by Greyspirit » Sat Jun 06, 2009 1:55 am
Barbar Hordan yürüyordu; vahşi ve çamurlu topraklarda bata çıka, bataklıklarla dolu patikalarda zorlanarak olsa da.
Siyah uzun saçlı dev bir adamdı, sert ve kararlı ifadesine rağmen, daha gençti barbar. Sırtında taşıdığı dev kılıcı, vücuduna sarılı deri ipe bağlanmıştı.
Kuzeye doğru çevirdi başını...
"Güçlü olun kardeşlerim..."
Güneye doğru dönerek devam etti yoluna; savaş başlayacaktı, bundan emindi.
Zor günlerinde kabilesini savunamayacak olacağına lanet etti; fakat görevi belliydi. şaman son sözü söylemişti; ruhlarla konuşurdu o; toprağı dinlerdi. Barbar karara saygısızlık edemezdi.
İlerlediği yöndeki can çekişen güneş ışığını; çıplak toprağı, artan sisi ve acı rüzgarı hissetti.
Evinden bu kadar uzağa çok nadir gelirdi; ve ne yazıkki yolculuk için uğursuz bir zaman seçilmişti.
Bataklıklara basmamaya dikkat ederek, ritmini bozmadan yürüdü barbar.
Biraz ileride, artık kurumaya başlamış ağaçların ötesinde tüten dumanı gördü.
"Hyaldar."
Yaşlı rahibi görmeyeli uzun bir zaman olmuştu. Barbar anılarını gözleri önüne getirirek, eski günlere duyduğu özlemi arttırdı. Neredeyse bir asırdır bu topraklarda olan kutsal adam, barbarı gördüğüne memnun olacaktı.
Hordan, ağaçların arasından beliren patikayı takip ederek, eski bir kulübe ve çadırlardan oluşan sığınağa ulaştı.
Etrafta kimseyi görmemesine rağmen rahibin yakınlarda olduğunu hissediyordu; seslendi.
"Selam, bilge rahip!"
Kulübenin ahşap kapısı gıcırtıyla aralandı; aksakallı, gri bir cüppe içinde, yaşlı ve bilge ifadeli bir adam çıktı karanlıktan.
"Selam olsun Gümüşayı'nın cesur savaşçısı!" Dedi gülerek.
Barbar iltifatı kabül ederek selam verdi. Uzun yılların geçmişini konuştuktan sonra konuya girildi.
"Toprak acı çekiyor ey rahip! Kabilem tehlikede... Savaş davullarını duyuyor gibiyim."
"Doğru oğlum. Fakat yola çıkmak için tehlikeli bir zaman seçmişsin..." Dedi sessizce. "Gitmeye gerçekten kararlı mısın?"
Barbar Hordan yürüyordu; vahşi ve çamurlu topraklarda bata çıka, bataklıklarla dolu patikalarda zorlanarak olsa da.
Siyah uzun saçlı dev bir adamdı, sert ve kararlı ifadesine rağmen, daha gençti barbar. Sırtında taşıdığı dev kılıcı, vücuduna sarılı deri ipe bağlanmıştı.
Kuzeye doğru çevirdi başını...
"Güçlü olun kardeşlerim..."
Güneye doğru dönerek devam etti yoluna; savaş başlayacaktı, bundan emindi.
Zor günlerinde kabilesini savunamayacak olacağına lanet etti; fakat görevi belliydi. şaman son sözü söylemişti; ruhlarla konuşurdu o; toprağı dinlerdi. Barbar karara saygısızlık edemezdi.
İlerlediği yöndeki can çekişen güneş ışığını; çıplak toprağı, artan sisi ve acı rüzgarı hissetti.
Evinden bu kadar uzağa çok nadir gelirdi; ve ne yazıkki yolculuk için uğursuz bir zaman seçilmişti.
Bataklıklara basmamaya dikkat ederek, ritmini bozmadan yürüdü barbar.
Biraz ileride, artık kurumaya başlamış ağaçların ötesinde tüten dumanı gördü.
"Hyaldar."
Yaşlı rahibi görmeyeli uzun bir zaman olmuştu. Barbar anılarını gözleri önüne getirirek, eski günlere duyduğu özlemi arttırdı. Neredeyse bir asırdır bu topraklarda olan kutsal adam, barbarı gördüğüne memnun olacaktı.
Hordan, ağaçların arasından beliren patikayı takip ederek, eski bir kulübe ve çadırlardan oluşan sığınağa ulaştı.
Etrafta kimseyi görmemesine rağmen rahibin yakınlarda olduğunu hissediyordu; seslendi.
"Selam, bilge rahip!"
Kulübenin ahşap kapısı gıcırtıyla aralandı; aksakallı, gri bir cüppe içinde, yaşlı ve bilge ifadeli bir adam çıktı karanlıktan.
"Selam olsun Gümüşayı'nın cesur savaşçısı!" Dedi gülerek.
Barbar iltifatı kabül ederek selam verdi. Uzun yılların geçmişini konuştuktan sonra konuya girildi.
"Toprak acı çekiyor ey rahip! Kabilem tehlikede... Savaş davullarını duyuyor gibiyim."
"Doğru oğlum. Fakat yola çıkmak için tehlikeli bir zaman seçmişsin..." Dedi sessizce. "Gitmeye gerçekten kararlı mısın?"