by Artemis Entreri » Mon Dec 17, 2007 8:53 am
Islaktım. Nedenini hatırlamıyorum. Ayrıca sebebini bilmediğim bir tokat yedim. Dönüp Hakan'a baktığımda pis ellerini, 'Bende anlamadım bisey,' dercesine havaya kaldırdı. Aysel tokadı basmıştı yüzüme ve uzaklaşıyordu. 'Ulan ben seni' diye içimden geçirdim. Biraz sesli düşünmüş olmalıyım ki Hakan yanıma yaklaşıp, ''Yakışmaz abi sana.'' dedi. Sahile gidip içmeye karar verdik.
Muratlarda sahilde bizi bekliyolarmış. Gece bastırmış, dolunay yükselmişti. Kıyıya çektikleri eski bir sandalın üstünden ay ışığı parlıyordu. ''Murat bu ne kardeş?'' diye sordum. Kardeş dediğime bakmayın. Murat dediğim adam benim gibi 3 taneydi. Ağzındaki sigarayı tükürerek konuştu. ''Sandal.''
''Hadi canım? Ciddi misin?''
''Alemi adalarda yapalım dedik.''
İşte adam gibi konuşmaya başlamıştı. ''Bu adamlar kim?''
''Hüseyinle Celal.'' diyerek eliyle yanındakileri gösterdi. Hüseyin kısa boylu şişko ve sinsi bakışlı, Celal'de tam zıttı, cılız ve uzun. Her an kırılabilirmiş gibi. Hüseyinin aksine tırsık gözüküyordu. Nerden bulmuş bu it herifleri. ''Higorazıttın mı?'' diye sordum Hüseyin'e. ''Ha?'' diyince de, ''Zıııt erenköy'' dedim. Yere tükürdüm. O da sırıttı. Acıdım adama. 3 5 dişi - ki onlar da çürük - kalmış.
''Kürekleri bunlar çekecek. Yol uzun, biliyorsun.'' Aslında tam olarak nereye gittiğimizi dahi bilmiyordum ama bozuntuya vermedim. Hakan çoktan sandala yerleşmişti. Bende gittim yanına kuruldum. Muratın sandala çıkmasıyla ilk devrilmemizi yaşadık. 3. denemede alıştık duruma. 8 kişiydik sandalda. Hüseyin, Celal, Murat, Hakan ve benim dışımda liseden arkadaşım Kemal, mahalledden Doğukan ve pek alışılagelmedik bir yoldaş, belalı Bekir. 'Bunun ne işi var lan burda' diye soracak fırsatım olmadı ama hele şu tekneden bir inelim, şişkoya soracam hesabını.
Kıyıdan ayrılalı 5 dakika olmamıştı ki adaların görüşünü kaybettik. Halbuki Hüseyinle Celal tam sürat adalara doğru kürek çekiyordu. Torbanın içindeki bira şişeleri tıngır tıngır ediyordu. ''Abi göremiyorum ne tarafa?'' diye sordu Hüseyin. Fakat kendisi miyop olduğu için göremiyor değildi. Dahi olmadığı da belliydi. Korkunç bir sis, yorgan gibi üzerimize çökmüş, ay ışığını dahi karartmıştı.
''Urtabanka zan mıydın?'' diye sordum Hüseyine.
''Ha?'' dedi.
Islaktım. Nedenini hatırlamıyorum. Ayrıca sebebini bilmediğim bir tokat yedim. Dönüp Hakan'a baktığımda pis ellerini, 'Bende anlamadım bisey,' dercesine havaya kaldırdı. Aysel tokadı basmıştı yüzüme ve uzaklaşıyordu. 'Ulan ben seni' diye içimden geçirdim. Biraz sesli düşünmüş olmalıyım ki Hakan yanıma yaklaşıp, ''Yakışmaz abi sana.'' dedi. Sahile gidip içmeye karar verdik.
Muratlarda sahilde bizi bekliyolarmış. Gece bastırmış, dolunay yükselmişti. Kıyıya çektikleri eski bir sandalın üstünden ay ışığı parlıyordu. ''Murat bu ne kardeş?'' diye sordum. Kardeş dediğime bakmayın. Murat dediğim adam benim gibi 3 taneydi. Ağzındaki sigarayı tükürerek konuştu. ''Sandal.''
''Hadi canım? Ciddi misin?''
''Alemi adalarda yapalım dedik.''
İşte adam gibi konuşmaya başlamıştı. ''Bu adamlar kim?''
''Hüseyinle Celal.'' diyerek eliyle yanındakileri gösterdi. Hüseyin kısa boylu şişko ve sinsi bakışlı, Celal'de tam zıttı, cılız ve uzun. Her an kırılabilirmiş gibi. Hüseyinin aksine tırsık gözüküyordu. Nerden bulmuş bu it herifleri. ''Higorazıttın mı?'' diye sordum Hüseyin'e. ''Ha?'' diyince de, ''Zıııt erenköy'' dedim. Yere tükürdüm. O da sırıttı. Acıdım adama. 3 5 dişi - ki onlar da çürük - kalmış.
''Kürekleri bunlar çekecek. Yol uzun, biliyorsun.'' Aslında tam olarak nereye gittiğimizi dahi bilmiyordum ama bozuntuya vermedim. Hakan çoktan sandala yerleşmişti. Bende gittim yanına kuruldum. Muratın sandala çıkmasıyla ilk devrilmemizi yaşadık. 3. denemede alıştık duruma. 8 kişiydik sandalda. Hüseyin, Celal, Murat, Hakan ve benim dışımda liseden arkadaşım Kemal, mahalledden Doğukan ve pek alışılagelmedik bir yoldaş, belalı Bekir. 'Bunun ne işi var lan burda' diye soracak fırsatım olmadı ama hele şu tekneden bir inelim, şişkoya soracam hesabını.
Kıyıdan ayrılalı 5 dakika olmamıştı ki adaların görüşünü kaybettik. Halbuki Hüseyinle Celal tam sürat adalara doğru kürek çekiyordu. Torbanın içindeki bira şişeleri tıngır tıngır ediyordu. ''Abi göremiyorum ne tarafa?'' diye sordu Hüseyin. Fakat kendisi miyop olduğu için göremiyor değildi. Dahi olmadığı da belliydi. Korkunç bir sis, yorgan gibi üzerimize çökmüş, ay ışığını dahi karartmıştı.
''Urtabanka zan mıydın?'' diye sordum Hüseyine.
''Ha?'' dedi.