by Sathaces » Tue Dec 18, 2007 8:29 pm
Onun hikayesi de çamurda başladı. Dağları, ormanları, çölleri dolaşan bir ozandı. Akıl sağlığının ne kadar yerinde olduğu tartışılır bir ozan olarak, bir gün kayboldu. Yemin edebilirdi ki buraya daha önce gelmemişti ve en son bulunduğu yerin yakınlarında böyle bir orman yoktu.
Ormanın zemini çok çamurluydu. Bataklıklara da yolu düşmüştü ama buradaki çamur daha rahatsızlık vericiydi. Kesinlikle tehlikesizdi ama ayağının biriken çamur yüzünden ağırlaştığını hissedebiliyordu. Bataklıklarda, girdiğinizde son duanızı etmeniz gereken çamurlu bölgeler olduğu gibi tehlikesiz sert geçitler da olurdu.
Bataklıklarda tanıştığı bir kabile kızına yazdığı şarkının nakaratı aklına gelirken birkaç olağanüstü notayla irkildi. Müzik alçalarak ve yükselerek farklı tonlarda devam etti. Kah hızlandı kah yavaşladı ve duyanları bambaşka düşündüren, duyanları farklı diyarlara götüren bir halde sürdü gitti. Daha önce böyle bir müzik duymamıştı, bunu yapan ozanla tanışmalıydı. Müziğe doğru yöneldi ve ilerlemeye çalıştı.
Biraz önce yavaşça ilerlediği ormanın ne kadar sık çalılarla kaplı olduğunu şimdi tam manasıyla anlıyordu. Gökyüzünü adamakıllı göstermeyen asırlık asil ağaçların bulunduğu ormanın dibi de omzuna gelen sık çalılarla kaplıydı. Yerler ise leş gibi çamurdu. Müziğe ulaşabilmek ümidiyle alelacele hareket etti. Çalıların dikenleri kolunu bacağını kanatıyor, ipekten yapılmış gece mavisi cüppesini delmekle kalmıyor bir de kızıla boyuyordu.
Nihayet sesin çıktığı kaynağa ulaştı. Ã?nce ne yapacağını bilemedi. Buradan müzik sesi çok rahat duyuluyor, sanki ezgiler beyninin içinde yankılanıyordu. Muzaffer bir tebessümle olduğu yerde diz çöktü ve kendinden geçmiş bir halde büyülü müziğin kollarına kendisini bıraktı.
Sanatkara bir an bakabildi. O’nun bir elf olduğu nasıl olduysa artık kendisine malum olmuştu. Yine de O’na baktığında elf olduğunu doğruladı. Güzelliğine hayran kaldı. Hayatında müzikle bu denli bütünleşmiş bir ozan görmemişti. Orman ozandı. Ezgiler ormandı, O evrendi. Kainatın dili çözülmüş her şey açıklanmıştı artık. Ayağı çamurlu ozan, bilincinin yükseldiğini her yeri kapsadığını hissetti. Sanat bir büyücünün kullandığı enerji gibi dalga dalga Elf’ten yayılıyordu.
Sözler, müzik, orman, ezgiler… Sanat değdiği her varlığı ürpertiyordu. Sonunda beyni bütün bunlar karşısında hiç bir dille yorum yapamaz oldu ve fişini çekti. Bayıldı, çamurun üzerine yıkıldı.
Azdan çok, çoktan az bir müddet geçmişti aradan. Bir saniyesine yıllar sığabilecek bir müziği ne kadar dinlediğinizi fark etmek pek kolay değildir. Elinden tüy kalemini bırakırken kulağından gnome işi tıkaçları çıkardı. Bir süre Elf’in müziğini dinledi. Artık o kadar da büyüleyici gelmiyordu ezgiler. Çok yakınıyordu bundan, artık kendisini bayılırcasına veremiyordu müziğe. Elf ise duraksamaksızın, hatasız bir şekilde sanat akıtıyordu ormana. Evrenin dilini dalgalar halinde etrafa yayan parlak bir varlık. O müziğin anlattıklarını anlamakta uzmanlaştığı kadar müziği dinleme zevkinden uzaklaşıyordu.
Bu ormana gizemli gelişini ve ardından sesleri ilk duyuşunu anımsadı. Hüzünle hatırlarken o zamanı, yerlerin kurumuş olduğunu gördü ve gülümsedi. Cüppesinin eteğine yapışan çamurlar kurumuş ve dökülmüştü. Aynı saçlarının ve dişlerinin döküldüğü gibi. Kalbi dahi elften yayılan sonsuz hayat ritmine ayak uyduramamaya başlamıştı. “Keşke elf gibi olsaydım” dedi kendi kendisine. Sonra aklına o söz geldi: Mum dibine ışık vermez. “Kainatın dilini konuşsa da…” diye devamını getirdi yaşlı ozan.
şimdiden epey bir yazı, şarkı yazmıştı yaşadıklarıyla ilgili. Ölümü hatırladı. Ölümü merak etti. Pek tanıyanı, hatta seveni de yoktu ama tecrübelerine dayanarak öldükten sonra iyi birisi olarak bilineceğini tahmin etti. Hakikat Elf’inin şarkılarını söylediği Ã?amurlu Ormanındaki yaşlı ozan dertli dertli iç geçirdi:
“Evrenin ezgilerini dinleyene ne mutlu. Ben onlarla karşılaşalı epey vakit geçti. Onları herkes bilsin istedim çünkü mest olmuştum dinlediklerimden. Lakin onları düşünüp yazmanız için odaklanmanız, odaklanmanız için de kulağınızın gnome işi tıkaçlarla kapalı olması gerekiyor. Ve bir daha o ezgiler sizi ilk seferki gibi büyülemiyor.”
Düşlerin içindeki gerçek olan Yaşlı Ozan’a, kimilerinin deyimiyle Seçilmiş Katip’e saygılarımla.
Ã?amurlu Ozan gibi, bir hayalperestin düşlerine düşmek dileğiyle.
Bir başka kaybolmuş Ozan
Enes “Eramir” K.
Onun hikayesi de çamurda başladı. Dağları, ormanları, çölleri dolaşan bir ozandı. Akıl sağlığının ne kadar yerinde olduğu tartışılır bir ozan olarak, bir gün kayboldu. Yemin edebilirdi ki buraya daha önce gelmemişti ve en son bulunduğu yerin yakınlarında böyle bir orman yoktu.
Ormanın zemini çok çamurluydu. Bataklıklara da yolu düşmüştü ama buradaki çamur daha rahatsızlık vericiydi. Kesinlikle tehlikesizdi ama ayağının biriken çamur yüzünden ağırlaştığını hissedebiliyordu. Bataklıklarda, girdiğinizde son duanızı etmeniz gereken çamurlu bölgeler olduğu gibi tehlikesiz sert geçitler da olurdu.
Bataklıklarda tanıştığı bir kabile kızına yazdığı şarkının nakaratı aklına gelirken birkaç olağanüstü notayla irkildi. Müzik alçalarak ve yükselerek farklı tonlarda devam etti. Kah hızlandı kah yavaşladı ve duyanları bambaşka düşündüren, duyanları farklı diyarlara götüren bir halde sürdü gitti. Daha önce böyle bir müzik duymamıştı, bunu yapan ozanla tanışmalıydı. Müziğe doğru yöneldi ve ilerlemeye çalıştı.
Biraz önce yavaşça ilerlediği ormanın ne kadar sık çalılarla kaplı olduğunu şimdi tam manasıyla anlıyordu. Gökyüzünü adamakıllı göstermeyen asırlık asil ağaçların bulunduğu ormanın dibi de omzuna gelen sık çalılarla kaplıydı. Yerler ise leş gibi çamurdu. Müziğe ulaşabilmek ümidiyle alelacele hareket etti. Çalıların dikenleri kolunu bacağını kanatıyor, ipekten yapılmış gece mavisi cüppesini delmekle kalmıyor bir de kızıla boyuyordu.
Nihayet sesin çıktığı kaynağa ulaştı. Ã?nce ne yapacağını bilemedi. Buradan müzik sesi çok rahat duyuluyor, sanki ezgiler beyninin içinde yankılanıyordu. Muzaffer bir tebessümle olduğu yerde diz çöktü ve kendinden geçmiş bir halde büyülü müziğin kollarına kendisini bıraktı.
Sanatkara bir an bakabildi. O’nun bir elf olduğu nasıl olduysa artık kendisine malum olmuştu. Yine de O’na baktığında elf olduğunu doğruladı. Güzelliğine hayran kaldı. Hayatında müzikle bu denli bütünleşmiş bir ozan görmemişti. Orman ozandı. Ezgiler ormandı, O evrendi. Kainatın dili çözülmüş her şey açıklanmıştı artık. Ayağı çamurlu ozan, bilincinin yükseldiğini her yeri kapsadığını hissetti. Sanat bir büyücünün kullandığı enerji gibi dalga dalga Elf’ten yayılıyordu.
Sözler, müzik, orman, ezgiler… Sanat değdiği her varlığı ürpertiyordu. Sonunda beyni bütün bunlar karşısında hiç bir dille yorum yapamaz oldu ve fişini çekti. Bayıldı, çamurun üzerine yıkıldı.
Azdan çok, çoktan az bir müddet geçmişti aradan. Bir saniyesine yıllar sığabilecek bir müziği ne kadar dinlediğinizi fark etmek pek kolay değildir. Elinden tüy kalemini bırakırken kulağından gnome işi tıkaçları çıkardı. Bir süre Elf’in müziğini dinledi. Artık o kadar da büyüleyici gelmiyordu ezgiler. Çok yakınıyordu bundan, artık kendisini bayılırcasına veremiyordu müziğe. Elf ise duraksamaksızın, hatasız bir şekilde sanat akıtıyordu ormana. Evrenin dilini dalgalar halinde etrafa yayan parlak bir varlık. O müziğin anlattıklarını anlamakta uzmanlaştığı kadar müziği dinleme zevkinden uzaklaşıyordu.
Bu ormana gizemli gelişini ve ardından sesleri ilk duyuşunu anımsadı. Hüzünle hatırlarken o zamanı, yerlerin kurumuş olduğunu gördü ve gülümsedi. Cüppesinin eteğine yapışan çamurlar kurumuş ve dökülmüştü. Aynı saçlarının ve dişlerinin döküldüğü gibi. Kalbi dahi elften yayılan sonsuz hayat ritmine ayak uyduramamaya başlamıştı. “Keşke elf gibi olsaydım” dedi kendi kendisine. Sonra aklına o söz geldi: Mum dibine ışık vermez. “Kainatın dilini konuşsa da…” diye devamını getirdi yaşlı ozan.
şimdiden epey bir yazı, şarkı yazmıştı yaşadıklarıyla ilgili. Ölümü hatırladı. Ölümü merak etti. Pek tanıyanı, hatta seveni de yoktu ama tecrübelerine dayanarak öldükten sonra iyi birisi olarak bilineceğini tahmin etti. Hakikat Elf’inin şarkılarını söylediği Ã?amurlu Ormanındaki yaşlı ozan dertli dertli iç geçirdi:
“Evrenin ezgilerini dinleyene ne mutlu. Ben onlarla karşılaşalı epey vakit geçti. Onları herkes bilsin istedim çünkü mest olmuştum dinlediklerimden. Lakin onları düşünüp yazmanız için odaklanmanız, odaklanmanız için de kulağınızın gnome işi tıkaçlarla kapalı olması gerekiyor. Ve bir daha o ezgiler sizi ilk seferki gibi büyülemiyor.”
[i]Düşlerin içindeki gerçek olan Yaşlı Ozan’a, kimilerinin deyimiyle Seçilmiş Katip’e saygılarımla.
Ã?amurlu Ozan gibi, bir hayalperestin düşlerine düşmek dileğiyle.
Bir başka kaybolmuş Ozan
[b]Enes “Eramir” K.[/b][/i]