by ElvenBard » Mon Sep 18, 2006 12:20 pm
şimdi bi bakalım.. Savaşta moral çok önemlidir hele kuşatma altındaki bi şehirde bu önem katlanır, rahipleri öncelikle bu hususta kullanırdım. Yiyecek stoklarını gözden geçirir ve hala yapılmadıysa yiyeceği halka denetim altında kısıtlı bir şekilde dağıtırdım. Savaşabilecek durumda ve yaşta olan bütün erkekleri silahlandırırdım. Hastalık ve salgın riskine karşı da önlem olarak düzenli aramalarla hastalıklı kişileri karantina altına alınmış bir bölgeye toplatırdım. Trollerle savaşacağımız için yağ dolu fıçıları saklar, okları ve varsa mancınık güllelerimizi ateşe vermek için kullanırdım.
şehri kuşatmada geçecek sürece bu şekilde hazırladıktan sonra, sıra geliyor diplomasiye. Savaş çoktan başladığına göre (ki burda böyle düşünüoruz ama kral baya geç davranmış zaten.. ohoo) düşmana elçi göndermenin bi anlamı yok, en iyi ihtimalle iki parça halinde döner. Lojistik konumlarına göre yapılabilecek en iyi şey, en yakındaki cücelere ve mümkünse elflere yaklaşan trol saldırısı hakkında uyarıda bulunmak ve en iyi elçilerimi göndererek şehre yardımlarını talep etmek olucaktır. Elfleri cücelerle beraber savaşmalarına ikna etmek son derece zor olduğundan, cüceleri madenlerinin yakınından geçecek olan trolleri avlamakta, elfleri de uzaktaki insan şehrine yardıma ve yolu kesen trol grubunun icabına bakmaları konusunda ikna etmeye çalışırdım.
Bunlar gerçekleşirse 1-1,5 haftalık süre içerisinde trol desteğini kesmiş, insan şehriyle aramızdaki yol temizlenmiş olucaktır. Oldukça pahalıya patlayabilecek bir anlaşmaya razı olup diğer şehrin insanları ve elfleri kuzeyden, mümkünse cüceleri de yanlarına alarak bizim şehre ilerlemelerini sağlardım. Eh.. Madem generalim de iyi, rahipler ve büyücüler de sağlam, müttefikler de hazır, bende atıma yerleşir kapıları açıp Tempus adına naralar ata ata saldırıya geçerdim!
şimdi bi bakalım.. Savaşta moral çok önemlidir hele kuşatma altındaki bi şehirde bu önem katlanır, rahipleri öncelikle bu hususta kullanırdım. Yiyecek stoklarını gözden geçirir ve hala yapılmadıysa yiyeceği halka denetim altında kısıtlı bir şekilde dağıtırdım. Savaşabilecek durumda ve yaşta olan bütün erkekleri silahlandırırdım. Hastalık ve salgın riskine karşı da önlem olarak düzenli aramalarla hastalıklı kişileri karantina altına alınmış bir bölgeye toplatırdım. Trollerle savaşacağımız için yağ dolu fıçıları saklar, okları ve varsa mancınık güllelerimizi ateşe vermek için kullanırdım.
şehri kuşatmada geçecek sürece bu şekilde hazırladıktan sonra, sıra geliyor diplomasiye. Savaş çoktan başladığına göre (ki burda böyle düşünüoruz ama kral baya geç davranmış zaten.. ohoo) düşmana elçi göndermenin bi anlamı yok, en iyi ihtimalle iki parça halinde döner. Lojistik konumlarına göre yapılabilecek en iyi şey, en yakındaki cücelere ve mümkünse elflere yaklaşan trol saldırısı hakkında uyarıda bulunmak ve en iyi elçilerimi göndererek şehre yardımlarını talep etmek olucaktır. Elfleri cücelerle beraber savaşmalarına ikna etmek son derece zor olduğundan, cüceleri madenlerinin yakınından geçecek olan trolleri avlamakta, elfleri de uzaktaki insan şehrine yardıma ve yolu kesen trol grubunun icabına bakmaları konusunda ikna etmeye çalışırdım.
Bunlar gerçekleşirse 1-1,5 haftalık süre içerisinde trol desteğini kesmiş, insan şehriyle aramızdaki yol temizlenmiş olucaktır. Oldukça pahalıya patlayabilecek bir anlaşmaya razı olup diğer şehrin insanları ve elfleri kuzeyden, mümkünse cüceleri de yanlarına alarak bizim şehre ilerlemelerini sağlardım. Eh.. Madem generalim de iyi, rahipler ve büyücüler de sağlam, müttefikler de hazır, bende atıma yerleşir kapıları açıp Tempus adına naralar ata ata saldırıya geçerdim!