by Walter » Thu Nov 25, 2010 11:15 am
Büyücü, uzun ve gri renkli kumaşlara sarılmış, yüzünü üzerinde AFG harfleriyle boyanmış bir peçe ile örtmüştü. Elinde kısa ama kalın tahta bir asa vardı. Siyah sürmeli gözleri öfkeyle kısılmış gibiydi. Bu bir kadındı, gözlerinden ve kirpiklerinden bu anlaşılabiliyordu. Bol Kıyafetlerinden vücut hatları görünmüyordu ama duruşu ve gözleri onu ele veriyordu.
Ama Greece cinsiyete önem veren birisi değildi….
Hançeri sol eline alıp, Sol ayağından Destek alarak hızla ileriye atıldı. Amacı mesafeyi kısaltmaktı. Uzun zamandır büyücülerle dövüştüğü için mesafenin hayati sonuçlar doğurabileceğini görmüştü. Büyücülerden Nefret ederdi çünkü büyü onu kılıçtan daha kolay öldürürdü.
Hızlıca ilerlemesine kadın büyücü bir tepki veremeden. Greece saldıracakmış gibi, sol elini ileri hareket ettirdi. Kadın bir adım geriye çekildiğine, Sağ elini yere koyup o elinden destek alarak yumruk mesafesinden kaçan Kadının böğrüne tekmeyi geçirdi. Darbe kadını sağ yanından yakalayıp o yöne doğru savurmuştu.
Greece çevik bir hareketle doğrulurken yüzünü buruşturdu. Bu tekme tam bir başarısızlıktı, kadının bir kemiğini bile kıramamıştı. Paslanmıştı, antrenmanlarını aksatmaması gerekirdi. Greece kadına doğru yürürken büyücü kadın emekleyerek kalkmaya çalışıyordu. Yüzündeki peçe bir tarafa uçmuş esmer güzel yüzü ortaya çıkmıştı. Greece yanılmamıştı bu bir kadındı. İnce dudaklarının kenarında kan birikmişti. Yüzünde aldığı darbenin acısı görülebiliyordu. Greece’in üzerine geldiğini görünce, hızlı hızlı bir şeyler söylemeye başladı. Greece’in anlamadığı bir dilde konuşuyordu, yalvarıyor muydu bilmiyordu. Belki öyleydi, Greece hançerini kaldırdı. Ne söylediği önemli değildi, acımak bu dünyada sadece ölüm getirirdi.
“Yapma bunu Yabancı.” dedi, bir ses arkasından Greece hızla arkasını döndü, ona bu kadar sessizce nasıl yaklaşabilirdi. Kukuletasının arasında gizlediği gözleriyle, arkasından sessizce yaklaşabilmiş adama baktı.
Adam bir Kaya çıkıntısının üzerinden, onlara bakmaktaydı. Ã?ölden gelen rüzgar onun omzuna ve boynuna bağladığı ağzını ve burnunu kapatan poşusunu uçuruyordu. Onun dışında belden yukarısı çıplaktı, Greece’in dikkatini omzuna tünemiş bir şahin ile İnce kemerin yanında bulunan ucu kancalı kılıçlar çekti. Bu garip bir adamdı. Ortak lisan konuşabiliyordu anlaşılan yerde yatan kadın gibi değildi. Gülümsedi.
“O kadın sana saldırmış olabilir, sen ona karşılığını verdin.” dedi Adam yavaş bir şekilde “ şu an savunmasız, öldürmemen gerekir. Buradan sadece geçiyordum bu olayla bağlantım yok. Ama şu durumda karışmak zorundayım.”
Greece, ayağını kaldırarak, kadının göğsüne bastırıp onu olduğu yere çiviledi. Ayağının tek bir hareketiyle kalbini durdurabilirdi kadının “ Bana ne yapacağımı söyleme cüretini sana kim verdi ?” dedi Greece uzun zamandır biriyle konuşmadığı için acemice söylemişti bu cümleyi.
“Yaşamın gücü,” dedi Adam ellerini havaya kaldırdı. “Bugün yeterince kişi öldürmedin mi yabancı, bu kadını öldürmemek varken. Neden bir yaşama son veriyorsun. O kadın belki birinin karısı belki birinin annesi, birinin kız kardeşi, Buraya ne şartlarla geldiğini biliyor musun ? Ölüm bir hançer darbesi kadar basit değildir yabancı.”
Greece bu cümleye ilk başta gülümsedi. Sonra gülmesi şiddetlenerek bir kahkahaya dönüştü. Bir Ölülerin Bekçisine yaşamın değerini mi anlatmaya çalışıyordu. Kahkahası etrafa yayıldı, Kayalrın arasında çirkin kuru bir kahkaha. “Sen ölümün yaşamın değerini ne kadar iyi biliyorsun ahmak, Bu bir kız kardeş mi ben kız kardeşimin ölümünü gördüm, bu bir anne mi ben annemin ölümünü gördüm. Bu bir sevgili mi, sevgilim kollarımda ölümünü gördüm. Gözlerden yaşamın çekilişini bedenin soğumasını, kişilerin boş bir kabuğa dönüşmesini gördüm. Ben bir değil bin ölüm gördüm, ben bini bir kez değil her gün gördüm. Sen mi bana ölüm hakkında ders mi vereceksin ?”
Bu sözler üzerine uzun zamandır öfkeyi derinliklerinde hisseden Greece kadını bırakarak adamın üzerine atıldı. Adam ilk darbesini sakince iki kılıcını da çapraz şekle getirerek karşıladı. Greece, eğilerek diz kirişine bir tekme savurdu. Adam dizini kaldırarak darbeyi karşıladı. Hızla İki kılıcını da Greece’in boynuna doğru savurdu. Ölülerin bir zamanki bekçisi karşılanan ayağından destek alarak diğer ayağıyla rakibinin göğsüne bir tekme yerleştirdi. Böylece kılıçlar tam boynuna inmeden Adam geriye doğru savruldu ama düşmedi.
“Adın ne senin ?” dedi Greece, uzun zamandır bu kadar iyi bir dövüşçü görüyordu. Nerdeyse O mavi gözlü adam kadar iyiydi.
Nefesini düzene sokmaya çalışan adam “Ben Zeyd, Ren Zeyd, bir çöl insanıyım. Y a sen… ya sen kimsin yabancı ?”
“Ben Greece, senin anlatacağın ölümlerin çok ötesini görmüş bir adam.” diyerek saldırdı. Kayanın yan yüzeyinden destek alarak adama doğru sıçradı. Zeyd kılıçlarını savunma durumuna getirse de geç kalmıştı. Omzunda bir kesik oluşmuştu. Greece durmadan saldırılarına devam ediyordu. Hançerinin bir darbesini. Son anda karşılayan Zeyd’in gözlerinde korku belirmişti.
“Niye bana da saldırıyorsun şimdi Yabancı ?” diye bağırdı, Zeyd. “Ölümler bu kadar mı hayatının parçası olmuş, neden ölümden kurtulamıyorsun ?”
Greece, duraksadı, yıllardır bin yıllardır ölümdü hayatı, her yerindeydi, kendisi hariç herkes ölüydü. Hançerini savurdu, Zeyd bunu karşıladıktan sonra iki kılıcını da döndürerek saldırmaya başladı. Kanca uçlu kılıçlardan kısa hançeriyle kurtulmaya uğraşan, Greece ölümü, düşündü o kancalı kılıçların hepsi ölümdü, kılıcın savurması, hançerin saplanması hepsiydi ölüm. Greece, eliyle destek alıp bir döner tekme savurdu kılıcın ters tarafına. Zeyd’in sol elindeki kılıç bir tarafa fırladı.
Ölüm, o ölülerle beraberdi. Ölüler onu bırakmıyordu, ölüm onun yoldaşı hiç bırakmadığı dostu olmuştu. Artık bu ölümleri istemiyordu, ama karşısında bir dövüş, hançerle kılıcın çarpışması, darbelerin savruluşu. İşte hoşuna giden şey buydu. Kararını verdi, Zeydin kılıcının savuruşunu, eğilerek savuşturdu. Dönerek bir çelme taktı, rakibine. Zeyd bundan tek ayağını kurtaramayınca yere düştü. Greece çöl insanının kılıç tutan koluna bastı.
“Sen bilge bir adamsın Zeyd.” Dedi Greece, Elindeki hançerin iki parmağıyla tuttu, Arkasına bakmadan geriye hızlıca fırlattı. “Ama bazıları ölümü, yaptıklarıyla hak eder, Sen ölümü hak etmiyorsun ama o ediyor.”
Greece adamın koluna basmayı bıraktı. Zeyd’in yüzünde şaşkınlık okunuyordu, daha demin ki hayatını kurtardığı kadın tam onlara büyü yapmak üzereydi ki bir hançer karnına saplanmış acıyla kasılmıştı Greece’in hançeriydi bu.
“Ben öldürmeyi seven bir Psikopat değilim,” dedi Yere düşen kadından hançerini alırken. “Dünyada ölmesi gerekenler ölmezse ölenler masumlar oluyor, O yüzden ben öldürüyorum neden biliyor musun birilerinin yaşaması için. Bu gün sen ben yarın bir başkasının yaşaması için. O yüzden birileri ölmeliki diğerleri yaşasın. Ancak denge böyle sağlanır. ”
Büyücü, uzun ve gri renkli kumaşlara sarılmış, yüzünü üzerinde AFG harfleriyle boyanmış bir peçe ile örtmüştü. Elinde kısa ama kalın tahta bir asa vardı. Siyah sürmeli gözleri öfkeyle kısılmış gibiydi. Bu bir kadındı, gözlerinden ve kirpiklerinden bu anlaşılabiliyordu. Bol Kıyafetlerinden vücut hatları görünmüyordu ama duruşu ve gözleri onu ele veriyordu.
Ama Greece cinsiyete önem veren birisi değildi….
Hançeri sol eline alıp, Sol ayağından Destek alarak hızla ileriye atıldı. Amacı mesafeyi kısaltmaktı. Uzun zamandır büyücülerle dövüştüğü için mesafenin hayati sonuçlar doğurabileceğini görmüştü. Büyücülerden Nefret ederdi çünkü büyü onu kılıçtan daha kolay öldürürdü.
Hızlıca ilerlemesine kadın büyücü bir tepki veremeden. Greece saldıracakmış gibi, sol elini ileri hareket ettirdi. Kadın bir adım geriye çekildiğine, Sağ elini yere koyup o elinden destek alarak yumruk mesafesinden kaçan Kadının böğrüne tekmeyi geçirdi. Darbe kadını sağ yanından yakalayıp o yöne doğru savurmuştu.
Greece çevik bir hareketle doğrulurken yüzünü buruşturdu. Bu tekme tam bir başarısızlıktı, kadının bir kemiğini bile kıramamıştı. Paslanmıştı, antrenmanlarını aksatmaması gerekirdi. Greece kadına doğru yürürken büyücü kadın emekleyerek kalkmaya çalışıyordu. Yüzündeki peçe bir tarafa uçmuş esmer güzel yüzü ortaya çıkmıştı. Greece yanılmamıştı bu bir kadındı. İnce dudaklarının kenarında kan birikmişti. Yüzünde aldığı darbenin acısı görülebiliyordu. Greece’in üzerine geldiğini görünce, hızlı hızlı bir şeyler söylemeye başladı. Greece’in anlamadığı bir dilde konuşuyordu, yalvarıyor muydu bilmiyordu. Belki öyleydi, Greece hançerini kaldırdı. Ne söylediği önemli değildi, acımak bu dünyada sadece ölüm getirirdi.
“Yapma bunu Yabancı.” dedi, bir ses arkasından Greece hızla arkasını döndü, ona bu kadar sessizce nasıl yaklaşabilirdi. Kukuletasının arasında gizlediği gözleriyle, arkasından sessizce yaklaşabilmiş adama baktı.
Adam bir Kaya çıkıntısının üzerinden, onlara bakmaktaydı. Ã?ölden gelen rüzgar onun omzuna ve boynuna bağladığı ağzını ve burnunu kapatan poşusunu uçuruyordu. Onun dışında belden yukarısı çıplaktı, Greece’in dikkatini omzuna tünemiş bir şahin ile İnce kemerin yanında bulunan ucu kancalı kılıçlar çekti. Bu garip bir adamdı. Ortak lisan konuşabiliyordu anlaşılan yerde yatan kadın gibi değildi. Gülümsedi.
“O kadın sana saldırmış olabilir, sen ona karşılığını verdin.” dedi Adam yavaş bir şekilde “ şu an savunmasız, öldürmemen gerekir. Buradan sadece geçiyordum bu olayla bağlantım yok. Ama şu durumda karışmak zorundayım.”
Greece, ayağını kaldırarak, kadının göğsüne bastırıp onu olduğu yere çiviledi. Ayağının tek bir hareketiyle kalbini durdurabilirdi kadının “ Bana ne yapacağımı söyleme cüretini sana kim verdi ?” dedi Greece uzun zamandır biriyle konuşmadığı için acemice söylemişti bu cümleyi.
“Yaşamın gücü,” dedi Adam ellerini havaya kaldırdı. “Bugün yeterince kişi öldürmedin mi yabancı, bu kadını öldürmemek varken. Neden bir yaşama son veriyorsun. O kadın belki birinin karısı belki birinin annesi, birinin kız kardeşi, Buraya ne şartlarla geldiğini biliyor musun ? Ölüm bir hançer darbesi kadar basit değildir yabancı.”
Greece bu cümleye ilk başta gülümsedi. Sonra gülmesi şiddetlenerek bir kahkahaya dönüştü. Bir Ölülerin Bekçisine yaşamın değerini mi anlatmaya çalışıyordu. Kahkahası etrafa yayıldı, Kayalrın arasında çirkin kuru bir kahkaha. “Sen ölümün yaşamın değerini ne kadar iyi biliyorsun ahmak, Bu bir kız kardeş mi ben kız kardeşimin ölümünü gördüm, bu bir anne mi ben annemin ölümünü gördüm. Bu bir sevgili mi, sevgilim kollarımda ölümünü gördüm. Gözlerden yaşamın çekilişini bedenin soğumasını, kişilerin boş bir kabuğa dönüşmesini gördüm. Ben bir değil bin ölüm gördüm, ben bini bir kez değil her gün gördüm. Sen mi bana ölüm hakkında ders mi vereceksin ?”
Bu sözler üzerine uzun zamandır öfkeyi derinliklerinde hisseden Greece kadını bırakarak adamın üzerine atıldı. Adam ilk darbesini sakince iki kılıcını da çapraz şekle getirerek karşıladı. Greece, eğilerek diz kirişine bir tekme savurdu. Adam dizini kaldırarak darbeyi karşıladı. Hızla İki kılıcını da Greece’in boynuna doğru savurdu. Ölülerin bir zamanki bekçisi karşılanan ayağından destek alarak diğer ayağıyla rakibinin göğsüne bir tekme yerleştirdi. Böylece kılıçlar tam boynuna inmeden Adam geriye doğru savruldu ama düşmedi.
“Adın ne senin ?” dedi Greece, uzun zamandır bu kadar iyi bir dövüşçü görüyordu. Nerdeyse O mavi gözlü adam kadar iyiydi.
Nefesini düzene sokmaya çalışan adam “Ben Zeyd, Ren Zeyd, bir çöl insanıyım. Y a sen… ya sen kimsin yabancı ?”
“Ben Greece, senin anlatacağın ölümlerin çok ötesini görmüş bir adam.” diyerek saldırdı. Kayanın yan yüzeyinden destek alarak adama doğru sıçradı. Zeyd kılıçlarını savunma durumuna getirse de geç kalmıştı. Omzunda bir kesik oluşmuştu. Greece durmadan saldırılarına devam ediyordu. Hançerinin bir darbesini. Son anda karşılayan Zeyd’in gözlerinde korku belirmişti.
“Niye bana da saldırıyorsun şimdi Yabancı ?” diye bağırdı, Zeyd. “Ölümler bu kadar mı hayatının parçası olmuş, neden ölümden kurtulamıyorsun ?”
Greece, duraksadı, yıllardır bin yıllardır ölümdü hayatı, her yerindeydi, kendisi hariç herkes ölüydü. Hançerini savurdu, Zeyd bunu karşıladıktan sonra iki kılıcını da döndürerek saldırmaya başladı. Kanca uçlu kılıçlardan kısa hançeriyle kurtulmaya uğraşan, Greece ölümü, düşündü o kancalı kılıçların hepsi ölümdü, kılıcın savurması, hançerin saplanması hepsiydi ölüm. Greece, eliyle destek alıp bir döner tekme savurdu kılıcın ters tarafına. Zeyd’in sol elindeki kılıç bir tarafa fırladı.
Ölüm, o ölülerle beraberdi. Ölüler onu bırakmıyordu, ölüm onun yoldaşı hiç bırakmadığı dostu olmuştu. Artık bu ölümleri istemiyordu, ama karşısında bir dövüş, hançerle kılıcın çarpışması, darbelerin savruluşu. İşte hoşuna giden şey buydu. Kararını verdi, Zeydin kılıcının savuruşunu, eğilerek savuşturdu. Dönerek bir çelme taktı, rakibine. Zeyd bundan tek ayağını kurtaramayınca yere düştü. Greece çöl insanının kılıç tutan koluna bastı.
“Sen bilge bir adamsın Zeyd.” Dedi Greece, Elindeki hançerin iki parmağıyla tuttu, Arkasına bakmadan geriye hızlıca fırlattı. “Ama bazıları ölümü, yaptıklarıyla hak eder, Sen ölümü hak etmiyorsun ama o ediyor.”
Greece adamın koluna basmayı bıraktı. Zeyd’in yüzünde şaşkınlık okunuyordu, daha demin ki hayatını kurtardığı kadın tam onlara büyü yapmak üzereydi ki bir hançer karnına saplanmış acıyla kasılmıştı Greece’in hançeriydi bu.
“Ben öldürmeyi seven bir Psikopat değilim,” dedi Yere düşen kadından hançerini alırken. “Dünyada ölmesi gerekenler ölmezse ölenler masumlar oluyor, O yüzden ben öldürüyorum neden biliyor musun birilerinin yaşaması için. Bu gün sen ben yarın bir başkasının yaşaması için. O yüzden birileri ölmeliki diğerleri yaşasın. Ancak denge böyle sağlanır. ”