bir aşk söz konusu olsa da ablası Slyvia yüzünden saraydan fazla çıkamadığından pek sık görüşemiyorlarmış.
Orlos ülkede bir halk kahramanı olarak tanınıyordu. Küçükken barbarlar köyüne saldırmışlar ve köyündeki herkesi ailesi de dahil olmak üzere katletmişler, kız kardeşine de gözünün önünde tecavüz edip kaçırmışlar. Onu da dayaktan öldüresiye dövüp öleceği kesin gözüyle bir kenara atıvermişler. Ama o dayanmış, aç susuz yaralı bir halde başka bir köye varmayı başarmış. O zamandan beri de bu barbarların peşindeymiş. Kız kardeşinin yaşadığına ve bu barbarların elinde köle olduğuna inanıyormuş. Barbarların başka bir ülkenin sınırları içinde o ülkeye bağlı olarak yaşadığını öğrenmesiyle harekete geçmiş, ama barbarları artık kendi vatandaşı olarak gören ülkeyle aralarında diplomatik bir sorun oluşturacak bu davranışı Helen engellemişti. Zaten bu olay ikisini bir araya getirmiş ve onun gitmesine engel olan Helen ile aralarında bir yakınlaşma olmuştu. Helen de Orlos"un kız kardeşini bulmasında ona yardım etmiş, hatta barbarlarının köyüne bir araştırma grubu göndermek için diğer ülkeden bizzat kendisi izin almıştı. Araştırmanın sonucu gelene kadar da Orlos sarayın yakındaki şehirden ayrılmayacağına dair Helen"e söz vermişti.
Prenseslerin en küçüğü ise kralın en sevdiği Illyra imiş, dans etmeyi severmiş ve çok zeki biriymiş, tam bir kitap kurduymuş. Meraklı biriymiş aynı zamanda, her şeyi denemek istermiş. Hatta askerlerin yanına sıklıkla uğrarmış ve askerler bu tatlı prensese ata binmeyi, yay kullanmayı ve kılıç kullanmayı öğretirlermiş. Tabi yaşlı ve evli askerlerin kızı eğitmesine izin varmış, ne de olsa gençlerin amacının prensese yakınlaşmak olduğunu herkes tahmin ediyormuş.
Not: Bu masalda gerçekler sembolik olarak ifade edilmektedir, herkesin hoşuna gideceğini düşündüğüm klişe öğeler barındıran bir masal olsa da aslında beni tanıyan birilerinin anlayacağını düşündüğüm bir yazı bu. Uzun olmasın diye bir kaç parça halinde ekliyorum, yazının tamamı bitmiş bir haldedir...
Ben bir ozanım gezer dururum. Gittiğim yerlerde can kulağıyla dinlerler beni. Anlatırım çünkü onlara diğer gezdiğim yerleri.
şimdi size anlatacağım bir masal var. Ama bilin şunu masal olan şey aslında yaşanmışların kulaktan kulağa anlatılmasıyla ocakbaşına gelmiş halinden başka bir şey değildir. O halde başlıyoruz artık ihanetin ve talihsizliğin içinden bulmaya çalıştığımız umudun nasıl yükseldiğinin masalını.
[i]"Neye niyet kime kısmet..."[/i]
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde batının bilim ve sanatın ışığında yükselmeye başladığı bir zamanda, bir ada ülkesinde yaşlandığını iyiden iyiye hisseden bir kral varmış. Genç yaşta eşini kaybettiğinden beridir yalnız bir hayat sürmüş, bir daha evlenmemiş. Kralın bu kararına herkes saygı duysa da endişelendikleri bir konu varmış. Kral Treon da durumun farkındaymış. Ölen eşinden üç kızı olmuş, kral artık zamanının geldiğini de hissediyormuş, hiç varisi olmamasından dolayı da kendisi öldükten sonra ülkenin başına kimin geçeceği herkesin merak konusuymuş. Bu yüzden kral yakın zamanda kızlarını evlendirmeye karar vermiş, ilk doğan erkek torununu varisi yapacakmış, ölünce kral o torunu olacakmış.
Üç kızın en büyüğü Slyvia diğerleri kadar güzel değilmiş, kıskanç ve sevilmeyen biriymiş. Hatta kıskançlığı o kadar ileri imiş ki kendisinden daha güzel ve prenses gibi davranmasını bilen kız kardeşlerinin saraydan çıkmaması için elinden geleni yaparmış. Kraliçe olma arzusuyla doluymuş, ama kimse onunla evlenmek istemiyormuş.
Kralın yaşlı ve sinsi veziri Gargos ise Slyvia ile gizli bir anlaşma yapmış, onun evlenmesi için elinden geleni yapacağının sözünü vermiş. Ama vezir kızı kandırıyormuş, onu kullanarak kendisi kral olmak planlar yapmaya başlamış.
Ortanca kız kardeş Helen ise ülkenin en güzel kızı olarak nam salmış. Tam bir leydiymiş, hatta kralın kendisinin bile diplomasi konusunda tavsiyelerini almaktan çekinmediği hukuk ve siyaset konularında deneyimli, bilgi sahibi biriymiş. Vezirden sonra en çok sözünü dinlediği bir danışmanıymış. Diğer ülkeleri diplomatik sebeplerle gezermiş ve farklı kültürleri, dilleri öğrenmeyi hobisi haline getirmiş. Avcı lakaplı Orlos isminde yiğit bir genç ile aralarında ufaktan filizlenen bir aşk söz konusu olsa da ablası Slyvia yüzünden saraydan fazla çıkamadığından pek sık görüşemiyorlarmış.
Orlos ülkede bir halk kahramanı olarak tanınıyordu. Küçükken barbarlar köyüne saldırmışlar ve köyündeki herkesi ailesi de dahil olmak üzere katletmişler, kız kardeşine de gözünün önünde tecavüz edip kaçırmışlar. Onu da dayaktan öldüresiye dövüp öleceği kesin gözüyle bir kenara atıvermişler. Ama o dayanmış, aç susuz yaralı bir halde başka bir köye varmayı başarmış. O zamandan beri de bu barbarların peşindeymiş. Kız kardeşinin yaşadığına ve bu barbarların elinde köle olduğuna inanıyormuş. Barbarların başka bir ülkenin sınırları içinde o ülkeye bağlı olarak yaşadığını öğrenmesiyle harekete geçmiş, ama barbarları artık kendi vatandaşı olarak gören ülkeyle aralarında diplomatik bir sorun oluşturacak bu davranışı Helen engellemişti. Zaten bu olay ikisini bir araya getirmiş ve onun gitmesine engel olan Helen ile aralarında bir yakınlaşma olmuştu. Helen de Orlos"un kız kardeşini bulmasında ona yardım etmiş, hatta barbarlarının köyüne bir araştırma grubu göndermek için diğer ülkeden bizzat kendisi izin almıştı. Araştırmanın sonucu gelene kadar da Orlos sarayın yakındaki şehirden ayrılmayacağına dair Helen"e söz vermişti.
Prenseslerin en küçüğü ise kralın en sevdiği Illyra imiş, dans etmeyi severmiş ve çok zeki biriymiş, tam bir kitap kurduymuş. Meraklı biriymiş aynı zamanda, her şeyi denemek istermiş. Hatta askerlerin yanına sıklıkla uğrarmış ve askerler bu tatlı prensese ata binmeyi, yay kullanmayı ve kılıç kullanmayı öğretirlermiş. Tabi yaşlı ve evli askerlerin kızı eğitmesine izin varmış, ne de olsa gençlerin amacının prensese yakınlaşmak olduğunu herkes tahmin ediyormuş.