by Alenthas » Sun Nov 14, 2010 12:23 am
Sabahın erken saatleriydi. Koca lobide tek başına oturuyordu.
Her zamanki kahverengi deri koltuğuna oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştı. Sol elini sallayarak bileğindeki Oyster Royal 6144 model Rolex saatini düzeltti ve saate baktı. Sonra ceketinin iç cebinden metal bir sigara kutusu çıkarttı. Kutunun içinde sadece bir kaç tane sigara kalmıştı. İçinden bir tane sigara aldı ve kutusunu da sağındaki tezgaha, oturup incelemediğinde rastgele kesilmiş gibi görünen, aslında pürüzsüz bir şekilde, mükemmel bir işçilikle kesilmiş simetrik, çok köşeli, yeşil kül tablasının hemen yanına koydu. Adam, yine iç cebinden çıkarttığı, üzerinde maça ası resmi olan Zippo marka çakmakla sigarasını yaktı ve çakmağı da kutunun yanına yan yatırarak koydu. Dümdüz tuttuğu işaret ve orta parmağı arasındaki sigarayı zarafetle tutuyordu. Sigarasından bir nefes çekti ve yaşlı bir fahişe gibi, sigara içmekten zevk aldığı için değil ama zorunda olduğu için yaptığı bir şeymiş gibi yüzünü ekşiterek dumanın çıkmasına izin verdi.
Adam buraya yıllardan beri geliyordu. Hatta Henry'ye göre, o burada resepsiyonist olarak çalışmaya başlamadan önceleri de geliyordu. Çok önceden beri. Bazen her gün gelir, bazen aylarca hiç uğramazdı, ama dönüp dolaşıp yine geri gelirdi. Boş lobide her zamanki deri koltuğuna oturup sigara üstüne sigara yakar, her nefes çekişinde, ya da iki nefeste bir sigarasını kül tablasına vurarak ucunu temizlerdi. Asla sigarasının ucundaki külün uzamasına izin vermezdi. Henry bir psikolog değildi, fakat kafasının içerisinde yaptığı münakaşa sonucunda bunun orta yaş kriziyle ilgili bir şeyler olduğunu karar kılmıştı.
Uzun ve rahatsız bu sessizlik asansörün 'ding' sesi ve hemen onun ardından gelen, kendinden emin ve yavaşça yürüyen topuklu ayakkabıların sesiyle bozulmuştu. Henry sese doğru döndüğünde otelin loş, turuncu arkaplanına ateş gibi düşen sarışın, dalgalanan saçları ve kırmızı elbisesiyle adeta süzülüyordu. Koltuğunda oturan adam, Nathaniel, yarım kalan sigarasını kül tablasına bastırarak söndürdü, sigara kutusunu ve çakmağını tekrar cebine koyup çıkışa doğru yürüdü. Kapıya vardığında kadın sadece bir kaç adım gerisindeydi. Görevli kapıyı açmıştı ama Nate onu uzaklaştırarak kapıyı kadın için kendisi tuttu. Isabelle kapıdan geçti ve Nate'in koluna girdi. İkisi çoktan kapının önüne çekilmiş olan '49 model üstü açık Cadillac'a doğru yürüdü. Krem rengindeki arabanın yanında kırmızı çizgiler vardı ve açılabilen çatısı (ki şu an açıktı) ise kırmızı renkteydi. Görevlilerden biri Isabelle için yolcu kapısını açmıştı. Nate, kolunu biraz geri çekerek Isabelle'in elinden tuttu ve arabaya binmesine yardım etti. Sonra Nate sürücü kapısına doğru ilerlerken görevli koşarak kapıyı onun için açtı.
Batıya doğru gidiyorlardı. Bir tepeye çıktılar, oradan otel bütün ayrıntılarıyla görülebiliyordu, ama onlar arkalarına bakmadılar. Yedinci katta bir odadan çıkan alev topu ve onun bir kaç milisaniye sonrasında duyulan patlama sesini de umursamadılar. Batıya doğru gidiyorlardı.
Sabahın erken saatleriydi. Koca lobide tek başına oturuyordu.
Her zamanki kahverengi deri koltuğuna oturmuş, bacak bacak üstüne atmıştı. Sol elini sallayarak bileğindeki Oyster Royal 6144 model Rolex saatini düzeltti ve saate baktı. Sonra ceketinin iç cebinden metal bir sigara kutusu çıkarttı. Kutunun içinde sadece bir kaç tane sigara kalmıştı. İçinden bir tane sigara aldı ve kutusunu da sağındaki tezgaha, oturup incelemediğinde rastgele kesilmiş gibi görünen, aslında pürüzsüz bir şekilde, mükemmel bir işçilikle kesilmiş simetrik, çok köşeli, yeşil kül tablasının hemen yanına koydu. Adam, yine iç cebinden çıkarttığı, üzerinde maça ası resmi olan Zippo marka çakmakla sigarasını yaktı ve çakmağı da kutunun yanına yan yatırarak koydu. Dümdüz tuttuğu işaret ve orta parmağı arasındaki sigarayı zarafetle tutuyordu. Sigarasından bir nefes çekti ve yaşlı bir fahişe gibi, sigara içmekten zevk aldığı için değil ama zorunda olduğu için yaptığı bir şeymiş gibi yüzünü ekşiterek dumanın çıkmasına izin verdi.
Adam buraya yıllardan beri geliyordu. Hatta Henry'ye göre, o burada resepsiyonist olarak çalışmaya başlamadan önceleri de geliyordu. Çok önceden beri. Bazen her gün gelir, bazen aylarca hiç uğramazdı, ama dönüp dolaşıp yine geri gelirdi. Boş lobide her zamanki deri koltuğuna oturup sigara üstüne sigara yakar, her nefes çekişinde, ya da iki nefeste bir sigarasını kül tablasına vurarak ucunu temizlerdi. Asla sigarasının ucundaki külün uzamasına izin vermezdi. Henry bir psikolog değildi, fakat kafasının içerisinde yaptığı münakaşa sonucunda bunun orta yaş kriziyle ilgili bir şeyler olduğunu karar kılmıştı.
Uzun ve rahatsız bu sessizlik asansörün 'ding' sesi ve hemen onun ardından gelen, kendinden emin ve yavaşça yürüyen topuklu ayakkabıların sesiyle bozulmuştu. Henry sese doğru döndüğünde otelin loş, turuncu arkaplanına ateş gibi düşen sarışın, dalgalanan saçları ve kırmızı elbisesiyle adeta süzülüyordu. Koltuğunda oturan adam, Nathaniel, yarım kalan sigarasını kül tablasına bastırarak söndürdü, sigara kutusunu ve çakmağını tekrar cebine koyup çıkışa doğru yürüdü. Kapıya vardığında kadın sadece bir kaç adım gerisindeydi. Görevli kapıyı açmıştı ama Nate onu uzaklaştırarak kapıyı kadın için kendisi tuttu. Isabelle kapıdan geçti ve Nate'in koluna girdi. İkisi çoktan kapının önüne çekilmiş olan '49 model üstü açık Cadillac'a doğru yürüdü. Krem rengindeki arabanın yanında kırmızı çizgiler vardı ve açılabilen çatısı (ki şu an açıktı) ise kırmızı renkteydi. Görevlilerden biri Isabelle için yolcu kapısını açmıştı. Nate, kolunu biraz geri çekerek Isabelle'in elinden tuttu ve arabaya binmesine yardım etti. Sonra Nate sürücü kapısına doğru ilerlerken görevli koşarak kapıyı onun için açtı.
Batıya doğru gidiyorlardı. Bir tepeye çıktılar, oradan otel bütün ayrıntılarıyla görülebiliyordu, ama onlar arkalarına bakmadılar. Yedinci katta bir odadan çıkan alev topu ve onun bir kaç milisaniye sonrasında duyulan patlama sesini de umursamadılar. Batıya doğru gidiyorlardı.