by catboy » Thu Apr 02, 2009 2:58 am
4. Bölüm "Küresel bir vaka!"
Peter, ağabeyi Nathan’ın yanına döndüğünde Nathan yine telefon görüşmesi yapıyordu. Ağabeyine olan saygısından dolayı sessizce kenarda telefon görüşmesinin bitmesini bekledi. Nathan telefonu kapattıktan sonra ayakkabısının bağlarının çözüldüğünü fark etti ve onları bağlamaya çalıştı. O sırada kardeşine sırıtarak: “Annemin hırsızlık olayını hallettim, ama bana pahalıya patladı. Neyse buna da şükür. Neden daha az suç teşkil edecek cinsten bir hobi edinmiyor ki kendisine?” diye söylendi.
“Babamın ölümünü atlamadı. Yalnız kalıyor evde. İlgi bekliyor belki de.” dedi Peter.
“On aylık yürümeyi yeni öğrenmeye başlayan bir bebekten bahsetmiyoruz, annemden bahsediyoruz. Bu arada senin yardımına ihtiyacım var. Yarına yapılacak Gaziler Gecesi’nde sen her türlü sorumluluğu üstleneceksin, hem yaşlılarla da aran iyidir senin. İğne yapıp, serum yerleştirmeye de meraklısın. Bu işin okulunu da okudun. Bu hem benim ailevi yönümü de ortaya çıkartır, kardeşine de sorumluluk yüklüyor derler hem senin için de bir değişiklik olur. Birkaç kız arkadaş edinirsin, belki daha farklı rüyalar görmeye başlarsın daha ateşli ve dünyevi.”
“Bunu nasıl yapabiliyorsun? Senin çıkarına uygun olan bir şeyi sanki başkası için yapıyormuş gibi göstermeyi nasıl başarıyorsun?”
“Ben bir siyasetçiyim, ikiyüzlü ve sahtekâr olmalıyım.” diye kendini savundu Nathan.
“Aynı zamanda ukala, bencil, duyarsız, sahta bir gülümsemeyle dolaşan bir insansın. Hele o dondurma yiyişin yok mu? Dondurmayı yalayacağım diye burun deliklerine kadar sürüyorsun onu ve sonra da her tarafı sümük kaplanmış dondurmayı da karşımızda yemeye devam ediyorsun.”
“Tamam, anladık. Kazma birinin tekiyiz işte!”
“Günümüzün siyasetçilerinden hiçbir farkın yok. Hem Nisan ayında iki evsize kömür dağıtırken o deve gibi boyunla bir fotoğraf çektirdin diye seçileceğini mi sanıyorsun cidden?”
“Önemli olan hizmet veriyormuş gibi davranmak, hizmet vermek değil Pete. Siyasi Bilimleri kazandığımda babamın bana omzuma dokunup dediği şu sözü hiç unutmadım ve sanırım unutmayacağım da: Köpeğe kemik versen de onun et olduğunu iddia et demişti, en azından köpeğin et yediğini hayal etmesini ve sana şükredip bağlanmasını sağlarsın!”
Peter daha fazla siyaset konuşmalarına dayanamayacağını fark edip kendini dışarı atmak için harekete geçti. Nathan kardeşinin arkadaşından: “Belki bir gün sen de masumiyetini kaybettiğinde anlayacaksın, ben insanlara umut veriyorum içi boş veya son kullanma tarihi geçmiş olsa da.”
Peter caddede boş boş yürümesini sürdürürken karşı kaldırımda Simone’u gördü. Simone kocaman nasır tutmuş iki eliyle gözyaşlarını siliyordu. Ağabeyine kendisinin büyüdüğünü ispatlamak için karşısına bir kız arkadaşla dikilmenin uçtuğunu inandırmaktan daha kolay olduğunu düşünen Peter karşıya geçmek için trafik ışıklarının olduğu tarafa yürüdü. Ama Simone çoktan bir taksiye binip uzaklaşmıştı. Peter şansına küsüp iki de küfür ettikten sonra bir taksiye bindi.
“Nereye gidiyoruz, dostum?” diye sordu hint aksanıyla taksici.
“Beni bu cehennemden götür sen sadece.” dedi Peter, Parti binasının önüne asılmış resimdeki ağabeyinin o şapşal gülümsemesine son bir kez daha baktıktan sonra taksiciye döndü: “Sesin bir yerden tanıdık geliyor nedense.”
“Bilemeyeceğim, dostum. Her gün pezevenginden tut da sürtüğüne kadar bir dolu insan arabamı kirletiyor. Senin sesinin de on dakika önce postanenin önüne bıraktığım uçtuğunu iddia eden deliden bir farkın yok.”
Peter, bu konuşmanın gidişatından rahatsız olduğundan güneş gözlüğünü takarak camdan dışarı bakmaya başladı: “Ah, dün okumuştum gazetede. Güneş tutulması var bugün. Başlamış bile.”
“Evet, dünyamızın dolayısıyla bizim aslında ne kadar küçük olduğunu hatırlatan küresel bir olay.” dedi taksici.
“Acaba burada tam bir tutulma olur mu merak ediyorum?”
“Hayır, burada olmaz.”
Peter, bu taksicinin bildiklerinden etkilenmişti. Gülümseyerek: “Ben Peter.” dedi.
Taksici arkasına dönmeden: “Soran olmadı.” dedi. Peter bu yanıt karşısında şaşırsa da bir şey demedi. Bir süre sonra taksici: “Tanıştığımıza sevindim, Peter. Benim adım da Mohinder.” diye karşılık verdi.
“Sana bir şey sorabilir miyim, Mohinder kardeş?”
“Sor bakalım.”
“Sen hiç olman gerekenden daha fazlasını, ne bileyim daha özel bir şeyler yapman gerektiğine dair içini bir duygu kapladı mı?”
“Benim bir taksici olduğumu hatırlatmama gerek var mı?”
“Ben de bir hemşireyim, ama Hintli’nin biri kafamda arayış edebiyatı yapıyor her seferinde. Senin sesin de ona benziyor, hatta o sesin sahibiyle bile tanıştığımı düşündüm ilk başta.”
“Evet, aslında haklısın. Hepimiz özeliz. Belki de istersek uçup gökyüzünden fabrika bacalarına işeyebiliriz.”
“Demek istediğim öyle bir şey değildi.” dedi Peter bozularak. Mohinder, Peter’ın bozulduğunu fark edince: “Bazı insanların daha özel oldukları doğru. Genlerinde evrimin yeni aşamalarının kaydedilmiş minik bir versiyonunu taşıyorlar. Ã?ocuklarına aktaracakları bu insanlığı yeni bir aşamaya taşıyacak genler aracılığıyla evrimin bir sonraki halkasına geçiş yapabileceğiz.” diye açıkladı.
Peter, Mohinder’ın açıklamalarından etkilenmişti: ”Bence bir kitap çıkartmalısın.”
O sırada güneş tutulması devam etmekteydi. Peter hayranlıkla bu küresel olayı izlemeye dalmıştı ki telefonu çaldı. Arayan kişi Simone’du. Heyecandan titremesine engel olamayan Peter bir süre en son iki yıl önce anasının zoruyla gittiği kilisedeki doksan yaşındaki rahibeden öğrendiği dualardan hatırladığı kadarını içinden okudu. Sonra telefonu açtı: “Selam, Bebek! Nasıl gidiyor? Bizim moruğun saati yerinde mi?”
Simone’un hıçkıra hıçkıra ağlama seslerini Mohinder bile duymuştu: “Peter hemen bizim eve gel. Lütfen sana ihtiyacım var.”
“Ne oldu? Yoksa moruğa pardon yani babana mı bir şey oldu?”
“Maalesef daha komada, ölemedi bir türlü o da sorun başkası. Ã?abuk gel, lütfen. Gelimce anlatırım.” diye yanıt verdi Simone.
Peter: “Merak etme, geliyorum.” dedi ve telefonu kapattı. Mohinder’a: “şu köşede durduruver taksiyi. Ne kadar borcum?” diye sordu.
“Taksimetre şurada işte, görmüyor musun? Oku oradan!”
Peter taksimetrede yazan para hakkında bir takım yorumlar yapmak istese de Simone’un acil çağrısını hatırlayarak sorun yaratmadan parayı uzattı. Mohinder parayı alırken Peter’a bir süre bakakaldı. Peter: “Arkadan tren mi geçiyor? Ne öyle bakıyorsun Hint Ã?küzü gibi?” diye sinirle sordu.
Mohinder bir şey demeden parayı aldı, Peter tam olarak inemeden de gaza bastı. Yere kapaklanmaktan elektrik direğine son anda tutunarak kurtulan Peter: “Köyden şehre inen böyle Hint fakirlerine ehliyet verirseniz işte kendilerini böyle genetik profesörü sanmaya başlarlar. Babanda mı genetik profesörüydü senin?” diye söylendi.
4. Bölüm "Küresel bir vaka!"
Peter, ağabeyi Nathan’ın yanına döndüğünde Nathan yine telefon görüşmesi yapıyordu. Ağabeyine olan saygısından dolayı sessizce kenarda telefon görüşmesinin bitmesini bekledi. Nathan telefonu kapattıktan sonra ayakkabısının bağlarının çözüldüğünü fark etti ve onları bağlamaya çalıştı. O sırada kardeşine sırıtarak: “Annemin hırsızlık olayını hallettim, ama bana pahalıya patladı. Neyse buna da şükür. Neden daha az suç teşkil edecek cinsten bir hobi edinmiyor ki kendisine?” diye söylendi.
“Babamın ölümünü atlamadı. Yalnız kalıyor evde. İlgi bekliyor belki de.” dedi Peter.
“On aylık yürümeyi yeni öğrenmeye başlayan bir bebekten bahsetmiyoruz, annemden bahsediyoruz. Bu arada senin yardımına ihtiyacım var. Yarına yapılacak Gaziler Gecesi’nde sen her türlü sorumluluğu üstleneceksin, hem yaşlılarla da aran iyidir senin. İğne yapıp, serum yerleştirmeye de meraklısın. Bu işin okulunu da okudun. Bu hem benim ailevi yönümü de ortaya çıkartır, kardeşine de sorumluluk yüklüyor derler hem senin için de bir değişiklik olur. Birkaç kız arkadaş edinirsin, belki daha farklı rüyalar görmeye başlarsın daha ateşli ve dünyevi.”
“Bunu nasıl yapabiliyorsun? Senin çıkarına uygun olan bir şeyi sanki başkası için yapıyormuş gibi göstermeyi nasıl başarıyorsun?”
“Ben bir siyasetçiyim, ikiyüzlü ve sahtekâr olmalıyım.” diye kendini savundu Nathan.
“Aynı zamanda ukala, bencil, duyarsız, sahta bir gülümsemeyle dolaşan bir insansın. Hele o dondurma yiyişin yok mu? Dondurmayı yalayacağım diye burun deliklerine kadar sürüyorsun onu ve sonra da her tarafı sümük kaplanmış dondurmayı da karşımızda yemeye devam ediyorsun.”
“Tamam, anladık. Kazma birinin tekiyiz işte!”
“Günümüzün siyasetçilerinden hiçbir farkın yok. Hem Nisan ayında iki evsize kömür dağıtırken o deve gibi boyunla bir fotoğraf çektirdin diye seçileceğini mi sanıyorsun cidden?”
“Önemli olan hizmet veriyormuş gibi davranmak, hizmet vermek değil Pete. Siyasi Bilimleri kazandığımda babamın bana omzuma dokunup dediği şu sözü hiç unutmadım ve sanırım unutmayacağım da: Köpeğe kemik versen de onun et olduğunu iddia et demişti, en azından köpeğin et yediğini hayal etmesini ve sana şükredip bağlanmasını sağlarsın!”
Peter daha fazla siyaset konuşmalarına dayanamayacağını fark edip kendini dışarı atmak için harekete geçti. Nathan kardeşinin arkadaşından: “Belki bir gün sen de masumiyetini kaybettiğinde anlayacaksın, ben insanlara umut veriyorum içi boş veya son kullanma tarihi geçmiş olsa da.”
Peter caddede boş boş yürümesini sürdürürken karşı kaldırımda Simone’u gördü. Simone kocaman nasır tutmuş iki eliyle gözyaşlarını siliyordu. Ağabeyine kendisinin büyüdüğünü ispatlamak için karşısına bir kız arkadaşla dikilmenin uçtuğunu inandırmaktan daha kolay olduğunu düşünen Peter karşıya geçmek için trafik ışıklarının olduğu tarafa yürüdü. Ama Simone çoktan bir taksiye binip uzaklaşmıştı. Peter şansına küsüp iki de küfür ettikten sonra bir taksiye bindi.
“Nereye gidiyoruz, dostum?” diye sordu hint aksanıyla taksici.
“Beni bu cehennemden götür sen sadece.” dedi Peter, Parti binasının önüne asılmış resimdeki ağabeyinin o şapşal gülümsemesine son bir kez daha baktıktan sonra taksiciye döndü: “Sesin bir yerden tanıdık geliyor nedense.”
“Bilemeyeceğim, dostum. Her gün pezevenginden tut da sürtüğüne kadar bir dolu insan arabamı kirletiyor. Senin sesinin de on dakika önce postanenin önüne bıraktığım uçtuğunu iddia eden deliden bir farkın yok.”
Peter, bu konuşmanın gidişatından rahatsız olduğundan güneş gözlüğünü takarak camdan dışarı bakmaya başladı: “Ah, dün okumuştum gazetede. Güneş tutulması var bugün. Başlamış bile.”
“Evet, dünyamızın dolayısıyla bizim aslında ne kadar küçük olduğunu hatırlatan küresel bir olay.” dedi taksici.
“Acaba burada tam bir tutulma olur mu merak ediyorum?”
“Hayır, burada olmaz.”
Peter, bu taksicinin bildiklerinden etkilenmişti. Gülümseyerek: “Ben Peter.” dedi.
Taksici arkasına dönmeden: “Soran olmadı.” dedi. Peter bu yanıt karşısında şaşırsa da bir şey demedi. Bir süre sonra taksici: “Tanıştığımıza sevindim, Peter. Benim adım da Mohinder.” diye karşılık verdi.
“Sana bir şey sorabilir miyim, Mohinder kardeş?”
“Sor bakalım.”
“Sen hiç olman gerekenden daha fazlasını, ne bileyim daha özel bir şeyler yapman gerektiğine dair içini bir duygu kapladı mı?”
“Benim bir taksici olduğumu hatırlatmama gerek var mı?”
“Ben de bir hemşireyim, ama Hintli’nin biri kafamda arayış edebiyatı yapıyor her seferinde. Senin sesin de ona benziyor, hatta o sesin sahibiyle bile tanıştığımı düşündüm ilk başta.”
“Evet, aslında haklısın. Hepimiz özeliz. Belki de istersek uçup gökyüzünden fabrika bacalarına işeyebiliriz.”
“Demek istediğim öyle bir şey değildi.” dedi Peter bozularak. Mohinder, Peter’ın bozulduğunu fark edince: “Bazı insanların daha özel oldukları doğru. Genlerinde evrimin yeni aşamalarının kaydedilmiş minik bir versiyonunu taşıyorlar. Ã?ocuklarına aktaracakları bu insanlığı yeni bir aşamaya taşıyacak genler aracılığıyla evrimin bir sonraki halkasına geçiş yapabileceğiz.” diye açıkladı.
Peter, Mohinder’ın açıklamalarından etkilenmişti: ”Bence bir kitap çıkartmalısın.”
O sırada güneş tutulması devam etmekteydi. Peter hayranlıkla bu küresel olayı izlemeye dalmıştı ki telefonu çaldı. Arayan kişi Simone’du. Heyecandan titremesine engel olamayan Peter bir süre en son iki yıl önce anasının zoruyla gittiği kilisedeki doksan yaşındaki rahibeden öğrendiği dualardan hatırladığı kadarını içinden okudu. Sonra telefonu açtı: “Selam, Bebek! Nasıl gidiyor? Bizim moruğun saati yerinde mi?”
Simone’un hıçkıra hıçkıra ağlama seslerini Mohinder bile duymuştu: “Peter hemen bizim eve gel. Lütfen sana ihtiyacım var.”
“Ne oldu? Yoksa moruğa pardon yani babana mı bir şey oldu?”
“Maalesef daha komada, ölemedi bir türlü o da sorun başkası. Ã?abuk gel, lütfen. Gelimce anlatırım.” diye yanıt verdi Simone.
Peter: “Merak etme, geliyorum.” dedi ve telefonu kapattı. Mohinder’a: “şu köşede durduruver taksiyi. Ne kadar borcum?” diye sordu.
“Taksimetre şurada işte, görmüyor musun? Oku oradan!”
Peter taksimetrede yazan para hakkında bir takım yorumlar yapmak istese de Simone’un acil çağrısını hatırlayarak sorun yaratmadan parayı uzattı. Mohinder parayı alırken Peter’a bir süre bakakaldı. Peter: “Arkadan tren mi geçiyor? Ne öyle bakıyorsun Hint Ã?küzü gibi?” diye sinirle sordu.
Mohinder bir şey demeden parayı aldı, Peter tam olarak inemeden de gaza bastı. Yere kapaklanmaktan elektrik direğine son anda tutunarak kurtulan Peter: “Köyden şehre inen böyle Hint fakirlerine ehliyet verirseniz işte kendilerini böyle genetik profesörü sanmaya başlarlar. Babanda mı genetik profesörüydü senin?” diye söylendi.