by Aule » Thu Sep 23, 2004 4:32 am
Masaüstü oyunlarda insanların neler hissettikleri hakkında çok şey konuşulmuş, ben olaya daha farklı bir açıcan yaklaşmak istiyorum: fantazi edebiyatı ile bu edebiyatın nispeten daha maddiyata kaçan yönü olan oyunları arasındaki ilişki. Aslında bu konuda ayrı bir başlık açmak gerekirdi ama zaten forumlarda zilyar tane başlık olduğu için bunlara bir yenisini ekleyerek olayı şişirmek istemedim, bunu da belirteyim.
Kısa bir süredir bu forumu takip ediyorum ve en sık gördüğüm şey, insanların oynadıkları oyunlardan çok, okudukları eserlerden etkilenmeleri. Dahî olarak kabul ettiğim
Tolkien dışında pek çok yazar (hayal güçleri, diğer insanlardan nispeten daha fazla gelişmiş olanlar), edebi bir eser yaratmaktan çok, televizyonlarda sıkça gördüğümüz pembe dizi yaratmaktan öteye geçememiş olması ve ne yazık ki, yaratılan bu dünyaların büyüsüne kendini
fazlasıyla kaptıran insanların, bir hayalden, bir düşten, birer fantaziden öteye
asla geçemeyecek olan olaylar ya da karakterlerin peşinden çılgınca koşması. Forumun istisnasız her köşesinde bir "karakter kapışması" almış yürümüş. Yok efendim Drizzt Do'Urden'dı, yok efendim Raistlin Majere'ydi, Elminister'dı, Midnight'tı, Legolas'tı..kim kimi döver, kim kimi yener, kimin babası kimin babasından daha güçlü tartışılmış durmuş ve doğal olarak hiç bir noktaya ulaşılamamış. Sadece bu da değil, bu tartışmalar o kadar hararetlenmiş ki, insanlar forumlarda birbirlerini yiyecekmiş gibi konuşmuş, ortam gerginleşmiş, insanlar birbirlerine karşı o hayalî palalarını, hayali büyülerini hazırlamış..sefere çıkar gibi. İnsanlar olmayan bir şeyin fanatiği, bağımlısı olmuşlar (bkz. aşırı sevgi). Ã?ünkü, insanların fütursuzca peşinden koştukları bu süper kahramanlar kitaplarda insanüstü olarak anlatılmış, betimlenmiş. Yani fantazide bile fantaziye kaçmışlar. Oysa adı geçen "süper kahramanlar" pek çoğumuzun oyunlarında kendileriyle özleşleştirdikleri ve 6 köşeli basit bir zarlarla yarattıkları "sıradan" karakterlerden daha fazlası değil! Raistlin, tanrıları dize getiren bu süper-insan "aslında" 17 intelligence'a sahip basit bir büyücü, Drizzt adlı tek kişilik dark elf ordusu aslında 17 dexterity'e sahip basit bir fighter, Caramon denen ve dağları deviren savaşçı aslında zekâ fakiri bir insan..ve diğerleri

İyi hikayelerde güçlü kahramanların olması gerektiği söylenmiş. Buna alternatif olarak da drama türündeki eserler gösterilmiş. İnsanın kahraman olması için yenilmez, burnu kanamaz, kafası patlamaz, acı çekmez olması gerekmiyor. Yüzüklerin efendisini türünün efendisi yapan en önemli etkenlerden biri de bu değil midir? Dünyanın kaderini belirleyecek olan tek yüzük'ün yokedilmesini zavallı Frodo Baggins ve sümüklü Samwise Gamgee sağlamadı mı? İki küçük hobbit! Ama insanlar süper kahramanları böyle bir sahiplenmiş, onları öyle bir benimsemiş ki artık olaylar fanatizme dönmüş (Her insan bir kahranama ihtiyaç duyar ama kahraman ile efsane arasında da çok ince bir çizgi vardır). Diğer taraftan, sevdiğim tek elf olan Legolas, eserde öyle bir anlatışmış ki, ona hayran olmamak elde değil ama aynı eserden sinemaya uyarlanmış versiyona bakınca insan hayran olmaktan çok (13-14 yaşındaki toy kızlar istisnadır) insanın "oha!" şeklinde basit ve oldukça net bir şekilde tepki verdiği bir "şey"e dönüşmüş, "şey" diyorum çünkü fantazi bile öyle fantazi olmuş k,i artık ipin ucunu yakalamak mümkün değil. (Yönetmen Peter Jackson ve senarist ekibe herhangi bir eleştiride bulunmuyorum, mükemmel bir iş çıkarmışlar, ayrı bir tartışma konusu). İnsanların eğlenmeleri, hoş vakit geçirmeleri hatta belki de sadece vakit öldürmeleri için [peynir ekmek gibi satılıp, çuval çuval para getirmesi için, daha sonradan "yahu biz bunun oyununu niye yapmıyoruz?!" diyip çuval yerine kamyon kasasıyla para kazanmak için yaratıldığını söyleyip,
tüm gerçekleri söylemek istemiyorum, bazılarımızın [u[hayal[/u]leri kırılabilir

] yaratılan bu eserlerin, oyunlarıyla birebir aynı olmadıklarını artık anlamak gerekir, kitabı okuduktan sonra rafta, oyunu da oynadıktan sonra masada bırakmak gerekir diye düşünüyorum. İster yazılı eser olsun isterse kutu içinde oyun, hepsinin gerçekten etkileyici ve keyif veren yapıtlar olduğu bir gerçek, ta ki olay fanatizme kaçıp, aynı konuyu tartışmak için, anlamsızca, 10dan farklı forum başlığı altında, insanın "e bunların hepsi aynı şeyden bahsediyor, birbiriyle aynı içeriğe sahip konu başlıklarını neden hiç bir forum yetkilisi kilitlemiyor ve bu başlıkların sayısını 10dan 2ye indirmiyor" diye düşünmeden edemediği forumlarda anlamsızca tartışması. İnsanların fantazi edebiyatından ne bekledikleri, bu eserlerde ne aradıkları, bu eserlerin onlara neler katığı hakkında konuşmak varken, neden 3-4 tane süper kahramanın kılıcı asası cüppesinin rengi zırhının ağırlığı tartışılıyor. Hadi bunun da bir ihtiyaç olduğunu varsayalım, madem bunlar tartışılacak neden 40 yerde tartışılıyor, insanın nevri döndürülüyor?

şimdi bana "beğenmiyorsan girme kardeşim foruma" diyenler de olacaktır. Ben de onlara "eğer beğenmeseydim bu yazıyı buraya yazmazdım" diyorum. Umarım okurken yüksek radyasyondan gözlerinizin klavyeye akmasına sebep olan bu yazım anlatmak istediğim şekilde anlaşılmıştır. Amacım yeni bir polemik yaratmak değil, fantazi türü altındaki tüm yapıtların aslında ne kadar faydalı şeyler olduğunun konuşulmasıdır. Buraya "nasıl DM olurum" diye gelen insanların yanında "bu eser bana bunu bunu kattı, siz de eserde kendinizden bir şeyler buldunuz mu?" şeklinde gelen insanlar da olmasını istediğimdendir. Bir zamanlar televizyonda "satanist ayini" diye lanse edilen bu güzel oyunun aslında kişilik gelişiminde ne kadar büyük etkilerinin olduğunun tartışılmasıdır.
Saygılar.
Masaüstü oyunlarda insanların neler hissettikleri hakkında çok şey konuşulmuş, ben olaya daha farklı bir açıcan yaklaşmak istiyorum: fantazi edebiyatı ile bu edebiyatın nispeten daha maddiyata kaçan yönü olan oyunları arasındaki ilişki. Aslında bu konuda ayrı bir başlık açmak gerekirdi ama zaten forumlarda zilyar tane başlık olduğu için bunlara bir yenisini ekleyerek olayı şişirmek istemedim, bunu da belirteyim.
Kısa bir süredir bu forumu takip ediyorum ve en sık gördüğüm şey, insanların oynadıkları oyunlardan çok, okudukları eserlerden etkilenmeleri. Dahî olarak kabul ettiğim [b]Tolkien[/b] dışında pek çok yazar (hayal güçleri, diğer insanlardan nispeten daha fazla gelişmiş olanlar), edebi bir eser yaratmaktan çok, televizyonlarda sıkça gördüğümüz pembe dizi yaratmaktan öteye geçememiş olması ve ne yazık ki, yaratılan bu dünyaların büyüsüne kendini [u]fazlasıyla[/u] kaptıran insanların, bir hayalden, bir düşten, birer fantaziden öteye [u]asla geçemeyecek[/u] olan olaylar ya da karakterlerin peşinden çılgınca koşması. Forumun istisnasız her köşesinde bir "karakter kapışması" almış yürümüş. Yok efendim Drizzt Do'Urden'dı, yok efendim Raistlin Majere'ydi, Elminister'dı, Midnight'tı, Legolas'tı..kim kimi döver, kim kimi yener, kimin babası kimin babasından daha güçlü tartışılmış durmuş ve doğal olarak hiç bir noktaya ulaşılamamış. Sadece bu da değil, bu tartışmalar o kadar hararetlenmiş ki, insanlar forumlarda birbirlerini yiyecekmiş gibi konuşmuş, ortam gerginleşmiş, insanlar birbirlerine karşı o hayalî palalarını, hayali büyülerini hazırlamış..sefere çıkar gibi. İnsanlar olmayan bir şeyin fanatiği, bağımlısı olmuşlar (bkz. aşırı sevgi). Ã?ünkü, insanların fütursuzca peşinden koştukları bu süper kahramanlar kitaplarda insanüstü olarak anlatılmış, betimlenmiş. Yani fantazide bile fantaziye kaçmışlar. Oysa adı geçen "süper kahramanlar" pek çoğumuzun oyunlarında kendileriyle özleşleştirdikleri ve 6 köşeli basit bir zarlarla yarattıkları "sıradan" karakterlerden daha fazlası değil! Raistlin, tanrıları dize getiren bu süper-insan "aslında" 17 intelligence'a sahip basit bir büyücü, Drizzt adlı tek kişilik dark elf ordusu aslında 17 dexterity'e sahip basit bir fighter, Caramon denen ve dağları deviren savaşçı aslında zekâ fakiri bir insan..ve diğerleri :) İyi hikayelerde güçlü kahramanların olması gerektiği söylenmiş. Buna alternatif olarak da drama türündeki eserler gösterilmiş. İnsanın kahraman olması için yenilmez, burnu kanamaz, kafası patlamaz, acı çekmez olması gerekmiyor. Yüzüklerin efendisini türünün efendisi yapan en önemli etkenlerden biri de bu değil midir? Dünyanın kaderini belirleyecek olan tek yüzük'ün yokedilmesini zavallı Frodo Baggins ve sümüklü Samwise Gamgee sağlamadı mı? İki küçük hobbit! Ama insanlar süper kahramanları böyle bir sahiplenmiş, onları öyle bir benimsemiş ki artık olaylar fanatizme dönmüş (Her insan bir kahranama ihtiyaç duyar ama kahraman ile efsane arasında da çok ince bir çizgi vardır). Diğer taraftan, sevdiğim tek elf olan Legolas, eserde öyle bir anlatışmış ki, ona hayran olmamak elde değil ama aynı eserden sinemaya uyarlanmış versiyona bakınca insan hayran olmaktan çok (13-14 yaşındaki toy kızlar istisnadır) insanın "oha!" şeklinde basit ve oldukça net bir şekilde tepki verdiği bir "şey"e dönüşmüş, "şey" diyorum çünkü fantazi bile öyle fantazi olmuş k,i artık ipin ucunu yakalamak mümkün değil. (Yönetmen Peter Jackson ve senarist ekibe herhangi bir eleştiride bulunmuyorum, mükemmel bir iş çıkarmışlar, ayrı bir tartışma konusu). İnsanların eğlenmeleri, hoş vakit geçirmeleri hatta belki de sadece vakit öldürmeleri için [peynir ekmek gibi satılıp, çuval çuval para getirmesi için, daha sonradan "yahu biz bunun oyununu niye yapmıyoruz?!" diyip çuval yerine kamyon kasasıyla para kazanmak için yaratıldığını söyleyip, [u]tüm[/u] gerçekleri söylemek istemiyorum, bazılarımızın [u[hayal[/u]leri kırılabilir :)] yaratılan bu eserlerin, oyunlarıyla birebir aynı olmadıklarını artık anlamak gerekir, kitabı okuduktan sonra rafta, oyunu da oynadıktan sonra masada bırakmak gerekir diye düşünüyorum. İster yazılı eser olsun isterse kutu içinde oyun, hepsinin gerçekten etkileyici ve keyif veren yapıtlar olduğu bir gerçek, ta ki olay fanatizme kaçıp, aynı konuyu tartışmak için, anlamsızca, 10dan farklı forum başlığı altında, insanın "e bunların hepsi aynı şeyden bahsediyor, birbiriyle aynı içeriğe sahip konu başlıklarını neden hiç bir forum yetkilisi kilitlemiyor ve bu başlıkların sayısını 10dan 2ye indirmiyor" diye düşünmeden edemediği forumlarda anlamsızca tartışması. İnsanların fantazi edebiyatından ne bekledikleri, bu eserlerde ne aradıkları, bu eserlerin onlara neler katığı hakkında konuşmak varken, neden 3-4 tane süper kahramanın kılıcı asası cüppesinin rengi zırhının ağırlığı tartışılıyor. Hadi bunun da bir ihtiyaç olduğunu varsayalım, madem bunlar tartışılacak neden 40 yerde tartışılıyor, insanın nevri döndürülüyor? :) şimdi bana "beğenmiyorsan girme kardeşim foruma" diyenler de olacaktır. Ben de onlara "eğer beğenmeseydim bu yazıyı buraya yazmazdım" diyorum. Umarım okurken yüksek radyasyondan gözlerinizin klavyeye akmasına sebep olan bu yazım anlatmak istediğim şekilde anlaşılmıştır. Amacım yeni bir polemik yaratmak değil, fantazi türü altındaki tüm yapıtların aslında ne kadar faydalı şeyler olduğunun konuşulmasıdır. Buraya "nasıl DM olurum" diye gelen insanların yanında "bu eser bana bunu bunu kattı, siz de eserde kendinizden bir şeyler buldunuz mu?" şeklinde gelen insanlar da olmasını istediğimdendir. Bir zamanlar televizyonda "satanist ayini" diye lanse edilen bu güzel oyunun aslında kişilik gelişiminde ne kadar büyük etkilerinin olduğunun tartışılmasıdır.
Saygılar.