by Illyra » Wed Dec 03, 2008 4:15 am
Bölüm İki: "Suikast"
Nordin sert adımlarla kasabanın meydanına yürüyordu. Aklında birçok şey vardı. Sardonyx henüz küçük bir kız sayılırdı, ama halkı için her şeyi yapardı. Kasabayı himayesine alma durumu içinde birçok tehlike içeriyordu, bunu duyan başka kasabalarda şatodan sığınma isteyebilirdi. şato şu anda bile kasabayı zor alacak durumdaydı. Ayrıca kasabalılar şatonun önünde yığılırken veya içeride himaye edilirken, tüm yapılacak işler duraksayacaktı. Eğer haçlı seferi çok uzun sürerse, topraklarda kıtlık tehlikesi baş gösterebilirdi.
Nordin kasabanın meydanına yürüdüğünde büyük kar taneleri gökyüzünden yere düşmeye başlamıştı, sis ise yavaşça kayboluyordu. Kar kısa sürede yere tutacağa benziyordu. Bir bu eksikti diye düşündü Nordin. Daha fazla sorun.
Kasabanın meydanına çıktığında gür sesi ile bağırmaya başladı.
“Herkes toplansın! Herkes meydana gelsin. Bütün kasaba, toplanın!”
İnsanlar Nordin’i tanıyordu. Kasabalılar yavaşça evlerinden çıkmaya başlamışlardı. Soğuğa rağmen ne olduğunu merak etmişlerdi. Ã?ağrıyı duyanlar, duymayanların kapısını çaldılar. Çok bir zaman geçmeden kasaba halkı meraklı bir beklenti içinde toplanmıştı. Hepsinin gözü Nordin’in üzerindeydi.
Herkesin toplandığından emin olduktan sonra gür sesi ile bağırdı Nordin.
“Bütün kasaba, eşyalarınızı toplayın. Barones güvende olmanız için sizi şatosuna, himayesi altına alacak! Hadi şimdi dağılın ve toplanın!”
Bir sürü mırıltı meydanda dolaşmaya başladı, birçoğu bu habere sevinmiş şatoda güvende olacaklarını söylüyordu. Diğerleri ise “cadı kadın” ın şatosuna adım atmak istemiyordu. Yine de herkes eşyalarını toplamak için dağılmıştı, biliyorlardı ki, şato kasabadan çok daha güvenliydi.
Nordin herkesin emre uyduğunu anlayınca adımlarını şövalyenin evine çevirdi. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde boş olduğunu gördü, kısa bir süre üçünün birden nereye gitmiş olabileceğini düşündü. Sonra arka taraftan gelen sesler ona öğrenmesi gerekeni söyledi.
Arka bahçe kapısını araladığında, Dorya’nın elindeki bebekle ayakta dikildiğini gördü. Sardonyx ve Martin ellerindeki kaba küreklerle kar yağan toprakta bir çukur açmak için uğraşıyorlardı.
Nordin sert adımlarla bahçeye indi.
“Ne yapıyorsunuz leydim?”
Sardonyx üzgün yüzünü kaldırarak şampiyona baktı.
“Martin’in annesi için mezar kazıyoruz…”
Nordin hiçbir şey söylemeden küreği kızın elinden aldı.
Martin rahat bir nefes aldı. Ne de olsa Sardonyx bir kızdı ve yardım etmek istemesine rağmen toprağı kazmak konusunda hiçbir bilgisi yoktu. Nordin ile birlikte çok bir zaman geçmeden yeteri derinlikte bir çukur kazmışlardı. Sonunda Martin annesinin cesedini taşıdı, üzerine toprak örtülürken, Sardonyx, Dorya ile içeriye gitmişti.
Martin üzgündü. Hayatındaki her şey çalınmış gibi hissediyordu. Bilmediği bir sebepten dolayı annesi gitmişti. Hem de feci bir biçimde ölerek… Babası zaten savaştaydı. Kendisi ile Dorya kalmıştı bir tek geriye. İçinde ölüme karşı derin bir nefret vardı, asla kaldıramayacağı bir nefret. Yaşam çok acı verici gözüküyordu, ölümden nefret etmesine rağmen kendiside ölmek istiyordu…
Nordin ile birlikte çukuru kapattıklarında mırıldanarak kısa birer dua ettiler. Ardından Nordin onun omzuna yavaşça vurdu, yüzünde anlayışlı bir ifade vardı.
“Leydi yi evde tut Martin. Ben dışarıya çıkıp insanların toparlanmasına yardım edeceğim.”
“Tamam.”
Nordin dışarıya çıktığında, Martin evin salonunda oturan iki kızın yanına gitmişti. Dorya bebeği ile sakince barones’in yanına oturmuş oynuyordu. Sardonyx’in gözleri uzaklara kilitlenmişti. Martin hala ondan çekiniyordu. Söylediği feci şeylerden sonra bile kendisini affetmesi, ne kadar iyi birisi olduğunu kanıtlıyordu. Kız kendisini affetmiş olsa bile, korkunç bir hata yaptığı için kendisini affedemiyordu Martin. Baronesin şatosunda dış dünyadan ne derece tecrit edilerek yaşadığını düşündü bir an. Bakışları pürüzsüzdü, ama yüzünden inatçı olduğu da belliydi.
Dorya baronesi sevmişti. Henüz ölüm kavramımı bile anlamayacak kadar küçüktü. Martin’in yeniden içi sızladı. Dorya annesi olmadan mı büyüyecekti?
Bütün düşünceleri Sardonyx’in kendisine bakmasıyla, kar yağdığında dağılan sis gibi uçuştu gitti.
“İnsanlar toplanıyorlar. Hepsi şatoya gelecek.”
“Evet.”
“Ama birçoğu senin gibi düşünüyorlar. Bazılarının seslerini duydum.”
“Bunu kişisel olarak algılamayın. Halk her zaman yöneticilere karşı bir parça öfke taşır.”
“Kesinlikle.”
Bir süre daha sessiz kaldılar. Bu sırada güneş iyice batmaya yüz tutmuştu. Sonunda Sardonyx ayağa kalktı ve başlığını kapattı.
“Bizde dışarıya çıksak iyi olur. Sanrım kısa süre sonra yola çıkarız.”
Martin başı ile sessizce onayladı. Sardonyx, kız kardeşi işe el ele evden dışarıya çıktığında, eşyalarını toplamak için yukarı kata çıktı.
Meydan kalabalıktı. İnsanlar hala söyleniyordu. Kar yağmaya başladığı için soğuk dağılmıştı, sis ve rüzgar ise pek azdı. Sardonyx, atıyla birlikte insanların önünde dikilen Nordin’in yana gitti.
“Herkes hazır mı?”
“Kısa bir süre sonra yola çıkarız.”
“Tamam.”
Kalabalıktaki mırıltılar hala devam ediyordu. Ã?oğu hala barones’e ağzına geleni söylüyordu. Buna karşılık Sardonyx sessizdi, burnundan nefes alan Nordin’in yanında dikliyordu. Kalabalıktan bazıları Martin’in aklını kaçırdığını söylüyordu. Martin herkese baronesin yanında olduğunu, onu desteklediğini söylüyordu.
Sonunda yola koyuldular. Kasabalıların çoğu yaya gidiyordu. İnsanların peşlerine takılmış koyunlar ve köpekler vardı, bazıları kucaklarında kaçmaması için sıkı sıkıya tavuk taşıyordu. Kafile ilerlerken kar iyice yağışını arttırmıştı, insanlar balçık içinde bata çıka ilerliyordu. Sardonyx birkaç kez atından inip atını bir yaşlıya vermek istese de Martin ve Nordin onu engellediler.
Kaleye vardıklarında bu sefer askerlerin açtığı ön kapıdan içeriye girdiler. Herkes yorgundu. Kar yere tutmuştu, boyu ayak bileklerini geçiyordu. Sardonyx hala Dorya’nın elinden tutuyordu, başlığını açarak tüm kalabalığın önüne geçip ayakta durdu. Artık kasabalılar, yolda geldikleri bu kızın topraklarının sahibi barones olduğunu anlamışlardı. Sardonyx konuştuğunda sesi tüm avluda yankılanmıştı.
“Artık daha fazla korkmanıza gerek yok, bir daha ölüm olmayacak. Hepinizi himayem altına alıyorum, askerler sefere gittiği için kasaba korumasız kaldı ama benim şatomda hepiniz daha güvende olacaksınız. Düzen biraz sıkışık olabilir ama önemli olan hepinizin güvende olması. Olanlardan daha önceden haberim olsaydı, sizi daha önceden himayeme alırdım. Lütfen, size karşı sahip olduğum sorumlulukları yerine geç getirdiğim içim özrümü kabul edin.”
Avluda kısa bir sessizlik oldu. İnsanlar açıklama karşısında şaşkındı. Yinede Martin’in yaptığı gibi ani bir teslimiyette bulunmadılar. Bazılarının yüzleri gülümsüyordu sadece…
Sardonyx, Dorya’yı kolayca yanından ayırmayacağa benziyordu, şatonun kahyası ile insanların kalacağı yeri tartışmak için gittiğinde, Nordin ve Martin hala insanları sakinleştirmekle uğraşıyordu.
Birkaç saat sonra sıkışık bir düzenle herkesin kalacağı yer kararlaştırılmış, hava kararmaya başlamıştı. Martin baronesin tam yanında olan odasındaki eşyaları inceliyordu. Dorya hala yanında değildi, ama odanın penceresinden baktığında aşağı balkondaki, Sardonyx’i gördü, yanında Dorya vardı ve Nordin ile bir şeyler konuşuyordu.
“Geceleri nöbet sayısını yarı yarıya arttırmalıyız Nordin.”
“Askerler buna itiraz edecektir leydim.”
“Bu onlarında güvenliği için. şimdi kasabanın hepsi burada olduğu için bu canavarlar burasını hedef alacaktır. Hem kasabalılar silahlandığında nöbetlerin yine normale döneceğini söyle.”
“Peki leydim.”
Dorya, kızın elini çekiştirdi.
“Ben ağabeymi özledim!”
“Tamam, hadi gidelim öyleyse, ağabeyni görelim.”
Nordin emirleri uygulamak için giderken, Martin kapısını açmış kardeşinin gelmesini bekliyordu. Dorya onu koridorun ucundan görünce koşup kendisine sarılmıştı, arkasından Sardonyx yanlarına gelmişti, gülümsüyordu.
“Bütün gün seni özledi.”
“Evet.”
“Sizi yalnız bırakayım, bakmam gereken birkaç şey var.”
Sardonyx kütüphanesine geri dönüp, o tuhaf yazılı altın madalyonu çıkarttı ve kitaplarını karıştırmaya başladı. Babasının ailesinden kalan zengin kitap koleksiyonu yazının hangi dilde olduğunu anlamasını sağlamıştı, bu yazı Arapçaydı. Biraz daha araştırdı, madalyonda ne yazdığını öğrenmek istiyordu.
Sonunda hava karardığında ve şatonun aydınlanması için bir sürü meşale, mum, gaz lambası yakıldığında ne yazdığını öğrenebilmişti. Madalyonun üzerinde “ışık” yazıyordu. Aklına binlerce düşünce vardı, “ışık” ne manaya gelebilirdi ki? Bir arap madalyonu burada ne arıyordu? Bu Araplarında buralarda bir yerlerde olduğunun işareti olabilirmiydi? Ne kadar düşünürse, o kadar aklı karışıyordu.
Sonunda bahçeye indiğinde, hala bahçede huzursuzca gezinen insanları izleyen Nordin’in yanına gitti.
“Durumları nasıl?”
“Hala alışamadılar. Aniden evlerini değiştirmeleri kolay değil.”
“Bu geçici…”
“Evet, ama yinede alışmaları zaman alacak…”
“Nordin… Bende silah kullanmak istiyorum.”
Nordin gözlerini kocaman açarak kıza baktı, hatta biraz korkutucu bile gözüküyordu.
“Leydim, ben yaşadığım sürece sizin elinize bir bıçak bile almanıza izin veremem. Benim görevim sizi korumak…”
“Pekala Nordin.”
Sardonyx Nordin’in yanından ayrılıp, şatonun aşağısında bulunan cephaneye doğru ilerledi. Hava iyice kararmıştı, koridordaki metal halkadan aldığı bir meşaleyi tutarak uzun merdivenleri indi. Cephanenin kapısı kilitli değildi, içeriye girdiğinde üst üste yığılmış bir sürü çeşitli silah meşalenin ışığı ile alev aldı. Ã?evresine bakarken aniden arkasından gelen bir saldırı ile yüzüstü yere yıkıldı, meşale elinden uçup gitmişti. Üzerinde birisi vardı ve sol kolunun acıdığını hissetti, kolu kesilmişti.
Kısa bir süre süren boğuşmadan sonra kendisini kurtarıp ayağa kalkmıştı. Hemen az ileriye koşup kendisine saldıranın kim olduğuna baktı. Bu yaşlı bir adamdı, elinde bir hançer tutuyordu ve gözleri deli gibi bakıyordu. Sardonyx eğer adam genç olsaydı asla kurtulamayacağını düşündü.
Adam kısa bir süre kendisine baktı, sonra ağzından salyalar akarak uludu.
“Cadı Baronese ölüüümmm!”
Yeniden kızın üzerine saldırırken Sardonyx o panikle eline ilk gelen bir kılıcı kaptı. Adam tam bıçağı ile yanına yetişmişken can havli ile ağır kılıcı rasgele savurdu. Kısa süre içinde ne olduğunu fark etmemişti, adamın neredeyse ikiye ayrılarak öldüğünü ve cephanenin kana bulandığını anlaması biraz vaktini aldı. Elleri titriyordu, az önce birisini öldürdüğü düşüncesi midesini bulandırıyor, akıl sağlığını kurcalıyordu. Bir süre daha dizleri üstüne oturarak cesede baktı, sonra aklına gelmiş gibi meşalesini alarak, uçarcasına merdivenlerden yukarı çıktı, dizleri titriyordu, üzerini kan kaplamıştı.
Nordin’i bulması uzun sürmemişti, Nordin hemen kendisini yakalamıştı zaten.
“Leydim neler oldu?”
“Cephanede birisi bana saldırdı Nordin, beni öldürmek istedi. Ben… Ben… Ben… Onu… Öldürdüm…”
“Ã?abuk odana git ve kapını kilitle, ben gelene kadar dışarıya çıkma.”
“Pe... Peki…”
Sardonyx odasına yollanadursun, Nordin yanındaki askerlerle cephaneye inmişti. Yaşlı adam kasabalılardan birisiydi. Askerler onu sedyeye yatırıp üzerini örttüler, Nordin’in önderliğinde cesedi şatodan çıkartmak için avluya ilerlediler.
Ama halk sedyeyi görür-görmez paniklemişti. Bir anda bağırışlar başladı.
“Herkes dışarı! Canavarlar şatoda! Barones bizi buraya tuzağa düşürmek için getirdi!”
Nöbetçiler kapıları tutmaya çalışırken kasabalılar ile aralarında çatışma başlamıştı, silahlar çekilmişti nöbetçiler kimseye zarar vermek istemese de, o kaos ve panik içinde bir çok kişi yaralanmaya başlamıştı. Nordin bağırsa da sesi kalabalık içinde bastırılıyordu. Martin sesleri duyduğunda kapıdan dışarı çıktı ve bütün üzeri kanla kaplanmış Sardonyx’i görünce bir başka sarsıntı geçirdi.
“Neler oldu?”
“Birisi… Beni öldürmek istedi.”
“Oden!”
“Evet. Bu ses nedir?”
“Herkes şatoda canavar olduğunu söylüyor, bahçede tam bir kaos yaşanıyor, herkes dışarı çıkmaya çalışıyor.”
“Oh hayır, Martin lütfen Dorya ile odaya gir ve kapıyı kilitle.”
“Sen ne yapacaksın?”
“İnsanları sakinleştirmek için dikkatlerini çekeceğim.”
Ardından Sardonyx koşarak koridorları geçmeye ve merdivenleri çıkmaya başladı. Eğer çan kulesine ulaşıp, çanı çalabilirse insanlarım dikkatini dağılıp açıklama yapılması için bir zaman boşluğu yaratabilirdi. Nordin’in hemen harekete geçeceğini biliyordu.
Sonunda kuleye vardığında nefes nefese kalmıştı. Ã?ana bütün ağırlığı ile asılıp çalmaya başladı.
Bu sırada aşağıda birçok kişi yaralanmıştı, birkaç muhafızın cesedi insanların ayakları altında çiğneniyordu. Ã?anın çalması ile dikkatler dağıldı. O sırada Nordin, tam da Sardonyx’in tahmin ettiği gibi harekete geçti.
“Durun, şatoda canavar filan yok! Birisi öldü sadece!”
Ama kalabalık sakinleşecek gibi değildi. Kız yukarıdan çan kulesinin penceresinden sesini duyurmaya çalışıyordu ama kar fırtınası yüzünden aşağıya duyuramıyordu. Yine de Nordin leydisini görebilmişti.
Sardonyx kuleden çıkıp koşar adımlarla avluya inmek için merdivenlere gitti. şatonun seviyesine inip koridora girdiğinde, koridorun karşısından gelen birisini gördü. İri yarı, kilisenin rahip elbiselerini giymiş sakallı birisiydi bu, ağırca yürüyerek kıza doğru geliyordu. Sardonyx meşalelerin aydınlattığı yola girerek adama seslendi.
“Bayım iyimisiniz?”
Adam, salınarak ilerlemesine devam etti. Sonunda ışığın aydınlattığı yola girmişti. İşte o zaman Sardonyx dehşetle donup kaldı. Adamın elleri yerinde büyük kemik pençeler vardı ve bunlar kanla kaplanmıştı, bir buz saçağı kadar sivri gözüküyorlardı. Gözleri bembeyazdı, ağzından aşağı kan ile karışık salya akıyordu, yüzünde insan olduğunu belli eden hiçbir ifade yoktu. Sardonyx korkuyla bağırırken ona doğru o ağır ilerlemesine devam etti. Onu kapıda sıkıştırdığında sağ elindeki pençeyi savurdu, ama kız bundan yana kaçılarak kurtulmuştu. şimdi canavar onu vitrayın olduğu köşeye sıkıştırmıştı.
Aniden kapı açıldı, ağır kılıcını çekmiş olan Nordin içeriye daldı. Aşağıdan bakınca Sardonyx’in kulede olduğunu gördüğü zaman onun yanına gitmek için harekete geçmişti. Gözünü bile kırpmadan ağır kılıcını canavara indirdi, canavar sersemleyip saldırmak için şampiyona döndü. İkisi arasında bir boğuşma başlamıştı. Sardonyx sıkıştığı köşeden korkuyla ikisini izliyordu.
Çok zaman geçmeden hem Nordin hem de canavar ağır yaralanmıştı, sonunda göğsünü yaran bir pençe ile Nordin yere düştü. Sardonyx çığlık atıyordu, Nordin’i kaybetme korkusu canavarın korkusundan üstün gelmişti, hızla Nordin’in yanına koştu. Hala yaşıyordu. Ama kısa sürede öleceği belliydi. Onun kılıcını alarak öfkeyle canavara saldırmaya çalıştı, ama kılıç o kadar ağırdı ki kaldıramadı bile. Hızla elindeki meşaleyi alıp şimdi kendisi üzerine yürüyen yaratığa döndü.
Canavar sinmişti… Alevlere bakamıyordu bile. Bunu anlayan Sardonyx meşaleyi savurarak onun üzerine yürümeye başladı. şimdi roller değişmişti. Canavar pençeleri ile yüzünü kapatarak geri geri ilerliyordu. Sardonyx tam onun arkasında vitrayın olduğunu gördü… Eğer onu yeterince yaklaştırabilirse…
Nitekim canavar sonunda sırtını vitraya yaslamıştı. Sardonyx artık aldığı cesaretle meşaleyi suratına patlattı. Canavar tam da istediği gibi sakalları alev alarak deliye döndü, ardından büyük bir şangırtıyla camdan aşağı düştü. Hızla arkasını döndüğü için Sardonyx’in sırtına birkaç cam parçası saplandı ama şu anda bunu umursayacak durumda değildi…
Nordin hala yaşıyordu, yanına giderek ona baktı. şampiyon inliyordu, üzerinde açılan pençe izleri, tıpkı Martin’in annesindeki gibiydi. Tuhaf olanı bu yarıkların üzerinden yanarcasına duman çıkmasıydı. Nordin’in yüzü acıdan çarpılmıştı. Kız hemen kırık vitraylı pencereye koşarak kenara birikmiş karlardan koca bir avuç aldı ve yaraların üzerine koydu. Kar yaralara değer değmez erimişti. Nordin’in yüz ifadesi biraz daha sakinleşmişti. Sardonyx’in elini yakalayarak sıktı.
“Kendine dikkat et leydim. Kendini savunabilecek duruma gel, görünüşe göre artık seni daha fazla koruyamayacağım. Benim için üzülme, seni Valhalla’dan izleyeceğim.”
Ardından son nefesini vererek gözlerini kapatmıştı. Sardonyx onun bedenini kucaklayarak ağlamaya başlamıştı.
Ama çok geçmeden birisi kapıyı çarparak içeriye girmişti. Bu Sardonyx’in daha önce hiç görmediği birisiydi. Üzerinde kalın bir pelerin vardı ve yüzü kapalıydı. Ellerindeki bir çift kılıç kanla kaplanmıştı. Birkaç saniye boyunca, yerdeki baronese ve ölen şampiyona baktı…
[size=150][b]Bölüm İki: "Suikast"[/b][/size]
Nordin sert adımlarla kasabanın meydanına yürüyordu. Aklında birçok şey vardı. Sardonyx henüz küçük bir kız sayılırdı, ama halkı için her şeyi yapardı. Kasabayı himayesine alma durumu içinde birçok tehlike içeriyordu, bunu duyan başka kasabalarda şatodan sığınma isteyebilirdi. şato şu anda bile kasabayı zor alacak durumdaydı. Ayrıca kasabalılar şatonun önünde yığılırken veya içeride himaye edilirken, tüm yapılacak işler duraksayacaktı. Eğer haçlı seferi çok uzun sürerse, topraklarda kıtlık tehlikesi baş gösterebilirdi.
Nordin kasabanın meydanına yürüdüğünde büyük kar taneleri gökyüzünden yere düşmeye başlamıştı, sis ise yavaşça kayboluyordu. Kar kısa sürede yere tutacağa benziyordu. Bir bu eksikti diye düşündü Nordin. Daha fazla sorun.
Kasabanın meydanına çıktığında gür sesi ile bağırmaya başladı.
“Herkes toplansın! Herkes meydana gelsin. Bütün kasaba, toplanın!”
İnsanlar Nordin’i tanıyordu. Kasabalılar yavaşça evlerinden çıkmaya başlamışlardı. Soğuğa rağmen ne olduğunu merak etmişlerdi. Ã?ağrıyı duyanlar, duymayanların kapısını çaldılar. Çok bir zaman geçmeden kasaba halkı meraklı bir beklenti içinde toplanmıştı. Hepsinin gözü Nordin’in üzerindeydi.
Herkesin toplandığından emin olduktan sonra gür sesi ile bağırdı Nordin.
“Bütün kasaba, eşyalarınızı toplayın. Barones güvende olmanız için sizi şatosuna, himayesi altına alacak! Hadi şimdi dağılın ve toplanın!”
Bir sürü mırıltı meydanda dolaşmaya başladı, birçoğu bu habere sevinmiş şatoda güvende olacaklarını söylüyordu. Diğerleri ise “cadı kadın” ın şatosuna adım atmak istemiyordu. Yine de herkes eşyalarını toplamak için dağılmıştı, biliyorlardı ki, şato kasabadan çok daha güvenliydi.
Nordin herkesin emre uyduğunu anlayınca adımlarını şövalyenin evine çevirdi. Kapıyı açıp içeriye girdiğinde boş olduğunu gördü, kısa bir süre üçünün birden nereye gitmiş olabileceğini düşündü. Sonra arka taraftan gelen sesler ona öğrenmesi gerekeni söyledi.
Arka bahçe kapısını araladığında, Dorya’nın elindeki bebekle ayakta dikildiğini gördü. Sardonyx ve Martin ellerindeki kaba küreklerle kar yağan toprakta bir çukur açmak için uğraşıyorlardı.
Nordin sert adımlarla bahçeye indi.
“Ne yapıyorsunuz leydim?”
Sardonyx üzgün yüzünü kaldırarak şampiyona baktı.
“Martin’in annesi için mezar kazıyoruz…”
Nordin hiçbir şey söylemeden küreği kızın elinden aldı.
Martin rahat bir nefes aldı. Ne de olsa Sardonyx bir kızdı ve yardım etmek istemesine rağmen toprağı kazmak konusunda hiçbir bilgisi yoktu. Nordin ile birlikte çok bir zaman geçmeden yeteri derinlikte bir çukur kazmışlardı. Sonunda Martin annesinin cesedini taşıdı, üzerine toprak örtülürken, Sardonyx, Dorya ile içeriye gitmişti.
Martin üzgündü. Hayatındaki her şey çalınmış gibi hissediyordu. Bilmediği bir sebepten dolayı annesi gitmişti. Hem de feci bir biçimde ölerek… Babası zaten savaştaydı. Kendisi ile Dorya kalmıştı bir tek geriye. İçinde ölüme karşı derin bir nefret vardı, asla kaldıramayacağı bir nefret. Yaşam çok acı verici gözüküyordu, ölümden nefret etmesine rağmen kendiside ölmek istiyordu…
Nordin ile birlikte çukuru kapattıklarında mırıldanarak kısa birer dua ettiler. Ardından Nordin onun omzuna yavaşça vurdu, yüzünde anlayışlı bir ifade vardı.
“Leydi yi evde tut Martin. Ben dışarıya çıkıp insanların toparlanmasına yardım edeceğim.”
“Tamam.”
Nordin dışarıya çıktığında, Martin evin salonunda oturan iki kızın yanına gitmişti. Dorya bebeği ile sakince barones’in yanına oturmuş oynuyordu. Sardonyx’in gözleri uzaklara kilitlenmişti. Martin hala ondan çekiniyordu. Söylediği feci şeylerden sonra bile kendisini affetmesi, ne kadar iyi birisi olduğunu kanıtlıyordu. Kız kendisini affetmiş olsa bile, korkunç bir hata yaptığı için kendisini affedemiyordu Martin. Baronesin şatosunda dış dünyadan ne derece tecrit edilerek yaşadığını düşündü bir an. Bakışları pürüzsüzdü, ama yüzünden inatçı olduğu da belliydi.
Dorya baronesi sevmişti. Henüz ölüm kavramımı bile anlamayacak kadar küçüktü. Martin’in yeniden içi sızladı. Dorya annesi olmadan mı büyüyecekti?
Bütün düşünceleri Sardonyx’in kendisine bakmasıyla, kar yağdığında dağılan sis gibi uçuştu gitti.
“İnsanlar toplanıyorlar. Hepsi şatoya gelecek.”
“Evet.”
“Ama birçoğu senin gibi düşünüyorlar. Bazılarının seslerini duydum.”
“Bunu kişisel olarak algılamayın. Halk her zaman yöneticilere karşı bir parça öfke taşır.”
“Kesinlikle.”
Bir süre daha sessiz kaldılar. Bu sırada güneş iyice batmaya yüz tutmuştu. Sonunda Sardonyx ayağa kalktı ve başlığını kapattı.
“Bizde dışarıya çıksak iyi olur. Sanrım kısa süre sonra yola çıkarız.”
Martin başı ile sessizce onayladı. Sardonyx, kız kardeşi işe el ele evden dışarıya çıktığında, eşyalarını toplamak için yukarı kata çıktı.
Meydan kalabalıktı. İnsanlar hala söyleniyordu. Kar yağmaya başladığı için soğuk dağılmıştı, sis ve rüzgar ise pek azdı. Sardonyx, atıyla birlikte insanların önünde dikilen Nordin’in yana gitti.
“Herkes hazır mı?”
“Kısa bir süre sonra yola çıkarız.”
“Tamam.”
Kalabalıktaki mırıltılar hala devam ediyordu. Ã?oğu hala barones’e ağzına geleni söylüyordu. Buna karşılık Sardonyx sessizdi, burnundan nefes alan Nordin’in yanında dikliyordu. Kalabalıktan bazıları Martin’in aklını kaçırdığını söylüyordu. Martin herkese baronesin yanında olduğunu, onu desteklediğini söylüyordu.
Sonunda yola koyuldular. Kasabalıların çoğu yaya gidiyordu. İnsanların peşlerine takılmış koyunlar ve köpekler vardı, bazıları kucaklarında kaçmaması için sıkı sıkıya tavuk taşıyordu. Kafile ilerlerken kar iyice yağışını arttırmıştı, insanlar balçık içinde bata çıka ilerliyordu. Sardonyx birkaç kez atından inip atını bir yaşlıya vermek istese de Martin ve Nordin onu engellediler.
Kaleye vardıklarında bu sefer askerlerin açtığı ön kapıdan içeriye girdiler. Herkes yorgundu. Kar yere tutmuştu, boyu ayak bileklerini geçiyordu. Sardonyx hala Dorya’nın elinden tutuyordu, başlığını açarak tüm kalabalığın önüne geçip ayakta durdu. Artık kasabalılar, yolda geldikleri bu kızın topraklarının sahibi barones olduğunu anlamışlardı. Sardonyx konuştuğunda sesi tüm avluda yankılanmıştı.
“Artık daha fazla korkmanıza gerek yok, bir daha ölüm olmayacak. Hepinizi himayem altına alıyorum, askerler sefere gittiği için kasaba korumasız kaldı ama benim şatomda hepiniz daha güvende olacaksınız. Düzen biraz sıkışık olabilir ama önemli olan hepinizin güvende olması. Olanlardan daha önceden haberim olsaydı, sizi daha önceden himayeme alırdım. Lütfen, size karşı sahip olduğum sorumlulukları yerine geç getirdiğim içim özrümü kabul edin.”
Avluda kısa bir sessizlik oldu. İnsanlar açıklama karşısında şaşkındı. Yinede Martin’in yaptığı gibi ani bir teslimiyette bulunmadılar. Bazılarının yüzleri gülümsüyordu sadece…
Sardonyx, Dorya’yı kolayca yanından ayırmayacağa benziyordu, şatonun kahyası ile insanların kalacağı yeri tartışmak için gittiğinde, Nordin ve Martin hala insanları sakinleştirmekle uğraşıyordu.
Birkaç saat sonra sıkışık bir düzenle herkesin kalacağı yer kararlaştırılmış, hava kararmaya başlamıştı. Martin baronesin tam yanında olan odasındaki eşyaları inceliyordu. Dorya hala yanında değildi, ama odanın penceresinden baktığında aşağı balkondaki, Sardonyx’i gördü, yanında Dorya vardı ve Nordin ile bir şeyler konuşuyordu.
“Geceleri nöbet sayısını yarı yarıya arttırmalıyız Nordin.”
“Askerler buna itiraz edecektir leydim.”
“Bu onlarında güvenliği için. şimdi kasabanın hepsi burada olduğu için bu canavarlar burasını hedef alacaktır. Hem kasabalılar silahlandığında nöbetlerin yine normale döneceğini söyle.”
“Peki leydim.”
Dorya, kızın elini çekiştirdi.
“Ben ağabeymi özledim!”
“Tamam, hadi gidelim öyleyse, ağabeyni görelim.”
Nordin emirleri uygulamak için giderken, Martin kapısını açmış kardeşinin gelmesini bekliyordu. Dorya onu koridorun ucundan görünce koşup kendisine sarılmıştı, arkasından Sardonyx yanlarına gelmişti, gülümsüyordu.
“Bütün gün seni özledi.”
“Evet.”
“Sizi yalnız bırakayım, bakmam gereken birkaç şey var.”
Sardonyx kütüphanesine geri dönüp, o tuhaf yazılı altın madalyonu çıkarttı ve kitaplarını karıştırmaya başladı. Babasının ailesinden kalan zengin kitap koleksiyonu yazının hangi dilde olduğunu anlamasını sağlamıştı, bu yazı Arapçaydı. Biraz daha araştırdı, madalyonda ne yazdığını öğrenmek istiyordu.
Sonunda hava karardığında ve şatonun aydınlanması için bir sürü meşale, mum, gaz lambası yakıldığında ne yazdığını öğrenebilmişti. Madalyonun üzerinde “ışık” yazıyordu. Aklına binlerce düşünce vardı, “ışık” ne manaya gelebilirdi ki? Bir arap madalyonu burada ne arıyordu? Bu Araplarında buralarda bir yerlerde olduğunun işareti olabilirmiydi? Ne kadar düşünürse, o kadar aklı karışıyordu.
Sonunda bahçeye indiğinde, hala bahçede huzursuzca gezinen insanları izleyen Nordin’in yanına gitti.
“Durumları nasıl?”
“Hala alışamadılar. Aniden evlerini değiştirmeleri kolay değil.”
“Bu geçici…”
“Evet, ama yinede alışmaları zaman alacak…”
“Nordin… Bende silah kullanmak istiyorum.”
Nordin gözlerini kocaman açarak kıza baktı, hatta biraz korkutucu bile gözüküyordu.
“Leydim, ben yaşadığım sürece sizin elinize bir bıçak bile almanıza izin veremem. Benim görevim sizi korumak…”
“Pekala Nordin.”
Sardonyx Nordin’in yanından ayrılıp, şatonun aşağısında bulunan cephaneye doğru ilerledi. Hava iyice kararmıştı, koridordaki metal halkadan aldığı bir meşaleyi tutarak uzun merdivenleri indi. Cephanenin kapısı kilitli değildi, içeriye girdiğinde üst üste yığılmış bir sürü çeşitli silah meşalenin ışığı ile alev aldı. Ã?evresine bakarken aniden arkasından gelen bir saldırı ile yüzüstü yere yıkıldı, meşale elinden uçup gitmişti. Üzerinde birisi vardı ve sol kolunun acıdığını hissetti, kolu kesilmişti.
Kısa bir süre süren boğuşmadan sonra kendisini kurtarıp ayağa kalkmıştı. Hemen az ileriye koşup kendisine saldıranın kim olduğuna baktı. Bu yaşlı bir adamdı, elinde bir hançer tutuyordu ve gözleri deli gibi bakıyordu. Sardonyx eğer adam genç olsaydı asla kurtulamayacağını düşündü.
Adam kısa bir süre kendisine baktı, sonra ağzından salyalar akarak uludu.
“Cadı Baronese ölüüümmm!”
Yeniden kızın üzerine saldırırken Sardonyx o panikle eline ilk gelen bir kılıcı kaptı. Adam tam bıçağı ile yanına yetişmişken can havli ile ağır kılıcı rasgele savurdu. Kısa süre içinde ne olduğunu fark etmemişti, adamın neredeyse ikiye ayrılarak öldüğünü ve cephanenin kana bulandığını anlaması biraz vaktini aldı. Elleri titriyordu, az önce birisini öldürdüğü düşüncesi midesini bulandırıyor, akıl sağlığını kurcalıyordu. Bir süre daha dizleri üstüne oturarak cesede baktı, sonra aklına gelmiş gibi meşalesini alarak, uçarcasına merdivenlerden yukarı çıktı, dizleri titriyordu, üzerini kan kaplamıştı.
Nordin’i bulması uzun sürmemişti, Nordin hemen kendisini yakalamıştı zaten.
“Leydim neler oldu?”
“Cephanede birisi bana saldırdı Nordin, beni öldürmek istedi. Ben… Ben… Ben… Onu… Öldürdüm…”
“Ã?abuk odana git ve kapını kilitle, ben gelene kadar dışarıya çıkma.”
“Pe... Peki…”
Sardonyx odasına yollanadursun, Nordin yanındaki askerlerle cephaneye inmişti. Yaşlı adam kasabalılardan birisiydi. Askerler onu sedyeye yatırıp üzerini örttüler, Nordin’in önderliğinde cesedi şatodan çıkartmak için avluya ilerlediler.
Ama halk sedyeyi görür-görmez paniklemişti. Bir anda bağırışlar başladı.
“Herkes dışarı! Canavarlar şatoda! Barones bizi buraya tuzağa düşürmek için getirdi!”
Nöbetçiler kapıları tutmaya çalışırken kasabalılar ile aralarında çatışma başlamıştı, silahlar çekilmişti nöbetçiler kimseye zarar vermek istemese de, o kaos ve panik içinde bir çok kişi yaralanmaya başlamıştı. Nordin bağırsa da sesi kalabalık içinde bastırılıyordu. Martin sesleri duyduğunda kapıdan dışarı çıktı ve bütün üzeri kanla kaplanmış Sardonyx’i görünce bir başka sarsıntı geçirdi.
“Neler oldu?”
“Birisi… Beni öldürmek istedi.”
“Oden!”
“Evet. Bu ses nedir?”
“Herkes şatoda canavar olduğunu söylüyor, bahçede tam bir kaos yaşanıyor, herkes dışarı çıkmaya çalışıyor.”
“Oh hayır, Martin lütfen Dorya ile odaya gir ve kapıyı kilitle.”
“Sen ne yapacaksın?”
“İnsanları sakinleştirmek için dikkatlerini çekeceğim.”
Ardından Sardonyx koşarak koridorları geçmeye ve merdivenleri çıkmaya başladı. Eğer çan kulesine ulaşıp, çanı çalabilirse insanlarım dikkatini dağılıp açıklama yapılması için bir zaman boşluğu yaratabilirdi. Nordin’in hemen harekete geçeceğini biliyordu.
Sonunda kuleye vardığında nefes nefese kalmıştı. Ã?ana bütün ağırlığı ile asılıp çalmaya başladı.
Bu sırada aşağıda birçok kişi yaralanmıştı, birkaç muhafızın cesedi insanların ayakları altında çiğneniyordu. Ã?anın çalması ile dikkatler dağıldı. O sırada Nordin, tam da Sardonyx’in tahmin ettiği gibi harekete geçti.
“Durun, şatoda canavar filan yok! Birisi öldü sadece!”
Ama kalabalık sakinleşecek gibi değildi. Kız yukarıdan çan kulesinin penceresinden sesini duyurmaya çalışıyordu ama kar fırtınası yüzünden aşağıya duyuramıyordu. Yine de Nordin leydisini görebilmişti.
Sardonyx kuleden çıkıp koşar adımlarla avluya inmek için merdivenlere gitti. şatonun seviyesine inip koridora girdiğinde, koridorun karşısından gelen birisini gördü. İri yarı, kilisenin rahip elbiselerini giymiş sakallı birisiydi bu, ağırca yürüyerek kıza doğru geliyordu. Sardonyx meşalelerin aydınlattığı yola girerek adama seslendi.
“Bayım iyimisiniz?”
Adam, salınarak ilerlemesine devam etti. Sonunda ışığın aydınlattığı yola girmişti. İşte o zaman Sardonyx dehşetle donup kaldı. Adamın elleri yerinde büyük kemik pençeler vardı ve bunlar kanla kaplanmıştı, bir buz saçağı kadar sivri gözüküyorlardı. Gözleri bembeyazdı, ağzından aşağı kan ile karışık salya akıyordu, yüzünde insan olduğunu belli eden hiçbir ifade yoktu. Sardonyx korkuyla bağırırken ona doğru o ağır ilerlemesine devam etti. Onu kapıda sıkıştırdığında sağ elindeki pençeyi savurdu, ama kız bundan yana kaçılarak kurtulmuştu. şimdi canavar onu vitrayın olduğu köşeye sıkıştırmıştı.
Aniden kapı açıldı, ağır kılıcını çekmiş olan Nordin içeriye daldı. Aşağıdan bakınca Sardonyx’in kulede olduğunu gördüğü zaman onun yanına gitmek için harekete geçmişti. Gözünü bile kırpmadan ağır kılıcını canavara indirdi, canavar sersemleyip saldırmak için şampiyona döndü. İkisi arasında bir boğuşma başlamıştı. Sardonyx sıkıştığı köşeden korkuyla ikisini izliyordu.
Çok zaman geçmeden hem Nordin hem de canavar ağır yaralanmıştı, sonunda göğsünü yaran bir pençe ile Nordin yere düştü. Sardonyx çığlık atıyordu, Nordin’i kaybetme korkusu canavarın korkusundan üstün gelmişti, hızla Nordin’in yanına koştu. Hala yaşıyordu. Ama kısa sürede öleceği belliydi. Onun kılıcını alarak öfkeyle canavara saldırmaya çalıştı, ama kılıç o kadar ağırdı ki kaldıramadı bile. Hızla elindeki meşaleyi alıp şimdi kendisi üzerine yürüyen yaratığa döndü.
Canavar sinmişti… Alevlere bakamıyordu bile. Bunu anlayan Sardonyx meşaleyi savurarak onun üzerine yürümeye başladı. şimdi roller değişmişti. Canavar pençeleri ile yüzünü kapatarak geri geri ilerliyordu. Sardonyx tam onun arkasında vitrayın olduğunu gördü… Eğer onu yeterince yaklaştırabilirse…
Nitekim canavar sonunda sırtını vitraya yaslamıştı. Sardonyx artık aldığı cesaretle meşaleyi suratına patlattı. Canavar tam da istediği gibi sakalları alev alarak deliye döndü, ardından büyük bir şangırtıyla camdan aşağı düştü. Hızla arkasını döndüğü için Sardonyx’in sırtına birkaç cam parçası saplandı ama şu anda bunu umursayacak durumda değildi…
Nordin hala yaşıyordu, yanına giderek ona baktı. şampiyon inliyordu, üzerinde açılan pençe izleri, tıpkı Martin’in annesindeki gibiydi. Tuhaf olanı bu yarıkların üzerinden yanarcasına duman çıkmasıydı. Nordin’in yüzü acıdan çarpılmıştı. Kız hemen kırık vitraylı pencereye koşarak kenara birikmiş karlardan koca bir avuç aldı ve yaraların üzerine koydu. Kar yaralara değer değmez erimişti. Nordin’in yüz ifadesi biraz daha sakinleşmişti. Sardonyx’in elini yakalayarak sıktı.
“Kendine dikkat et leydim. Kendini savunabilecek duruma gel, görünüşe göre artık seni daha fazla koruyamayacağım. Benim için üzülme, seni Valhalla’dan izleyeceğim.”
Ardından son nefesini vererek gözlerini kapatmıştı. Sardonyx onun bedenini kucaklayarak ağlamaya başlamıştı.
Ama çok geçmeden birisi kapıyı çarparak içeriye girmişti. Bu Sardonyx’in daha önce hiç görmediği birisiydi. Üzerinde kalın bir pelerin vardı ve yüzü kapalıydı. Ellerindeki bir çift kılıç kanla kaplanmıştı. Birkaç saniye boyunca, yerdeki baronese ve ölen şampiyona baktı…