by Ferilien » Sat Mar 13, 2010 9:44 am
UYKU
Soğuk bir kış günüydü. Camın önündeki koltukta, oturduğu yerde uyuyakalmıştı. Yüzüne düşen ışık onu hiç bir zaman olmadığı kadar güzel gösteriyordu. Saçları yüzüne düşerdi genellikle; ama bu kez sanki o pırıl pırıl yüz saklanamasın diye geriye doğru çekilmişlerdi.
Yüzündeki o ifade bugüne kadar çok az canlıda gördüğü bir şeydi. Huzur vardı bu yüzde. Genelde o etrafta olduğunda insanların huzur, mutluluk, rahatlama gibi hisleri olmazdı; ama bu kez farklıydı. Baktığı yüzde huzur vardı. Belki de onu bu kadar güzel yapan o huzur duygusuydu. Elinde olmadan onun hep öyle kalmasını, hep ona bakmayı istiyordu. Tekrar tekrar söyledi "Hep böyle kalsa"".Ne çıkardı ki? O kadar nadir rastlıyordu ki böyle huzurlu anlara" Ama olmazdı işte, sorumluluklarını yerine getirmesi için onu uyandırması gerekiyordu. Daha uzun bir yolculuğa çıkacaktı. Üstelik onu nelerin beklediğini bildiğinden uyandırmak için daha da acele etmeliydi. Ama o kadar güzeldi ki" Zaten zor elde edebildiği bir anı nasıl harcayacaktı? Her şey göz kapaklarının bir hareketiyle bozulacaktı. Hepsinden önemlisi onu başkalarına teslim etmek zorunda oluşuydu. Onun sorumluluk alanından çıkmak üzereydi. Diğerleri de onun kadar nazik davranacaklar mıydı ona? Ama soruyu sorarken bile öyle olmayacağını biliyordu. şimdi ne kadar huzurluysa onların yanında o kadar huzursuz olacaktı. Sorularla karşılaşacak, itiraflarda bulunacaktı, çok zor bir yoldan geçecekti. Sonrasındaysa cezasını çekmek için götüreceklerdi o adını bile anmak istemediği yere. Neden böyle olmuştu? Ne yapmıştı o naif ruh? Hem böyle bir uykuyu hem de böyle bir cezayı hak etmek için? Onu sorgulayacak olanlar, bu halini görselerdi inanabilirler miydi, itiraf edeceklerini yaptığına? "Hayır" dedi. Onlar bile inanamazdı. Sonra durup düşündü neden bu kadar huzurluydu ki, nasıl olurdu? Hiç mi düşünmemişti başına gelecekleri?"Hayır"dedi yine."Düşünseydi zaten insan olmazdı."En büyük hatayı yapmıştı o da olacakları düşünmeden davranmıştı. Onun da diğerlerinden bir farkı yoktu. şu anda huzurlu bir uykuda olması onu masum yapmazdı. Hep aynı soru geliyordu aklına. Peki, masum değildi de neden uyurken yüzünde o ifade vardı? Nasıl bir ikilemdi bu? Aklına takılan her soruyu sorması mümkün değildi. Kelimeleri doğru sıraya yerleştirip bir anlam yükleyebilse bile cevabını hiç alamayacaktı. Cevaplar onun işi değildi. Tek yapabileceği onu uyandırıp göndermek olacaktı. En iyisi buydu. Huzurlu bir uykuyu hak edecek kadar masumiyeti vardı demek ki.
Hazırladı kendini, son bir kez baktı o ışığın vurduğu yüze. Sonra dokundu yüzün sahibine. Göz kapakları açıldı. Gözlere bütün anlamını veren o siyah delikler birden onu görebilmek için büyüdüler. Bütün yüzü bir korku ve pişmanlık ifadesi kapladı. Kendi yansımasını gördü o siyah aynada. Bir başka insanın yüzüydü. İçinden "İşte her şey bitti, o huzur bitti artık."dedi. O gözler -tıpkı diğerlerine dokunduğunda olduğu gibi- anında ne olduğunu kavradı. Kaçacak yer olmadığını ve gitmek zorunda olduklarını anladı. Yavaşça ayrıldı oturduğu koltuktan ya da o öyle zannetti; aslında ruhu bedeninden ayrılıyordu. Ölüyordu. Son huzurlu uykusunu uyumuştu o.Her ne kadar gördüğü kişiden yani kötülüğünün dokunduğu kişiden korku duymuş olsa da iyi bir ölüm sayılırdı onunki acısız, ağrısız; ama sonrası" İşte sonrası öyle olmayacaktı. Ölüm"ü üzen de insanların korktuğu şeylerin şeklini almak değil; onların kendisini gördükten sonra karşılaşacaklarıydı.
Kendince severdi onları. Farklı bir düşkünlüğü vardı onlara. Ne kadar sevse de hep böyle oluyordu. Ona üzülmek düşüyordu. Sonunu düşünmeyen her insan onu görene kadar ciddi anlamda pişmanlık duymuyor, duyduklarındaysa hep çok geç oluyordu. Ã?yle sanıyordu ki insanların pişmanlık duyabilmek için O"na ihtiyaçları vardı. Ölüm"e"
UYKU
Soğuk bir kış günüydü. Camın önündeki koltukta, oturduğu yerde uyuyakalmıştı. Yüzüne düşen ışık onu hiç bir zaman olmadığı kadar güzel gösteriyordu. Saçları yüzüne düşerdi genellikle; ama bu kez sanki o pırıl pırıl yüz saklanamasın diye geriye doğru çekilmişlerdi.
Yüzündeki o ifade bugüne kadar çok az canlıda gördüğü bir şeydi. Huzur vardı bu yüzde. Genelde o etrafta olduğunda insanların huzur, mutluluk, rahatlama gibi hisleri olmazdı; ama bu kez farklıydı. Baktığı yüzde huzur vardı. Belki de onu bu kadar güzel yapan o huzur duygusuydu. Elinde olmadan onun hep öyle kalmasını, hep ona bakmayı istiyordu. Tekrar tekrar söyledi "Hep böyle kalsa"".Ne çıkardı ki? O kadar nadir rastlıyordu ki böyle huzurlu anlara" Ama olmazdı işte, sorumluluklarını yerine getirmesi için onu uyandırması gerekiyordu. Daha uzun bir yolculuğa çıkacaktı. Üstelik onu nelerin beklediğini bildiğinden uyandırmak için daha da acele etmeliydi. Ama o kadar güzeldi ki" Zaten zor elde edebildiği bir anı nasıl harcayacaktı? Her şey göz kapaklarının bir hareketiyle bozulacaktı. Hepsinden önemlisi onu başkalarına teslim etmek zorunda oluşuydu. Onun sorumluluk alanından çıkmak üzereydi. Diğerleri de onun kadar nazik davranacaklar mıydı ona? Ama soruyu sorarken bile öyle olmayacağını biliyordu. şimdi ne kadar huzurluysa onların yanında o kadar huzursuz olacaktı. Sorularla karşılaşacak, itiraflarda bulunacaktı, çok zor bir yoldan geçecekti. Sonrasındaysa cezasını çekmek için götüreceklerdi o adını bile anmak istemediği yere. Neden böyle olmuştu? Ne yapmıştı o naif ruh? Hem böyle bir uykuyu hem de böyle bir cezayı hak etmek için? Onu sorgulayacak olanlar, bu halini görselerdi inanabilirler miydi, itiraf edeceklerini yaptığına? "Hayır" dedi. Onlar bile inanamazdı. Sonra durup düşündü neden bu kadar huzurluydu ki, nasıl olurdu? Hiç mi düşünmemişti başına gelecekleri?"Hayır"dedi yine."Düşünseydi zaten insan olmazdı."En büyük hatayı yapmıştı o da olacakları düşünmeden davranmıştı. Onun da diğerlerinden bir farkı yoktu. şu anda huzurlu bir uykuda olması onu masum yapmazdı. Hep aynı soru geliyordu aklına. Peki, masum değildi de neden uyurken yüzünde o ifade vardı? Nasıl bir ikilemdi bu? Aklına takılan her soruyu sorması mümkün değildi. Kelimeleri doğru sıraya yerleştirip bir anlam yükleyebilse bile cevabını hiç alamayacaktı. Cevaplar onun işi değildi. Tek yapabileceği onu uyandırıp göndermek olacaktı. En iyisi buydu. Huzurlu bir uykuyu hak edecek kadar masumiyeti vardı demek ki.
Hazırladı kendini, son bir kez baktı o ışığın vurduğu yüze. Sonra dokundu yüzün sahibine. Göz kapakları açıldı. Gözlere bütün anlamını veren o siyah delikler birden onu görebilmek için büyüdüler. Bütün yüzü bir korku ve pişmanlık ifadesi kapladı. Kendi yansımasını gördü o siyah aynada. Bir başka insanın yüzüydü. İçinden "İşte her şey bitti, o huzur bitti artık."dedi. O gözler -tıpkı diğerlerine dokunduğunda olduğu gibi- anında ne olduğunu kavradı. Kaçacak yer olmadığını ve gitmek zorunda olduklarını anladı. Yavaşça ayrıldı oturduğu koltuktan ya da o öyle zannetti; aslında ruhu bedeninden ayrılıyordu. Ölüyordu. Son huzurlu uykusunu uyumuştu o.Her ne kadar gördüğü kişiden yani kötülüğünün dokunduğu kişiden korku duymuş olsa da iyi bir ölüm sayılırdı onunki acısız, ağrısız; ama sonrası" İşte sonrası öyle olmayacaktı. Ölüm"ü üzen de insanların korktuğu şeylerin şeklini almak değil; onların kendisini gördükten sonra karşılaşacaklarıydı.
Kendince severdi onları. Farklı bir düşkünlüğü vardı onlara. Ne kadar sevse de hep böyle oluyordu. Ona üzülmek düşüyordu. Sonunu düşünmeyen her insan onu görene kadar ciddi anlamda pişmanlık duymuyor, duyduklarındaysa hep çok geç oluyordu. Ã?yle sanıyordu ki insanların pişmanlık duyabilmek için O"na ihtiyaçları vardı. Ölüm"e"