by wicked_one » Tue Jul 24, 2007 4:07 am
Ragnar, garip hareketler yapmaya devam ederken, hancı elinde siparişlerine mümkün olduğunca benzetmeye çalıştığı şeyleri getiriyordu. Ragnar ve handaki bir çoğu bilmese de 'Deli edecek bunlar beni,deli,deliiii' diye bağırıyordu içinden.
Sonunda masaya oturup yemek yemeye başladığında, yanından (belli ki hareketlerinden rahatsız olmuştu) bir adamın ona seslendiğini fark etti.
Karanya, siparişi önüne konduktan sonra ayılabildiği ancak daldığı düşünceden. Yine de zihninin derinliklerindeki karanlığın üzerine ışık tutmaya çalışıyor olması, onu dünyanın büyük bir kısmından uzaklaştırıyordu. Bir anı, onun hatırlayamadığı, küçük bir anı yeterli olacaktı belki...
Ama yoktu işte. Karanya yemeğini yerken, ozan daha hareketli bir parça çalmaya başladı.
Liero sipariş verdiğinde, siparişi alan garsonun yüzü garip bir ifadeye büründü. 'Yani, türlüden kastınızın ne olduğunu pek anlayamadım efendim ama, isterseniz beholder gözü getirttik, onun yanına biraz kuzu eti ve salata güzel gidiyor demişlerdi. Eğer başka birşey arzu ederseniz, özel olarak hazırlanan, etimizi önerebilirim.
Tabi ki garip müşteriler gelirdi bu hana, ama şimdiye kadar gelenler arasında başı çekiyordu liero, garson için...
'Buyrun efendim' sözü çınladı kulaklarında Kylo'nun ve burnundan giren güzel et kokusuyla tükürük bezleri görevlerini yapmaya başladı. Koku, yemek yakına geldiğinde daha da bir güzel oluyordu tabi.
Desdemona da yemeğin gelişiyle birlikte koptu düşüncelerinden. Daha maddi şeylere önem vermesi gerektiğini ısrarla belirtiyordu karnı ve desdemona karnına saygı göstermesi gerektiğinin farkındaydı.
Bir an göz göze geldiler desdemona ile kylo...Ve masaları savaş alanına döndü...
Bayan garson, Altharos'un başında dikiliyordu. Biraz sıkkın gibiydi, yine de bu kalçasını dışarı çıkartıp onun karşısında seksi bir görüntü vermesini engellememişti. 'Ne alırdınız?' diye sordu daha bi cilveli sesle, birşeylere niyetli olduğu belliydi de, karşısındakini tartmak istiyor gibiydi bir yandan...
Ve bir kez daha, yüce Walter'ın tahmini doğru çıkmıştı. Bir kaç saniye içerisinde insan standartlarında fena kabul edilmeyecek bir bayan garson karşısına geçmişti...'Gecikme için kusra bakmayın, ne alırdınız?'
_______________________________
'Derler ki, kahramanlar hanlarına geçtikleri anda başlamış, Tanrılara yakarış töreni... Umudu hissetmiş her kahraman yüreğinde, ve onu yok etmeye çalışan karanlığı, aynı anda, aynı güçte...' dedi ozan ve kısa bir dörtlük mırıldandı.
'Yıllar geçer de unutulur mu karanlık
Kader yavaş yavaş ağlarını örer
Beklenir de gelmez bu gecede aydınlık,
Sadece ilk işaret geleceği söyler...'
_______________________________
Bir anda, şehrin her tarafından duyulmaya başladı çan sesleri... Gecenin karanlığını yırtar gibi geliyordu bu sesler, çevreye huzur yaymaktan çok, korkuyu sokuyordu kalplere.
Bilinirdi ki, Tanrılara yakarış töreni, ölümlülere sonlarını unutturmamak ve imana getirmek için yapılırdı.
Fakat bu gece, diğerlerinden farklı bir şekilde başlamıştı tören, daha rahatsız edici ve daha hüzünlü. Ve çanlar çalmaya başladığında, kimsenin o zaman anlamlandıramadığı ama sonradan ilk işaret olarak adlandırılacak olan, deprem, Dramasun'u, ilk yaratılanın en güzel şehrini sarsmaya başladı.
Tanrılar, ölümlüleri uyarmak için ilk işaretlerini göndermişlerdi üzerlerine, Tanrılara yakarış gecesinde...
Ragnar, garip hareketler yapmaya devam ederken, hancı elinde siparişlerine mümkün olduğunca benzetmeye çalıştığı şeyleri getiriyordu. Ragnar ve handaki bir çoğu bilmese de 'Deli edecek bunlar beni,deli,deliiii' diye bağırıyordu içinden.
Sonunda masaya oturup yemek yemeye başladığında, yanından (belli ki hareketlerinden rahatsız olmuştu) bir adamın ona seslendiğini fark etti.
Karanya, siparişi önüne konduktan sonra ayılabildiği ancak daldığı düşünceden. Yine de zihninin derinliklerindeki karanlığın üzerine ışık tutmaya çalışıyor olması, onu dünyanın büyük bir kısmından uzaklaştırıyordu. Bir anı, onun hatırlayamadığı, küçük bir anı yeterli olacaktı belki...
Ama yoktu işte. Karanya yemeğini yerken, ozan daha hareketli bir parça çalmaya başladı.
Liero sipariş verdiğinde, siparişi alan garsonun yüzü garip bir ifadeye büründü. 'Yani, türlüden kastınızın ne olduğunu pek anlayamadım efendim ama, isterseniz beholder gözü getirttik, onun yanına biraz kuzu eti ve salata güzel gidiyor demişlerdi. Eğer başka birşey arzu ederseniz, özel olarak hazırlanan, etimizi önerebilirim.
Tabi ki garip müşteriler gelirdi bu hana, ama şimdiye kadar gelenler arasında başı çekiyordu liero, garson için...
'Buyrun efendim' sözü çınladı kulaklarında Kylo'nun ve burnundan giren güzel et kokusuyla tükürük bezleri görevlerini yapmaya başladı. Koku, yemek yakına geldiğinde daha da bir güzel oluyordu tabi.
Desdemona da yemeğin gelişiyle birlikte koptu düşüncelerinden. Daha maddi şeylere önem vermesi gerektiğini ısrarla belirtiyordu karnı ve desdemona karnına saygı göstermesi gerektiğinin farkındaydı.
Bir an göz göze geldiler desdemona ile kylo...Ve masaları savaş alanına döndü...
Bayan garson, Altharos'un başında dikiliyordu. Biraz sıkkın gibiydi, yine de bu kalçasını dışarı çıkartıp onun karşısında seksi bir görüntü vermesini engellememişti. 'Ne alırdınız?' diye sordu daha bi cilveli sesle, birşeylere niyetli olduğu belliydi de, karşısındakini tartmak istiyor gibiydi bir yandan...
Ve bir kez daha, yüce Walter'ın tahmini doğru çıkmıştı. Bir kaç saniye içerisinde insan standartlarında fena kabul edilmeyecek bir bayan garson karşısına geçmişti...'Gecikme için kusra bakmayın, ne alırdınız?'
_______________________________
'Derler ki, kahramanlar hanlarına geçtikleri anda başlamış, Tanrılara yakarış töreni... Umudu hissetmiş her kahraman yüreğinde, ve onu yok etmeye çalışan karanlığı, aynı anda, aynı güçte...' dedi ozan ve kısa bir dörtlük mırıldandı.
'Yıllar geçer de unutulur mu karanlık
Kader yavaş yavaş ağlarını örer
Beklenir de gelmez bu gecede aydınlık,
Sadece ilk işaret geleceği söyler...'
_______________________________
Bir anda, şehrin her tarafından duyulmaya başladı çan sesleri... Gecenin karanlığını yırtar gibi geliyordu bu sesler, çevreye huzur yaymaktan çok, korkuyu sokuyordu kalplere.
Bilinirdi ki, Tanrılara yakarış töreni, ölümlülere sonlarını unutturmamak ve imana getirmek için yapılırdı.
Fakat bu gece, diğerlerinden farklı bir şekilde başlamıştı tören, daha rahatsız edici ve daha hüzünlü. Ve çanlar çalmaya başladığında, kimsenin o zaman anlamlandıramadığı ama sonradan ilk işaret olarak adlandırılacak olan, deprem, Dramasun'u, ilk yaratılanın en güzel şehrini sarsmaya başladı.
Tanrılar, ölümlüleri uyarmak için ilk işaretlerini göndermişlerdi üzerlerine, Tanrılara yakarış gecesinde...