by Demian » Sun Feb 19, 2006 4:05 am
Basimi salayip bu karanlik dusunceleri aklimdan savmaya calistim ama bos bir cabaydi. Aklimda dusunceler ve kalbimde karanlikla artik olmayan Kader'in Hizmetkarlari'nin kapatigi- simdi acik olan- yoluma devam ettim.
Girdigim binanin disardan gorunusune ters dusen uzun bir koridoru asamin isiginin altinda gectim. Her taraf, kalbim disinda, sessizdi ve bu sessizlik bana bir ömür boyu kadar geldi. Ama birden bir ayak sürtme sesi beni durdurdu.
O zamana kadar bir sey gormekten korkarak ayaklarima odakladigim bakislarimi refleksel olarak kaldirdim ve hemen bundan pisman oldum. Ordaydi. Her ölümlünün ve bazen tanrilarin bile korktugu orda isigin disinda beni bekliyordu. Elinde kendi boyunu biraz gecen kanli tirpani vardi, ustunde mezardan cikmis gibi gri, eski pusku cuppesi vardi ve o, her göreni korkuyla donduran, kemikli, gülen, kuru kafa suratiyla bana bakiyordu.
"Bu mu benim kaderim," diye mirildandim. "Ölüm mü?"
"Ben herkesin kaderiyim," diye cevapladi ölüm cizirdayan, mezari hattirlatan sesiyle. "Her yasayanin kaderiydim, her yasayanin kaderiyim ve her yasayacak olanin kaderiyim. Ama benim senin kaderinde ki rolüm karanlik kadar."
Sonra tirpanini hafifce saladi ve yerdeki bir noktayi gösterdi.
Bir adam yatiyordu yerde, sirtüstü. Saskinlikla farketigim gibi bendim. Sirtimda derin bir kesik vardi ve hic hareket etmiyordum. Sonra iki köpek geldi basima, birisi siyah ve birisi gri. Basimda kavgaya basladilar benim etim icin ve sonunda köpeklerden siyah olani kazandi. Yavasca basima geldi, beni inceledi ve sonra kolumdan büyük bir parca et kopararak yemeye basladi.
Gözelrimi korkunc sahneden ayirdim ve daha korkunc olan Ölüm'e döndüm. "Bu mu senin rolün," diye sordum.
"Hayir bu karanligin rolüydü," diye cevapladi o mezarsi sesiyle. "Benimkisi bundan sonra basliyor."
Basimi salayip bu karanlik dusunceleri aklimdan savmaya calistim ama bos bir cabaydi. Aklimda dusunceler ve kalbimde karanlikla artik olmayan Kader'in Hizmetkarlari'nin kapatigi- simdi acik olan- yoluma devam ettim.
Girdigim binanin disardan gorunusune ters dusen uzun bir koridoru asamin isiginin altinda gectim. Her taraf, kalbim disinda, sessizdi ve bu sessizlik bana bir ömür boyu kadar geldi. Ama birden bir ayak sürtme sesi beni durdurdu.
O zamana kadar bir sey gormekten korkarak ayaklarima odakladigim bakislarimi refleksel olarak kaldirdim ve hemen bundan pisman oldum. Ordaydi. Her ölümlünün ve bazen tanrilarin bile korktugu orda isigin disinda beni bekliyordu. Elinde kendi boyunu biraz gecen kanli tirpani vardi, ustunde mezardan cikmis gibi gri, eski pusku cuppesi vardi ve o, her göreni korkuyla donduran, kemikli, gülen, kuru kafa suratiyla bana bakiyordu.
"Bu mu benim kaderim," diye mirildandim. "Ölüm mü?"
"Ben herkesin kaderiyim," diye cevapladi ölüm cizirdayan, mezari hattirlatan sesiyle. "Her yasayanin kaderiydim, her yasayanin kaderiyim ve her yasayacak olanin kaderiyim. Ama benim senin kaderinde ki rolüm karanlik kadar."
Sonra tirpanini hafifce saladi ve yerdeki bir noktayi gösterdi.
Bir adam yatiyordu yerde, sirtüstü. Saskinlikla farketigim gibi bendim. Sirtimda derin bir kesik vardi ve hic hareket etmiyordum. Sonra iki köpek geldi basima, birisi siyah ve birisi gri. Basimda kavgaya basladilar benim etim icin ve sonunda köpeklerden siyah olani kazandi. Yavasca basima geldi, beni inceledi ve sonra kolumdan büyük bir parca et kopararak yemeye basladi.
Gözelrimi korkunc sahneden ayirdim ve daha korkunc olan Ölüm'e döndüm. "Bu mu senin rolün," diye sordum.
"Hayir bu karanligin rolüydü," diye cevapladi o mezarsi sesiyle. "Benimkisi bundan sonra basliyor."