by Alenthas » Sat May 10, 2008 10:35 pm
Kurt postu giyinmiş uzun boylu, kaslı, esmer adam yağan kar altında görevini yerine getirmeye uğraşıyordu. Nefesini verdiğinde ağzından çıkan dumanlara bakıp zamanını geçirmekten başka yapacak bir şeyi yoktu. Etrafını bir duman kaplamış olsada bunu umursamayıp sıkıntılı işine devam etti. O sırada duyduğu karın ezilme sesi ve ardından gelen inleme sesiyle arkasını döndüğünde siyah zırh içerisindeki beyaz saçlı adamı görerek irkildi. Yaşlı birine benziyordu ve barbarlar yaşlılara saygı duyardı.
Adam barbar dilinde bir şeyler söylemişti fakat karanlıkların efendisinin doğduğu kabilenin dili farklı olduğu için anlayamamıştı.
Sağa sola biraz yalpaladı, başı feci derecede dönüyordu. İlk seferinde o kara cübbeli adama rezil olmamak için biraz kendisini sıkmış, hareketlerine çekidüzen vermeye çalışmıştı. Ama şimdi hareketlerini görecek kimse olmadığı için kendisini salmış, ve böylelikle daha kötü bir duruma düşmüştü. Gözlerini sıkıp kafasını biraz salladıktan sonra kendisini daha iyi hissetmeye başladı.
Adamın dediklerini anlamasada yüzündeki merhameti farkettiğinde bunu kendi çıkarına kullanabileceğini düşündü. Ortak lisanda "Biraz başım dönüyor," diyerek dizlerinin üzerine çöktü ve yorgun numarası yapmaya başladı.
O sırada adam elini karanlıkların efendisinin omzuna atarak yardım etmeye kalkıştı. Uzun kılıcını çıkartamazdı, adam farkederdi. Fakat yıldızışığı! Hâlâ yanında duruyordu, sağ ayak bileğine onun için özel gizli bir bölme yapmıştı. Elini kılıcının kabzasına attığında o acıyı tekrar hissetti. Sanki kılıç onu cezalandırmak istiyordu. Ama ses çıkartmadan bu adamı öldürmenin tek yolu buydu, acıyı hiçe saydı ve kılıcını çekerken kınından çıkan o güzel metalik sesi dinledi.
Metalin metale sürtünme sesini -kılıcın kını karanlıkların efendisinin zırhındaki küçük bir bölmeydi- sadece o duymamıştı. Nöbet beklemekte olan zavallı barbarda bu sesi duyarak telaşa kapılmıştı birden. Kılıcına davrandı fakat barbarın solundan gelen yan kesme darbesi yüzünden dengesini kaybedip kenara doğru tökezledi. Karanlıkların efendisi bu sefer kılıcı barbarın karnına sokarak barbarın acıyla inlemesine neden oldu. Sonunun yaklaştığını anlayan adam kafasını çevirip yardım çağırmak üzere ağzını açmıştı ki karanlıkların efendisi son bir darbeyle barbarın kafasını uçurarak kar üzerinde yuvarlanmasına neden oldu.
Ağzı açık kalmış zavallı barbarın kafası yuvarlanarak arka sokaklardan birine girmiş, arkasında bolca kan izi bırakmıştı. Barbarın kafasız vücudu ise yere düşmüştü. Boynundan inanılmaz derecede çok kan akıyor, beyaz, saf karı ölümün rengi olan kırmızıyla boyuyordu. Kan arkasında duman bırakarak uzun süre akmaya devam etti.
Yıldızışığını kınına geri soktuğunda acı içerisinde kavrulan eline baktı, kıpkırmızıydı ve nasır tutmuştu. Silah karanlıkların efendisinin canını her gün daha fazla acıtmaya başlamıştı. Ondan en kısa zamanda kurtulması gerektiğini aklının bir köşesine not etti.
Karanlıkların efendisi cesedin ayaklarından sürükleyerek karanlık bir yere çekti. Birileri kesinlikle görecekti, ama ne kadar geç olursa o kadar iyi olurdu.
Muhafızın yanında durduğu taştan eve baktı. Kapısına yaklaştı ve kapıkulbunu oynatarak kilitli olup olmadığına baktı. Kilitli olduğunu farkettiğinde biraz geri çekildi ve bir omuz atarak kapıyı neredeyse menteşelerinden bile sökecek şekilde bir darbe indirdi. Fakat kapı bana mısın dememişti...
Kurt postu giyinmiş uzun boylu, kaslı, esmer adam yağan kar altında görevini yerine getirmeye uğraşıyordu. Nefesini verdiğinde ağzından çıkan dumanlara bakıp zamanını geçirmekten başka yapacak bir şeyi yoktu. Etrafını bir duman kaplamış olsada bunu umursamayıp sıkıntılı işine devam etti. O sırada duyduğu karın ezilme sesi ve ardından gelen inleme sesiyle arkasını döndüğünde siyah zırh içerisindeki beyaz saçlı adamı görerek irkildi. Yaşlı birine benziyordu ve barbarlar yaşlılara saygı duyardı.
Adam barbar dilinde bir şeyler söylemişti fakat karanlıkların efendisinin doğduğu kabilenin dili farklı olduğu için anlayamamıştı.
Sağa sola biraz yalpaladı, başı feci derecede dönüyordu. İlk seferinde o kara cübbeli adama rezil olmamak için biraz kendisini sıkmış, hareketlerine çekidüzen vermeye çalışmıştı. Ama şimdi hareketlerini görecek kimse olmadığı için kendisini salmış, ve böylelikle daha kötü bir duruma düşmüştü. Gözlerini sıkıp kafasını biraz salladıktan sonra kendisini daha iyi hissetmeye başladı.
Adamın dediklerini anlamasada yüzündeki merhameti farkettiğinde bunu kendi çıkarına kullanabileceğini düşündü. Ortak lisanda "Biraz başım dönüyor," diyerek dizlerinin üzerine çöktü ve yorgun numarası yapmaya başladı.
O sırada adam elini karanlıkların efendisinin omzuna atarak yardım etmeye kalkıştı. Uzun kılıcını çıkartamazdı, adam farkederdi. Fakat yıldızışığı! Hâlâ yanında duruyordu, sağ ayak bileğine onun için özel gizli bir bölme yapmıştı. Elini kılıcının kabzasına attığında o acıyı tekrar hissetti. Sanki kılıç onu cezalandırmak istiyordu. Ama ses çıkartmadan bu adamı öldürmenin tek yolu buydu, acıyı hiçe saydı ve kılıcını çekerken kınından çıkan o güzel metalik sesi dinledi.
Metalin metale sürtünme sesini -kılıcın kını karanlıkların efendisinin zırhındaki küçük bir bölmeydi- sadece o duymamıştı. Nöbet beklemekte olan zavallı barbarda bu sesi duyarak telaşa kapılmıştı birden. Kılıcına davrandı fakat barbarın solundan gelen yan kesme darbesi yüzünden dengesini kaybedip kenara doğru tökezledi. Karanlıkların efendisi bu sefer kılıcı barbarın karnına sokarak barbarın acıyla inlemesine neden oldu. Sonunun yaklaştığını anlayan adam kafasını çevirip yardım çağırmak üzere ağzını açmıştı ki karanlıkların efendisi son bir darbeyle barbarın kafasını uçurarak kar üzerinde yuvarlanmasına neden oldu.
Ağzı açık kalmış zavallı barbarın kafası yuvarlanarak arka sokaklardan birine girmiş, arkasında bolca kan izi bırakmıştı. Barbarın kafasız vücudu ise yere düşmüştü. Boynundan inanılmaz derecede çok kan akıyor, beyaz, saf karı ölümün rengi olan kırmızıyla boyuyordu. Kan arkasında duman bırakarak uzun süre akmaya devam etti.
Yıldızışığını kınına geri soktuğunda acı içerisinde kavrulan eline baktı, kıpkırmızıydı ve nasır tutmuştu. Silah karanlıkların efendisinin canını her gün daha fazla acıtmaya başlamıştı. Ondan en kısa zamanda kurtulması gerektiğini aklının bir köşesine not etti.
Karanlıkların efendisi cesedin ayaklarından sürükleyerek karanlık bir yere çekti. Birileri kesinlikle görecekti, ama ne kadar geç olursa o kadar iyi olurdu.
Muhafızın yanında durduğu taştan eve baktı. Kapısına yaklaştı ve kapıkulbunu oynatarak kilitli olup olmadığına baktı. Kilitli olduğunu farkettiğinde biraz geri çekildi ve bir omuz atarak kapıyı neredeyse menteşelerinden bile sökecek şekilde bir darbe indirdi. Fakat kapı bana mısın dememişti...