by catboy » Tue Nov 16, 2010 11:47 am
Yağmur yüzünden herkes evine gitme telaşındaydı, bu yüzden de müşteri olarak bir tek Gökhan vardı ki artık müşteri değil misafirdi Damla için. Dizüstü bilgisayarlarını kaldırmışlardı. Gökhan hala dudağının kenarını yalamaktaydı, üçüncü biraz fazla kaçmıştı itiraf ediyordu içten içe ama dördücüyü teklif etse hayır demezdi yine. Neyseki Damla yeterince Gökhan"ın midesinin sıcak çikolataya doyduğunu düşünmüştü ve bir daha teklifte bulunmadı.
"Illyra... Yani Damla, kusura bakma sanal alem dışında senin maddi olarak var olman bile garip geliyor bana. Ã?ncelikle şunu söylememe izin ver, sıcak çikolatayı muhteşem yapıyorsun. Ellerinin ayarı hiç bozulmasın."
"Teşekkür ederim, Gökhan. Ama bence biraz abartıyorsun."
"Sadece içimden geleni dilim yoluyla dışarı aktarıyordum."
Damla misafirini elinden geldiğince ağırlamaya çalışıyordu. Ama yağmurun şiddeti onu en az misafiri kadar germişti. Ã?ünkü çoktan eve varmış olmayı planlıyordu aslında.
"İstanbul"dan gelen ve üniversitenin yurdunda kalanların dediği kadar var aslında, kabul etmek lazım." dedi Gökhan. Yine içinden düşündüğünü farkında olmadan dışına doğru aktarıvermişti.
"Ne diyorlar ki burası ile ilgili?" diye sordu ilgiyle Damla. Bir yandan da camdan dışarı bakıyordu.
"Sidikli İzmir..."
"Bence sorun buranın havasında değil, kibirli insanların da."
"İzmirlilerin kibirli olduğunu düşünen bir İstanbullu olduğunu bilmiyordum."
"Yanlış anladın beni, ben İzmirlilerden bahsetmiyordum. Havanın dengesini bozarak kendilerini bizden üstün olduklarını göstermeye çalışan onlardan bahsediyorum."
"Bu çok... akla yatkındı."
Damla birden Gökhan"a döndü ve onu incelemeye başladı.
"Pardon, ben seni de şey sanmıştım."
"şey derken? İnanmıyorum sen de mi? Kız arkadaşım hiç olmadı ama bu demek değil ki..."
"Saçma sapan konuşma, sadece sitede uzun süre yer alan sıradan birisiyle ilk defa karşılaşıyorum. İtiraf etmek gerekirse seni de bizden biri sandığım için pot kırdım biraz yoksa sırları korumak için gölgelerde saklanmayı tercih etmiştim en başta."
"Ben sıradan biri değilim bir kere, içinde meleklerin geçtiği upuzun öyküler yazıyorum, bu bence sıradışı bir şey sayılır. Tamam, fazla uçuk değil ama cep telefonuyla peygambere mesaj çeken kaç ölüm meleği gördün bir öyküde."
Damla gülümsedi. Açıkçası sinirleri bozulmuştu. Olayı aydınlatmak için basit bir yola başvurdu. Bunun için önce kasasının altında yer alan çekmecesinden bir kalem aldı ve onu Gökhan"a uzattı.
"Al bunu, ısırmaz merak etme."
"Bununla adımı yazmamı istemeyeceksin değil mi?"
"Pek değil."
"Kusura bakma ama bir kalem bedenime sahip olamaz, ruhumu veririm onun yerine daha az canım yanar."
"Ã?yle bir şey ister miyim senden hiç! Sakin ol, tut onu ve sonra ona bak. Yoğunlaş ona ve aklına gelen ilk düşünceyi söyle."
"Nasıl bir saçmalıktır bu?" diye isyan etti Gökhan kaleme doğru dürüst bakmayarak.
"Yoksa sana böyle bir şey yaptırıyorum diye bir öfke mi duydun? şu anda beni alevlerin içine filan mı atmak istiyorsun?" diye sordu Damla heyecanla.
"Ne... Asla, sıcak çikolataların hatrına sana asla zarar vermem."
"O zaman şu anda sakinsin, su gibi sabırla benim yapmaya çalıştığım şey neyse bitmesini bekliyorsun?"
"şimdi şurada su gibi akar gideceğim, o olacak sonunda. Ben sabırlı biri değilim, tamam mı? Bir oyunu otuz kerede bitiremezsem silerim anında bilgisayardan, o derece sabırsız biriyimdir."
"Hım, çözemedim seni. Sende hissediyorum ama algılayamadığım bir yan var." diyerek pes etti sonunda Damla.
"Ã?özdüğün şey bulmaca değil, bir insanı çözmek için kalem tek başına yetmez."
Diyen kişi Gökhan değildi, zaten böyle bir şeyi aklına getirse bile diyemezdi. Ayıp olurdu. Durduk yere Illyra"yı kırmanın alemi yoktu ne de olsa.
"Buraya bir daha gelmezsin diye düşünmüştüm, Walter." diye yeni geleni karşıladı Illyra.
Walter denilen kişi turkuaz atkısını geriye attı ve gri paltosunun düğmelerini açtı, ardından Gökhan"a döndü.
"İçerisi fazla mı sıcak ne oldu?"
"Sa... sanırım."
"Arkadaş kekeme mi?"
Gökhan soruya yanıt vermedi. Ne de olsa hayır derken de kekeleyecekti.
"Ã?ırağım Aegron ile buralarda geziyorduk, sonra ben düşündüm ki zaten bize hep sıcak, neden hafif de olsa serinleyemiyoruz? Aegron"un neyse ki çevresi geniş, havadar dostlarıyla da arası bayağı iyidir. Edmond"un yeteneği konusunda şüphem yok, gördüğün üzere sen bile eve gitmek konusunda tereddüt yaşıyorsun, ama kibrine çok çabuk yenik düştüğü oluyor, sence de öyle değil mi? Yoksa Balçova"da yağmur yağarken, Konak"ta kar, Bornova"da da dolu yağmasının başka bir açıklaması olamaz."
Damla sinirlenmişti ve ağzından çıkan her kelime diğerinden daha da yüksek çıkıyordu. Dahası sanki kafeteryanın içerisinde gölgeler de büyüyor gibi gelmişti Gökhan"a.
"Eğlendiniz, hadi artık gidin buradan. Daha fazla gölge etmek istemezsiniz, hele bana."
"Hala farkında değilsin, Illyra. Buraya seninle eğlenmek için gelmedim. Misafirini götürmeye geldim. Sorun çıkartmaman dileklerimle tabi..."
"Sana garanti verebileceğim bir şey varsa o da sorun çıkartacak olmamdır, Walter."
Birden Gökhan'ın önceden masanın gölgesi olarak düşünmüş olduğu siyah bir şey Walter"ı ayak bileklerinden yakaladı ve bedeninin çevresini sarmaya başladı.
"Yine mi aynı numara?" dedi sıkkınlıkla Walter ve iki elini şıklatmasıyla pencereler büyük bir gürültüyle patladı, ardından içeri alevler girdi.
"Sizler ya mutantsınız, ya uzaylı ya da büyücü? Lütfen yunan tanrıları ya da vampirlerin yer aldığı saçmasapan bir gençlik masalının içine hapsolmuş olduğumu söylemeyin." diye bağırdı Gökhan o anda, hayranlık dolu bir sesti aslında. Tabi alevler yüzünü rahatsız etmişti ve merakına yenik düştüğünden gözlerini kapatmak da istemiyordu.
"Hala onu götürmek istiyor musun?" diye sordu Illyra bu soru ve ricanın üzerine.
"Emir aldım ve yerine getirmek zorundayım. Bu sefer "baş aday"ı ilk biz bulacağız."
"İstersen on emiri yerine getir, umurumda değil, Walter. Eğer bu dediğin kişiyse kusura bakma, ama benim de bağlı olduğum bir grup var ve o grubun itibarı için onu götürecek olan kişi ben olmalıyım."
"Bu frp grubu gibi bir şey mi?" diye araya girdi Gökhan.
"SUSAR MISIN?"
Kimin sesi daha baskındı, o anda pek anlamamıştı. Yine de susmayı tercih etmişti.
"Eğer Edmond ne yapmaya çalıştığınızı anlasa ihanete uğramış olduğunu düşünür ve bir daha Aegron ona öfkeli metalci kalabalığın arasında konsere gitmesini sağlayacak bedava bilet hediye etse bile sizinle görüşmez."
"Illyra, beni düşünmeni duygulandırdı demek isterdim ama benim duyduğum duygu şu anda sana karşı öfke ve nefret, bu yüzden bu işi uzamadan bitirsek daha iyi olur yanık izleriyle dolu bir hayat geçirmek istemiyorsan tabi.."
O esnada itfaiye ve polis sireninin sesleri duyuldu.
"Sanırım seni elleri kelepçeli bir şekilde giderken görmek bugüne kısmetmiş." dedi keyifle Damla. "Sıkıysa polislere de alev topu yolla, ardından öfkeli dostlarına hesabını verirken ben de yanında olacağım, merak etme."
"Bu iş burada bitmedi, o çocuğu senin götürmene izin vermeyeceğim." dedi Walter son kez ve sonra mekandan ayrıldı.
"Polislere ne anlatacaksın?" diye sordu Gökhan birden.
"Böyle zamanlarda her zaman hazırda patlamış olarak görünen bir tüpü elimde bulundururum neyse ki." dedi göz kırparak Damla.
"Beni nereye götüreceksin peki?"
"Nereye gitmek istiyorsun şu anda?"
"Eve..."
"O zaman seni eve götürüyorum. Asla ama asla kimse seni istemediğin bir yere götüremez. Bunu unutma, tamam mı?"
"Zorla götürmeye kalkarsa?"
"Zorluk seviyesine göre konuşmak lazım."
"Kabus seviyesinde biri çıkarsa karşıma?"
Damla yanıt vermedi, ya da vermek istemedi. Gökhan emin olamadı, o da sustu sonunda.
Yağmur yüzünden herkes evine gitme telaşındaydı, bu yüzden de müşteri olarak bir tek Gökhan vardı ki artık müşteri değil misafirdi Damla için. Dizüstü bilgisayarlarını kaldırmışlardı. Gökhan hala dudağının kenarını yalamaktaydı, üçüncü biraz fazla kaçmıştı itiraf ediyordu içten içe ama dördücüyü teklif etse hayır demezdi yine. Neyseki Damla yeterince Gökhan"ın midesinin sıcak çikolataya doyduğunu düşünmüştü ve bir daha teklifte bulunmadı.
"Illyra... Yani Damla, kusura bakma sanal alem dışında senin maddi olarak var olman bile garip geliyor bana. Ã?ncelikle şunu söylememe izin ver, sıcak çikolatayı muhteşem yapıyorsun. Ellerinin ayarı hiç bozulmasın."
"Teşekkür ederim, Gökhan. Ama bence biraz abartıyorsun."
"Sadece içimden geleni dilim yoluyla dışarı aktarıyordum."
Damla misafirini elinden geldiğince ağırlamaya çalışıyordu. Ama yağmurun şiddeti onu en az misafiri kadar germişti. Ã?ünkü çoktan eve varmış olmayı planlıyordu aslında.
"İstanbul"dan gelen ve üniversitenin yurdunda kalanların dediği kadar var aslında, kabul etmek lazım." dedi Gökhan. Yine içinden düşündüğünü farkında olmadan dışına doğru aktarıvermişti.
"Ne diyorlar ki burası ile ilgili?" diye sordu ilgiyle Damla. Bir yandan da camdan dışarı bakıyordu.
"Sidikli İzmir..."
"Bence sorun buranın havasında değil, kibirli insanların da."
"İzmirlilerin kibirli olduğunu düşünen bir İstanbullu olduğunu bilmiyordum."
"Yanlış anladın beni, ben İzmirlilerden bahsetmiyordum. Havanın dengesini bozarak kendilerini bizden üstün olduklarını göstermeye çalışan onlardan bahsediyorum."
"Bu çok... akla yatkındı."
Damla birden Gökhan"a döndü ve onu incelemeye başladı.
"Pardon, ben seni de şey sanmıştım."
"şey derken? İnanmıyorum sen de mi? Kız arkadaşım hiç olmadı ama bu demek değil ki..."
"Saçma sapan konuşma, sadece sitede uzun süre yer alan sıradan birisiyle ilk defa karşılaşıyorum. İtiraf etmek gerekirse seni de bizden biri sandığım için pot kırdım biraz yoksa sırları korumak için gölgelerde saklanmayı tercih etmiştim en başta."
"Ben sıradan biri değilim bir kere, içinde meleklerin geçtiği upuzun öyküler yazıyorum, bu bence sıradışı bir şey sayılır. Tamam, fazla uçuk değil ama cep telefonuyla peygambere mesaj çeken kaç ölüm meleği gördün bir öyküde."
Damla gülümsedi. Açıkçası sinirleri bozulmuştu. Olayı aydınlatmak için basit bir yola başvurdu. Bunun için önce kasasının altında yer alan çekmecesinden bir kalem aldı ve onu Gökhan"a uzattı.
"Al bunu, ısırmaz merak etme."
"Bununla adımı yazmamı istemeyeceksin değil mi?"
"Pek değil."
"Kusura bakma ama bir kalem bedenime sahip olamaz, ruhumu veririm onun yerine daha az canım yanar."
"Ã?yle bir şey ister miyim senden hiç! Sakin ol, tut onu ve sonra ona bak. Yoğunlaş ona ve aklına gelen ilk düşünceyi söyle."
"Nasıl bir saçmalıktır bu?" diye isyan etti Gökhan kaleme doğru dürüst bakmayarak.
"Yoksa sana böyle bir şey yaptırıyorum diye bir öfke mi duydun? şu anda beni alevlerin içine filan mı atmak istiyorsun?" diye sordu Damla heyecanla.
"Ne... Asla, sıcak çikolataların hatrına sana asla zarar vermem."
"O zaman şu anda sakinsin, su gibi sabırla benim yapmaya çalıştığım şey neyse bitmesini bekliyorsun?"
"şimdi şurada su gibi akar gideceğim, o olacak sonunda. Ben sabırlı biri değilim, tamam mı? Bir oyunu otuz kerede bitiremezsem silerim anında bilgisayardan, o derece sabırsız biriyimdir."
"Hım, çözemedim seni. Sende hissediyorum ama algılayamadığım bir yan var." diyerek pes etti sonunda Damla.
"Ã?özdüğün şey bulmaca değil, bir insanı çözmek için kalem tek başına yetmez."
Diyen kişi Gökhan değildi, zaten böyle bir şeyi aklına getirse bile diyemezdi. Ayıp olurdu. Durduk yere Illyra"yı kırmanın alemi yoktu ne de olsa.
"Buraya bir daha gelmezsin diye düşünmüştüm, Walter." diye yeni geleni karşıladı Illyra.
Walter denilen kişi turkuaz atkısını geriye attı ve gri paltosunun düğmelerini açtı, ardından Gökhan"a döndü.
"İçerisi fazla mı sıcak ne oldu?"
"Sa... sanırım."
"Arkadaş kekeme mi?"
Gökhan soruya yanıt vermedi. Ne de olsa hayır derken de kekeleyecekti.
"Ã?ırağım Aegron ile buralarda geziyorduk, sonra ben düşündüm ki zaten bize hep sıcak, neden hafif de olsa serinleyemiyoruz? Aegron"un neyse ki çevresi geniş, havadar dostlarıyla da arası bayağı iyidir. Edmond"un yeteneği konusunda şüphem yok, gördüğün üzere sen bile eve gitmek konusunda tereddüt yaşıyorsun, ama kibrine çok çabuk yenik düştüğü oluyor, sence de öyle değil mi? Yoksa Balçova"da yağmur yağarken, Konak"ta kar, Bornova"da da dolu yağmasının başka bir açıklaması olamaz."
Damla sinirlenmişti ve ağzından çıkan her kelime diğerinden daha da yüksek çıkıyordu. Dahası sanki kafeteryanın içerisinde gölgeler de büyüyor gibi gelmişti Gökhan"a.
"Eğlendiniz, hadi artık gidin buradan. Daha fazla gölge etmek istemezsiniz, hele bana."
"Hala farkında değilsin, Illyra. Buraya seninle eğlenmek için gelmedim. Misafirini götürmeye geldim. Sorun çıkartmaman dileklerimle tabi..."
"Sana garanti verebileceğim bir şey varsa o da sorun çıkartacak olmamdır, Walter."
Birden Gökhan'ın önceden masanın gölgesi olarak düşünmüş olduğu siyah bir şey Walter"ı ayak bileklerinden yakaladı ve bedeninin çevresini sarmaya başladı.
"Yine mi aynı numara?" dedi sıkkınlıkla Walter ve iki elini şıklatmasıyla pencereler büyük bir gürültüyle patladı, ardından içeri alevler girdi.
"Sizler ya mutantsınız, ya uzaylı ya da büyücü? Lütfen yunan tanrıları ya da vampirlerin yer aldığı saçmasapan bir gençlik masalının içine hapsolmuş olduğumu söylemeyin." diye bağırdı Gökhan o anda, hayranlık dolu bir sesti aslında. Tabi alevler yüzünü rahatsız etmişti ve merakına yenik düştüğünden gözlerini kapatmak da istemiyordu.
"Hala onu götürmek istiyor musun?" diye sordu Illyra bu soru ve ricanın üzerine.
"Emir aldım ve yerine getirmek zorundayım. Bu sefer "baş aday"ı ilk biz bulacağız."
"İstersen on emiri yerine getir, umurumda değil, Walter. Eğer bu dediğin kişiyse kusura bakma, ama benim de bağlı olduğum bir grup var ve o grubun itibarı için onu götürecek olan kişi ben olmalıyım."
"Bu frp grubu gibi bir şey mi?" diye araya girdi Gökhan.
"SUSAR MISIN?"
Kimin sesi daha baskındı, o anda pek anlamamıştı. Yine de susmayı tercih etmişti.
"Eğer Edmond ne yapmaya çalıştığınızı anlasa ihanete uğramış olduğunu düşünür ve bir daha Aegron ona öfkeli metalci kalabalığın arasında konsere gitmesini sağlayacak bedava bilet hediye etse bile sizinle görüşmez."
"Illyra, beni düşünmeni duygulandırdı demek isterdim ama benim duyduğum duygu şu anda sana karşı öfke ve nefret, bu yüzden bu işi uzamadan bitirsek daha iyi olur yanık izleriyle dolu bir hayat geçirmek istemiyorsan tabi.."
O esnada itfaiye ve polis sireninin sesleri duyuldu.
"Sanırım seni elleri kelepçeli bir şekilde giderken görmek bugüne kısmetmiş." dedi keyifle Damla. "Sıkıysa polislere de alev topu yolla, ardından öfkeli dostlarına hesabını verirken ben de yanında olacağım, merak etme."
"Bu iş burada bitmedi, o çocuğu senin götürmene izin vermeyeceğim." dedi Walter son kez ve sonra mekandan ayrıldı.
"Polislere ne anlatacaksın?" diye sordu Gökhan birden.
"Böyle zamanlarda her zaman hazırda patlamış olarak görünen bir tüpü elimde bulundururum neyse ki." dedi göz kırparak Damla.
"Beni nereye götüreceksin peki?"
"Nereye gitmek istiyorsun şu anda?"
"Eve..."
"O zaman seni eve götürüyorum. Asla ama asla kimse seni istemediğin bir yere götüremez. Bunu unutma, tamam mı?"
"Zorla götürmeye kalkarsa?"
"Zorluk seviyesine göre konuşmak lazım."
"Kabus seviyesinde biri çıkarsa karşıma?"
Damla yanıt vermedi, ya da vermek istemedi. Gökhan emin olamadı, o da sustu sonunda.