Cadı Avı

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Cadı Avı

by catboy » Sat Nov 14, 2009 10:38 am

Dodja, kendini Alevdöven olarak tanıtan yaşlı adama şaşkınlıkla bakmasını sürdürüyordu. Yağmurun sesi git gide beyninin içinde yankı uyandırmaya başlamıştı, yaşlı adamın ise gözlerini kırpmadan ona bakmasından iyice rahatsız olmuştu. Artık bir şeyler demek zorundaydı.

"Bahsettiğiniz eğitim tam olarak ne ile ilgili?" diye sordu birden.

"İçindeki potansiyeli açığa çıkartmayı amaçlayan bir eğitim sürecinden geçeceksin diyebiliriz kısaca." diye yanıt verdi yaşlı adam.

"Gerçekten de hala yaşayan cadılar olduğuna inanamıyorum." dedi bu sefer ne diyeceğini bilemeyen Dodja.

"Evet, hala varlar. Eğer inanmıyorsa kendine bakman yeterli, sen de bir cadısın, evlat. Bu gerçeği göz ardı edemezsin. Kaderinden kaçma aptallığına düşen bir sürü kişi tanıdım hayatımda ve diyebilirim ki son nefeslerini verirken aptallıklarına yanıyorlardı. Bu yüzden senden iyi düşünmeni istiyorum."

"Neyi düşüneceğim ki? Bana pek seçenek sunulmuyor gördüğüm kadarıyla. Ailem cadı olduğumu anlarsa onların yüzlerine bakmaya utanırım. Bu gerçeği saklayamam da, onların yanında olduğum sürece de onları tehlikeye atmış olurum." diye söylendi Dodja.

"Bu konuda haklısın. Ailenin yanında duramazsın artık. Onları tehlikeye atmış olursun."

"Ama onlar benim ailem, bunu yapamam."

"Bazen fedakarlık yapmak gerekir." dedi kararlı bir sesle Alevdöven.

by Possessed » Thu Jan 15, 2009 10:52 am

Dodja'nın faltaşı gibi açılan gözleri adamın sağ ve sol ayakları arasında hızlıca gidip gelmeye başladı. Dodja'nın şaşkınlığını yüzünden belli etmesinden sakallı adam anladı yanlışını. Ne uydursa tutmayacaktı bu andan sonra. Dodja adamın tehlikeli olabileceğini düşünüp kendine doğru biraz kapandı. Yanında kendisini savunabilecek herhangi bir şey olmadığına lanet okudu. Gencin tedirginliğini gören sakallı adam konuşmak için ağzını açtı.

"Tamam evlat, korkma. Evet yalan söyledim..." Gözlerini mağaranın ağzına çevirdi. "Bu yağmurda dışarda neden gezindiğini anlayamamanın nedeni de benim."

"Na-nasıl yani?!" diye kekeledi Dodja. Artık onu adamdan çok gerçekler korkutuyordu. Neden yağmurda gezindiğini ve neden o yaşlı adamla konuştuğunu gerçekten bilmiyordu. İçinden öyle gelmişti.

"Biz yetenekliler birbirimizi çağırırız. Tabii insan toplumu bizi 'cadı' olarak çağırmayı tercih ediyor. Cadı adına takılmıyoruz yanlış anlama. Aksine biz kendimizi cadı olarak çağırırdık. Yalnız artık 'cadı' demek 'ölmesi gereken ucube' demekle eş değer..." Gözleri bu sefer ateşe yöneldi. "Biz doğadaki enerjiyi kullanabilen yeteneklileriz. Sen de öylesin, bazı anormal -ki bize göre normal- yeteneklerinin farkındasın zaten. Sürekli doğanın seni çağırması da bu yüzden." Adam ayağa kalktı, elini uzattı. "Beni dinlemeyeceğini düşündüğüm için yalan söylemiştim başta, gençlerle iletişimim çok da iyi değildir. Hadi adam gibi tanışalım: Ben Alevdöven."

Duydukları karşısında iyice şaşkına düşen genç korkakça Alevdöven'in elini sıktı. İlk defa bir cadıyla tanışıyordu, dili dolandı heyecandan. "Be-ben de Do-" Adam sözünü kesti.

"Evet Dodja, biliyorum. Seni bir süredir izliyoruz. Yetenekli olduğunu fark etmiştik. İnsanlar herkesi yaktıklarını sanıyorlar ama aralarında ajanlarımız hala geziniyor. Sadece cadı avları yüzünden azalan toplumumuzu koruyabilmek adına ormanın iyice derinliklerine sığındık. Gene de gözümüz üzerlerinde..." Kısa bir duraksamanın ardından adam devam etti. "Neyse, seninle iletişime geçme nedenime gelirsek... İnsan toplumunun içindeki potansiyel yeteneklileri toplayıp eğitiyoruz. Seni de götürmek istiyorum. Ama buna sen karar vereceksin, gene de bence doğru olanın yeteneklerini geliştirip insan toplumundan sıyrılmak olduğunu söylemeliyim. Kararını ne zaman istersen verebilirsin."

Dışarıda yağmur şiddetini daha da arttırmıştı, tam anlamıyla bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Dodja'nın kafasında sorulacak bin tane soru dönüyordu ama bir tanesini bile toparlayıp soramıyordu şaşkınlıktan...

by Efla » Wed Jan 07, 2009 10:13 am

Yanına en azından bir meşale almış olmayı diledi. Yağmurun etkisiyle kasabanın ışıkları kasabanın yerini zar zor belli ediyordu. Yıldızlardan eser yoktu. Ay ise dolunay olduğu halde halın ve koyu bulutların ardından orada olduğunu ancak belli ediyordu. Yağmur ise iyiden iyiye şiddetlenmişti.

Yolun kenarındaki adamı gördüğünde "Bu havada dışarda olmak çok saçma." diye düşündü içinden, sanki kendi dışarıda değilmiş gibi. "Ama benim durumum farklı" diye düşündü. Ama ne işim var burda sorusuna bir yanıt bulamıyordu.

Bir şeyi öğrenmenin en iyi yolu sormaktı çoğu zaman. Yağmurun ortasında duran yaşlı bir adam bir içini ürpertmiş olsa da onu bu soruyu sormaya motive edecek bir sürü duygu vardı.

"Bu yağmurda burada ne yapıyorsunuz? Yardımcı olaiblir miyim" Dedi adamın yanına yaklaşarak. şiddetlenen yağmurdan dolayı bunu neredeyse bağırarak söylemesi gerekmişti. Ve "Asıl senin ne işin var" gibi bir cevap vekliyordu. Ama böyle bir cevap gelmedi. Yaşlı adam Dodjanın suratına baktı. Suratında garip yara izine benzer birşey vardı. Yine de tam seçemiyordu. Sadece bi an için gözlerini biraz kıstığını farkedebildi. Ve yaşlı adm konuştu.

"Sanırım bileğimi incittim evlat. ciddi birşey olduğunu sanmıyorum ama bu yağmurda tam anlamıyla yarı yolda bıraktı beni."

Kasabaya gidiyor olmalıydı. Kasabaya kadar ona eşlik etmesi çok geç olabilirdi rüzgar da hızını iyiden iyiyye arttırıyordu. Ayrıca kasabaya bir yabancıyla girme fikri hoşuna gitmemişti. Geçen yıllar onu kasaba halkı konusunda biraz temkinli davranmaya alıştırmıştı.

"Size yardım edeyim yakınlarda bilrdiğim ufak bir mağara var. En azından yağmurdan ve rüzgardan korur."

Sahiden de vardı. Bu mağrayı seneler önce öylesine yürürken keşvetmişti. Yine o cadılardan birisi yakılırken öylece durup seyretmek yerine uzaklaşmak istemişti. Sonra benzer olaylarda sığındığı bir mekan olmuştu. Bu sefer de yağmurdan sığınmasına yarayacak gibi görünüyordu.

"Minnettar olurum." dedi. Adam sadece. Ayağa doğrulmaya çalıştığında Dodja ileri atıldı ve atamın koluna girdiSol ayağını yere basamıyor gibiydi. Sadece bir an destek alıp çekmek için kullanıyordu. Yardımcı olmak için sol yanına geçti.

...

Kısa bir süre sonra mağaaraya vardılar. Yarım metre kadar yüksekte olması çıkarken biraz sorun yarattıysa da Yağmur suyunun içeri birikmesini engellediği için memnun ediciydi. Yaşlı adamı mağaranın içine uygun biryere bıraktı. Daha önceden ir kenara çalı parçaları koymuş olduğuna şükretti. Ã?ünkü kuru odun ya da çalı bulmak çok zor olacaktı.

Yakacakları geri getirdi ve mağaranın girişine yakın bi yere yaşlı adamın yakınına koydu. Kesesinden çıakrdığı çakmak taşlarıyla ateşi yakmaya çalıştı. Başardığında. Yaşlı adama "Ayağınız nasıl oldu" diye sordu.

Yaşlı adam Sağ ayağını ovuşturarak, "zorlandığı için biraz ağrıyor ama daha iyi olacak sanırım dedi"

Dodja kaşlarını çatarak adamın ayağına tekrar baktı. Adam sağ ayağını ovuşturuyordu sol değil...

by Aegron Linwelin » Wed Jan 07, 2009 9:09 am

(Birinin kulaktan kulağa bolumune yazmazı cidden hoş ya. En ksıa zamanda yazarım catboy)

Cadı Avı

by catboy » Wed Jan 07, 2009 8:39 am

Not: Bunu yaklaşık üç yıl önce yazmıştım, aslında ocakbaşı bölümünde de bunu yayınlamıştım. O zaman adı farklıydı. Ama belki devam ettirmek isteyen olursa diye, buraya koymak istiyorum. Artık bu tarz pek yazamıyorum, yine de ben de devam ettiren olursa yardımcı olurum.

Cadı Avı

Dodja kendindeki garip güçleri keşfettiğinde bunu kimseye anlatmamasının daha iyi olacağına karar vermişti. Ã?ünkü yaşadığı kasaba gerçekdışı, garip yeteneği olan insanlara karşı hoşgörülü değildi. Kendisi daha küçük bir çocukken yakınlardaki ormanda yaşayan cadılara karşı başlatılan av yarışını hatırlamaktaydı. Yakalanan cadılar yakılıyor, yakalayanlara da büyük ödül veriliyordu. Artık öyle bir hale gelmişti ki olaylar, düşen yıldırıma, aniden başlayan yangına hep kasaba halkı cadıların yaptığını iddia eder olmuştu.
Zaten ailesi de bu tür konularda çok önyargılıydı. Onun için annesine ve babasına da kendindeki garipliklerden bahsetmemekteydi.

Babası kasabanın en usta balıkçılarından biriydi. Kasabadaki herkes tarafından sevilen biriydi babası Faji. Annesi Mori de evlerinin altına açtıkları dükkânda terzilikle uğraşmaktaydı. Dedikodudan hoşlanmayan, sakin ve içine kapanık bir kadındı.
Fassa kasabası, bir liman şehri olan Dena’ya yakın olduğu için kasabalıların en önemli geçim kaynağı balıkçılıktı.

Cadı avı vakası yavaşça hafızalardan silinmeye başlamış, herkes artık sıradan yaşamlarına dönmüştü ama Dodja hala o yıllarda geçirmiş olduğu sıkıntıları unutamıyordu. Sanki cadıların düşüncelerini okuyabiliyor, onların çektiği acıları o da paylaşıyordu. Onlar yakılırken kendisinin de ateşin içinde olduğunu hissetmekteydi.

O sene kış erken gelmişti. Ã?ğle vakti köyün en yaşlıca Bay Todd dizlerini ovalayarak:
“Dizlerimdeki ağrı iyice azdı. Galiba fırtına yaklaşıyor.”

Yaşlı adam haklıydı. Akşama doğru başlayan yağmur yavaşça sert bir rüzgâr eşliğinde fırtınaya dönüşmekteydi.

Dodja ilk yağmur damlaları yüzüne vurduğunda kasabanın dışına doğru yürümekteydi. Niye gittiğini o da tam olarak bilmiyordu. Tek bildiği oraya gitmesini gerektirecek bir şey olduğuydu. Ama yağmurun şiddetleneceğini fark ettiğinde geri dönmesi gerektiğine karar verdi. Tam dönerken yolun kenarında yüzü cübbesinin başlığı yüzünden karanlıkta kalmış yaşlı bir adam gördü.

Top