by LourdesTr » Sun Aug 08, 2004 10:06 pm
( Büyücü'yü Sorcerer, Sihirbaz'ı Wizard olarak değerlendirdim, ona göre yazıyorum.
"Ben bir melezim. Kızıla çalan tenim, ince telli uzun siyah saçlarımın döküldüğü omuzlarımdan çıkan küçük dikenimsi uzantılarım, gözbebeği olmayan kızıl gözlerim ve küçük kuyruğum bunu belli ediyor.
Annemin düştüğü durumu hayal edebilirsiniz.
" İblis'in aşığı! Sürtük! "
Incubus denen iblislerden biriydi benim babam. Annemi baştan çıkarmış, ve sonra da annemi benimle birlikte bırakmıştı. Küçük köydeki insanlar korkunun doğurduğu bir nefretle annemi dışlamış, taşlamışlardı.
Annem ben altı yaşlarındayken intihar etmişti.
Uzun yıllar büyük şehirlerin sokaklarında yaşayıp hayatta kalmaya çalışmıştım. Ama bu hiç de kolay değildi. Bir çok kişi ne olduğumu anlıyor ve beni dışlıyor, bazılarıysa öldürmeye çalışıyordu. Bir seferinde bir kaç fanatik beni yakalamıştı. Yakacaklardı. Ve dünyayı bir iblisin dölünden daha temizleyeceklerdi. Ã?aresizdim.
Nefret içimde akıyor, çaresizlik ve korku ile buluşup dehşete dönüşüyordu. Ve dehşet doruğa ulaştığında, beni yakmaya çalışan fanatikler ve orada toplanan küçük grup ölmüştü. Patlama ani olmuştu, herhangi birinin ne olduğunu anladığını sanmıyorum. Ben de anlamamıştım; patlama sırasında kendimden geçmiştim. Ayıldığında oracıkta yatıyordum; beni bağladıkları kütükten de, iplerden de kurtulmuştum. Ayağı kalktığımda etrafımı gördüm. Kararmış, kömürleşmiş cesetler. Yüzlerindeki korkunç acı patlamanın ani ama oldukça acılı bir şekilde olduğunu işaret ediyordu.
Bunu ben yapmıştım.
Bu beni hem heyecanlandırmış, hem de dehşete düşürmüştü.
Olgunluğa ulaşmamla birlikte içimdeki büyü de güçleniyor, aynı orantıyla daha da kontrol edilemez oluyordu. Ama büyü içimde akarken ve bir nehir gibi köpürürken hissettiğim o müthiş duygu, aldığım o büyük haz inanılmazdı. Büyünün damarlarımda aktığını, bedenimin her köşesine uzandığını hissedebiliyordum. Ne müthiş bir duyguydu o!
Ama cüzdanını çalmaya çalışırken yakalandığımda bana yumruk atmaya çalışan adamı sokağın karşı ucuna, Lady Oplhana'nın malikanesinin demir parmaklıklarına gönderip göğsünden çıkan demirleri gördüğümde buna bir çare bulmam gerektiğini anlamıştım.
Yolculuğum sırasında bir çok yer gördüm, çoğu zaman zorlukla yiyecek buldum. Meyve toplamak için ağaçlara çıktığımda veya böğürtlen çalılarına girdiğimde her yer sessizleşiyor, kuşlar ve böcekler, hatta yapraklarla rüzgar bile içimdeki iblisi hissediyordu. Ama ben iblis değildim, bedenimin bir parçası böyleydi, bunu değiştiremezdim, ama ruhum asla iblis değildi.
Ama bu kimsenin gözünde bir şeyi değiştirmiyordu.
Taa ki bir gün bir sonraki köye giderken minik tepenin arkasından çığlık duyana kadar. Tepeyi nefes nefese tırmandığımda ne görmüştüm?
Üç tane hırsız, bariz bir şekilde büyücü cüppesi giymiş adamın yakınında ölü yatıyor, bir diğeri ise çığlıklar atarak kaçıyordu. Cüppeli adam biraz bekledi, bir süre sonra kaçan adamın bedeni sanki donmuştu. Beni şaşırtansa adamın ne bir parşömenden ne de bir kitaptan büyü okumuş olmamasıydı. Ağzı bile kıpırdamamıştı.
Bu kişi benim gibi olmalıydı. Okullara giden sihirbazlardan farklı olmalıydı. Yolculukları sırasında büyücüler ve sihirbazlar hakkında bazı şeyler öğrenmiştim. Bu da onlardan biriydi. Yavaşça adamın yanına doğru indim.
Bir an sonra iki metre kadar geriye uçmuştum, büyücü ise bana dönmüştü. Cüppeli adamın yüzündeki ifadeyi gördüm ve bağırdım: " Hayır, ben hırsız değilim! "
Adamın yüzündeki ifade yumuşamadı, pek haksızda sayılmazdı, benim gibi bir bedene sahip olan biri ancak çapulcu veya hırsız olabilirdi zaten.
" Lütfen! Ne olur dinle! Seni... seni bulmak için çok uzun süre yollardayım! "
Adamın yüzünde bir merak belirdi, ama mantığı karşı çıktı.
" Beni bulmak için mi? Seni tanımıyorum. Beni tanıyor musun? İsmim ne? "
" İsmini bilmiyorum... Hayır! Hayır! Ama seni bulmak için... Yani senin gibileri! Benim gibileri! Büyücü! Büyücü! " diye feryat ettim.
" Sen, " dedi yırtık pırtık paçavralar içindeki iblisimsi vücuduma bakarak, " bir büyücü müsün? "
" Evet! Yemin ederim! Lütfen, ne olursun dinle! "
" Aşırı heveslisin. Sana inanmıyorum. "
" Ama doğruyu söylüyorum! Bana inanmalısın! İnanmalısın diyorum sana! "
" Göster bana büyünü o zaman. "
" Hayır, gösteremem çünkü... bana inanmalısın, ne olur! "
" Evet inanmalıyım, ama inanmıyorum. Özgünüm. "
" Hayır! Lütfen! Lütfen! "
" Güle güle iblisimsi. "
İçimdeki korku tekrar kabardı, ama umutsuzluk ve öfke daha ağır bastı, ve tekrar kontrolümü kaybettim. Büyünün gücü bedenimde akarken vücudum bir an sarsıldı. Bir an gözlerim karardı, sonra görme yetime kavuştuğumda ellerim büyücüyü gösteriyordu.
Ellerimden çıkmış olan yıldırım, büyücünün etrafındaki büyülü alandan sekerek uzaklara gitti.
Büyücü yanıma geldi ve elini uzattı.
" Gerçekten büyücüymüşsün. Sınavı geçtin. "
" Ne... ne? Yani... yani...? "
" Evet, " dedi büyücü gülümserken. " Büyünü açığa çıkarmanı sağladım. Büyücü olmasaydın ölmüştün. "
Lenin yakışıklı ve bir büyücüye göre yapılı bir adamdı. " Gezgin bir büyücüyüm, " demişti bana. Gerçektende öyleydi. Onunla birlikte yıllarca dolaştım. Bana çok şey öğretti.
" Büyü senin bir parçan, ama kullanmasını bilmiyorsun. Ama öğreneceksin öğrencim, hiç merak etme, öğreneceksin.
Hala gerçekten iyi bir öğretmen olduğunu düşünüp gülümserim.
" Büyü senin bir parçan. Ama sana bağlı bir organ gibi değil, içinde yaşayan başka bir varlık gibi. Seni öldüreceğimi sandığında harekete geçti, seni olduğu kadar kendini savunmak için. Onu dinlemesini, onu kullanmasını bilmelisin. Böylece onun damarlarında amaçsızca akmasını önlersin. Ve o benlik, seninle birleşir. "
Artık büyünün kanımın içinde aktığını hissetmiyordum.
Büyü, kanımın ta kendisiydi.
Lenin ile yolumuz bir gün bir sihirbazlık kulesine düştü. Sihirbazlarla büyücülerin farkını biliyordum, ama yapay büyüyü bu kadar usta kullanmaları beni etkilemişti. Bazıları tek bir okuldan, bazıları ise çeşitli okullardan büyü yapıyorlardı, ama benim hayatım boyunca yaptığım büyülerin çeşitliliğinden fazlaydı her birinin yaptığı büyülerin çeşitliği. Bu beni şoka uğratmıştı.
Lenin gülerek " Evet, " dedi, " Sihirbazlar'ın sihirleri böyledir. Bizim büyümüz sadece bazı büyülere izin verir, ama bunları sihirbazlardan çok daha güçlü bir şekilde yaparız ve çok daha sık yapabiliriz. Bir sihirbaz ise hemen hemen her büyüyü yapabilir ancak büyü gereçlerine ihtiyacı vardır, üstelik her büyüyü iyice ezberlemesi gerekir. Ne ile karşılaşacağını biliyorsan, korkarım bizden avantajlılar. Ama bilmediğin bir yerde sihirbazın tek yapabileceği hangi yaratıkların çıkabileceğini hesaplayıp paranoyaklık içinde büyü ezberlemektir. "
Lenin ile gezdiğim yıllardan çok şey öğrendim. Benim yeterince eğitildiğime ve artık beni daha fazla eğitemeyeceğine karar verdiğinde "ben" diye bir şey yoktu. Ben büyüydüm, büyüyse bendim. İkimiz de birbirimizdik, ikimizde yoktuk, sadece "biz" vardık. şu an öğrencim ve ben -biz- bu halde yollardayız. Gezgin büyücü ile çırağı. Lenin'in bana öğrettiklerini bu çocuğa öğretiyorum. Büyünün doğasını anlamasını, kanını ve ruhunu tanımasını sağlıyorum. Büyüyü tanımasını sağlıyorum.
Kendini tanımasını sağlıyorum."
Zer'hal, Gezgin Büyücü.
( Büyücü'yü Sorcerer, Sihirbaz'ı Wizard olarak değerlendirdim, ona göre yazıyorum.
"Ben bir melezim. Kızıla çalan tenim, ince telli uzun siyah saçlarımın döküldüğü omuzlarımdan çıkan küçük dikenimsi uzantılarım, gözbebeği olmayan kızıl gözlerim ve küçük kuyruğum bunu belli ediyor.
Annemin düştüğü durumu hayal edebilirsiniz.
" İblis'in aşığı! Sürtük! "
Incubus denen iblislerden biriydi benim babam. Annemi baştan çıkarmış, ve sonra da annemi benimle birlikte bırakmıştı. Küçük köydeki insanlar korkunun doğurduğu bir nefretle annemi dışlamış, taşlamışlardı.
Annem ben altı yaşlarındayken intihar etmişti.
Uzun yıllar büyük şehirlerin sokaklarında yaşayıp hayatta kalmaya çalışmıştım. Ama bu hiç de kolay değildi. Bir çok kişi ne olduğumu anlıyor ve beni dışlıyor, bazılarıysa öldürmeye çalışıyordu. Bir seferinde bir kaç fanatik beni yakalamıştı. Yakacaklardı. Ve dünyayı bir iblisin dölünden daha temizleyeceklerdi. Ã?aresizdim.
Nefret içimde akıyor, çaresizlik ve korku ile buluşup dehşete dönüşüyordu. Ve dehşet doruğa ulaştığında, beni yakmaya çalışan fanatikler ve orada toplanan küçük grup ölmüştü. Patlama ani olmuştu, herhangi birinin ne olduğunu anladığını sanmıyorum. Ben de anlamamıştım; patlama sırasında kendimden geçmiştim. Ayıldığında oracıkta yatıyordum; beni bağladıkları kütükten de, iplerden de kurtulmuştum. Ayağı kalktığımda etrafımı gördüm. Kararmış, kömürleşmiş cesetler. Yüzlerindeki korkunç acı patlamanın ani ama oldukça acılı bir şekilde olduğunu işaret ediyordu.
Bunu ben yapmıştım.
Bu beni hem heyecanlandırmış, hem de dehşete düşürmüştü.
Olgunluğa ulaşmamla birlikte içimdeki büyü de güçleniyor, aynı orantıyla daha da kontrol edilemez oluyordu. Ama büyü içimde akarken ve bir nehir gibi köpürürken hissettiğim o müthiş duygu, aldığım o büyük haz inanılmazdı. Büyünün damarlarımda aktığını, bedenimin her köşesine uzandığını hissedebiliyordum. Ne müthiş bir duyguydu o!
Ama cüzdanını çalmaya çalışırken yakalandığımda bana yumruk atmaya çalışan adamı sokağın karşı ucuna, Lady Oplhana'nın malikanesinin demir parmaklıklarına gönderip göğsünden çıkan demirleri gördüğümde buna bir çare bulmam gerektiğini anlamıştım.
Yolculuğum sırasında bir çok yer gördüm, çoğu zaman zorlukla yiyecek buldum. Meyve toplamak için ağaçlara çıktığımda veya böğürtlen çalılarına girdiğimde her yer sessizleşiyor, kuşlar ve böcekler, hatta yapraklarla rüzgar bile içimdeki iblisi hissediyordu. Ama ben iblis değildim, bedenimin bir parçası böyleydi, bunu değiştiremezdim, ama ruhum asla iblis değildi.
Ama bu kimsenin gözünde bir şeyi değiştirmiyordu.
Taa ki bir gün bir sonraki köye giderken minik tepenin arkasından çığlık duyana kadar. Tepeyi nefes nefese tırmandığımda ne görmüştüm?
Üç tane hırsız, bariz bir şekilde büyücü cüppesi giymiş adamın yakınında ölü yatıyor, bir diğeri ise çığlıklar atarak kaçıyordu. Cüppeli adam biraz bekledi, bir süre sonra kaçan adamın bedeni sanki donmuştu. Beni şaşırtansa adamın ne bir parşömenden ne de bir kitaptan büyü okumuş olmamasıydı. Ağzı bile kıpırdamamıştı.
Bu kişi benim gibi olmalıydı. Okullara giden sihirbazlardan farklı olmalıydı. Yolculukları sırasında büyücüler ve sihirbazlar hakkında bazı şeyler öğrenmiştim. Bu da onlardan biriydi. Yavaşça adamın yanına doğru indim.
Bir an sonra iki metre kadar geriye uçmuştum, büyücü ise bana dönmüştü. Cüppeli adamın yüzündeki ifadeyi gördüm ve bağırdım: " Hayır, ben hırsız değilim! "
Adamın yüzündeki ifade yumuşamadı, pek haksızda sayılmazdı, benim gibi bir bedene sahip olan biri ancak çapulcu veya hırsız olabilirdi zaten.
" Lütfen! Ne olur dinle! Seni... seni bulmak için çok uzun süre yollardayım! "
Adamın yüzünde bir merak belirdi, ama mantığı karşı çıktı.
" Beni bulmak için mi? Seni tanımıyorum. Beni tanıyor musun? İsmim ne? "
" İsmini bilmiyorum... Hayır! Hayır! Ama seni bulmak için... Yani senin gibileri! Benim gibileri! Büyücü! Büyücü! " diye feryat ettim.
" Sen, " dedi yırtık pırtık paçavralar içindeki iblisimsi vücuduma bakarak, " bir büyücü müsün? "
" Evet! Yemin ederim! Lütfen, ne olursun dinle! "
" Aşırı heveslisin. Sana inanmıyorum. "
" Ama doğruyu söylüyorum! Bana inanmalısın! İnanmalısın diyorum sana! "
" Göster bana büyünü o zaman. "
" Hayır, gösteremem çünkü... bana inanmalısın, ne olur! "
" Evet inanmalıyım, ama inanmıyorum. Özgünüm. "
" Hayır! Lütfen! Lütfen! "
" Güle güle iblisimsi. "
İçimdeki korku tekrar kabardı, ama umutsuzluk ve öfke daha ağır bastı, ve tekrar kontrolümü kaybettim. Büyünün gücü bedenimde akarken vücudum bir an sarsıldı. Bir an gözlerim karardı, sonra görme yetime kavuştuğumda ellerim büyücüyü gösteriyordu.
Ellerimden çıkmış olan yıldırım, büyücünün etrafındaki büyülü alandan sekerek uzaklara gitti.
Büyücü yanıma geldi ve elini uzattı.
" Gerçekten büyücüymüşsün. Sınavı geçtin. "
" Ne... ne? Yani... yani...? "
" Evet, " dedi büyücü gülümserken. " Büyünü açığa çıkarmanı sağladım. Büyücü olmasaydın ölmüştün. "
Lenin yakışıklı ve bir büyücüye göre yapılı bir adamdı. " Gezgin bir büyücüyüm, " demişti bana. Gerçektende öyleydi. Onunla birlikte yıllarca dolaştım. Bana çok şey öğretti.
" Büyü senin bir parçan, ama kullanmasını bilmiyorsun. Ama öğreneceksin öğrencim, hiç merak etme, öğreneceksin.
Hala gerçekten iyi bir öğretmen olduğunu düşünüp gülümserim.
" Büyü senin bir parçan. Ama sana bağlı bir organ gibi değil, içinde yaşayan başka bir varlık gibi. Seni öldüreceğimi sandığında harekete geçti, seni olduğu kadar kendini savunmak için. Onu dinlemesini, onu kullanmasını bilmelisin. Böylece onun damarlarında amaçsızca akmasını önlersin. Ve o benlik, seninle birleşir. "
Artık büyünün kanımın içinde aktığını hissetmiyordum.
Büyü, kanımın ta kendisiydi.
Lenin ile yolumuz bir gün bir sihirbazlık kulesine düştü. Sihirbazlarla büyücülerin farkını biliyordum, ama yapay büyüyü bu kadar usta kullanmaları beni etkilemişti. Bazıları tek bir okuldan, bazıları ise çeşitli okullardan büyü yapıyorlardı, ama benim hayatım boyunca yaptığım büyülerin çeşitliliğinden fazlaydı her birinin yaptığı büyülerin çeşitliği. Bu beni şoka uğratmıştı.
Lenin gülerek " Evet, " dedi, " Sihirbazlar'ın sihirleri böyledir. Bizim büyümüz sadece bazı büyülere izin verir, ama bunları sihirbazlardan çok daha güçlü bir şekilde yaparız ve çok daha sık yapabiliriz. Bir sihirbaz ise hemen hemen her büyüyü yapabilir ancak büyü gereçlerine ihtiyacı vardır, üstelik her büyüyü iyice ezberlemesi gerekir. Ne ile karşılaşacağını biliyorsan, korkarım bizden avantajlılar. Ama bilmediğin bir yerde sihirbazın tek yapabileceği hangi yaratıkların çıkabileceğini hesaplayıp paranoyaklık içinde büyü ezberlemektir. "
Lenin ile gezdiğim yıllardan çok şey öğrendim. Benim yeterince eğitildiğime ve artık beni daha fazla eğitemeyeceğine karar verdiğinde "ben" diye bir şey yoktu. Ben büyüydüm, büyüyse bendim. İkimiz de birbirimizdik, ikimizde yoktuk, sadece "biz" vardık. şu an öğrencim ve ben -biz- bu halde yollardayız. Gezgin büyücü ile çırağı. Lenin'in bana öğrettiklerini bu çocuğa öğretiyorum. Büyünün doğasını anlamasını, kanını ve ruhunu tanımasını sağlıyorum. Büyüyü tanımasını sağlıyorum.
Kendini tanımasını sağlıyorum."
Zer'hal, Gezgin Büyücü.