by Lydronk » Sun Jul 19, 2009 6:49 am
Hadi biraz felsefe yapalım!
Siz sayın diyar sakinleri, ki öldürmüşlüğünüz(katil miydiniz ki?), hatta ölmüşlüğünüz var(bak bundan emin değilim), ölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ölüm nedir? Ne işe yarar? Fazlası zararlı mı? Günde kaç doz almalıyız? Uzman diyetisyenler bu konuda ne diyor?
Bana soracak olursanız, ölüm çok da kafaya takılacak bir şey değil. Yani, eh, şu ana kadar hiç bana çok yakın bir insanın ölümüne tanık olmadım; ama hayvanların ölümü konusunda çok deneyimliyim, balık olsun(bir balık vardı, bizim akvaryumda, resmen diğerlerini yiyordu), kedi olsun, köpek olsun(en deneyimli olduğum konu), sevdiğim olsun, nefret ettiğim olsun... Eh, peki öldü yani, hadi, arkasından biraz yas tutalım, hasretle analım, bunlara varım. Ama iş kendini paralamaya varmamalı. Bir kişiyi ölümüyle değil de, yaşamıyla ansak daha mantıklı olur; ölüm gelecek sonuçta, ve bana göre her zaman adil bir biçimde gelecek. Mesela ki nefret ettiğimiz biri ölsün; nefretim yersiz miydi diye düşünmeye gerek yok, ölüm sebebi gerçekten benim ondan nefret etmemse, bir özür borçluyum, o kadar(ne kadar vefasızmışım

)
İş kendi ölümüme gelince fikrim değişmiyor. Uzun olsun, kısa olsun, acılı olsun. Fark etmez; bir kez ölüm yolunda acı çekmeye başladın mı kaçmak imkansız, o yüzden yine, yaşayabildiğinin en iyisini yaşa. Yalnız mesela ölüm tehdidi olmayan bir sorun varsa huysuzlanabilirsin, bana uyar

Kendi ölümüm hakkında dilediğim tek şey bir veda hakkı, ama pratikte ölüm de bizzat bir veda olduğu için, çok da endişelenmeye gerek yok!
Eh, sizin bu konudaki fikirleriniz ne? Hatırlatırım, ölümü tartıştığımız alan felsefe, ne din, ne siyaset işin içine girmesin, dünyadaki tüm tavşanlar daha pembe ve pofuduk olsun.
Hadi biraz felsefe yapalım!
Siz sayın diyar sakinleri, ki öldürmüşlüğünüz(katil miydiniz ki?), hatta ölmüşlüğünüz var(bak bundan emin değilim), ölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ölüm nedir? Ne işe yarar? Fazlası zararlı mı? Günde kaç doz almalıyız? Uzman diyetisyenler bu konuda ne diyor?
Bana soracak olursanız, ölüm çok da kafaya takılacak bir şey değil. Yani, eh, şu ana kadar hiç bana çok yakın bir insanın ölümüne tanık olmadım; ama hayvanların ölümü konusunda çok deneyimliyim, balık olsun(bir balık vardı, bizim akvaryumda, resmen diğerlerini yiyordu), kedi olsun, köpek olsun(en deneyimli olduğum konu), sevdiğim olsun, nefret ettiğim olsun... Eh, peki öldü yani, hadi, arkasından biraz yas tutalım, hasretle analım, bunlara varım. Ama iş kendini paralamaya varmamalı. Bir kişiyi ölümüyle değil de, yaşamıyla ansak daha mantıklı olur; ölüm gelecek sonuçta, ve bana göre her zaman adil bir biçimde gelecek. Mesela ki nefret ettiğimiz biri ölsün; nefretim yersiz miydi diye düşünmeye gerek yok, ölüm sebebi gerçekten benim ondan nefret etmemse, bir özür borçluyum, o kadar(ne kadar vefasızmışım :D )
İş kendi ölümüme gelince fikrim değişmiyor. Uzun olsun, kısa olsun, acılı olsun. Fark etmez; bir kez ölüm yolunda acı çekmeye başladın mı kaçmak imkansız, o yüzden yine, yaşayabildiğinin en iyisini yaşa. Yalnız mesela ölüm tehdidi olmayan bir sorun varsa huysuzlanabilirsin, bana uyar :P Kendi ölümüm hakkında dilediğim tek şey bir veda hakkı, ama pratikte ölüm de bizzat bir veda olduğu için, çok da endişelenmeye gerek yok!
Eh, sizin bu konudaki fikirleriniz ne? Hatırlatırım, ölümü tartıştığımız alan felsefe, ne din, ne siyaset işin içine girmesin, dünyadaki tüm tavşanlar daha pembe ve pofuduk olsun.