Life of the Dark Elves (oyun 1) The Dark Maiden's Portal

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Life of the Dark Elves (oyun 1) The Dark Maiden's Portal

by Yener » Thu Sep 27, 2007 5:47 am

DM:
Gilraén tam düşmanları ile yüzleşip yakın dövüşe girmek için hazırlandığı sırada orcların arka tarafından iki tane daha orc çıkmıştı ve arkalarından da....

Kız ilk önce bu yabancıları seçemedi ama daha sonra koyu renk derilerinden, ince yapıları ve çevik görünüşlerinden onların drow olduğunu fark etti.

Burada drowların ne işi vardı ki, Gilraén düşülebilecek en kötü duruma mı düşmüştü ?

Gilraén:
tek kılıcı ilebir orc a ve diğer kılıcı ile diğer orc a nefes kesici bir savaş çığlığı ile katanaların sivri uçlarını batırmak için hamle eden korucu, savaş çığlığının ardından kara derililere hitaben bağırdı "düşmansanız akibetiniz daha kötü olacak!!"

DM:
Gilraén 'ın hamlesi sağ tarafında kalan orc' a başarıyla etkisini göstermişti ama sol tarafında biraz gerisinde kalan orc bu saldırıdan nasibini alamamıştı. Gilraén tek hamlede sağ tarafındaki iri yarı orc 'u yere serdi, göğsünde çok derin bir kesik vardı neredeyse iç organları yere dökülecekti. Genç korucu drowların gelişiyle dikkatleri kesilen orclara başarılı bir hamle yapmıştı fakat sol tarafındaki orc son anda uzun kılıcı ile saldırıyı bertaraf etmişti.


(Gilraén 'ın sol arkasında kalan orc)Irkdaşının yere serildiğini gören şaşkın orc bir kaç adım geri çekildikten sonra kararsızca ve korkakça bir hamle yaptı, hamle o kadar cılızdı ki Gilraén orc un kılıcını kolayca karşıladı, kılıçlar havada hafifçe çınladı.

(20 ft kadar Gilraén'in sağ çaprazında bulunan orc) Geride kalan iri kıyım orc elindeki savaş baltasını kılıçların havada buluşmasını fırsat bilerek savurdu ve balta Gilraén sağ koluna isabet etti. Kız acı dolu bir çığlık kopardı ve orc'a nefretle baktı.

Gilraén:
kız tek kılıcını kendisini yaralayan tek orca doğru omuzundan ihtibaren kesmek için savurdu, aynı anda diğer kılıcı onun boğazında bir delik açmak için ölümclük bir ıslıkla havada şimşek gibi çaktı

DM:
Aldığı büyük yaradan kuvvet alan Gilraén tüm gücü ile kendisini az önce yaralayan orc' ahamlesini yaptı. Kılıç havada kırbaç gibi şakladı orc' un balta tutan sol kolunu omuz hizasına yakın bir yerden tek ve temiz bir hamlede kopardı, şimdi yerde acıyla can çekişiyordu.

Gilraén:
orc un yerde kıvrandığını gören korucu içinden şöyle geçirdi "ne kdara kötü olsalarda onlara acı çektirmek zalimlik olur,onu ölüme işkence etmeden göndermeliyim"

DM:
Gilraén' ın karşısında tek başına kalan orc' kızın yerde can çekişen orc un göğsüne kılıcını indirmekle meşgul olduğunu görünce hiç vakit kaybetmeden hamlesini yaptı, fakat bu hamlede aynı ilki gibi çok cılızdı. Orc 'un kılıcı kızın omuzunun üzerinden etkisizce geçti.

Gilraén:
kız ayağa kalktı ve tek gözü ile kara derililere baktı. hala kesin bir açıklama bulamıyordu. acaba... ama düşünmek için vakti yoktu.. bu yüzden gözlerindeki hafif bir merhamet pırıltısı ile son kalan orc a döndü. iki kılıcını ellerinin uzantısı gibi tutuyor, kalbindeki merhametin gözleriden akmasına izin veryiordu. üzülüyordu, çünkü yaşam vermek zordu fakat almak pek koladyı. ama doğanın kanunları eğer onun yaşamasına izin verirse diğer insanların yaşamına kast edecekti..buna hakkı yoktu. bu yüzden gözlerindeki parıltı ile yavaş iki hamle yaptı. bir kılıcı kalbe saplmak için uzanmıştı diğeri boynunu kesmek için "acsız bir ölüm" diye mırıldandı orc a bakıp... ve hamlesini yaptı.

DM:
Kız hamlesini boşa savuran orc' a tek ve temiz bir hamle yaptı, jilet gibi keskin katanası yaratığın boğazını kesti. Orc dizleri üzerine çöktü ve iki eli boğazını tutuyor ve oluk oluk akan kanı durdurmaya çalışıyordu.

Gilraén orcların işini bitirdikten sonra drowlara doğru göz ucuyla baktığında, dövüştükleri orcların yerde yatan cansız bedenlerini gördü. Genç erkek drowlardan bir tanesi ağır yaralanmıştı biraz tökezledikten sonra yanındaki orca tutundu. diğerinin elinde ise iri bir kılıç vardı, bu kılıç ile orclardan birinin kafasını ikiye ayırmış, diğerinin ise tek sert bir hamlede böğrüne gömmüştü kılıcını.

Irkdaşının ayakta durmasına yardımcı olmaya çalışan drow şu sözleri saf etti. (Lisan elfçe) "Dostum iyimisin ?"

Dost bu drowlara çok uzak bir kavramdı, ama bu drow hemde elf lisanında bu kelimeyi yaralı drow için kullanmıştı kullanmıştı.

Gilraén:
kız tedbiren elindeki kılıçları bırakmadı fakat tehsitdar duruşlarını bozarak iki yanına sarkıttı, bir iki adım kara derililere yaklaştı, "sizlerde kimsiniz? deriniz gece kadar kara fakat beyaz kuzenlerinizin lisanını kullanıyorsunuz.. sen diğerine "dostum" diyorsun. ve kötü olanlarla savaşaıyorsunuz.. herkez kara elflere şüpheyle bakar... ama siz.. sizler kimsiniz..."

DM:
Ağır yaralı olan drow yavaşça kafasını kaldırdı ve kıza baktı, konuşmaya bile hali yokmuş gibi bir hali vardı ki konuşmadı. Bir kaç saniyelik sessizliğin ardından iri yarı kılıcı taşıyan drow : "Biz Elistraee inanırlılarıyız, bu ormanda yaşıyoruz, orcları görünce bir tehlike olduğunu düşündük ve onları buraya kadar izledik."

Gilraén:
kız tedbiri elden bırakarak kılıçlarını kınlarına taktı ve hızlı adımlarla yaralı olan kara elfe yaklaştı, bu sırada büyük kılıçlı olana bir bakış atmayı ihmal etmedi ve yere eğildi.

"izin ver sana yardım edeyim."

DM:
Yaralı olan drow, Gilraén tekrar baktı titrek ve ağır aksak çıkan bir sesle : "teşekkür ederim, bayan. Siz iyimisiniz ?"

Gilraén:
kız konuşmak yerine dudaklarında beliren hafif acı bir tebessüme baş vurdu. Ardından ellerini yaralı drow un üzerine nazikçe koydu ve yaraları incelemeye başladı, arıdndan diğer drowa döndü "ateş yakabilrimisn ?"

DM:
Dostuna destek olmaya çalışan drow onu hafifçe yere bıraktı. "Bence onu bir an önce tapınağa götürmeliyiz dişi yarı elf..." yerde yatan yaralı drow konuşmaya gülerek müdahale etti: "Saygılı ol Odlanyer... ah.. senin yüzünden yaralarım daha fazla acıyor" Adının Odlanyer olduğunu öğrendiği drow bir kaç saniye yerde yatan dostuna baktıktan sonra devam etti : "Tapınak çok uzakta değil, rahibelerimiz onunla ilgilenebilir"

Gilraén:
kız çekingence bi kaç adım geri sıçradı. aklında küçük şüpheler vardı.. "eğer orada garip karşılanmayacaksam.. ben yardım etmeye varım"

iki drowun da gözlerinin içinde saf bir ışıkla baktı...

DM:
Odlanyer kısa bir kahkahanın ardından devam etti. "Tanrıça Elistraee hakkında rahibeler ve rahipler kadar bilgili değilim ama biz zaten herçeşit ırk ile beraber yaşıyoruz, bunlara senin gibi olanlarda dahil ve herkes kardeş kabul ediliyor"

Gilraén:
kız başını olumlu anlamda sallayıp yere eğildi ve Odlanyer e baktı "yardım et onu hemen götürelim öylese"

DM:
Odlanyer, Gilraén' ın yardımı ile yaralı kara elfi yerden kaldırdı ve hızla tapınağa doğru ilerlemeye başladılar. Hava iyice kararmıştı ama Gilraén biliyordu ki drowların gözleri karanlıkta dahada keskindi. Gilraén yaralı kara elf i kaldırırken boynunda ki kolyeyide fark etmişti bu kolyedeki sembol kara bakire ünvanlı tanrıça Elistraee den başkasına ait değildi.

Yaklaşık 15 dakikalık hızlı bir ilerleyişin ardından üçlü harika bir ahşap yapının önüne geldiler ay ışığının altında altında parıl parıl görünüyordu, girişindeki gümüş ay sembolü adeta geceyle dans ediyordu.

by WizardOfQuarks » Wed Sep 26, 2007 10:12 am

Kütüphaneye girdiğinde, etrafa bakarken kendisine doğru gülümseyerek gelen Oeniaker'i görüp gülümsemesine karşılık verdi.

"Oeniaker, seni bulduğuma sevindim. Evet tabii ki heyecanlıyım. Ben de Elias'ı arıyordum."

Yukarı çıkan koridora doğru ilerleyip, onlarla gelmekten vazgeçen büyücüye "Peki canım sen bilirsin. Daha sonra görüşürüz o zaman." dedikten sonra yanındaki küçük kızla birlikte yoluna devam etti.

by Mark » Tue Sep 25, 2007 10:04 am

Elfleri böylesine hazırlık içerisinde izlemek, zevk veriyordu. Gözleri elf sanatının derinliklerini eleştiren bakışlarla tarıyordu. Güzel ışıklar pembe, sarı ve yapraklardan yansıyan ışığın kırılan açısında, dalgalanan yeşil tonu.

Merladi'yi gördü. Gülümsedi. Ona doğru yürürken, bir kere elini salladı.

"Merladi" başının sağ yanını, zarif bir hareketle kaşıdı. Küçük kıza baktı.
"Nasılsın, tatlı kız."
Oeniaker'in üzerindeki, kıyafet beyaz püsküllü bir gömlekti. Üzerine, güzel bir pelerin takmıştı.

Merladi'ye döndü.
"Heyecanlı mısın? Ben öyleyim." Etraftaki hazırlıklara bakındı.

"Benimle gelir misin? Elies biraz önce buradaydı. Seninle konuşması gerekiyormuş." Yukarı çıkan koridorun, uzağına yaklaştıklarında durdu.

"Yukarı doğru."

ekledi.

"Ben gelmesem mi? evet evet. seni bekliyorum." gülümsedi.

by Yener » Tue Sep 25, 2007 8:23 am

Elies, yüzünde bir tebessüm ile Oeniaker yanından ayrılmıştı, muhtemelen üst kattaki dua odalarından birine çıkıyordu.

Oeniaker etrafta artan kalabalığı gözlemlemekten başka bir şeyle meşgul değildi şuan.

____________________________________________________________________

Oeniaker dalgın dalgın etrafına bakındığı ve rahibeleri izlediği sırada, Merladi 'nin kütüphaneden içeri girdiğini fark etti. Ormanda rastladıkları kızda yanındaydı, sıkı sıkı elini tutuyordu. İri kıyım barbar ise yanlarında değildi.

Merladi gayet heyecanlı bir şekilde etrafına bakıyordu daha Oeniaker' i görmediği belliydi.

by Yener » Tue Sep 25, 2007 8:07 am

DM:
Kız tedirgin bir şekilde bir kaç saniye etrafına baktıktan sonra güvende olduğuna emin olduğunu anladığında konuşmaya başladı :

"Adım Liliel, ben bir yetimim yıllarca ailemi tanımadan yaşadım" biraz daha kısa süren hıçkırıklarının ardından yeniden konuşmaya başladı. "Bir yarı-drow olduğumu öğrendim, yani annem ve babam drow değil içlerinden biri insan olmalı bu durumda, iki tanımadığım kişinin gereksiz bir birleşimiyim ben."

Liliel yeniden hıçkırıklara boğuldu.

Merladi:
Kızı kendine doğru çekip rahatça ağlamasına izin verdi.Bir yandan da "Bu gerçekten kötü bir durum, anlayabiliyorum seni. Peki, bir yarı-drow olduğunu ne zaman öğrendin ve seni bu kadar üzen şey bu mu?" diye konuştu.

DM:
Kız Merladi 'ye sarıldı ve yarım dakika kadar hıçkırarak ağladı ve içindeki hüznü biraz olsun boşalttıktan sonra yeniden konuşmaya başladı.

"Ben diğerlerinden farklıyım hep farklıydım, bir yarı-drow olduğumu anlamam uzun sürmedi"

"Diğer elf çocukları ebeveynleri ile çok zaman geçiriyorlar bunun için çok zamanları var ve sonrada erişkinlik zamanlarında ise onların yokluğunu hissetmiyorlar bile"

(kızın oldukça olgun konuşması Merladi' nin dikkatini çekmişti)


Merladi:
"Bu her ne kadar acı bir durum olsa da, sana hayatın zorluklarıyla nasıl mücadele edebileceğini erken yaşta öğretmiş. Diğerlerinden daha kolay durabileceksin kendi ayakların üzerinde. Ve şunu unutma ki hayat zaten her zaman güzel olmak zorunda değil. İçinde bulunduğun durumda elinden gelenin en iyisini yaparak yaşamayı bilmen gerek. "

DM:
"Diğer elflerden farklı olduğumun bilincindeyim ve hep bu bilinç ile yaşayacağım, taki yüreyimi dolduracak bir şey bulana kadar."


Merladi:
"Evet yürek... Bu çok önemli. Onu dolduran bir şey olmayınca yaşamak işkenceye dönüşüyor. Bunu kimileri sevgiyle, aşkla, kimileri de inançla dolduruyor. Başka şeyler de olabilir tabii. Ama ne olacağı sana bağlı. şu anda tam olarak eksikliğini çektiğin şey nedir?"

DM:
Liliel önce bir kaç saniye yere doğru baktı ve sonrasında dolu dolu gözlerle Merladi' ye bakarak cevap verdi. "Aile, aile özlemi, kendimi burada oldukça uzak hissediyorum," Dokunaklı bir şekilde gülümseyerek devam etti. "Belkide insani yönüm ağır basıyordur"

Merladi:
Liliel'e sıkıca sarıldı. Onun için gerçekten çok üzülüyordu. Kızın gözlerine bakarak konuşmaya başladı: " Benimle tapınağa gel. Orada görüşmek istediğim kişiler var. Senin için neler yapabileceğimiz konusunda bize yardımcı olacaklardır. Ve ben her zaman yanında olacağım. Tabii sen istediğin sürece." Aldığı sorumluluğun ağırlığı çok büyüktü ama bu küçük kızı yalnız bırakamazdı. Bırakmayacaktı da.

DM:
Bu sırada biraz arkalarda bekleyen barbar huzursuzlanmaya başlamıştı ve kendi kendine homurdanıyordu. Bi ara ağaçtaki baltasını çıkarmaya gitmişti, şuan işini bitirmiş olmalıydı ki eline aldığı küçük bir dalı baltasına sürterek sivriltiyordu.

Liliel' de Merladi 'ye bakarak cevap verdi. "Teşekkür ederim, seninle seve seve gelirim".

Barbar tam o sırada biraz yaklaşmaya başladı "isterseniz gideceğiniz yere kadar size eşlik edebilirim, orman tehlikelerle dolu sonuçta."

Merladi:
Liliel'in cevabı karşısında ona gülümsedi. Bu sırada yanlarına gelen barbara da " Teşekkür ederim. Ama eğer o taraflarda işiniz yoksa eşlik etmenize gerek yok. Sizi işinizden alıkoymak istemeyiz. Yine de karar size kalmış." dedi.

DM:
"Yo sorun olmaz gelebilirim sizinle, orman iki dişi için tehlikeli olabilir, hem karşımıza herhangi bir tehlike çıkarsa" kocaman baltasına ilgiyle bakarak "hem ona kendimi affettirmiş olurum" anlamsız anlamsız sırıtıyordu, iriyarı adam.

Merladi:
Adamın gülümsemesinden rahatsız olmuştu Merladi. "Pekala gidelim o zaman. Tapınak zaten uzak değil buraya." Liliel'in elini sıkıca tutarak yürümeye başladı. Herhangi bir tehlikeye karşı tetikteydi.

______________________________________________________________________

DM:
Üçlü yola çıkmıştı, 10 - 12 dakika kadar süren bir yürüyüşün ardından ahşap bir yapı olan tapınağın önüne geldiler. Bugün ay ışığı çok parlaktı, tapınağın avlusundaki gümüş ay sembolü parıl parıl parlıyordu. Girişteki mazgallar atılan korlarla alevlendirilmişti, bu genelde şenlik ve kutsal gecelerde yapılan bir şeydi. Etraf oldukça hareketliydi, bu düzenlenecek "Kutsal Av" gecesi için ön hazırlıklardı. Merladi daha hazırlıklarına başlayamamıştı bile, bu geceye davet edilen yüce rahibelerden biride oydu.

Merladi:
Tapınak görüş alanlarına girdiğinde Liliel'e "İşte orası Eilistaee'nin kutsal tapınağı. Bu gece önemli bir etkinlik var." Tapınağın avlusuna girip yapılan hazırlıkları görünce heyacanlanmıştı birden. Hemen Elias'ın yanına gitmeliydi. Liliel hakkında ondan başka kimseyle konuşamazdı. Tapınağın içine girdiğinde karşısına gelen ilk kişiye Elias'ı sordu.

DM:
Daha çok toy olan genç Elistraee rahibesi, Merladi' ye doğru döndü. "Az önce yüce rahibemizi kütüphanede gördüm, kız kardeşim."

Merladi:
"Teşekkür ederim kız kardeşim" diyerek hemen Liliel ile birlikte kütüphaneye gitti. İçeri girerek Elias'ı aradı.

by Mark » Wed Sep 19, 2007 6:10 am

Oeniaker, aklında büyünün sözlerinin dolanmasına izin verdi.

Ellies'e:
"Tabi sölerim. Kutsal günde, Büyük Av'a katılmak onu çok sevindirdi. Beni de, öle."

Sözlerinin altında çift anlam kullanmak, Oeniaker'in karakterine işlemişti, bir drow olan Ellies herhalde, Merladi'nin büyük ava katılacağına olan sevincini kastetdiğini ama bir anlam daha olduğunu farkederdi, bu daha da mutlu ederdi, Oeniaker'ı, ne de olsa, Merladi, onu büyük ava davet etmişti.

Ama yinede, böle bir tekliften haberi olmayan Ellies, sadece şüphelense bile, Oeniaker drowların entrika dolu yaşamlarında büyümüştü, bir kelimeyi direk sölemeden konuşmak cazip geliyordu.

by WizardOfQuarks » Tue Sep 18, 2007 4:41 am

Küçük kızın hüznü o kadar derinlere işlemişti ki, Merladi neredeyse ağlayabileceğini düşündü. Ama duygusal olmanın sırası değildi. Bu sorun neyse halledilmesi gerekiyordu.

Kıza güven verircesine gülümsemiş ve ellerini omzuna koyarak kendine doğru çekmişti. Bu, kendisini daha da güvende hissetmesini sağlayacaktı.

Diğerlerine bakıp, "İzninizle..." diyerek konuşmalarının duyulmayacağı mesafeye gidip kızın gözlerine bakarak anlatacaklarını beklemeye başladı.

by Yener » Tue Sep 18, 2007 2:48 am

Elias, Oeniaker' in sözlerini dinledikten sonra konuşmaya devam etti.

"Bugün kutsal bir gece Oeniaker, bunu biliyorsun, rahibelerin bu gecede dua için hazır olmaları gerekiyor. Onu tekrar görürsen Oeniaker beni görmesini söylermisin ? "

by Mark » Sun Aug 05, 2007 5:59 am

"Saygı değer Elias." dedi. Oeniaker. Eğilerek selam verdi.

"Ben de, sizin yanınıza gelecektim. Merladi ile kuzey yönündeki mağaralarda, küçük bir drow kiz bulduk. şansliydik. Tapinagin islah evinden, ayrilmis olmalı, bana sorarsaniz baya üzgündü. Merladi onunla, saygi değer, rahibe. Yolda önden gelmeyi tercih ettim. Yanlarında, bir barbar insan var."

Yeniden eğildi.

"Bugün güneş gibi parlıyorsunuz, işimi sonraya da, bırakabilirim, leydim. Zaten, ezber yapıcaktım." Kitapları kapattı.

Beline soktuğu iki parşomen kağıdını, ustalıkla yoketmişti sanki, bir anda.
Oeniaker, Elias'ın önünde dikilmeye devam etti. Ne de olsa, onu ölümden kurtarmıştı.
Kara bakire'nin büyük rahibesi, ne isterse yerine getirmeye hazırdı.

by Daho » Sat Aug 04, 2007 5:45 am

Sangwa üzerine aldığı pelerinin onu ürpertmesini engelliyemediğini görünce havayı beklediğinden daha soğuk değilde bulunduğu yerde birşeylerin kötü gittiğinin hissine kapılmasına neden olmuştu. ne kadar iz sürmeyi bilmesede gözleri herzamankinden daha açıktı ... ileride gördüğü çaya doğru hamle ettiğinde çayın sağında ve solunda boydan boya kaplamış tamah otlarının rüzgarla fısıldaşmasını duyabiliyordu.çayın yakınlarındaki bir ağacın dibine ilişti. çıkınından biraz elfçöreği çıkarttı ve gözünü dört açıp çevreyi izlemeye koyuldu. bir yandan çöreğini yerken bir yandan da kardeşinin artık yola çıkacağını umuyordu... yola çıkarkende planladığı şeyde buydu zaten yavaş ilerleyip yolu kolaçan etmekti.kardeşinin ona yetişeceğini biliyordu ... çöreğini gün batımına doğru bitirmişti ve dinlenmeye koyuldu.

by Yener » Sat Aug 04, 2007 2:55 am

Oeniaker yine kitaplarına gömülmüştü, dostunu o iri adamla yalnız bırakmıştı en iyi arkadaşını.

Genç drow tam yeni bir kitabı eline almıştı ve saldalyesine oturacaktı ki ona biri seslendi :

"Merladi 'yi gördün mü Oeniaker ?"

Bu sesin sahibi saygı değer, alımlı ve sevecen baş rahibe Elies 'den başkası değildi.

by Yener » Sat Aug 04, 2007 2:50 am

"Celthanas?"

Adam bir kaç saniye daha önündeki ekmeyi didikleyip, önündeki içkisinden yudumladıktan sonra Solaris 'e doğru başını çevirerek cevap verdi :

"Neden teksin ?"

by Yener » Sat Aug 04, 2007 2:43 am

Sangwa geri dönmemişti ilerlemeye devam etti. İz sürmeyi bilmiyordu bu sebeple çevredeki izleri inceleyip tam anlamıyla bir yorum yapmasıda oldukça zordu.

Hava oldukça serindi ve elf yanına kendini bu serin havaya karşı koruyabileceği kalın giysilerde almamıştı. şimdi ormanın girişinin bile oldukça uzağındaydı Silverymoon 'u daha yeni ardında bırakmıştı, hala güzeller güzeli barışçıl şehrin yüksek kulelerini ve görkemli ağaçlarını görebiliyordu.

Etrafta hiç kimse yoktu, ortalık oldukça sessiz ve sakindi.

Sangwa ' ilerde ufak incecik akan Kelvod çayını gördü, çay ona yola çıktığından beri hiç bir şey yiyip içmediğini hatırlattı bir anda.

by Swain » Wed Aug 01, 2007 8:58 pm

Solaris kendini tuhaf hissediyordu. Etrafın sessizliğinden mi? yoksa kardeşinin yanında olmayışından mı bilinmez ama yüreği tuhaf duygular içindeydi. Kardeşi için endişeleniyormuydu? Belki.. Ama onun başının çaresine bakabileceğini iyi biliyordu.

Fakat şimdi bu düşünceleri bırakıp hanın bir masasında oturan ve kılık kıyafetinden rehberleri olduğunu düşündüğü adama doğru attı adımlarını. Belli bir mesafeye gelince seslendi duyabileceği bir şekilde;

"Celthanas?"

by Mark » Wed Aug 01, 2007 2:18 am

Büyü yaptı, kendine. (Expeditious Retreat)

Oeniaker, kütüphane'ye döndü.
Kitapları karıştırararak birkaç saat geçirmeye başladı. Sonra diğer drowlar ile, arasında küçük bir müsabaha yarışması yapmaya çalışıcaktı. Ok da iyi değildi, ama bu türlü eğlenceleri severdi, hatta bazı kitaplarda okuduğu gibi, birinin başına elma koyup denemeye ikna ederdi, belki.

Top