by utkuy » Sat Oct 14, 2006 9:00 am
Haydar avına baktı. Kurt-insan ı sessizce izledi. Daha kanı soğumamış olan geyiği yiyiyordu kurt-insan. Haydar bir an için korkusunu yenemedi. Arkadaşlarının çevrede olduğunu biliyordu ama yine de o yaratığı görmek bile insanı korkutuyordu.
Korku Haydarı bir an için yerine mıhladı. Haydar cesaret bulabilmek için kendi hikayesini düşündü, nasıl buraya geldiğini, neden avlandığını.
...
Haydarın duyduğu bir hurafe ile başlamıştı avları, eskiden olsa haydar bile inanmazdı hurafelere, sadece ninelerin torunlara anlattığı hikayelerle ninnilerdi onlar. Ama artık durum bu değildi. Obasının şamanı yanına buyurmuştu bir gün Haydar'ı. Bilge gözleriyle süzmüştü onu.
- Rüzgar hüzünlü bir şarkı çaldı kulağıma dün gece. Bir ozanın tınısı doldurdu benliğimi. demişti sakince. Haydar her zamanki gibi anlamamıştı şamanın bilmecesini ama durdu ve dinlemeye devam etti.
- Seni bir dostumun yanına varman gerek Haydar dedi şaman sakince. Tez yanına var ve türküsündeki hüznü sor, nasıl bu obaya kendini adamışsan, kendini ona ada.
Ve haydar Gök dağına gitti gece gündüz at sırtında. İnzivaya çekillmiş bir ozanı bulmasını istemişti şaman, Celal demişti adına.
Gök dağında Celal onu bekliyordu.
Hurafeler anlattı Celal, atalarının yitip gitmiş türkülerini çığırdı. Sonra da hiç bilmediği, duymadığı şeyler dinledi Celalden.
Yunanlıların Zeus'a tapınmasını anlattı Celal, Tengri'nin dengidir Zeus, ona taparlar.
...
Yalnız da değildi, timur, Candar ve halil adında üç Türk daha vardı. Obalarının adlarını dahi çok iyi bilmezdi ama beraber geçirdikleri zamandan sonra kardeşim diye seslenirdi artık onlara.
Haydar, Halil, Timur ve Candar günler boyu Celalden hurafeler dinlediler. Kendi türküleri gibi türküler, şiirler ve hikayelerdi bunlar. Ama hurafeydi bunlar. Celal sadece dinleyin demişti onlara.
Birgün Celal türkü söylemeyi kesti.
- Günler günü beni dinlediniz ey yiğitler, türkülerimi dinlediniz. şimdi de beni izleyin de türkülerimi görün demişti Celal.
Sonra hurafeleri gördüler.
O gündür hurafe olamayacak kadar gerçek canavarlarla savaştılar.
...
Timuru, Halili ve Candarı aradı ağaçlıkta gözleri. Nerdeyse dikkatli gözlerden bile saklanmışlardı. Haydar avına tekrar baktı. Sonra gözleri Celali aradı ağaçlıkta. Celalin karalı ve sert yüz ifadesi ile karşılaştı. Aslında tam olarak göremiyordu Celali ama artık avlanırkenki yüzünü aklına kazımıştı Celal'in.
Haydar avına baktı. Kurt-insan ı sessizce izledi. Daha kanı soğumamış olan geyiği yiyiyordu kurt-insan. Haydar bir an için korkusunu yenemedi. Arkadaşlarının çevrede olduğunu biliyordu ama yine de o yaratığı görmek bile insanı korkutuyordu.
Korku Haydarı bir an için yerine mıhladı. Haydar cesaret bulabilmek için kendi hikayesini düşündü, nasıl buraya geldiğini, neden avlandığını.
...
Haydarın duyduğu bir hurafe ile başlamıştı avları, eskiden olsa haydar bile inanmazdı hurafelere, sadece ninelerin torunlara anlattığı hikayelerle ninnilerdi onlar. Ama artık durum bu değildi. Obasının şamanı yanına buyurmuştu bir gün Haydar'ı. Bilge gözleriyle süzmüştü onu.
- Rüzgar hüzünlü bir şarkı çaldı kulağıma dün gece. Bir ozanın tınısı doldurdu benliğimi. demişti sakince. Haydar her zamanki gibi anlamamıştı şamanın bilmecesini ama durdu ve dinlemeye devam etti.
- Seni bir dostumun yanına varman gerek Haydar dedi şaman sakince. Tez yanına var ve türküsündeki hüznü sor, nasıl bu obaya kendini adamışsan, kendini ona ada.
Ve haydar Gök dağına gitti gece gündüz at sırtında. İnzivaya çekillmiş bir ozanı bulmasını istemişti şaman, Celal demişti adına.
Gök dağında Celal onu bekliyordu.
Hurafeler anlattı Celal, atalarının yitip gitmiş türkülerini çığırdı. Sonra da hiç bilmediği, duymadığı şeyler dinledi Celalden.
Yunanlıların Zeus'a tapınmasını anlattı Celal, Tengri'nin dengidir Zeus, ona taparlar.
...
Yalnız da değildi, timur, Candar ve halil adında üç Türk daha vardı. Obalarının adlarını dahi çok iyi bilmezdi ama beraber geçirdikleri zamandan sonra kardeşim diye seslenirdi artık onlara.
Haydar, Halil, Timur ve Candar günler boyu Celalden hurafeler dinlediler. Kendi türküleri gibi türküler, şiirler ve hikayelerdi bunlar. Ama hurafeydi bunlar. Celal sadece dinleyin demişti onlara.
Birgün Celal türkü söylemeyi kesti.
- Günler günü beni dinlediniz ey yiğitler, türkülerimi dinlediniz. şimdi de beni izleyin de türkülerimi görün demişti Celal.
Sonra hurafeleri gördüler.
O gündür hurafe olamayacak kadar gerçek canavarlarla savaştılar.
...
Timuru, Halili ve Candarı aradı ağaçlıkta gözleri. Nerdeyse dikkatli gözlerden bile saklanmışlardı. Haydar avına tekrar baktı. Sonra gözleri Celali aradı ağaçlıkta. Celalin karalı ve sert yüz ifadesi ile karşılaştı. Aslında tam olarak göremiyordu Celali ama artık avlanırkenki yüzünü aklına kazımıştı Celal'in.