by Yener » Fri Oct 20, 2006 9:20 pm
Günün ilk ışıkları yüzüne vururken Muharrem yatağında son bir kere daha döndü, pencere pervazından vuran gün ışığına arkasını dönmesi, hemen çekyatının yanında duran küçük komidin in üzerinde ki saat ile yüzleşmesini sağlamıştı. Birden üzerindeki ince yorganı atarak çekyatın üzerinde oturur komuna geldi ve hemen acele ve paniklemiş bir şekilde komidin in üzerindeki gözlüğünü aldı. Her zaman olduğu gibi gözlüğünün camlarını bile silmeden, gözlüğünü taktı saati eline aldığında iş başlangıç saatine sadece iki dakika kaldığını gördü.
"Kahretsin bu saat neden çalmadı işe geç kaldım, ne yapacağım şimdi."
Muharrem saati elinde bir kaç defa çılgınlar gibi salladı, saat çalışıyordu fakat alarmı çalmamıştı. Kontrolsüz bir şekilde bir anda saati duvara fırlattı ve saat bir "Ã?IN !" sesi çıkarttıktan sonra paldır küldür yere düştü. Muharrem geç kalmanın şoku ile daha ne yaptığının bile farkına varamamıştı. Ne yaptığının farkına vardığında hemen gidip saati yerden aldı...
"Umarım bu sesi Makbule Hanım duymamıştır."
Makbule Hanım dul ev sahibesiydi, asabi kişiliği ile tanınırdı, arkasından onun için çevredeki insanlar ve esnaf Sürahi Hanım, dışarı da oyunlar oynayan mahalle çocukları ise Cadı Teyze diye anarlardı. Ã?evredeki insanların değişlerine göre kocasının ölümünden sonra daha bir çekilmez olmuştu, birde bütün mahalle de dedikodu kaynağı olan kızı Ayla' nın evden ayrılışından sonra, kadın artık yalnızdı. Muharremin oturduğu tek oda tek salonlu daire ile beraber kendi kaldığı dairesi vardı altı katlı apartmanda.
Muharrem bir yandan saate lanetler yağdırmaya devam ediyordu bir yandan da takım elbisesini giyinmeye çalışıyordu. Bir anda gömleğinin ve pantolonu nun ütüsüz olduğunu fark etti fakat çok geçti artık, Muharrem patronuna ne diyecekti, patronuyla işe ilk altı ay önceden beridir hiç konuşmamıştı bile, pek çok kişide olduğu gibi onu görünce yolunu bile değiştiriyordu, çok mecbur kalınca da, başıyla bir selam verip zoraki bir tebessüm ediyordu, bütün çalışanlara da aynısını yapıyordu hatta, bu sebeplerle insanlara selam vermek zorunda kalmasın "günaydın" demek zorunda kalmasın diye en erken o gelirdi işe onun geldiği saate muhasebe bürosun da sadece temizlikçi kadın oluyordu, onunla hiç konuşmazdı zaten, diğer insanlarla ise iş dışında hiç konuşmazdı.
"İşe geç kaldım, patronun karşısına nasıl çıkarım, acaba işimi bırakayım ? Yooo hayır olmaz Makbule karısı beni hemen kapının önüne koyar!
Bir sinir dalgasına daha kapıldı ve ütüsüz pantolonunu yere fırlattı, gömleğini giymişti kravatını da takmıştı, şimdi üzerinde gömlek altında ise boxer ile salonun ortasında paniklemiş bir haldeydi.
O an kapı çalmaya başladı, bu alacaklı gibi çalıştan direk Makbule hanım olduğu anlaşılıyordu.
"Muharrem o tıngırtı neydi !, Muharrem Allahın cezası açsana şu kapıyı !"
Bir anlık bir panikle kapıya doğru yöneldi, tam kapıyı açacakken, pantolonunu giyinmemiş olduğunu fark etti.
"Gggg geliyorum Makbule Hanım."
Aceleyle pantolonunu giymeye çalışırken dengesi bozuldu ve yere düşme tehlikesi atlattı, Makbule Hanım hala kapıyı çalmaya devam ediyordu.
"Muharrem aç şu kapıyı !!"
Sonunda ev sahibesi kendi yedek anahtarı ile kapıyı açmak için anahtarı alt göze soktu, fakat muharrem bu sefer anahtarı kapıdan çekmemişti, iki anahtar birbiri ile çakışınca kapı açılmadı, kilit dönmüyordu. Muharrem bu sefer anahtarı kapının üzerinde bıraktığı için şükretti ve fermuarını da çekip hemen kapıya koştu ve Makbule hanım ile yüzleşmek için kapıyı açtı eski tahta kapı gıcırdayarak açıldı, hatta açılırken yamulmuş olan kapının alt tarafı iç gıcıklayıcı bir ses çıkardı, Muharrem bu iç gıcıklayıcı sesten ilk zamanlarda tiksinir olmuştu, fakat şimdi bu sesi dahi hayatında ki pek çok şey gibi kabullenir olmuştu, aynı ev sahibinin yaygaraları gibi.
"Bu buyur Makbule Hanım."
Kapıyı tamamen açmamıştı sadece yarısına kadar araladı.
"İçerde ne yapıyorsun sen ! , hem bu saate ne işin var senin burada !"
Kadın kapıyı tamamen açmak için ittiriyordu, fakat Muharrem kapının tamamen açılmaması için ayağını kapının arka tarafına koymuştu.
"Makbule Hanım unuttunuz galiba ben burada yaşıyorum."
Kapıyı ittirmeye devam ederek...
"Aç bakiyim şu kapıyı, at mı koşturuyorsun içeride, evime bir zarar verdiysen bugün kapı önüne koyarım seni !!"
Bir an patronunun onu azarladığı, ona bağırdığı ve diğer çalışanların onun arkasından güldüğünü hayal etti. Sabah ortaya çıkan anlık öfkeye bir kere daha tutuldu, Muharremin bir anlık kapıyı ardına kadar açma hareketi hala kapıyı ittiren ev sahibesinin dairenin içine doğru düşmesine sebep oluyordu, kadın sendeledi.
Makbule Hanım : "Ne yaptığını zann !!!"
Muharrrem anında araya girdi : "Kapı önünü koyarsan koy yeter artık !!!"
Ã?fke ile kadının üzerine yürüyordu, kadın dairenin içerisine doğru geri geri çekilmeye başlamıştı Muharremin bu halini hiç görmemişti daha önce.
Muharrem : "Bana bak senin dırdırlarını dinlemekten bıktım artık !!!"
Kadın en sonunda duvara kadar geri çekildiğinde daha fazla geri çekilecek yeri kalmamıştı, Muharrem duvar dibine kadar çekilen kadının hemen karşısında duruyordu ve şimdi parmağıyla kadını işaret ediyordu öfkeyle.
Muharrem : "Sana kiranıda ödüyorum tam zamanında daha ne istiyorsun ?!!!"
Muharrem kadına vurmak için elini kaldırmış olduğunu fark etti birden, kadın korku ile yüzünü buruşturmuştu.
Makbule Hanım : "Oğlum yapma Lütfennn"
Sakinleşmeye başlamıştı hemen elini indirdi ve etrafına bakındı, ne yapmıştı böyle yaptıklarına inanamıyordu sanki bu olanların sorumlusu başka biriydi. Hemen kapının bitişiğindeki askılıkta asılı duran ceketine uzundı ve kapıdan dışarı çıktı, apartmanın koridoruna indiğinde derin derin bir kaç kez nefes aldıktan sonra dönen merdivenlerden hızlıca inmeye başladı, kalbi hala heyecandan deliler gibi çapıyordu. 4. kata indiğinde alt komşu şeyda hanımın yarıya kadar araladığı kapıdan ona baktığına gördü, bu meraklı kadın her apartman kavgasına böyle kulak misafiri olurdu ve daha sonra çevre komşularla yaptıkları her ev gezisinde apartmandaki herkesin dedikodusunu yaparlardı, bazen muharrem bu dedikoducu kadın ve arkadaşlarının kendi hakkında neler konuştuklarını merak ederdi. Fakat bu düşünceleri kısa bir sürede aklından savuştururdu.
Bir anda şeyda hanımın onu tebrik edeceğini sandı, Makbule cadısını oda sevmezdi, şeydanın 20 yaşındaki bekar kızı Ayşegül de kapı aralığından Muharreme bakmaya çalışıyordu, pek çok zaman olduğu gibi yine Muharreme bakıp sırıttı, Muharrem her zaman olduğu gibi hiç aldırış etmeden merdivenlerden hiç yapmadığı kadar hızlı hızlı indi.
Saatine bakmak için sol koluna baktığında sol kolunun boş olduğunu farketti, saatini evde unutmuştu, çok geçti artık minübüsteydi Yenibosna daki evinin önünden geçen Bakırköy minübüsüne binmişti hemen...
Minübüse binmeden önce adamın biri apartmanın hemen köşesinden çıkvermişti, durağa kadar aynı yol üzerinden gitmişlerdi, adam sürekli ona bakar gibiydi, adam durağın yakınındaki köprünün hemen girişimde duvara yaslanmıştı ve bir sigara yakmıştı ve sonrada birden bire ortadan kaybolmuştu, ilk başta Muharrem adamdan korkmuştu, İstanbul yankesicilerle dolu bir yerdi, kimin ne olduğu belli olmuyordu burada neyse ki adam sonra ortadan kayboldu, Muharrem böyle yankesicilerden hırsızlardan tinercilerden çok korkardı. Bir keresinde üç tane tinerci saat 22:00 gibi şirinevler de önünü kesip ondan para istemişlerdi. Muharrem o an korkudan cebindeki 1 milyonu bırakıp koşmaya başlamıştı.
Minübüs tıklım tıklım tıklım doluydu, her sabah aynısı oluyordu, hele ki haftanın ilk iş günü pazartesileri. İğne atılsa yere düşmezdi.
Günün ilk ışıkları yüzüne vururken Muharrem yatağında son bir kere daha döndü, pencere pervazından vuran gün ışığına arkasını dönmesi, hemen çekyatının yanında duran küçük komidin in üzerinde ki saat ile yüzleşmesini sağlamıştı. Birden üzerindeki ince yorganı atarak çekyatın üzerinde oturur komuna geldi ve hemen acele ve paniklemiş bir şekilde komidin in üzerindeki gözlüğünü aldı. Her zaman olduğu gibi gözlüğünün camlarını bile silmeden, gözlüğünü taktı saati eline aldığında iş başlangıç saatine sadece iki dakika kaldığını gördü.
[i]"Kahretsin bu saat neden çalmadı işe geç kaldım, ne yapacağım şimdi."[/i]
Muharrem saati elinde bir kaç defa çılgınlar gibi salladı, saat çalışıyordu fakat alarmı çalmamıştı. Kontrolsüz bir şekilde bir anda saati duvara fırlattı ve saat bir "Ã?IN !" sesi çıkarttıktan sonra paldır küldür yere düştü. Muharrem geç kalmanın şoku ile daha ne yaptığının bile farkına varamamıştı. Ne yaptığının farkına vardığında hemen gidip saati yerden aldı...
[i]"Umarım bu sesi Makbule Hanım duymamıştır."[/i]
Makbule Hanım dul ev sahibesiydi, asabi kişiliği ile tanınırdı, arkasından onun için çevredeki insanlar ve esnaf Sürahi Hanım, dışarı da oyunlar oynayan mahalle çocukları ise Cadı Teyze diye anarlardı. Ã?evredeki insanların değişlerine göre kocasının ölümünden sonra daha bir çekilmez olmuştu, birde bütün mahalle de dedikodu kaynağı olan kızı Ayla' nın evden ayrılışından sonra, kadın artık yalnızdı. Muharremin oturduğu tek oda tek salonlu daire ile beraber kendi kaldığı dairesi vardı altı katlı apartmanda.
Muharrem bir yandan saate lanetler yağdırmaya devam ediyordu bir yandan da takım elbisesini giyinmeye çalışıyordu. Bir anda gömleğinin ve pantolonu nun ütüsüz olduğunu fark etti fakat çok geçti artık, Muharrem patronuna ne diyecekti, patronuyla işe ilk altı ay önceden beridir hiç konuşmamıştı bile, pek çok kişide olduğu gibi onu görünce yolunu bile değiştiriyordu, çok mecbur kalınca da, başıyla bir selam verip zoraki bir tebessüm ediyordu, bütün çalışanlara da aynısını yapıyordu hatta, bu sebeplerle insanlara selam vermek zorunda kalmasın "günaydın" demek zorunda kalmasın diye en erken o gelirdi işe onun geldiği saate muhasebe bürosun da sadece temizlikçi kadın oluyordu, onunla hiç konuşmazdı zaten, diğer insanlarla ise iş dışında hiç konuşmazdı.
[i]"İşe geç kaldım, patronun karşısına nasıl çıkarım, acaba işimi bırakayım ? Yooo hayır olmaz Makbule karısı beni hemen kapının önüne koyar![/i]
Bir sinir dalgasına daha kapıldı ve ütüsüz pantolonunu yere fırlattı, gömleğini giymişti kravatını da takmıştı, şimdi üzerinde gömlek altında ise boxer ile salonun ortasında paniklemiş bir haldeydi.
O an kapı çalmaya başladı, bu alacaklı gibi çalıştan direk Makbule hanım olduğu anlaşılıyordu.
[i]"Muharrem o tıngırtı neydi !, Muharrem Allahın cezası açsana şu kapıyı !"[/i]
Bir anlık bir panikle kapıya doğru yöneldi, tam kapıyı açacakken, pantolonunu giyinmemiş olduğunu fark etti.
[i]"Gggg geliyorum Makbule Hanım."[/i]
Aceleyle pantolonunu giymeye çalışırken dengesi bozuldu ve yere düşme tehlikesi atlattı, Makbule Hanım hala kapıyı çalmaya devam ediyordu.
[i]"Muharrem aç şu kapıyı !!"[/i]
Sonunda ev sahibesi kendi yedek anahtarı ile kapıyı açmak için anahtarı alt göze soktu, fakat muharrem bu sefer anahtarı kapıdan çekmemişti, iki anahtar birbiri ile çakışınca kapı açılmadı, kilit dönmüyordu. Muharrem bu sefer anahtarı kapının üzerinde bıraktığı için şükretti ve fermuarını da çekip hemen kapıya koştu ve Makbule hanım ile yüzleşmek için kapıyı açtı eski tahta kapı gıcırdayarak açıldı, hatta açılırken yamulmuş olan kapının alt tarafı iç gıcıklayıcı bir ses çıkardı, Muharrem bu iç gıcıklayıcı sesten ilk zamanlarda tiksinir olmuştu, fakat şimdi bu sesi dahi hayatında ki pek çok şey gibi kabullenir olmuştu, aynı ev sahibinin yaygaraları gibi.
[i]"Bu buyur Makbule Hanım."[/i]
Kapıyı tamamen açmamıştı sadece yarısına kadar araladı.
[i]"İçerde ne yapıyorsun sen ! , hem bu saate ne işin var senin burada !"[/i]
Kadın kapıyı tamamen açmak için ittiriyordu, fakat Muharrem kapının tamamen açılmaması için ayağını kapının arka tarafına koymuştu.
[i]"Makbule Hanım unuttunuz galiba ben burada yaşıyorum."[/i]
Kapıyı ittirmeye devam ederek...
[i]"Aç bakiyim şu kapıyı, at mı koşturuyorsun içeride, evime bir zarar verdiysen bugün kapı önüne koyarım seni !!"[/i]
Bir an patronunun onu azarladığı, ona bağırdığı ve diğer çalışanların onun arkasından güldüğünü hayal etti. Sabah ortaya çıkan anlık öfkeye bir kere daha tutuldu, Muharremin bir anlık kapıyı ardına kadar açma hareketi hala kapıyı ittiren ev sahibesinin dairenin içine doğru düşmesine sebep oluyordu, kadın sendeledi.
Makbule Hanım : [i]"Ne yaptığını zann !!!"[/i]
Muharrrem anında araya girdi : [i]"Kapı önünü koyarsan koy yeter artık !!!"[/i]
Ã?fke ile kadının üzerine yürüyordu, kadın dairenin içerisine doğru geri geri çekilmeye başlamıştı Muharremin bu halini hiç görmemişti daha önce.
Muharrem : [i]"Bana bak senin dırdırlarını dinlemekten bıktım artık !!!"[/i]
Kadın en sonunda duvara kadar geri çekildiğinde daha fazla geri çekilecek yeri kalmamıştı, Muharrem duvar dibine kadar çekilen kadının hemen karşısında duruyordu ve şimdi parmağıyla kadını işaret ediyordu öfkeyle.
Muharrem : [i]"Sana kiranıda ödüyorum tam zamanında daha ne istiyorsun ?!!!"[/i]
Muharrem kadına vurmak için elini kaldırmış olduğunu fark etti birden, kadın korku ile yüzünü buruşturmuştu.
Makbule Hanım : [i]"Oğlum yapma Lütfennn"[/i]
Sakinleşmeye başlamıştı hemen elini indirdi ve etrafına bakındı, ne yapmıştı böyle yaptıklarına inanamıyordu sanki bu olanların sorumlusu başka biriydi. Hemen kapının bitişiğindeki askılıkta asılı duran ceketine uzundı ve kapıdan dışarı çıktı, apartmanın koridoruna indiğinde derin derin bir kaç kez nefes aldıktan sonra dönen merdivenlerden hızlıca inmeye başladı, kalbi hala heyecandan deliler gibi çapıyordu. 4. kata indiğinde alt komşu şeyda hanımın yarıya kadar araladığı kapıdan ona baktığına gördü, bu meraklı kadın her apartman kavgasına böyle kulak misafiri olurdu ve daha sonra çevre komşularla yaptıkları her ev gezisinde apartmandaki herkesin dedikodusunu yaparlardı, bazen muharrem bu dedikoducu kadın ve arkadaşlarının kendi hakkında neler konuştuklarını merak ederdi. Fakat bu düşünceleri kısa bir sürede aklından savuştururdu.
Bir anda şeyda hanımın onu tebrik edeceğini sandı, Makbule cadısını oda sevmezdi, şeydanın 20 yaşındaki bekar kızı Ayşegül de kapı aralığından Muharreme bakmaya çalışıyordu, pek çok zaman olduğu gibi yine Muharreme bakıp sırıttı, Muharrem her zaman olduğu gibi hiç aldırış etmeden merdivenlerden hiç yapmadığı kadar hızlı hızlı indi.
Saatine bakmak için sol koluna baktığında sol kolunun boş olduğunu farketti, saatini evde unutmuştu, çok geçti artık minübüsteydi Yenibosna daki evinin önünden geçen Bakırköy minübüsüne binmişti hemen...
Minübüse binmeden önce adamın biri apartmanın hemen köşesinden çıkvermişti, durağa kadar aynı yol üzerinden gitmişlerdi, adam sürekli ona bakar gibiydi, adam durağın yakınındaki köprünün hemen girişimde duvara yaslanmıştı ve bir sigara yakmıştı ve sonrada birden bire ortadan kaybolmuştu, ilk başta Muharrem adamdan korkmuştu, İstanbul yankesicilerle dolu bir yerdi, kimin ne olduğu belli olmuyordu burada neyse ki adam sonra ortadan kayboldu, Muharrem böyle yankesicilerden hırsızlardan tinercilerden çok korkardı. Bir keresinde üç tane tinerci saat 22:00 gibi şirinevler de önünü kesip ondan para istemişlerdi. Muharrem o an korkudan cebindeki 1 milyonu bırakıp koşmaya başlamıştı.
Minübüs tıklım tıklım tıklım doluydu, her sabah aynısı oluyordu, hele ki haftanın ilk iş günü pazartesileri. İğne atılsa yere düşmezdi.