Dört Atlı

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Dört Atlı

by Firble » Thu Dec 09, 2010 4:08 pm

Dort Atli bu defa Antartika adi verilen kitanin kiyilarinda bir araya gelmisti. Surup giden mucadele, Dunya'da sadece insanlari degil, melekleri de bir yere kadar guvenilir hale getiriyordu. Simdilik Retlaw ile Deccal'n saflarina katilan tek buyuk melek Baris'ti ama bunun arkadasi gelebilirdi, ve Dort Atli tedbirli olmaliydi. Dolayisi ile simdi, bogazlarina kadar kalin giysiler giymis arastirmaci gorunumundelerdi ve Dunya'nin bir ucundalardi.

"Diger ulkeler Deccal'e karsi birlestirmen iyi oldu." dedi Hastalik.
"Fazla dayanamazlar." dedi Savas. Ne de olsa birbirlerine muazzam bir zarar verdiler. Hem Aclik ve Hastalik bu ulkelerin tamaminda hala kol geziyor, bu da onlari daha da zayiflatiyor. "
" Aclik ve Hastaliklarin bu ulkelerden yok olmasini saglayamaz miyiz?" diye sordu Olum.
" Saglayamayiz" diye cevap verdi Aclik. "Biz sadece Aclik ve Hastalik'i yaratabiliriz bunlari ortadan kaldirmak bizim yapabilecegimiz bir sey degil. Eger becerebiliyor olsak, Deccal'in Baris Bolgesinde Acliklar ve Hastaliklar cikarirdik, ama onun yontemleri oylesine acimasiz ki, biz bile bas edemiyoruz bu yontemlerle."
"Bu da bizi basladigimiz yeri getiriyor. " dedi Savas. " Yapabilecegimiz artik elimizden geldigince Deccal'i sorgulayan ona karsi cikanlarin var olmaya devam etmesi icin calismak. Cunku Deccal'in yenilmesinin tek yolu, ona inanmayan insanlarin var olmaya devam etmesi. Eger bu insanlar yok olursa, Mehdi'nin bile yapacak pek bir seyi kalmaz. "
" Oyle ise bu Deccal Muhaliflerini korumaya devam edecegiz. " dedi Olum.
" Evet onlari korumaya devam edecegiz." dedi Savas. "Bu arada Deccal'e karsi zaman kazanacagiz. Deccal hata yapacak mutlaka yapacak. "

Ordularin ilk olarak ele gecirdigi sinir bolgeleri bir zamanlar var olan, Ukrayna, Italya ulkelerine, Orta Afrika Ulkelerine, ve Hindistan'in Kuzeybatisina ait topraklardi. Deccal icin bu topraklarin arasinda en onemlisi Roma'ydi. Dunya'nin en buyuk dini cemaatinin merkezi. Dolayisi ile bu sehir ele gecirilir gecirilmez buraya hareket etmisti. Simdi burada Katlizmin merkezi olan Vatikan'da Sen Pietro Katetralinda bir konusma yapacakti.

Ama diger devletlerin direnmeye baslamasini sinirini bozmustu. Dolayisi ile 12 havarisini bir araya toplamisti.

" Zor bir anin icindeyiz" dedi Havarilere. " Aramizda, Baris Bolgesinde bile bize karsi olanlar var biliyoruz. Ve simdi eger bu ulkeler direnecekse, Baris Bolgesinde de bize karsi olanlarin sayisi artacak. Cunku unutmayin biz yeni bir duzen getiriyoruz. Bizi kabul etmeleri ancak duzen ise yararsa mumkun olabilir. "

Basini one egmis, gozlerini kendi gozlerinden kaciran Gurcistanli Otar'a bakti. Otar Deccal'in baktigini fark etmis gibi hafifce gozlerini kaldirdi. " O nedenle" dedi Deccal " Bu duzen ise yaramali... " Birkac saniye durakladi, Otar disindaki havarilerin de yuzlerini inceledi ve sonra konusmaya devam etti.

" Sizlerden, bize karsi birlesmis ulkelere gitmenizi istiyorum. Kisa bir sure once bu ulkelerin icinde de insanlar birbirleri ile savasiyordu. Bir kisminiz bu ic catismalari alevlendirsin, digerleri hastalik ve acliklarla bas etmenin tek yolunun Deccal'in duzenini kabul etmek oldugunu anlatsin insanlara. Bizim girdigimiz her sehirde bizi destekleyenler olmali. Bu bize karsi birlesen devletlerin gucunu her noktadan kirmaliyiz. "

Deccal konusmasina yine birkac saniye ara verdi. Havarilerin onaylar gibi basini one egisini izledi. Otar'in yine digerlerine gore daha yavas basini egdigi gozunden kacmadi.

" Bu arada..." dedi Deccal. "Birilerinin isgal ettigimiz ulkelerde de duzenimizi kurmasi gerekli degil mi? Hastaliklari, acliklari, hala devam eden catismalari, tum Italya, Ukrayna, Orta Afrika ve Kuzeybati Hindistan'da sokup atmaliyiz. Ayni kararli yontemi kullanarak. Ve bu isi de ustlenmesini istedigim kisi... Otar."

-------------------------------

Sen Pietro Meydaninda yuzbinlerce insan toplanmisti. Evet Dunya ulkelerinin bir bolumu Deccal'e direniyor olabilirdi. Ama yine de karmasanin esir aldigi ulkeler icin Deccal bir umuttu. Romalilar da merakla onu gormek icin gelmislerdi meydana... En beklenmedik anda ortaya cikan bu adamin kim oldugunu anlamaya calisiyorlardi.

"Romalilar" diye seslendi Deccal. "Bu uzerinde durdugum topraklar buyuk medeniyetleri, insanligin kurdugu buyuk eserleri yaratmistir." " Ama yine ayni topraklar, medeniyetlerin yikilisina, insanligin eserlerine yok olusuna engel olamadi. " " Neden peki, neden insanlik yillar yili, bunca karmasanin, kaosun arasinda debelenip durdu, soruyorum size Romalilar?" "Cunku buyuk bir yalan uzun yillar boyu tekrarlanip durdu hepimize farkli dillerde, ve insanlarin gercek anlamda dogalari geregi yasamalarini engelledi. " " Bu yalan herseyden once simi bu uzerinde durdugum mabedden, ve benzerlerinden tekrarlandi. " Tum dinlerin mabedlerinden tekrarlandi bu yalan. " " Insanligin nasil davranmasi gerektigini anlattilar ve soyledikleri yalandi. " O nedenle yeni duzeni bu yalanin soylendigi binalari yikacagiz. Ben ve siz beraber yikacagiz." "O nedenle bu binalardaki, mabedlerdeki hersey sizindir." "Onlarin size yalan soylemesine izin vermeyin. Tum bu mabedleri ele geciriiiin."

Son sozlerin ardindan insanlar bir an duraksadilar. Aclik, ve yasadiklari zorluklar duyarliliklarini koreltmisti. Simdi savasa ragmen gorkemini koruyan katetraldeki hersey onlari bekliyordu, gidip almalari icin. Bir an sonra hepsi katetrale kosmaya basladilar, kapilar zaten Deccal'in adamlari tarafindan acilmisti. Rahipler caresizdi... Insanlar katetrale girdi ve Vatikan'in en buyuk katetrali yagmalanmaya baslandi.

----------------------

Mabedlerin yagmalanamasi Katolik kiliseleri ile kalmadi. Dunyada var olan her din ve mezhebe ait mabedler yagmalaniyordu. Birkac hafta icinde Dunya'nin en kutsal mekanlari harabelere donecekti.

Tum bu olaylarin yarattigi karmasanin ardindan, Deccal muhaliflerinin liderleri, Alexis ile Cenk izmir'de bulusmuslardi. Kordon'da bir yandan konusup bir yandan durumu degerlendirdiler.

" Durum ciddi." dedi Alexis. " Insanlar tum dinleri terk edecek kadar Deccal'e inaniyor artik. Deccal artik daha guclu. "

" Yaniliyorsun Alexis" dedi Cenk. " Deccal hata yapti, aslinda ilk hatasini yapti. Duzeni yayginlastikca, bir onemi kalmayacak mabedleri dogrudan hedef aldi. Hem de hepsini hedef aldi. Dunya'nin her yerindeki binbir mabedin her birini.. Simdi insanlar bir sey diyemese de, en ufak bir inanc tasiyan herkeste, yagmalayanlarda bile bir suphe olustu artik... Bir de buna uygulanan yontemlerin yarattigi supheyi ekle.. "

"Hala insanlar baris icin bunlarin gerektigini dusunuyorlar ama " dedi Alexis.

"Evet dusunuyorlar. Deccal'in tek yol olduguna hala ezici cogunluk inaniyor. Ama iclerinde kendilerinin bile belki fark edemedigi bazi sorular gittikce buyuyor. Dolayisi ile." birkac saniye durup devam etti. " Bize katilanlar artacaktir Alexis. Hatta belki de bizim de kendimizi belli etme zamanimiz gelmistir."

Alexis korku ile Cenk'e bakti " Emin misin Cenk? Hala tehlikeli degil mi kendimizi belli etmek. "

"Evet haklisin Alexis" dedi Cenk "Hala tehlikeli ama eminim zamani geldi."

by Walter » Sun Dec 05, 2010 10:50 pm

"Mehdiyi bulduk." dedi Barış, Deccal'ın önünde başını eğerek.

"Neredeymiş ?"

"Ankaranın Tam ortasında, ? Dil- Tarih ve Coğrafya Fakültesinde."

"İyi onu bana getirin." dedi Deccal ve ekledi "Canlı olarak."

********

Dünyanın sonuda, kutupların ortasındaydılar. Orada yirmi yıldırımla hapsedilmiş bir adam dışında hiç kimse yoktu. Onu kurtarabilecek tek kişi arkadaşlrıydı. Kara bir süliet halinde etrafına yaydığı korku ve ümitsizlikle yeis orada tek başınaydı.

"Demek Retlaw bizi bunun için buraya gönderdi." dedi Chaos "Beni serbest bırakıp seni cehennem zebanilerine, bunu ise meleklere haps ettirdi."

Azap homurdandı, Yeis'e doğru ilerliyorduki önlerinde birden iki melek belirdi. Azabın karşısında duran, onun ezeli düşmanlarından Huzurdu gülümsiyor ve derin bir rahatlamayla konuşuyordu.

Chaosun karşısındaki ise kas katı ve sert biçimde karşısına dikilmişti "Buradan geçemezsin, kurallar bellidir."

Chaos'un yüzünde gülümseme belirdi "Tam yüz bin yıldır seni arıyordum Düzen, bu sefer elimden kurtulamayacaksın."

"Saçmalık," dedi Melek, "Kaos hiç bir zaman düzeni yenemez düzen kaosu bitirir, buraya geleceğinizi biliyorduk er ya da geç o yüzden karşınızdayız."

"Seni yeneceğim Düzen, dünyanın sonunu getirse de seni yeneceğim."

İki zıt güç, birbiriyle savaşmaya katı bir biçimde başlamıştı....

*****

Deccal bu sırada ordusunu kurmuş, güçlü bir biçimde savaşmaya hazırdı, ilk sınır bölgelerini kolaylıkla ele geçirdi Deccal, ama bu büyük gücün uyandığını gören diğer devletler. Zamanında hitler almanyasına yapıldığı gibi birleşmeyi kararlaştırdılar. Deccal'ın ordusu güçlü gibi görünüyordu. O yüzden diğer devletler ateşkeş imzalamışlardı.

Deccal barış getireceğim demişti ama savaşa koşuyordu. Bunu diyenleri de öldürmeden önce şu cevabı veriyordu. " Barış istiyorsan savaşmak zorundasın."

*****

Namık Kemal Altan arabasına binmek için kapısını açtı, ülkesinin daha ne kadar kötü duruma gideceğini bilmiyordu. Ama tek bildiği bir şey vardı o da izlendiğiydi. Askerde komandoluk yapmış silahlara meraklı bir Tarih profösörü olarak torpido gözündeki silahı koltuğunun yanına koydu ve Arabasına binip Fakülteden çıktı.

Arkasında onu izleyen bir araba görünce hiç şaşırmadı, arabayı atlatmak için hamleler yaptıysa da onu yine de buluyorlardı. Anlaşılan kendine deccal diyen manyak bir adamın adamları değildi bunlar öyle olsaydı polis kendisini tutuklardı. Bu günlerde etten püften meselelerle tutuklanıp haber alınamayan insanlar çoğunluktaydı..

Umursamadan evine gitti, evinin kapsını açtığında evinin içinde birinin oturduğunu gördü, arkasından onu takip eden adamlar bu adamı görünce şok içinde kaldılar. Namık, elindeki silahı kime doğrultacağını bilmeden, kala kaldı.

"Buyrun oturun, " dedi koltuktaki adam. Namık oturmadan önce onu takip eden üç adamında kalbinini tutarak yere yığıldığını gördü.

"Oturun Namık Kemal Altan," dedi Azrail, gülümseyerek. "Endişelenmeyin sizin zamanınız henüz gelmedi."

by Firble » Sun Nov 28, 2010 10:59 am

Kizildeniz Kiyisinda kumsalda bir erkek cocuk oturmus dinleniyordu. Ikinci bir erkek cocuk, yasca daha kucuk gorunen bir cocuk yavas adimlarla oturan cocuga dogru yaklasmaya basladi... Sanki icinde bir yan geri geri gitmek ister gibiydi... Yine de zorlanarak bile olsa, kumsalda oturan cocugun yanina kadar gitti. Ve ona seslendi: "Retlaw, sonunda geldim."

"Seni bekliyordum, Baris." diye seslendi yasca buyuk gorunen erkek cocuk obur cocuga...

" Cok zor oldu Retlaw" dedi Baris. " Cok dusundum. Ama haklisin. Bu Dunyada Baris'in gercek anlamda kurulmasi icin tek bir yol var. O da senin yolun.. "

"Oyle ise anlastik." dedi Retlaw "Tokalasabiliriz" Bunu dedikten sonra Baris'a elini uzatti. Baris da biraz terreddut ettikten sonra elini uzatti ve tokalasti. Eli Retlaw'in eline deger degmez, icinde bir seylerin degistigini fark etti Baris... Eskiden, savas dolu bir Dunya'da bile var hissettigi huzur yok olmustu, icine yerlesen ve gittikce onu daha fazla igneleyen ve rahatsiz eden bir duygu vardi... Retlaw ile ayni saflarda yer almak onu degistirecekti, artik bir dusmus bir melekti Baris...

"Oyle ise" dedi Retlaw Baris'a, "Artik Deccal'e yardim etmeye baslayabilirsin. Boylece tum Dunyayi saracak bir Baris donemi baslayabilir." dedi, ve ekledi " Kara Baris'in donemi... "

---------------------------------

Sonraki haftalarda Deccal, Baris Bolgesi'ni sarmis olan savaslara, hastaliklara, acliga karsi daha once vaat ettigi adimlari atmaya basladi.. Attigi adimlar, hic beklenmeyen, insanlarin daha once hayal bile edemeyecegi kadar sert adimlardi...

Birbirleri ile en ufak catismalar yasayan sehirler tek bir birey kalmayincaya kadar yok ediliyordu. Hastaliga yakalandigina iliskin en ufak bir belirti gosterenler, kim olursa olsun oldurulup yakiliyordu. Yeterli yiyecegin bulunmadigi yerlerde, mevcud yiyecegin ne kadar insani beslemeye yetecegi hesaplaniyor. Eger nufus bu sayidan fazla ise iclerinden insanlarin bir bolumu kura ile seciliyor ve olduruluyordu... Boylece nufus mevcud yiyecekle beslenebilecek duzeye dusuruluyordu...

En sert onlemlerden bile cekinmeyecegiz demisti Deccal... Ve simdi o gune kadar en acimasiz hukumdarlarin bile uygulamadigi kadar sert seyleri yapmaktan cekinmiyordu. Ve bir yok olusun esigine geldiklerine inanan insanlar bu onlemlere karsi cikmiyor, bunlari icine dustukleri kaostan cikmak icin geriye kalan tek yol olarak goruyorlardi...

Ve ne kadar acimasiz olsa da bu yontemler ise yariyordu... Sonraki birkac ay icinde Baris Bolgesindeki Savaslar, Hastaliklar, Aclik sona erdi. Baris Bolgesinde yeniden Baris kuruldu... Ancak bu uygulanan tum yontemlerin karanligini icinde tasiyan kara bir baristi. Bu yontemlere karsi cikanlara, umutsuzlugun icinde bu kara barisi tek yol olarak gorenler saldirmis ve hicbirini sag birakmamisti.

-----------------

Ortaya cikan tum dehsete ragmen internetin yardimi ile Alexis ve Cenk in onculugunde 10000 kadar kisi bu yeni yontemlerin ve Deccal'in muhalifleri olarak gizlice birbirleri ile haberlesiyordu... Her ulkede muhalifler belli sehirlere toplanmislardi... Atina ve Istanbul, 1000in uzerinde muhalifle en buyuk muhalefet merkezleri idi... Ama elbette bu sayi Baris bolgesinin bir milyara yaklasan nufusunun yaninda hicbirseydi. Dolayisi ile simdilik muhalifler kesinlikle gizli kalmaya ve muhalif olduguna emin olmadikca yeni birini aralarina katmamaya karar verdiler...

---------------------

Baris Bolgesinde duzenin kurulduguna emin oldugunda Deccal bir sonraki adimin planlarini yapmaya basladi... Artik, Dunya'nin geri kalanina, yani insanlarin tam bir karmasa ve umutsuzluk icinde yasadigi bolgeleri de kontrolu altina almanin vakti gelmisti. Bunun icin bir ordu kuracak ve o ordu araciligi ile bu bolgeler de Kara Baris Duzeninin bir parcasi haline gelecekti...

Peki ya muhalifler ne olacakti? Bunu yardimcilarindan birisi sormustu Deccal'e. Deccal'in cevabi ise suydu. Onlar simdilik bir araya gelsinler toplansinlar. Hem boylece onlari daha da kolay gorebiliriz dedi Deccal. Bir defa, sadece Baris Bolgesinde degil, tum Dunya'daki kargasayi da bitirdigimiz goruldugunde zaten insanlik yeni duzenimizin degerini cok daha iyi anlayacak... O gun onlari yani muhalifleri bitirmek cok daha kolay olacak...

--------------------------

Dort Buyuk Melek, kaygi ile insanligin yavas yavas Deccal'in kontrolu altina girmesini izliyordu. Onlari en cok sarsansa bir melegin, Baris'in da Deccal e katilmasi olmustu...

Bu olanlar aslinda hepimiz icin sinav demisti Mikhail. Hem insanlar hem de melekler icin..

Ne olacak peki? diye sordu Azrail. Eger Deccal, yani Retlaw kazanirsa ne olacak?

Insanlardan gercekten inancini koruyanlar bu Dunyadan ayrilacaklar, cennete gidecekler... Digerleri burada kalacak, Deccal'e katilmis melekler ile birlikte... Ve bu Dunya cehennemin bir parcasi haline gelecek... Retlaw ne yaparsa yapsin kazanamayacak, sadece kendisi ile birlikte kaybedenlerin sayisini arttirabilecek... Onun kadari bu.

Peki meleklerden inancini koruyanlar onlara ne olacak? diye sordu Azrail.

Meleklerden beklenen sadece inanclarini korumak degil, bu Dunya'nin duzenini de korumak... Yani basaramazsak, Retlaw bu Dunya'yi ele gecirirse, o zaman inancini koruyan melekler kesin olarak yok olacaklar...

Oyle ise, meleklerin sinavi daha zor dedi Israfil..

Evet dedi Cebrail... Ustelik Baris'in Retlaw'a katilmasi, bizlerin isini daha da zorlastirdi... Dunya'yi ayakta tutan su anda sadece Deccal'e karsi cikabilen kucuk grubun inanci ve bizim onlara destek olmak icin elimizde insanlarin arasinda olan, onlarin duygularini ile, dusuncelerini bilen meleklere ihtiyacimiz var, cunku biz dort melek simdilik dogrudan Dunya'ya mudahale edemeyiz. En azindan Mehdi'nin kim oldugu kesin olarak ortaya cikana kadar... Bunun isaretleri de ancak zamani geldiginde ortaya cikacak.

Su durumda dedi Israfil, elimizdeki en iyi secenek...

Dort Atli dedi Mikhail. Elimizdeki en iyi secenek onlar...

by Walter » Mon Nov 22, 2010 9:10 am

Kemik üstüne Kemik Kan Üstüne kan....
Döküldü kanlar yok oldu bir can...

Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi / Farabi Salonu

Prof. Dr. Namık Kemal Altan, "Günümüz Tehditleri" adlı konferansından.

"Savaş kötü bir şeydir genellikle acı, ıstrap ve özlem yaratır. Azap verir geridekilerin özlemi Geçmişi siler savaş yıkım ve yoksulluk getirir. Savaş güzel değildir, kötüdür ölümlerin olduğu yerdir, acı dolu ölümlerin kanların kurşunların silahların radyasyonun civit attığı. Topların toprağı ufaladığı, Her yerin her yerde olduğu herkesin kaostan başka bir şekilde çılgınlar gibi birbirini öldürdüğü, ölen ve mezarı olmayan insanların yaptığı hastalıklar, Kurşundan daha kötü ölümler sunardı savaşanlara. Derin çürür kusarsın, acılar içinde ölmeyi beklersin ateşin vardır, bitsin dersin bitmez. Sürekli ölmeyi beklerken bin kez ölürsün inan bana bazıları sadece kurşunla ölmeyi seçer bu yüzden..

Hasta değilsen, ölümden de korkmuyorsan savaştan da tiksinmiyorsan, Kaosa alıştıysan, Azaba dayandıysa yüreğin bu kadar cesursa ve dayanıklıysa bünyen hem maddi hem manevi anlamda. Eniinde sonunda kurtulamayacağın bir şey vardır açlık, savaşta yemek olmaz, açlık insanı kudurtan güçsüz bırakan bir şeydir enerjin kalmaz kasların erir. İnan bana açlık hastalıktan daha kötü öldürür insanı. Belki buna bile dayanabilirsin gerektiğinde toprağı bile ağzına tıkar yaşarsın evet bunu yaparsın, ama geride kalan tek şeyini de yitirdiğinde ne yapacaksın.

Neden mi bahsediyorum, bu duyguların en tehlikelisinden karamsarlıktan umutsuzluktan, umarsızlıktan, eğer ben öldüm diye vazgeçerse o dayanıklı cesur adam önceki söylediklerimin hepsine göğüs gerebilen o adam umudunu kaybederse, umutsuzluk ona bulaşırsa. İşte o zaman ölür o adam..

Ne Savaş, ne Ölüm ne Kaos ne Azap ne Açlık, ne hastalık yıldıramamıştır onu ama onu yıldırabilen tek şey umutsuzluktur. Teşekkürler..."

Namık Kemal Altan kürsüden indi, yerine yavaşça oturdu savaşın her yanı sardığı bugünlerde böyle sözlerin söylenmesi salondaki az kişiyi de etkilemişti. Beyaz takım elbiseli adam bacak bacak üzerine attı. Profesöre baktı, orta yaşlı, kısa kesilmiş saçı uzun boyu ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyordu. adamı var gücüyle alkışladı. Dudaklarında gülümsemeyle arkasında oturn iki adama fısıldadı.

"Sonunda bulduk.."

***********


"Deccal, ah sevgili çocuk." dedi Retlaw, "Bir süre at koştur bakalım.Hazır at demişken " diye fısıldadı, izlediği dünyaya bakarak yanındaki yakışıklı bir adama dönüşen Kaosa döndü. "Seni buraya getirdim onu ancak sen çıkarabilirsin."

"Seni dinlemiyor demek buna şaşırmadım." diye güldü Chaos

Arksında Ã?fkenin derin homurtusu yüzündeki gülümsemeyi sildi. Retlaw ciddiydi. " Size ihanet eden onlardı, Savaş'tan önce lider sendin. Azap sadece seni dinleyecektir ikiniz gidin ve malum üçüncü şahsı bulun."

"O hepimizden daha tehlikelidir."

Retlaw omzunu silkdi, yürümeye devam etti. Asmedous ile Arcedia'nın yani şehvet ile Miskinliğin yanına gelmişlerdi. Bir odanın içinde alevli bir odaydı bu, kükreyen dev gibi bir yaratığın görüntüsü vardı.

"Minatoura benziyor değil mi ?" dedi Retlaw alaylı bir sesle, kapıyı açıp içeriye girdi.

Dev minatour ona saldırdıysa da, Retlaw elinin bir hareketiyle alevlerin kapanmasını s odanın yarısında ufak bir parmaklık olmasını sağladı. "Ağır ol, bkalım sana arkadaşını getirdim."

Minator, gelen chaosu görünce yavaş yavaş insan formuna dönüştü, Azap artık iri ve ızdıraplı bir adam görünümdeydi. "Nerelerdeydin ?" sesi acı ve ızdırap yüklüydü.

"Buraya gelemiyordum, şimdi onla bir anlaşma yaptım. Diğerini bulacağız." dedi Chaos,

"Sizi yanlız bırakıyorum anlaşın rkadaşınızı bulun ve intikamınızı almadan önce bana haber verin dinlenmeye çekileceğim." dedi Retlaw ve ortadan kayboldu.

"Umutsuzluğu ı nerede bulacağız." dedi Azap,

"Bir yolu var." dedi Chaos, " Onu bulmak bir sorun gelmeye ikna etmek, bir sorun Retlaw'dan bahsettikten sonra nasıl onu buraya getireceğimiz ap ayrı bir sorun..." diye mırıldandı...

by Firble » Thu Nov 11, 2010 2:34 pm

Atina'da bir apartman dairesi idi. Alexis arkadasi Teodorakis ile birlikte oturmus televizyon izliyordu. Ertesi gun secimler olacakti. Ortadogu, Balkanlar ve Orta Asya bolgesindeki tum ulkelerde oylama yapilacakti. Diger ulkelerde bir oylama yapilmasi mumkun degildi. Ama Deccal bu ulkelere de baris getirecegini soyluyordu.

Son bir haftada Atina'da uzun zamandir sehre yayilmis olan hastalik ilk kurbanlarini almisti. Sehir yakinlardaki savasin yarattigi ilk kitlik sorunlarini da yasiyordu. Ornegin et artik neredeyse bulunmaz olmustu. Bu yeni adam Deccal tum sorunlari cozecegini soyluyordu. Ama nasil, Cenk sordugundan beri bir turlu Alexis in aklindan cikmayan buydu.

Televizyondaki Deccal i neredeyse hayranlikla seyreden Theodorakis'e bakti. "Neden kendine Deccal diyor acaba?" diye sordu.

Dunyayi bu hale getiren duzene meydan okudugunu soyluyor. O nedenle kutsal kitapta duzene meydan okuyan Deccal in ismini kullaniyormus diye cevap verdi Theodorakis.

Bazen dedi Alexis Gercekten de kutsal kitaplarda gecen Deccal oldugunu dusunuyorum.

Bu sozu duymasi ile birden Theodorakis Alexis'e dondu. Alexis gozlerinde bir anda beliren bir ofkeyi saskinlikla seyretti. Deccal e karsi cikanlar dedi Theodorakis, sadece bu savasin ve kitligin devam etmesini isteyenler, Alexis ve emin ol bunu herkes biliyor. O nedenle onun hakkinda konusurken dikkatli ol dedi.

Daha baskan bile olmadi diye dusundu Alexis, ama simdiden Deccal'i hakkinda olumsuz bir sey soyleyemiyorum, en yakin arkadasimin yaninda bile...

------------------------

O aksam Alexis, Cenk ile yine internet uzerinden gorustu. Azerbaycan, Afganistan, Romanya, Misir, Iran, Ermenistan gibi farkli ulkelerde bulunan arkadaslari ile de yazistilar, birlikte Deccal Muhalifleri adinda bir tur gizli grup kurmaya karar verdiler. Grubun ismi kendi aralarinda kalacakti. Ve her ulkede deccal hakkinda supheleri olan veya onun yanlis yaptigini dusunenleri bir araya getirecekti bu grup.

Gercekten iyi bir liderse, o zaman boyle bir gruba karsi cikmayacaktir diye dusundu Alexis bilgisayarini kapattiginda. Ama simdilik gizli olmak gercekten en dogrusu... Ne de olsa yakinda onu taniriz...

---------------------

Muazzam bir gundu. Tarihi Kudus Sehrini oldukca net bir sekilde gozlenebildigi Zeytindaginda yani Mount Oliveste dimdik ayakta duruyordu Deccal. Incil'de zamaninda Hz Isa'nin da ayni tepeden sehri izledigi yaziyordu. Simdi bu tepede Deccal in onunde 20den fazla devleti temsil eden liderler duruyordu. Onlerindeki masada duran belge ulkelerin yonetimini kesin olarak Deccal'e devrediyordu. Deccal tum bu ulkelere kendi istedigi kisileri vali olarak atayacakti.

Dunya uzerinde milyarlarca insanin inanmis oldugu uc dinin kutsal saydigi sehre bakti Deccal. Uc dinin kutsal saydigi binalara, yerlere goz gezdirdi. Var olusundan beri insanligi kisitlayan baglardan sonunda insanligi kurtaracakti Deccal. Insanligin gercek anlamda kendini bulacagi duzeni kuracakti. Ve buna yaptiginin dogru olduguna gercekten inaniyordu. Ve bunu ancak ve ancak kendisinin yapabilecegini, kendisinin gelmis gecmis en onemli lider oldugunu da biliyordu. Retlaw isini iyi yapmisti. Sonunda yapacagi ise baslayabilecegini hissettigi o anda icinde hissettigi en kuvvetli duygu kibirdi. Bir turlu onunu kesemedigi, yuzunde, durusunda sesinde her yerde hissedilen bir kibir. Ve bu kibir duygusu ile dolu olarak Deccal kalemi eline aldi ve onundeki belgeye imzasini atti. Artik Dunyada medeniyetin ayakta kaldigi tek bolgenin baskaniydi. Yakinda diger bolgeler de onun emrine girecekti buna emindi Deccal.

----------------

Antik Atina harabelerinin ustunde dort liseli genc oturmus konusuyordu. Gorunuste lise arkadaslarinin arasinda gecen basit bir konusma gibiydi yaptiklari ama oyle degildi.

Sonunda basardi dedi yuzu bastan asagi sivilcelerle kapli bir genc gorunumunde olan Hastalik.

Evet basardi dedi Olum. En bastan ama engellememizin zor oldugunu biliyorduk.

Gercekten harekete gecmek icin en dogru zamani secti ve en dogru yeri aslinda ona en iyi olamaklari biz hazirladik. dedi Savas

Ama baska turlu yapabilir miydik diye sordu Hastalik. Ve daha onemlisi simdi ne yapacagiz?

Hala Deccal in yonettigi ulkede hastaliklar acliklar ve catismalar var dedi Olum. Bunlari durdurmaya calisacaktir ama biz ona engel olmaya calisacagiz ama....

Ama simdilik basarmamiz zor dedi Savas... Zor cunku insanlar Deccal e inaniyorlar, hem de buyuk bolumu inaniyor. Boylesi bir inancla biz bile basa cikamayiz. O nedenle yapabilecegimiz bir nedenle Deccal i sorgulayanlara en azindan buna devam etmek icin mucadele azmi asilayabilmek.

Onca muazzam savaslar cikaran Savasin yapabilecegi bu mu? diye sordu Aclik. Insanlarin Deccal i anca kafalarinda sorgulamalarini, yok zaten sorgulayanlarin buna devam etmelerini saglamak...

Deccal bugune kadar karsilastigimiz herseyden farkli dedi Savas.... Su asamada daha fazlasini da yapamayiz. Elbette dordumuz de direnecegiz, ama muhtemelen ona inananlarin inanci sarsilmadikca ancak adim adim geri cekilebiliriz.

Ve insanlarin inancinin ne zaman sarsilacagi, hatta sarsilip sarsilmayacagi bile belli degil dedi Hastalik.

Ne yazik ki belli degil dedi Savas. Belli degil.

by Walter » Thu Nov 11, 2010 5:10 am

Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. (Nebe 78/38)

"Mahşerin Dört Atlısı vardır, üç de yayası çünkü onlar başlangıçta yedi kişiydiler."

(22/4)


"İşler karışıyor." dedi Asmedous, yabni şehvet gülümsüyordu.

"Bu hoşuma gitmiyor." dedi Arcedia, canı uyumak istiyordu. Burada beklemekten sıkılmıştı. Ayrıca dünyayı izlemek uykusunu getiriyordu.

"Her şey planlandığı gibi gidiyor." dedi şehvet, "Ahh senin gibi salakla burada olmak istemezdim.

"Ben bayılıyorum, sanki." dedi esnedi Miskinlik gerçekten uykusu vardı. Arkasından bir böğürtü duyuldu. "Hiç susmaz mı ?"

"O mu ?" dedi şehvet gülümsedi. "Ã?oğu zaman susmaz, Azap her zaman gürültücüdür..."

******

Deccal, gülümsüyordu. Tüm planları işliyordu yakında ülkeler birleşik liderlik için konferansda toplanılacak orada aday olacak ve liderliğe oynayacaktı. Kazanmak istiyordu çünkü kazanmak onun tek amacıydı.

Bütün bağlantılarını kullanmış mükemmel bir şekilde, her ülkeyele bağlantısını tamamlamıştı. Havarileri tıkır tıkır çalışıyordu Son aşama o başkanlık seçimleriydi ondan sonra artık liderdi. Dünyanın lideri...


******

Nüklleer Bomba PETERSBURG'U vurmuştu. Binalar yavaş yavaş eriyor insanlar kaçışıyor ve yok oluyorlardı. Tam bu felakaetin üzerinde en yüksek binada bir adam hiç bir şey olmamış gibi gülüyor gülüyor ve tekrar gülüyordu.

Arkasından brinin gelebileceğini hiç tahmin tmemişti suratı asıldı.

"Senin burada ne işin var ?"

"Seni Merak ettim."

"şeytan.."

"Chaos.."

"Bana bulaşmayacağını sanıyordum."

"Anlaşma önermeye geldim. Tek bir anlaşma."

"Nedir."

"Bence, sen tekrar atına binmesin."

Chaos durdu düşündü, bir şey söylemeden arkasını döndü. Retlaw bir sigara yaktı. "Senin eski dostların, çok kendine güveniyorlar. Hala benimle kumar oynayan çifte standartçının buranın hakimi olduğunu sanıyorlar. O gitti çok uzaklarda başka evrenler yaratıyor. Buradan sıkıldı. Yerine Melekleri bıraktılar, Bir iyi dört Atlı bir kötü dört atlı....

"Biz yedi taneydik, şeytan.." diye gürledi Chaos "Sen bizi bu hale soktun."

"Sonuncusu nerde onu hiç bulamadım ?"

"Azabı mı diyorsun ?"

"Hayır diğerini.

"Saklanıyor."

"Korunuyor demek istedin, hiç kimse benden saklanamaz."

"Artık Tanrı mı olmayı planlıyorsun ?" dedi Chaos " Tanrı demek düzen demektir, ben düzeni sevmem."

"Yok olmayı da sevmezsin ama, Savaş başladı. yakında sizin gibileri avlayacaklar. Seni ben korumazsam kim koruyabilir. şimdi Sonuncu arkadaşınızın yerini söyle ?"

by Firble » Mon Nov 08, 2010 9:27 am

Onceki hedefimiz Baris Bolgesi olacak... Boyle demisti Deccal...

Ve her ne kadar soz konusu bolgede catismalar giderek artsa da Baris Bolgesi olarak bilinen alanin her ulkesine Deccal in adamlari dagilmisti. Deccal i en yakin on iki komutan, ya da Deccal in sevdigi sekilde ifade edecek olursak 12 havari, en onemli olarak gorulen 12 ulkedeydi. Ama bu diger ulkelerde de bu 12 havariden birine bagli baska gorevliler gonderilmisti, ve de her ulkeye ait onemli sehirlerde de baska baska gorevliler vardi. Ve simdi tum bu gorevliler sehirlerin en arka sokaklarinda, en issiz koselerinde dolasiyordu.

Kahire'nin arka sokaklarindan biri idi. Belki bin kisilik bir kalabalik toplanmisti. Sadik ust uste konmus meyve kasalarinin uzerine cikmisti. Sesini ustalikla kontrol ediyor, bazen yuksek bazen dusuk sesle konusuyordu.

Bu savas dedi, Dunyayi saran ve simdi Misir i da icine alan bu karmasa niye cikti kardeslerim diye sordu orada toplananlara.

Sonra onlarin soruyu dusunecek kadar uzun, ama cevabi dusunemeyecek kadar kisa bir vakit verdi ve konustu, Bu savas cikti, cunku yapilmasi gerekenler en basta yapilmadi. Insanlar olmalari gerektigi kadar kararli olamadilar, barisi bozanlari en bastan en sert yollarla engelleyemediler. Cesur ne yapilmasi gerektigini bilen kisiler yonetmedi Dunyayi kardeslerim. Insanligin gercek mutluluga ulasmasini saglayacak olanlar yonetmedi.

Kalabaliktan bir anda onay sesleri yukseldi, acliktan yuzunde neredeyse et kalmamis bir kadin Evet haklisin diye bagirdi, yanindaki ustu kir pas icindeki adam, Soyle dedi Ne yapacagiz?

Yeni bir duzen kuracagiz dedi Sadik, yepyeni ve cesur bir lider bulacak ve onun onculugunde yepyeni bir duzen kuracagiz kardeslerim... Bugun Baris Bolgesinin her yerinde bizim gibi duzeni sorgulayanlar var, zamani geldiginde, hep birlikte, oncelikle Baris Bolgesinde, bu korkak ve bu artik islemeyen, bu yoksulluk ve savas ureten duzeni yikacagiz....

Yiiiikaaacaaagiiiiiiiiz... Kalabalik bir anda cosmustu. Sadik gulumsedi... Zamani gelince kardeslerim, simdi bekleyecegiz, sayimizin artmasini ve daha cok insanin bizi anlamasini... Ve sizler o zaman gelene kadar tum sokaklari dolasin, koyleri kasabalari ve yeni duzeni, bu duzeni nasil kurmak gerektigini anlatin herkese....

....................................

Istanbul'da bes katli bir apartmanin en ust katinda oturuyordu Cenk... Gitar caliyor arada konserler de veriyordu. Ankarada duzenlenen bir muzik festivalinde de calmisti ve o sayede bircok arkadasi vardi... Simdi hala isleyen internet sistemi sayesinde arkadaslari ile konusuyor, ve ne yapilmasi gerektigini tartisiyordu.

Simdi Atina'da yasayan Yunan arkadasi Alexis Msn hattindaydi...

Bu yeni duzen lafini edenlerin sayisi artiyor Atina'da dedi Alexis...

Her yerde artiyor dedi Cenk, konustugum herkes arttigini soyluyor. Burada Turkiyede, Romanya'da, Iran'da, Israil'de Turkmenistan'da heryerde....

Aslinda savasi sona erdirmelerinde kotu bir sey yok belki... Ama.... Bu hareket nasil bu kadar hizli gelisti? diye sordu Alexis...

Bilmiyorum dedi Cenk, su savasin bitmesini bende istiyorum, ve hastaligin cozulmesini, ve aclik tehlikesinin bitmesini... Ama yeni duzeni isteyenlerin sozlerinde hosuma gitmeyen bir sey var... Yapilmasi gerekenler yapilmadi diyorlar, ama ne yapilmasi gerekenler... Onlara gore savasi onlemek icin ne yapilmaliydi? Bunu soylemiyorlar...

Ne olabilir ki? dedi Alexis Insanlar arasindaki isbirligi, kardeslik en bastan gelisse savas cikmazdi demiyor muyuz biz de? Onlar da bunu kastediyordur.

Bilmiyorum. dedi Cenk Oyle ise neden bunu soylemiyorlar Alexis? Bence farkli bir seyi kastediyorlar... Ben simdilik uzak duralim derim bu hareketten...

Sen bilirsin dedi Alexis. Aramizda en sagduyulu sendin... Hem zaten biz olsak da olmasak da adamlar zaten cok iyi gidiyor...

..........................

Baslangicta sokak aralarindan baslamisti... Insanlarin bilmedigi, bir defa en yoksul insanlara ulasinca yukariya cikmak hic zor degildi... Daha varlikli insanlarin oldugu yerlerin kapilarinda duranlar, telefonlarina bakanlar, postalarini tasiyor, mutfaklarinda yemek pisirenler genelde bu ulkelerin en yoksul insanlari, ya da en azindan o insanlari taniyan kisilerdi. Ve bir defa tum bu insanlar sizin dediginize inaninca, daha varlikli kisilerin kapilarindan gecmek, telefonlarina cikmak, posta kutularina mesajlar birakmak zor degildi. Boylece havariler daha yukaridaki insanlara da ulasabilirdi...

.............................

Tiflis in en varlikli ailelerinin geldigi bir balo salonu idi... Davetliler sahneye cikacak unlu sanatciyi bekliyordu. Birden bire salona giren ve salona ilerleyen Otar'i gordugunde hepsi saskinlikla ona bakti... Guvenlik gorevlilerinin hicbiri harekete gececek gibi gorunmuyordu. Hatta Otar sahneye ciktiktan sonra, sahnenin etrafini sardilar, mesaj acikti, Otar konusacak ve davetliler dinleyecekti.

Plandaki degisiklik icin ozur dilerim sayin davetliler dedi Otar... Yine de boyle bir ortamda sizinle bulunmak benim icin bir zevk diye ekledi. Boyle guzel bir ortamda her zaman bulunma sansim olmuyor ne yazik ki.... Ama bilin ki davetliler, belki bir belki iki ay sonra artik boyle guzel balolarda bulunma olanaginiz kalmayacak.. Balo ne kelime, ara sokaklardaki bir derme catma evin rahatligini bile ozleyeceksiniz.

Sozlerinin etkisini arttirmak icin biraz bekledi Otar sonra devam etti.. Ey Tiflis'in en varlikli kesimi... Bakin... Paris'e New York'a Roma'ya hep ozendiginiz sehirlere... Her birinde zamaninda balolara gidenler ne halde bakin... Bakin... Savas ilerliyor, bu cozumu bulunmayan hastalik da ilerliyor. Buraya Baris Bolgesine de ilerliyor... Tek bir care var, sadece tek bir care... Guclu, barisi yeniden getirecek, zenginligi yeniden kuracak, bunun icin hicbir engelden korkamayan, hicbir seyden cekinmeyen guclu biri gerekiyor.... Bu kisinin etrafinda oncelikle hala bir duzenin korundugu Baris Bolgesi insanlari birlesmeliyiz.

Birkac saniye durarak salonda toplananlarin yuzlerine bakti, tatmin olmus sekilde gulumsedi. Simdi bu konuda biraz dusunun hepiniz... Zamaninizi aldigim icin de beni bagislayin. Guvenlik gorevlilerinin esliginde iceri giren unlu sanatciya bakti... Adamin yuzundeki korku belli oluyordu. Simdi sevgili davetliler dedi Otar, dinlemeyi beklediginiz sanatciyi dinleyebilirsiniz.

Bu sozleri soyledikten sonra, hala korkudan titreyen adamin yuzune bile bakmadan salondan cikti...

.........................................

Kudus'un yeralti mahzenlerinde odasinda Deccal Baris Bolgesinin tum ulkelerinden gelen haberleri takip ediyordu. Hersey bekledigi gibiydi. Onun adamlarini, ozellikle havarileri takip eden artik milyonlarca insan vardi. Ulkelerinde cok etkin bircok sanatci, bilimadami, siyasetci, gazeteci bile artik onu takip ediyordu. Digerleri sessizdi... Nasil konusabilirlerdi ki, o yani Deccal, o gune kadar yasadiklari en buyuk kabusun sonunu vaad etmisti... Su savasin basindan beri yasananlardan daha kotu ne olabilirdi? Artik o yani Deccal, insanligin gercek anlamda kendini bulacagi, kendisini sinirlayan herseyden kurtulacagi, o muazzam duzeni kurmak icin ilk adimi atabilirdi. Bir hafta sonra diye bildirdi 12 havariye, bir hafta icinde organize olun, ve Baris Bolgesinin tum ulkelerinde kotrolu siz ve adamlariniz ele gecirsin... Sonra da tum ulkeleri birlestirerek, tum Baris Bolgesine hakim olacagiz.... Dunya'nin ayakta kalan tek bolgesine yani...

................................................

Merhaba Baris dedi Retlaw...

Baris'in yanindaki iki melek tehdit eder gibi baktilar.

Hazar Denizinin hemen kiyi seridindelerdi. Baku Sehrinde, Baris biraz dalgin sekilde denizi izliyordu...

Sadece konusacagim dedi Retlaw, bu da yasak degil sanirim degil mi?

Tamam dedi Baris iki melege... Sadece konusmak istiyor, benim acimdan sakinca yok...

Ikinizi seyredecegiz dedi Cesaret. Sonra Bilgi de ekledi, sakin bu iblisin oyununa gelme...

Tamam dedi Baris, dikkatli olurum... Sonra Retlaw a dondu, soyle bakalim soyleyecegini Retlaw.

Niye geldigimi biliyorsun sanirim Baris dedi Retlaw...

Biliyorum dedi Baris. Deccal in tum soyledikleri, adamlarinin anlattikleri, hepsi....... Baris sozunu tamamlayamayarak sustu...

Retlaw araya girerek Hepsi dedi savasi sona erdirmek ve baris i baslatmak icin... Ve biliyorsun Baris bu amacimda ciddiyim.

Ve bu nedenle beni yaninda istiyorsun degil mi? En azindan Mehdi yi bulmamami istiyorsun? diye sordu Baris.

Evet dedi Retlaw, bize katilmani umuyorum Baris... Su ana kadar yasadiklarini dusun, tum insanlik tarihini bir dusun... Duzen hep savasin uzerine kuruldu... Ve sen her zaman ama her zaman Baris bu duzenin aci ceken parcasi idin her zaman.... Ben savas istemiyorum Baris ben Baris istiyorum. Yeni bastan kurulacak bir Dunya'da yeni bastan kurulacak bir Baris...

Senin kuracagin baris savastan bile beter olacak Retlaw biliyorum ben bunu...

Oyle diyorlar degil mi? Retlaw in kuracagi baris kotu olacak diyorlar. Niye? Cunku Baris, barisi saglamak icin ugrasabilir, ama oyle istedi herseyi yapamaz. Dunya Baris i sevmiyorsa Baris bunu kabul etmeli Dunya'yi oyle en bastan kurmak icin ugrasmamali... Cunku en bastan kurulan Dunya Savasin Dunyasindan bile kotu olur. Boyle diyorlar... dedi Retlaw sonra da devam etti.

Oyle mi Baris? Baris bu Dunyada ugruna herseyi goze alacak kadar onemli bir sey degil mi? Sen soyle... Savasin yarattigi tum acilari kesin olarak bitirmek herseye ama herseye degen bir sey degil mi? Soyle Baris... Seni sadece Dunyanin onemsiz bir parcasi olarak gorenlerin sana soylediklerini tekrar dusun Baris.... Senin temsil ettigin deger, Dunya'nin en onemli degeri degil mi?

Yuzunu burusturdu Baris, bilmiyorum dedi.... Soylediklerin beni.... dusundurdu Retlaw... dedi bir iki saniye durakladiktan sonra ekledi Ama simdi gitmeni istiyorum.

Sen bilirsin Baris, dedi Retlaw... Dusun... Oncelikle sunu dusun... Sen Baris Dunya'nin en onemli degerini temsil eden melek misin? Yoksa kucuk, Dunya var oldukca caresizce bitmeyen savaslari izleyemesi gereken onemsiz bir melek misin?

Bu sozleri soyledi Retlaw ve sonra ortadan kayboldu...

Baris kendi kendine fisildadi. Neden? dedi, Neden Retlaw, her seferinde tam da akillarinin en derinlerine gomdugum o sorulari hatirlatiyorsun, hem insanlara hem meleklere?

Kibirin, kendini fazla onemsemenin kotu oldugunu biliyordu Baris. Ve onun durumunda bu, Dunya'da Barisin kurulmasini icin neyi goze alip alamayacagi ile ilgiliydi... Yine de dusunmeden edemiyordu. Kiyametin ve Savasin devam etmesi icin mucadele eden tarafa yardim ediyor. Bir sekilde, ne sekilde olursa olsun bir sekilde bir Baris kurmayi vaad edenlerin karsinda yer aliyordu.... Elbette sonucta o bir melekti, ama bunun otesinde, kendi varligini, sadece kendisine ait varligi inkar edebilir miydi?

by Walter » Sat Nov 06, 2010 6:14 am

"Duydukki bir savaş olacakmış ?" diye bir ses duydu Barış yolda giderken , "Bu senin durumuna ters düşüyor öyle değil mi ?"

"Bence de öyle." dedi biri daha barışın önüne dikilerek.

"Sizin burada ne işiniz var." dedi, Barış karşısına gelen iki adam bakarak.

"Bizi Mikhail gönderdi." dedi ilki, iri bir vücudu vardı, gürleyerek konuştu. " Senin gibi bir salon beyfendisini kolay lokma sanabilirlerdi."

"Nitekim Merak bu yolla yok edildi." dedi sesi daha sakin olan adam başını önüne eğmiş öyle konuşuyordu.

"Bilgi, Cesaret." dedi Barış şaşkınlıkla, "Siz beni miğ koruyacaksınız."

"Aynen." dedi iki melek aynı anda....

Savaşlar devam ediyordu dünya nerdeyse top yekün savaş halindeydi, kimsenin ne yapacağı belli olmuyordu. Dünya fokur fokur kaynarken. Dört Atlı Gizli bir tapınakta oturuyor, endişeli görünüyorlardı.

"Durum karıştı." dedi Hastalık asık bir suratla, "Ã?oğu ölüm hastalıktan olmuyor, nükleer bombalar aktif hale geçince kimse hasta olmayacak."

"Ã?yle deme." dedi Ölüm gülümseyerek. "Bu Radyasyondan olan hastalıkları arttırıp ölümleri çoğaltır."

"Kesin şu saçmalığı." dedi Savaş, "Çok büyük güç odakları oluştu yaptığımız bu iş boyunca Retlaw ve günahları Deccal ve adamları, Birde melekler, aralarındaki savaş sadece dünyevi şeyler olmayacak. Azrail'e karşı rahat konuştum ama bizimde gücümüz tükenebilir üstelik Retlaw bize bu kadar hırslıyken.

"O başındaki meleklerle uğraşsın." dedi Açlık, "Durup duruken bir meleği öldürdü, şu ana kadar bu savaşların makul seviyede olmasını isteyen şeytan sonunda çıldırdı. Ortalığı birbirine katacak."

"Bizde onu izleyeceğiz." dedi Ölüm gülümseyerek.

"Birden bire bu kadar değişmiş olamaz, bir şey yüzünden harakete geçti. Tam da Deccel'ın çıktığı sırada." dedi Savaş, "Ayrıca kardeşim gelip, Mehdiyi benden bulmamı istedi. Çok tuhaf."

"Neden biz mehdiyi bulup onlardan önce öldürmüyoruz,." dedi Ölüm ellerini ovuşturarak.

"Bu şekilde Retlaw'ın ekmeğine yağ sürmüş oluruz." dedi Savaş başını ellerinin arasına almıştı."

"Retlaw delinin teki ne yaptığını bilmiyor mehdi ile alakası olacağını sanmıyorum." dedi Açlık homurdanarak.

"Onun bir planı var" dedi Savaş düşünceyle "Bir planı var ve biz onu şu anda bilmiyoruz."

******

"Onu bulabilecek mi sence ?" dedi İsrafil, gökyüzünden barışı izliyordu

"Bunu zaman gösterecek." dedi Mikhael "Önemli olan bulunduğunda Mehdi'nin güvende olduğundan emin olmak."

"Merak etmeyin." dedi Cebrail, "Bunun için orada ben olacağım..."

by Firble » Sat Oct 30, 2010 11:09 am

Bir zamanlar Ortadogu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya olarak adlandirilan, son savasin cikisindan itibarense Dunyanin hemen her yerindeki insanlarin kisaca baris bolgesi olarak adlandirdigi bolgede catismalar hizla yayiliyordu. Birbirleri ile catisan insanlari bolecek kesin cizgiler olusmamisti henuz bu sayede devletler catismalari kontrol altinda tutabiliyorlardi. Ama zaten Deccal in da istedigi buydu, kesin bir kaos degil, yavas yavas kaosa ilerlemekte olan bir ortam... Boyle bir ortamda insanlari kolayca etrafinda toplayabilirdi. Bunu yapmaliydi, cunku Deccal in gucu oncelikle onu takip edecek insanlardan gelecekti.

Kudus sehrinin yer alti mahzenlerinde basitce dosenmis odada onuc kisi bir masanin etrafinda toplanmisti. Masanin basinda bir zaman sahip oldugu ismi unutmus kisacasi Deccal olarak adlandirilan kisi vardi.

Diger kisilerse, o gunun Baris bolgesi olarak adlandirilan bolgesinin en etkili ulkelerinden gelen kisilerdi. Turkiye, Yunanistan, Israil, Gurcistan, Arabistan, Kazakistan, Iran, Sirbistan, Romanya, Bulgaristan, Misir, Ermenistan ve Turkmenistan'dan gelen tam 12 kisi vardi... Zamaninda Isa peygamberin sahip oldugu 12 havariya karsilik Deccal e ait 12 Havari... Deccal onlari, Dunyanin farkli yerlerine yayilmis, yillardir onun gelisini bekleyen binlerce insanin arasindan secmisti.

Sonunda ortaya ciktiniz, dedi Turkiye'den gelen Cenk.

Dogrusu bu son savas basladigindan beri bekliyorduk diye ekledi Yorgo...

Oyle dedi Deccal once ikisinin sonra da diger on kisinin uzerinde goz gezdirerek. Bu savaslar, bu... kehanetlerde bahsedilen kaos devri dusundugumden erken basladi. Ama tam olarak zamani kim tahmin edebilir ki....

Oyle ise yeni duzeni kurmaya artik baslayacagiz dedi Iranli Farhad ...

Evet baslayacagiz dedi Deccal. Bu kaos bize hep o hayal ettigimiz sahneyi hazirladi... Bir yandan savasan karmasa icindeki bir bolge... Bir yandan catismanin, hastaliklarin, acligin kendi yasadiklari yerlere de ulasacagindan korkan insanlar... Ustelik de simdi korkulari gerceklesmeye basliyor.

Insanlar kurtarici bekleyecek dedi Misirli Sadik.

Evet bekleyecekler dedi Deccal, Bu da onlari insanligin gercek anlamda yukselisinin baslayacagi duzeni kurma konusunda ikna edecek... Oncelikle Baris Bolgesinde olanlari, sonra da adim adim duzen bugun savasin oldugu bolgeye de yayilacak...

Gorevimize ne zaman basliyoruz diye sordu Romanyali Vlad...

Hemen dedi Deccal, hepiniz kendi ulkelerinize gideceksiniz, teknolojik olanaklarda size yardim edecek, ama once sokaklardan baslayacaksiniz... Elinizden gelen en hizli sekilde olabildigince cok taraftar toplayacaksiniz ve onlari devletlerin kontrolunu benim elime gecmesi icin mucadele etmeye ikna edeceksiniz. Boylece de, Baris Bolgesinin uzerinde, yeni duzeninin yaratacagi devlet kurulmus olacak...

13 Adam bu konusmalari yaparken, Baris kardesi Savasla Istanbul Kapili Carsinin Cay Bahcesinde bulusmustu. Musteri sayisi cok azalmis bile olsa dukkanlar acikti ama insanlarin surati asikti.

Seninle konusmak icin hic de hevesli degilim dedi basladi soze Baris. Ama saniyorum oyle bir noktaya geldik ki seninle konusmak zorundayim. Cebrail in soyledigine gore Deccal yeryuzunde su anda.... Bunun anlamini biliyorsun... Kiyametten bile daha korkunc bir seyler baslayabilir. Cebrail benden Mehdi'yi bulmami istedi, biliyorsundur, kehanette Deccal ile ancak onun bas edebileceginden bahsedilir. Ben de yardim edebilirsin diye dusundum.

Savas elini cenesini uzerine koydu dusunceli sekilde, eger isler bu noktaya geldiyse Deccal yakinda harekete gececektir, ve efsanedeki gibiyse de hele ilk basta cok etkili olacaktir saniyorum.

Oyle ise sen ne yapacaksin? diye sordu Baris Savas'a.

Henuz bilmiyorum, biz Dort Atli ya verilen gorevler aciktir biliyorsun... Ama isler eger bizim icin uygun degilse o zaman biliyorsun geri cekildigimiz donemler de olur, eger Deccal in gelmesi bunu gerektirirse yine geri cekilebiliriz.

Geri cekilmeniz yetmeyebilir dedi Baris, hepimizin, meleklerin de duruma mudahale etmesi gerekebilir.

Biliyorsun dedi Savas, Deccalle ya da baska bir dusmanla mucadele ederken bile biz meleklerin dogru seyi yapmasi yetmez, ayni zamanda dogru zamanda yapmasi gerekir, biz Dort Atlinin isi cok acik, eger tum melekler Deccalle mucadele icin isini terk ederse Dunya nasil bir yer olur dusunsene...

En azindan Mehdi'nin bulunmasina yardim edebilir misin diye sordu Baris.

Her zamanki gibi sabirsizsin kardesim. Eger Mehdi ortaya cikacaksa o da dogru zamanda cikmali.. Herseyden once onu ortaya cikartacak olan insanlarin inancidir denir... Henuz insanlardan da boylesine bir inanc beklemek icin erken. Korku her yanlarini sarmis durumda... Ama zamani gelecek...

Senin bu sogukkanliligindan nefret ediyorum dedi Baris...

Eh benim gibi karizmatik bir kardesi kiskanman dogal tabii dedi Savas masadan kalkarak, Ben kalkiyorum, sanirim bir satranc takimi alacagim kardesim diye ekledi, belki seninle de bir ara oynariz, son 400 yildir mac yapmadik, tabii ondan onceki 4000 macin hepsini ben kazaninca... diyerek bitirdi sozlerini dudaginda belli belirsiz bir gulumseme ile...

Baris Savasin bu halinden nefret ediyorum dedi elini ciplak tahta masaya vurarak, sonra masalarin arasinda dolasan siparisleri alan adama seslendi. Bir cay daha alayim ben, koyu olsun...

by Walter » Fri Oct 29, 2010 5:47 am

"Orada ölüm yok...."

Deccal, Kael Bin İzhad son darbesiyle arabistan çöllerinin ortasında bulmuştu kendini bilmediği barış bölgesinin orada. İnsan Suretinde Kael hiç bir kimse içinde en yakın şehire doğru onu izleyen kızgın güneşle beraber ilerledi Bu şehir Mekkeydi.

****

"Ne diye bir Meleği öldürdük Retlaw." diye kükredi Ã?fke....

"Hiç kimse beni küçük düşüremez Ira, bu ne dört atlı ne de Uriel, hiç kimse küçük düşüremez..." dedi yavaşça ilerledi. Dünyanın her yerinde ortadoğu hariç her yerinde savaş devam ediyordu. Bu küçük balkan ülkesi huzurluydu tekrar birleşmenin mutluluğunu yaşıyordu. İki adamda bu kalabalığın arasında tatışmaktaydı.

"Kıyameti hiç istemeyen sendin kıyamet senin ölümün demek bunu biliyorsun, Neden bir meleği öldürüp bunu bir savaş haline getirdin ha ?"

" Ã?ünkü hiç kimse beni küçük düşüremez." dedi Retlaw gülümseyerek, "Melek öldüğüne göre anlaşma bozuldu, Deccal erkenden harakete geçti. Artık bazı şeyler değişti herşey olmak zorunda olduğu gibi olmayacak. Yani Kıyametten önce ya da sonra ölmeyeceğim. Deccalın kalbini ele geçirdiğimde güçlerim artık onun bile üzerinde olacak..."

Ã?fkenin yüzü korkuyla, büzüldü ama bir şey demedi ne de olsa şeytanların babasına karşı çıkamazdı. Onun yerine başka bir şey sordu. " Neden buraya ikimiz geldik ?"

"şu an yapacağımız şey için ikimiz yeterizde ondan ?" dedi Retlaw, "Hem burası sana nostaljik gibi gelmedi mi ?"

"Hı, evet burada bir sırpı çoşturup prensin birini vurdurmuştuk da savaş başlamış..." bir an duraksadı. "Yoksa burada da...."

"Aynen İra aynen şu çocuğu görüyor musun ?" dedi Retlaw genç bir adamı gösterdi elini çantasına sokmuştu kararsızca etrafa bakıyor, bu ülkeleri birleştirmiş balkan liderlerine nefretle bakıyordu.

"Hadi şu çocuğu biraz ikna edelim." dedi şeytan gülümseyerek. Adam içinde öfke ve kibir duygusuyla kararsızlığı kayboldu silahını çıkarttığı gibi ateşledi. Lideri Göğsünden üç kez vuran çocuk kaçmaya başladı. Ve ortama kargaşa hakim oldu. Bu balkanlarda ve ortadoğuda olan savaşın ufak bir başlangıcıydı.

"şu dört atlı artık dikkatli olsa iyi olur." dedi Retlaw " Ã?ünkü Yeni Tanrı ben olacağım..."

*****

"Yapacak bir tek bir şey var." dedi Cebrail, "Azrail dışında biz gökten inemeyiz o ise meşgul bu aralar bunu ancak sen başarabilirsin Barış,"

"Ne istiyorsunuz." dedi Barış saygıyla baş meleğin önünde eğilerek.

"Mehdiyi bulmanı..." dedi Cebrail kararlılıkla...

by Firble » Thu Oct 28, 2010 12:34 pm

Isvicre'deki Alp Daglarinin en unlu kayak tesislerinden birindeydiler. Tesisler bombostu. Her yer terk edilmisti. Yine de Savas, tesisin en luks lokantasini bir anda eski haline yakin bir hale sokmayi basarmisti. Ama bugun Savas in degil Hastalik in gunu idi...

Evet sonunda tasarladigim hastalik isini gormeye basladi. Ozellikle Avrupa'da olen insan sayisi onbinleri buldu bu hafta neredeyse.... Avrupalilar tabii yoksullugu yillardir yasamadilar, o nedenle en dayaniksiz olanlar onlar... Ama Guney Amerika ve Hindistan, Cin de Avrupa kadar kotu durumda... Afrika Amerika ve Avusturalya'da olumler daha az, buralarda insanlar daha fazla kucuk yerlerde yasiyor, hastaligi bulastirmak zor oluyor tabii. Ama tum Dunyada sanirim bundan sonra her hafta yuzbin insan bu hastaliktan olecektir.

Peki ya baris bolgesi diye sordu Olum Hastalik'a

Orada henuz olum yok. dedi Hastalik... Hasta insanlar hastanelerde daha iyi kosullarda bakiliyor, eh sonucta savas yok orada Aclik da yok henuz... Bu da orada hastalik in ilerlemesini geciktiriyor. Birkac saniye durup ekledi. Ki bu da bizim istedigimiz bir durumdu sanirim.

Elbette ki oyle... Zamani gelmeden oradaki insanlarin buyuk sorunlarla karsilasmalarini istemeyiz.

Aklima takilan bir durum var dedi Aclik. Biliyorsunuz, kiyamet yaklastikca ortaya cikacak bir suru alametten bahsediliyor. Eh gorunen o ki kiyamete de yaklasiyoruz. Bu alametler ortaya cikarsa, ya da ciktiginda biz ne yapacagiz.

Savas yuzunu hafifce burusturdu. Biliyorsun Aclik, bizim gorevimiz kiyameti getirmek ve sadece bu... Ama kiyamet gelirken nelerin olacagini tam olarak biz de bilemeyiz. Tek yapacagimiz, cok acil bir durum olmadigi surece, oncelikle gorevimizi en iyi sekilde yapmaktir.

Muhtemelen, Kibir ve Yedi Gunah icin kiyametin gelmesi buyuk bir firsat olacak diye gorus belirtti Hastalik.

Elbette dedi Savas, kiyamet cogu insanin Yedi Gunahtan birini islemesine, kisacasi onlarin eline dusmesine olanak saglayacak, ama tabii bu konuda bir sey yapamayiz ne yazik ki... Yalniz.... Dunya'nin ters yuz oldugu boyle bir zamanda Yedi Gunah bununla yetinmeyebilir.

Tum evreni alt ust etmek icin zamanin geldigini dusunecekler dedi Aclik...
Peki bu durumda biz ne yapacagiz?

Isimize bakacagiz dedi Savas... Biz isimize bakacagiz.

Dort melek yeniden bir araya gelmisti. Yeryuzunde yasayan insanlarin hayal edemeyecegi bir ortamdi. Bilinen anlamda madde burada yoktu. Isik her saniye her an sekil ve renk degistirerek meleklerin etrafini sariyordu.

Azrail konusmaya basladi.... Tum bu olanlarda en basindan beri bir gariplik oldugu acik sanirim. Kiyamete dogru gidiyor bile olsa her sey olmasi gerektigi gibi gitmiyor.

Cebrail sordu. Israfil, kiyamet konusunda en fazla bilgisi olan sensin. Tum bu olanlar olmasi gerekenler mi, yoksa bizim olanlara mudahale etmemiz gerekiyor mu?

Israfil, Ben dedi sadece kiyameti kesin zamani geldiginde bilecegim. Kesin zaman benim bile tam olarak bilmem imkansiz... Ama... diye ekledi. Kiyamete giden surece gelince... Dunya yok olusa dogru giderken, olmasi muhtemel bazi olaylar vardir. Eger gercekten kiyamet yaklasiyorsa en azindan bunlarin bir kisminin olmasini bekleyebiliriz.

Deccal dedi Cebrail... Onun ortaya cikmasi ve tum insanligi karmasaya suruklemesi muhtemel...

Zaten insanlik karmasa icinde dedi Azrail...

Bu karmasa hic bir sey degil dedi Mikhail... Tum bu olanlar doga kurallarina aykiri degil su anda... Yasadiklari tum dehsete ragmen insanlar hala kurallari belirli bir Dunyada yasamanin rahatligi icindeler, bu rahatligi fark etmeseler bile... Oysa Deccal kurallari degistirecek bir varlik... Hem de bunu muhtemelen insanlardan alacagi gucle yapacak...

Peki biz melekler Deccal ortaya cikarsa ne yapacagiz. diye sordu Cebrail..

Deccal in gucu ve tam olarak nelere yol acacagini bilmiyoruz. Ama yedi Gunah in onu kiyamet yaklasirken insanlari gunaha suruklemenin otesinde amaclarla kullanmak da isteyecekleri neredeyse kesin... Ve en azindan bunu denemelerine izin verilebilir dedi Israfil birkac saat once Savas in sozlerini farkinda olmadan tekrarlayarak. Ve o zaman kiyamet sadece insanlar degil, melekler icin de bir sinav haline gelir. diye de ekledi.

Oyleyse dedi Cebrail, biz melekler hazir olacagiz.

by Walter » Wed Oct 27, 2010 5:01 am

" Yapma neden çıkamayacağını söylüyorsun ki."

"Vakit gelmedi."

" Vakti biraz ileri aldılar diyelim, ya da o dörtlü böyle bir şeyler yaptıı. Felakete hoş geldin. Neler yapacağını gerçekten merak ediyorum."

Karanlık içinde çukuru kazan mavi gözlü adam duraksadı arkasından onu ikna etmeye çalışan adamın ayak sesleri ona hızla yaklaşmaktaydı. Elinden kazmayı bırakıp Adama doğru döndü, Ona doğru dönerken yakışıklı yüz hatları soldu sol gözü kırmızılaştı.

"Emin misin ?"

"Tabi... ehmm adım gibi."

"Sen bunu söylüyorsan birileri sorumluluğu almış demektir, o zaman artık özgürüm. Sen dört atlının mı elçisisin."

"Evet, kısmen öyle." dedi ayaklarını hafifçe yere vurarak.

"İyi, çok iyi." dedi adam gözleri kıvılcımla parlayarak yeryüzüne doğru toprağı hızla delmeye başladı. "Artık özgürüm." dediği duyuldu delip yukarı çıkmadan önce....

"Ohhh Süper, deccal artık özgür." dedi bariz bir rahatlamayala sonra telaşla arkasına baktı. " Yaptım gördün mü şimdi söyleyecek misin."

Arkada toprağın içinden tanıdık bir yüz çıktı "Tabi Merak, söyleyeceğim, cehennemin sırlarını merak ediyorun öyle değil mi ? "

"Tabi tabi çok merak ediyorum Retlaw çok."

"Ah" dedi Retlaw gülümseyerek Merak'ın omzunu tuttu. " Göstereyim."

Birden görüntü değişerek cehennemin dumanlı karanlık alevli topraklarına girdiler, içeride şeytanlar bir meleğin buraya adım attığını görünce hemen etrafını dizdiler. dilleriyle sivri dişlerini yalıyor meleğe bir yiyecekmiş gibi bakıyorlardı.

"Oh oh cehennem çok çok farklıymış çıkar beni burdan Retlaw çıkar..." dedi merak çığlıkla

Retlaw onu tuttuğu gibi, şeytanların ortasına attı.

"Parçalayın."

şeytanlar iştahla meleğin üzerine çullandılar. Retlaw onları umursamadan ilerledi, ilerde altı arkadaşı onu bekliyordu.

"Biri gitti." dedi yavaşça "Artık savaş başlayacak..."

by Firble » Sat Oct 23, 2010 4:15 pm

Sidney Opera binasının yıkıntılarının üzerindeydi Savaş. Moloz yığınlarının arasında, şehrin farklı yerlerinde insanlar yiyecek bir parça yemek bulmak için uğraşırken o lüks bir otelin salonundaymış gibi kahvesini içiyor ve tatlısını yiyiyordu. Belki de en kendine özgü yanıydı Savaş'ın ortalık karıştıkça o daha da sakinleşir, sanki her şey her zamankinden normalmiş gibi davranırdı. Ama bu defa her şey normal değildi.

Uzaktan beliren İskelete benzeyen meleğin giderek kendisine yaklaşmasını bekledi. Melek yeterince yaklaşınca, Ah dedi Azrail, yine her zamanki gibi çok şıksın. Kahve alır mısın bu arada dedi, içinde kahve bulunan termosu göstererek.

Sen dedi, Azrail Savaş'a, Duyduğum kadarı ile Atlıların liderliğini üstlenmişsin Savaş. O halde her şeyin sorumlusu sensin.

Eh Ölüm son derece iyi bir lider aslında, hala da resmen liderimiz o. Ama insiyatifi bana verdi bu seferliğine. Sana çok benzediğini söylemiş miydim bu arada Ölüm'ün.

Sözlerimi çarpıtma sakın Savaş. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ölüm listelerini kontrol ettim. Ölmesi gerekenden çok daha fazla insan ölmüş. Sayıları da giderek artıyor. Söyle ne yapmaya çalışıyorsunuz.

O anda dev bir patlama sesi duyuldu. Sidney şehrinin insanları arasındaki savaş.

Ne yapmaya çalışıyorduk diye sordu Savaş, kendi kendine düşünüyormuş gibi görünerek. Ha hatırladım. Sanırım Azrail, biz kıyameti getirmeye çalışıyoruz. Evet dediğin gibi son zamanlarda çok insan öldü, sayıları da giderek artıyor. Ne dersin, acaba kıyamet yakın olabilir mi?

Ben Azrail'in Savaş, siz dört atlı bana karşı gelemezsiniz.

Yanılıyorsun Azrail. Sen, ve diğer melekler sizlerin sorumluluğu bu Dünya'nın düzenini sağlamak... Bizler ise zamanı geldiğinde bu Dünya'nın sonunun gelmesine katkı sağlamak için buradayız. Görevlerimiz farklı Azrail. Yoksa neden, sen varken aramıza bir Ölüm daha eklesinler ki.

Azrail bir süre sessiz kaldı. Sonra devam etti. Bu konuyu diğer meleklerle toplanarak konuşacağız Savaş. Unutmayın amacınız onu yok etmek siz de şu anda bu Dünya'nın parçasıyız. Ve biz bu Dünya'dan sorumluyuz.

Ama biz bu Dünya'nın doğal parçaları değiliz Azrail. Bir tür yabancı madde gibiyiz. Değil mi? Bizlerin, kaçınılmaz olarak gelecek kıyametin dört atlısının işini yapmayı engellemek, Dünyadaki kimi insanların kaçınılmaz ölümü engellemeye çalışması ile aynı şey değil mi?

Azrail bir kere daha asık bir suratla Savaşa baktı. "Dediğim gibi Savaş. Bu konuyu konuşacağız." dedi Savaşa. Uzakta, Sidney kentinin öbür ucunda bir patlama sesi daha duyuldu. "Kutlarım bu arada Savaş. Kıyamete gerçekten yaklaşmış görünüyorsun. Ama unutma bu Dünyada olan herşey bizi ilgilendiriyor. Kıyamet bile" dedi Savaşa. Sonra yavaş yavaş gözden kayboldu.

"Haklısın Azrail" dedi Savaş. "Ama öyle bir an gelir ki kıyameti kimse engelleyemez. Siz bile"

Barış hala anlamaya çalışıyordu. Neden? Neden Savaş, Dünya'nın yıllardır hiç savaş görmemiş bölümlerinde bir savaş başlatmıştı da, yıllardır savaşın içinde hapsolmuş bölgelerde bir barış döneminin başlamasına izin vermişti. Gerçi hakkını vermek lazımdı. Afrika, Latin Amerika ve Uzak Doğuda yakın tarihte az savaş görmemişti ve şimdi onlar da bu çılgınlığın parçası idi. Ama Dünyanın tam ortasında koskoca bir bölge....

şimdi ülkelerin ortasındaki Savaş artık onun önlemesi neredeyse imkansız hale getiren bir hal almıştı artık kimin kimle savaştığı belli değildi. Hastalık ve açlık önceleri ideolojiler ve hatta vatan savunması için yapılan savaşları basit bir şekilde var oluş savaşlarına dönüştürmüştü. Ölkelerin liderleri hala umutsuzca içerideki ve dışarıdaki düşmanlarını bir çırpıda yok etmenin planlarını yapmak istiyordu. Savaş bölgelerindeki büyük şehirlerin çok azı yıkıntıya dönüşmemişti.

Barış şimdi, bu savaş çılgınlığından kaçmak isteyenleri olabildiğince en hızlı yoldan Barış bölgesine gitmesine katkı sağlamaya çalışıyordu. Dünyanın geri kalanındaki savaş elbette bitecekti. O zaman belki bu barış bölgesinde hayatta kalan medeniyetin tüm Dünyayı yeniden inşaa etmesini sağlayabilirdi. Ya da sağlayabilir miydi? Savaş, bu barış bölgesinin var olmasına ne kadar izin verecekti? Amacı kıyameti getirmek değil miydi? Ã?yle ise eninde sonunda kıyamet bu bölgeye de gelmeyecek miydi? Barış şimdilik bu konuyu düşünmemeye çalıştı. Barış bölgesindeki insanların birbirleri arasındaki kardeşliği elinden geldiğince güçlendirecek. İlerideki olası oyunlara onları hazırlamaya çalışacaktı. şimdilik elinden gelen buydu.

by Walter » Thu Oct 21, 2010 6:20 pm

Haberler gittikçe yayılıyordu, savaş ve kan ölen onca insan işlenen bunca günah, Retlaw gazetesini okuyordu. şu durumda olmaması gereken şeyler oluyordu ve bunun onunla bir bağlantısı yoktu. O yüzden Napolinin bir kasabasında kahvesini yudumluyordu sadece Beş şehirde oluşan tahribat yıkım ve ölüm acaba Pax bu konuda ne yapacaktı. Barış bölgeleri oluşturmaları çok ironikti... Ortadoğuda barış avrupada savaş buna ancak aptallar kanardı.

Gazetesinden başını kaldırıp baktığında gölgeler içinden birininin yanına geldiğini gördü karanlık yüzünde derin bir öfke vardı.

"Anlaşmamız vardı sen onu bozdun," dedi sert bir sesle masaya yumruğunu vurdu, masa ikiye ayrıldı. Karanlıın gücü öfke öfke kabarıyor adamın üzerinde kukuletalı bir pelerin oluyor gibiydi.

Retlaw ayağa kalkarak iki adım attı. " Bir tek tırpanın eksik Uriel, olanların benle ilgisi olup olmadığını nerden çıkardın. "

"Lucifer ya da şeytan kendini hangi adla çağırıyorsan Dört atlıdan sonra senin hesabını sormaya geleceğim..." dedi ve gözden kayboldu....

Retlaw şaşkınlık içinde orada kalakaldı. Azrail'le anlaşmasını bozacak hiç bir şey yapmamıştı. kuralları bozan onlardı sadece, Azrail'İn bu tavrı meleklerin ona karşı tavır alması demekti. Mikhael bunu biliyordu ki tepesine bunu göndermişti...

İblislerle meleklerin savaşı başlıyor gibi görünüyordu, Üstelik vaktinden önce, hepsi bu salak dört atlı yüzündendi, duyguları geri çekmekte çok geç kalmıştı, oyun üzerine oyun, ayağa kalktı tuvalete gitmek ister gibi kapıya doğru yürüdü kapıyı açıp kapadığında cehennemdeydi...

Yapılacak iş çoktu.......

by Firble » Thu Oct 21, 2010 1:58 pm

"Bir sonraki asama..... "

Paris in unlu kafelerinden birinde oturan dort alimli hanimdan birisi idi bunu diyen. Baslayan savas Dunyada, ve bu arada Fransa'da da bircok sehre buyuk zarar vermisti. Yine de ulkeler kimi buyuk sehirlerini yikimlardan korumayi basarmislardi. Cunku bu sehirlerin ayakta durmasi ulkelerdeki insanlarin morellerini korumasi icin cok onemliydi.

Evet alimli hanim, yani daha dogrusu alimli bir hanim kiligin girmis Savas da tam da bundan bahsediyordu.

Bir sonraki asama, insanligin barisa olan inancini yikmak, onlarin bu kaosun artik onlenemeyecek duzeye geldigine inanmasini saglamak. diye devam etti.

Iyi de Dunyada hic savasin olmadigi bir baris bolgesi olurken bunu nasil basaracagiz? diye sordu Aclik.

Sorun degil, dedi Savas. Insanlarin en sevdigim yani belli guc simgelerine cok fazla anlam yuklemleri. Guclu olduklarina hic yikilmayacagina inandiklari bir sey yok oldugunda alt ust oluyorlar. Ve en fazla anlam yukledikleri guc simgeleri de muhtemelen sehirler. Bir iki saniye durup ekledi. Roma sehrinin yikilisini hatirlarsiniz.

Nasil hatirlamam, dedi Hastalik kanalizasyon sistemleri temiz su kaynaklari yok olmustu. Kiyamete en cok yaklastigimiz zamanlardan biri idi sanirim.

Evet dedi Savas, cunku Roma hic yikilmayacak bir sehirdi, ve o yikildigi an, insanlarin buyuk bolumu Dunyadaki tum duzenin yikildigina inandilar. Ustelik de o zaman Romanin cokusunu Dunyaya duyuracak televizyonlar, bilgisayarlar da yoktu.

Nereye geleceksin? diye sordu Olum.

Suraya gelecegim dedi Savas. Bugunku Dunyada da boylesi guc simgesi sehirler var, guclu devletlere ait, ve bu devletlere ait gucun simgesi olmus sehirler. Bu sehirlerin en yikilmaz olanlari bir anda hep birlikte coktugunde bu baslayan kaosun tersine cevrilebilecegine insanlarin inanci cok azalacaktir. O nedenle Dunyanin savasin icine cekilmis bolumlerinde, insanlar ya savasa teslim olacaklar ya da umutsuzca barisin oldugu bolgelere kacmaya calisacaklar. Boylece biz de son asamaya gecebilecegiz.

Hangi Sehirler peki sence bugun Dunyadaki gucun simgesi olan sehirler? diye sordu Aclik.

Bes sehir dedi Savas. New York, Londra, Moskova Pekin ve de....

O anda oturduklari unlu Fransiz Kafesini titreten kulaklari sagir edecek kadar guclu bir patlama sesi duyuldu.

Evet basliyor dedi Savas. Besinci sehir Paris.

Guney Fransa hareketinin lideri sehrin dort bir yanina yayilan adamlarina talimat vermekle mesguldu. Birkac gun once Marsilyadaki isyani bastirmak icin Fransa bu sehri bombalamisti, simdi onlar bu saldirinin intikamini alacaklardi, hem de Fransanin kalbini yok ederek, gun bugundu. Konkord Meydana dogru ilerleyeceksiniz dedi bir gruba, etraftaki tum mahalleleri yakip yikin, hayir esir almayin. Sonra diger gruba Lurve muzesini siz ele gecireceksiniz dedi, tum sanat eserlerini yok edin hicbirine ihtiyacimiz yok. Sonra ucuncu gruba, evet dedi, sizin goreviniz Eyfel Kulesi... Evet sembolik bir hedef ama onemli... Evet O KULE YIKILACAAAAK. Tamam haber bekliyorum sizden...

Ayni anda New Yorkta Vahsi Batililar adi verilen bir grup Harlem uzerinden Manhattan a dogru yuruyordu. Sehirde yillardir ertelenen catisma baslamis gibiydi. Polis ve asker bu boyutta bir isyan beklemiyordu. Times Meydani savas alanina donmustu. Isyancilar binalarin icine giriyor ve temellerine patlayicilar yerlestiriyordu, gokdelenler buyuk bir gurultu ile yikiliyordu.

Londrada olaylar Parlemento binasinin onunde toplanan bir Iskoc ve Irlandali grup baslatmisti, Ingilizlerin arasina karistiklari icin bu grubu fark etmek mumkun olmamisti. Simdi Parlemento coktan harabeye donmustu, grup Buckingham Sarayina girmeye ugrasiyordu. Ingiliz Mahallerinin cogu savas alani idi.

Pekin de o gune kadar iki grup catismayi onlemeyi basarmisti. Ama bir anda Yasak Sehirde baslayan tartisma buyuk bir catismaya donusmustu. Iki grubun da uyeleri sehrin her yerinde catismaya katilmisti. Yasak Sehir buyuk olcude yangin yeri gibiydi.

Moskovadsa Ukraynalilar, Kremlin basta olmak uzere belli basli binalari kundaklamisti. Simdi bu binlarin alevleri altinda moskovanin her mahallesindeki her evi yikmaya calisiyorlardi.

Birkac saat sonra Dunyanin her yerine haberler gelmeye baslayacakti, Moskova, Paris, Londra, Pekin ve New York yaniyordu. Dunyanin en yikilmaz zannedilen bes sehri ayni anda cokmustu. Icinde milyonlarca insan barindiran bu sehirlerde hayatta kalabilen insan sayisi onbinlere dusecekti. Kentlerin anitsal binalari da harabeye donecekti.

Dunyanin baris bolgesinde yasayanlar bile bu haberi dehsetle izleyeceklerdi. Ustelik de bu haberi bir kotu haber daha eklenecekti. Dunyanin en iyi doktorlarini barindiran bu ulkelerin sehirleri cokerken, Dunyayi saran hastaliktan dunyanin farkli yerlerinde yasayan binlerce insan olmeye baslamisti, tek bir gunun icinde... Ustelik de bu sadece baslangicti.

Top