by Edmond » Fri Jan 07, 2011 1:02 am
Okuldayım.. herkes koşturuyor.. çocukluğumun en güzel anları, tekrar yaşıyorum..
o müzik.. Zil çalıyor.. girmek istemiyorum. Kaçıyorum, kurtuluyorum okuldan..
Ve uyanıyorum. Kapı zilini Beethoven'dan Fur Elise yapmak zorunda bırakan apartman yöneticisine söverek.
Kafamı sağa çevirdiğimde saatin dörtten biraz çok olduğunu fark ediyorum. Dakikayı görüyorum, aşağıda bir yerde fakat algılayamıyorum. Çok uykum var.
şarkı kesiliyor. şevval'i uyandırmadan kalkıyorum. Çok derin bir uykusu var, zaten yorgundu, zili duymadı bile. Üstüme bir tişört alıp kapıyı açıyorum. Dışarıdan gelen soğuk keşke tişört yerine kazak alsaydım dedirtiyor.
Doktoru görünce yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. şu zamana kadar hastanenin dışında hiç görememiştim onu. Üstünde önlük yerine siyah bir mont var. Altında da açık renkte kadife bir pantolon.
"Ho..hoşgeldiniz?"
Aslında şevval'i bana unutturmaya çalışan bu adamın geldiğini bilseydim (keşke Kim o? diye sorsaydım diyorum içimden) kapıyı asla açmazdım. Ama yine de nezaketen, bana iyilik yapmaya çalışan bu adamı buyur etmem gerekirdi. Sonuçta o, benim unutmamın daha iyi olacağını düşünüyor. Bense unutmamamın. Benimle aynı düşüncede olmadığı için ona "Kötü" demem ancak yeşilçam filmlerinde mantıklı.
"Hoşbulduk, içeri girebilir miyim?"
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
"Tabiî, fakat ev biraz boş, kusura bakmayın."
Seçkin Bey, gülümsüyor ve ayakkabılarını çıkarıyor. İçeriye hızlıca giriyor ve ben kapıyı kapattıktan sonra da hemen montunu çıkarmıyor. Dışarısının ne kadar soğuk olduğunu tahmin edebiliyorum artık.
Saate tekrar bakıyorum, acaba yanlış mı gördüm diye, 4, gerçekten de henüz sabahın körü. Zaten hava henüz karanlık.
"Umarım hastalığım için gelmediniz?"
Doktorun bana bakışından, bana ne kadar acıdığını anlayabiliyorum.
Bu esnada şevval uyanıyor. Yanıma geliyor. Doktoru görünce istemsizce irkiliyor.
"Ã?nce bir çay demleyebilir misiniz? uykunuz açılınca daha rahat konuşuruz böyle şeyleri."
Mutfağa gidiyorum. şevval yanıma geliyor.
"Mutlaka bir ilaç bulmuş olmalı. İsmail, eğer seni tedavi etmesine izin verirsen sonsuza dek kaybedersin beni. Ã?ek git evden, kaç, çabuk!"
O an fark ediyorum ki, doktor eninde sonunda beni tedavi edecek, kaçarsam da, kaçmazsam da. Anlıyorum ki doktordan kurtulmam gerek. Bunu yapmayı istemezdim.
Ã?ekmeceden bıçağı çıkarıyorum. Ne kadar parlak olduğunu hiç fark etmemiştim. O kadar güzel görünüyor ki gözüme şu an.
"İsmail bunu yapamazsın! O adam suçsuz!"
şevval beni anlayamaz. Onu kaybetmemek için ne gerekiyorsa yaparım. Evet, belki doktor "Kötü" diye tabir edebileceğim bir insan değil, fakat benim şevval'i kaybedersem öleceğim kesin. Ve ölmemek için gerekeni yapmaya hazırım.
Oturma odasına doğru sessizce gidiyorum. Doktor televizyonun karşısına geçmiş, eski bir dizinin tekrarı oynuyor. Koltuğun ters olması çok büyük bir avantaj. Beni görmüyor doktor. Bıçağı kaldırıyorum. şevval önüme geçiyor.
"Eğer önü öldürmek istiyorsan beni geçmen gerekir. Geç öyleyse! Fakat doktorun seni fark etmemesine dikkat et! Lütfen onu öldürme!"
Lanet olsun, eğer böyle yaparsa doktora asla yetişemem. Kurtulabilir. Fakat doktoru öldürmem lazım.
Ama?
şevval zaten yok. Bıçak, onu delip geçecek, doktoru öldürebilirim. Evet, şevval her ne kadar ruhen yanımda olsa da, madden yok.
Doktorun aklıma aşıladığı bu düşüncenin onun sonunu getirecek olması ne acı!
Bıçağı bütün gücümle indiriyorum.
Hiçbir şey yok.
Kimse..
Bıçak boşlukta ilerliyor, koltuğun üstünden tepetaplak düşüyorum. Bıçak elimden gidiyor.
Ev sessiz, TV hiç açılmamış.
Doktor yok, hiç gelmemiş.
Hayır..Olamaz.. Doktor vardı.. Biliyorum.. Hastane, onca insan!
Koşuyorum.. Evden çıkıyor ve hastaneye koşuyorum..
İnsanlar var yollarda gecenin bu saatinde. Hayır, gerçek değiller! Ya da gerçekler mi? Asla bilemem!
Hastaneye varıyorum.
Gülümsüyorum, sonra gülmeye başlıyorum ve en sonunda kahkahalar alıyor yerini.
Devletin kim bilir kaç yıllık boş bir arsası.
Kahkahalar atıyorum.
Geri dönüyorum. Eskiden bir saray gibi olan şevval'in evine gidiyorum.
Kahkahalar atıyorum.
Fabrika, yıkık dökük.
Sonrasını hatırlamıyorum.
..
Uyandığımda, kordonda bir banktayım. Ayağa kalkıyorum. Saat öğleni bulmuş olsa gerek, insanlar var.
Hayır, yoklar! Hepsi halüsinasyon. Bakışlarımı üstüne diktiğim insanlar bana bakıyorlar. Korkarak, bazıları yönlerini değiştiriyor.
"Hayır, hepiniz halüsinasyonsunuz! Hiçbiriniz kandıramazsınız beni!"
Bağırıyorum, insanlar bana bakıyorlar.
Koşuyorum. İnsanların yanından geçiyorum.
Soğuk. Bunu yeni hissediyorum. Üstümde tişörtle -4 derecede yatmışım. İnsanların üstündeki montları şimdi fark edebiliyorum.
Koşuyorum, koşabildiğim kadar. Bir apartman var, gerçek! Bunu içimde, en derin yerimde hissediyorum.
Koşarak merdivenleri tırmanıyorum. Teras katının kapısı açık. Ã?ıkıyorum. Hemen korkulukların yanına gidiyorum. O an saymadım fakat, biliyorum, 9. kat.
Aşağıya bakıyorum. Aşağıda yüzlerce insan koşuşturuyor. Küçücük şehrin muazzam gürültüsü kulaklarımda.
Başımı ağrıtıyor. Hepsi birer halüsinasyon.
Hiçbir şey gerçek değil, ve hiçbir şey yalan değil.
o insanlar birer halüsinasyon mu? Yoksa ben bir halüsinasyon muyum? Bu düşünceler beynimin içinde.
Hayır, daha fazla dayanamam. Bu acıyı sizlere anlatmam da mümkün değil.
Ve özgürlük. Sonsuz bir özgürlük. Rüzgar yüzüme çarpıyor, aşağıya doğru düşerken ben; Alp, Doktor, şevval, Furkan ve Emre bana bakıyor, beni bekliyor.
Acı hissetmiyorum, rahatlama duygusu, artık düşünce yok. Halüsinasyonlar yok. Ã?ünkü onları var eden bendim. Aynı gerçekleri var edenin ben olduğum gibi. Hiç düşünmemiştim, benim halüsinasyonlarıma yalan diyenlerin de halüsinasyon olabileceğini.
Benim şevval'ime yalan demişti dünya. Yalan dünya.
Elveda.
Okuldayım.. herkes koşturuyor.. çocukluğumun en güzel anları, tekrar yaşıyorum..
o müzik.. Zil çalıyor.. girmek istemiyorum. Kaçıyorum, kurtuluyorum okuldan..
Ve uyanıyorum. Kapı zilini Beethoven'dan Fur Elise yapmak zorunda bırakan apartman yöneticisine söverek.
Kafamı sağa çevirdiğimde saatin dörtten biraz çok olduğunu fark ediyorum. Dakikayı görüyorum, aşağıda bir yerde fakat algılayamıyorum. Çok uykum var.
şarkı kesiliyor. şevval'i uyandırmadan kalkıyorum. Çok derin bir uykusu var, zaten yorgundu, zili duymadı bile. Üstüme bir tişört alıp kapıyı açıyorum. Dışarıdan gelen soğuk keşke tişört yerine kazak alsaydım dedirtiyor.
Doktoru görünce yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. şu zamana kadar hastanenin dışında hiç görememiştim onu. Üstünde önlük yerine siyah bir mont var. Altında da açık renkte kadife bir pantolon.
"Ho..hoşgeldiniz?"
Aslında şevval'i bana unutturmaya çalışan bu adamın geldiğini bilseydim (keşke Kim o? diye sorsaydım diyorum içimden) kapıyı asla açmazdım. Ama yine de nezaketen, bana iyilik yapmaya çalışan bu adamı buyur etmem gerekirdi. Sonuçta o, benim unutmamın daha iyi olacağını düşünüyor. Bense unutmamamın. Benimle aynı düşüncede olmadığı için ona "Kötü" demem ancak yeşilçam filmlerinde mantıklı.
"Hoşbulduk, içeri girebilir miyim?"
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
"Tabiî, fakat ev biraz boş, kusura bakmayın."
Seçkin Bey, gülümsüyor ve ayakkabılarını çıkarıyor. İçeriye hızlıca giriyor ve ben kapıyı kapattıktan sonra da hemen montunu çıkarmıyor. Dışarısının ne kadar soğuk olduğunu tahmin edebiliyorum artık.
Saate tekrar bakıyorum, acaba yanlış mı gördüm diye, 4, gerçekten de henüz sabahın körü. Zaten hava henüz karanlık.
"Umarım hastalığım için gelmediniz?"
Doktorun bana bakışından, bana ne kadar acıdığını anlayabiliyorum.
Bu esnada şevval uyanıyor. Yanıma geliyor. Doktoru görünce istemsizce irkiliyor.
"Ã?nce bir çay demleyebilir misiniz? uykunuz açılınca daha rahat konuşuruz böyle şeyleri."
Mutfağa gidiyorum. şevval yanıma geliyor.
"Mutlaka bir ilaç bulmuş olmalı. İsmail, eğer seni tedavi etmesine izin verirsen sonsuza dek kaybedersin beni. Ã?ek git evden, kaç, çabuk!"
O an fark ediyorum ki, doktor eninde sonunda beni tedavi edecek, kaçarsam da, kaçmazsam da. Anlıyorum ki doktordan kurtulmam gerek. Bunu yapmayı istemezdim.
Ã?ekmeceden bıçağı çıkarıyorum. Ne kadar parlak olduğunu hiç fark etmemiştim. O kadar güzel görünüyor ki gözüme şu an.
"İsmail bunu yapamazsın! O adam suçsuz!"
şevval beni anlayamaz. Onu kaybetmemek için ne gerekiyorsa yaparım. Evet, belki doktor "Kötü" diye tabir edebileceğim bir insan değil, fakat benim şevval'i kaybedersem öleceğim kesin. Ve ölmemek için gerekeni yapmaya hazırım.
Oturma odasına doğru sessizce gidiyorum. Doktor televizyonun karşısına geçmiş, eski bir dizinin tekrarı oynuyor. Koltuğun ters olması çok büyük bir avantaj. Beni görmüyor doktor. Bıçağı kaldırıyorum. şevval önüme geçiyor.
"Eğer önü öldürmek istiyorsan beni geçmen gerekir. Geç öyleyse! Fakat doktorun seni fark etmemesine dikkat et! Lütfen onu öldürme!"
Lanet olsun, eğer böyle yaparsa doktora asla yetişemem. Kurtulabilir. Fakat doktoru öldürmem lazım.
Ama?
şevval zaten yok. Bıçak, onu delip geçecek, doktoru öldürebilirim. Evet, şevval her ne kadar ruhen yanımda olsa da, madden yok.
Doktorun aklıma aşıladığı bu düşüncenin onun sonunu getirecek olması ne acı!
Bıçağı bütün gücümle indiriyorum.
Hiçbir şey yok.
Kimse..
Bıçak boşlukta ilerliyor, koltuğun üstünden tepetaplak düşüyorum. Bıçak elimden gidiyor.
Ev sessiz, TV hiç açılmamış.
Doktor yok, hiç gelmemiş.
Hayır..Olamaz.. Doktor vardı.. Biliyorum.. Hastane, onca insan!
Koşuyorum.. Evden çıkıyor ve hastaneye koşuyorum..
İnsanlar var yollarda gecenin bu saatinde. Hayır, gerçek değiller! Ya da gerçekler mi? Asla bilemem!
Hastaneye varıyorum.
Gülümsüyorum, sonra gülmeye başlıyorum ve en sonunda kahkahalar alıyor yerini.
Devletin kim bilir kaç yıllık boş bir arsası.
Kahkahalar atıyorum.
Geri dönüyorum. Eskiden bir saray gibi olan şevval'in evine gidiyorum.
Kahkahalar atıyorum.
Fabrika, yıkık dökük.
Sonrasını hatırlamıyorum.
..
Uyandığımda, kordonda bir banktayım. Ayağa kalkıyorum. Saat öğleni bulmuş olsa gerek, insanlar var.
Hayır, yoklar! Hepsi halüsinasyon. Bakışlarımı üstüne diktiğim insanlar bana bakıyorlar. Korkarak, bazıları yönlerini değiştiriyor.
"Hayır, hepiniz halüsinasyonsunuz! Hiçbiriniz kandıramazsınız beni!"
Bağırıyorum, insanlar bana bakıyorlar.
Koşuyorum. İnsanların yanından geçiyorum.
Soğuk. Bunu yeni hissediyorum. Üstümde tişörtle -4 derecede yatmışım. İnsanların üstündeki montları şimdi fark edebiliyorum.
Koşuyorum, koşabildiğim kadar. Bir apartman var, gerçek! Bunu içimde, en derin yerimde hissediyorum.
Koşarak merdivenleri tırmanıyorum. Teras katının kapısı açık. Ã?ıkıyorum. Hemen korkulukların yanına gidiyorum. O an saymadım fakat, biliyorum, 9. kat.
Aşağıya bakıyorum. Aşağıda yüzlerce insan koşuşturuyor. Küçücük şehrin muazzam gürültüsü kulaklarımda.
Başımı ağrıtıyor. Hepsi birer halüsinasyon.
Hiçbir şey gerçek değil, ve hiçbir şey yalan değil.
o insanlar birer halüsinasyon mu? Yoksa ben bir halüsinasyon muyum? Bu düşünceler beynimin içinde.
Hayır, daha fazla dayanamam. Bu acıyı sizlere anlatmam da mümkün değil.
Ve özgürlük. Sonsuz bir özgürlük. Rüzgar yüzüme çarpıyor, aşağıya doğru düşerken ben; Alp, Doktor, şevval, Furkan ve Emre bana bakıyor, beni bekliyor.
Acı hissetmiyorum, rahatlama duygusu, artık düşünce yok. Halüsinasyonlar yok. Ã?ünkü onları var eden bendim. Aynı gerçekleri var edenin ben olduğum gibi. Hiç düşünmemiştim, benim halüsinasyonlarıma yalan diyenlerin de halüsinasyon olabileceğini.
Benim şevval'ime yalan demişti dünya. Yalan dünya.
Elveda.