Bilinmeyen Güç

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Bilinmeyen Güç

Bilinmeyen Güç

by catboy » Sun Oct 18, 2009 9:51 am

BİLİNMEYEN GÃ?Ã?

“Isı sabiti”

Sessiz olmaya özen göstererek yürümesini sürdürdü. Attığı her adım ona işkence gibi gelmeye başlamıştı. Ölüme yaklaştığını biliyordu, ama artık beklemekten yorulmuştu. Bunu kendisi için yapıyordu aslında, bu iş için gönüllü olmasının tek sebebi ondan uzaklaşabildiği kadar uzaklaşabilmekti. Onun gözlerinin içindeki parıltıyı görebilmek, teninin sıcaklığını hissedebilmek, narin sesini işitebilmek başlarda mutluluk ve huzur getirmiş olsa da hiçbir zaman ona olan hislerini açıklayamayacağını anladığı an artık huzurun yerini her geçen gün artan acı almıştı.

Elindeki notlara son bir kez daha bakma ihtiyacı duydu. Cebinin derinliklerinden çıkartması sandığından daha uzun sürmüştü çoğu yeri yırtılmış olan kâğıt parçasını. Ama hala büyük bir kısmı anlaşılır bir şekilde okunabiliyordu. En azından işine yarayacak olan kısımlar silinmemişti.

“On kala bekle, ardından hızla koş” diye sessizce okudu notu. şifreli bir şekilde yazılmıştı, eğer yakalanırsa ne için dışarıda olduğunu belli etmemesi gerekiyordu.

Yağmur şiddetlenmişti, ama bu onun hoşuna gidiyordu. Ellerindeki ve yüzlerindeki kurumuş çamurdan yağmur sayesinde kurtulmuştu. Ã?amuru hiç sevmezdi, kaşıntıya neden olurdu. Yine de yağmurun işini zorlaştırdığı gerçeğini göz ardı edemezdi. Ã?ünkü yerlerde göletler oluşmuştu ve bu sessiz olmasını imkânsız kılıyordu.

Bir göletin yanına yaklaştı ve suyun yansımasında yüzünü gördü. Belki son defa kendisini görebiliyordu. Alnının sağ tarafında yer alan yara izi hala geçmemişti. Uzamış saçlarını yara izinin olduğu yere doğru tarardı genelde, kızların yara izini görüp rahatsız olmaması için. Mavi gözünden de rahatsız olurdu, bu yüzden daha normal görünmek için kahverengi lensler takmayı tercih ediyordu.

Göletten uzaklaştı ve bir duvar dibine sindi. Siyah kot pantolonu ve deri ceketi fazla ıslandığından hareket ederken de zorlanıyordu, bu yüzden duvarın dibinde bir süre beklemeye karar verdi. Sırt çantasından girmesi gereken binanın haritasını çıkarttı.

Haritada yerler kutucuklar ve dairelerle gösterilmişti. Dikdörtgen bir kutunun çevresinde düzenli bir şekilde yerleştirilmiş dört adet kare kutu vardı. Kare kutularının da etrafında altı daire yer alıyordu. Dikdörtgen kutunun hemen arkasında ise başka bir daire vardı, bu karelerin etrafına sıralamış dairelerden daha büyük çizilmişti. Haritanın altında şekillerin anlamları verilmişti. Dikdörtgen kutu, merkez üs olarak geçiyordu. Büyük dair enerji santralini, kareler ise kışlaları simgeliyordu. Son olarak karelerin etrafına sıralanmış ufak daireler de alarm direkleri olarak belirtilmişti.

Duvarın üstünden başını hafiften kaldırmayı başardığında alarm direklerini görebildi. Uzun metalden yapılmış direklerdi ve üstlerinde de radarı andıran ufak bir cisim yerleştirilmişti. Bu cisim etraflarındaki ısı değerlerini ölçüyordu. Ani ısı farklılığı ölçüldüğünde, mesela canlı bir varlığın direklere yaklaşmasında olacağı gibi hemen alarm ötüyordu.

Direklerin yakınından geçemezdi, yoksa hemen fark edilirdi. Sol koluna taktığı elektronik saate baktı. Saat gecenin üçüydü. Ne yapacağını düşünürken başını yukarı kaldırıp yıldızları seyretti. Yağmur dinmiş, bulutlar çekilmeye başlamıştı. Yıldızlar göz kırpıyordu. Sanki yol göstermek istiyorlardı ama uzakta olduklarından ne yapmaya çalıştıkları anlaşılmıyordu.

Haritayı çantasına koyarken bir fotoğraf ilişti gözüne. Fotoğrafta kendisiyle beraber üç kişi bir deniz kenarındalardı. Güneşin gülümsemesi her birinin yüzüne yansımıştı. O zamanlar alnındaki iz yoktu. Yanında olan diğer iki kişi ise hiç onlardan ayrılmayacağını düşündüğü dostlarıydı. Ama şimdi onlardan çok uzaktaydı. Yapması gereken bir işi vardı, öleceğine emindi ama yapması gerekiyordu.

Fotoğrafın arkasındaki yazıyı okudu: “Dostlar hiç terk etmezler, yanında değillerse bil ki yanına varmaya çalışıyorlardır.”

Fotoğrafı da yerine koyduktan sonra ayağa kalktı ve ilerlemeye devam etti. Ne yapacağını anlamıştı. Ã?antasına koymasını istedikleri her şeyi koymuştu sorgusuz sualsiz, haritayı anlamıştı ama neden bu eski fotoğrafı koyması gerektiğini anlamamıştı. Onların dehasına yaklaşmayacağını biliyordu, ama bu kadar da detaylı bir plan yapacaklarını düşünmemişti doğrusu.

El fenerini çıkarttı ve sakince bir süre bekledi. Onu yakınca alarmın öteceğine emindi, çünkü fenerin ışığının yayacağı ısı alarmı çalıştıracaktı. Fenerin ışığını açtı ve saymaya başladı ondan geriye. Sayması bittiğinde feneri yere bıraktı ve hızla koşabildiği kadar koştu en yakın bir kayanın arkasına.

Fenerin alarmın ötmesine neden olacak kadar ısı yayması için on saniye beklemesi gerekiyordu. Kayanın arkasında beklerken alarmın ötmeye başladığını duydu. Kışladan çıkan kişiler doğru fenerin olduğu yere koştular.

Düşmanları ilk defa bu kadar yakından görebiliyordu. Genelde uzaktan sinsice öldürmekten zevk aldıklarından yakından kimse pek görebiliyordu onları. Yüzlerindeki yaraları metal bir maskeyle kapatmaya çalışsalar da kanlanmış gözlerini saklayamıyorlardı. Askeri üniformalarının üstünde koyu yeşil renkte yarım bir yıldız vardı, yarım yıldızın üstünde de Eras-Tus yazıyordu. Ağır silahlar taşıyorlardı, yürümelerini zorlaştırıyor olsa da silahların gücü yüzünden pek hızlı ve çevik davranmaları gerekmiyordu zaten.

“Hangi aptal fenerini düşürdü? Kapatın şu alarmı, başım şişti.” diye bağırdı subaylardan biri. Ã?niformasında yer alan kırmızı düğme subay olduğu anlamına geliyordu.

Alarmlar susmuştu. İki dakika boyunca da direklere enerji verilemeyecekti. Bu fırsatı değerlendirmeliydi. Kayanın arkasından dolandı ve çalılıklara daldı. Kışlalardan birine yaklaşıyordu. Ama varması gereken yer enerji santraliydi.

“Sinan yardım etti, şimdi de Kerem’in sırası geldi.” diye düşündü hafifçe gülümseyerek. Fotoğrafta yer alanlardan biri olan Sinan, elektrik-elektronik mühendisiydi. Ona elektronik aletler ve piller ile ilgili bir sürü şey anlatmıştı. Bir pilin insanın dokununca fark edebileceği kadar ısı enerjisi yayması için en az on saniye geçmesi gerektiğinden de o bahsetmişti.
Bu sefer çantasından çıkarttığı şeyse bir tabancaydı, ama kendisi ne olursa olsun birilerine zarar vermeyi reddettiği için ona sersemletici silah verilmişti. Kışlada kimse yoktu, ama biraz sonra el feneri sorununun çözüldüğü anlaşıldığında askerler kışlalarına geri gönderilecekti.

O da bekledi bir süre, işine yarayacak askerin gelmesini bekleyene kadar da ikinci notu hatırlamaya çalıştı, artık cebinden kâğıt parçasını çıkartmaya korkuyordu ses çıkartır diye: “Onu bulduğunda öksürdüğünü anlayacaksın.”

Top