Frp World Ana Menü
  • Frp World
    » Anasayfa
    » Forum
    » Anketler
    » Akademi
    » Kitap Tanıtımları
    » Haber Arşivi
    » Haber Gönderin
    » Makale Gönderin

  • Üyelere Özel

  • Kişisel
    » Hesabınız
    » Özel Mesajlar
    » Üye Listesi
    » Üye Arama
    » Siteden Çıkış

  • Site Bilgileri
    » Top10
    » Site Hakkında Yorumlarınız
    » İstatistikler
    » Destekleyen Siteler

  • Kullanıcı Menüsü
    Hoşgeldin, Diyar Gezgini
    Üye Adı
    Şifre
    (Kayıt Ol)
    Üyelik:
    Son Üye: agelyn
    Bugün: 0
    Dün: 0
    Toplam: 33545

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 256
    Üye: 0
    Toplam: 256

    FrpWorld.Com :: View topic - Anadolu Ozanları Birinci Hikaye (Panın Flüdü)
    Forum FAQ  |  Search  |  Memberlist  |  Usergroups   |  Register   |  Profile  |  Private Messages  |  Log in

     Anadolu Ozanları Birinci Hikaye (Panın Flüdü) View next topic
    View previous topic
    Post new topicReply to topic
    Author Message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Wed Jan 23, 2008 12:40 pm Reply with quoteBack to top

    BAşLANGIÇ

    Yüzyıllarca doğanın kollarında büyüdü insanoğlu
    Derken bir gün baktı gökyüzüne
    Sonra döndü etrafına baktı bir de
    Taşlara, derelere, hayvanlara, ormana..
    Ve merak etti kim olduğunu ve nerede olduğunu
    Tanrılar doğdu sonra
    Tanrılar devdi, tanrılar korkunçtu, tanrılar merhametliydi..
    Ne olursa olsun ama karşı konulmazdı tanrılara
    Savaşlar çıkarttılar insanlar arasında
    Köyleri yok ettiler bazen nefretleri ile....
    Ancak yardım da ettiler insana
    Ve onların da yardımıyla insanoğlu
    Çıktı orman ve mağralardan
    şehirler kurdu.
    Dev binalar yarattı.
    Büyük kişiler çıkardı içinden
    Savaşçılar rahipler tüccarlar filozoflar
    Ve de krallar değişmeye başladılar Dünyayı
    Yeni yürümeye başlayan bir bebeğinki gibiydi adımları
    Korkarak ama yine de cesurca
    Ve her adım da destek için bakarak arkalarındaki Tanrılara
    Yürüdüler...
    Bir gün gelecekti elbet
    Bir gün gelecek ve onları yürütenlere de meydan okuyacaktı her biri
    Ancak ilk çekingen adımların atıldığı günlerde
    İlk meydan okuyan bir tanrıya
    Ne bir filozof ne bir savaşçı ne de kraldı...
    İlk cesaret eden
    yarışmaya bir tanrının gücüyle
    Bir ozandı...

    Anadolu nun batısında başladı hikaye
    Bir yarışma yapıldı iki tanrı arasında
    Doğruysa eğer efsane
    O kadar güzel çalıyordu ki Pan flüdünü
    Müzik Tanrısı Apollon bile kıskanmıştı onu
    Ve bir gün davet etmek zorunda kalmıştı bir yarışmaya
    İspat etmek için kendisine Pan da daha iyi olduğunu
    Eğlencenin ve şakanın tanrısıydı Pan...
    Yarışmalar bir çeşit oyun gibiydi onun için
    Hiç düşünmeden başına gelebilecekleri
    Ve de kazanmayı ya da kaybetmeyi
    Gitti o nedenle Apollonun onu davet ettiği meydana
    Apollon Anadolu nun en güçlü kralını seçmişti hakem olarak
    Midas Anadolu nun yarısından büyük bölümünün kralı
    Çlkesi Frigyanın başkenti Gordeon dan çıkı geldi meydana
    Gülümsedi
    Her insana nasip olmazdı iki tanrı arasında hakem olmak
    Ancak o da anlayamadı Apollon un aklındakileri
    İlk Apollon çaldı lirini
    Sessiz bir hüznü anlatıyordu müziği
    Çyle bir hüzün ki sarıyordu insanın yüreğini
    Ve tüm diğer duygular birer birer terkediyordu ruhu
    Sadece Apollonun müziğinin eşsiz ezgisi kalıyordu geriye
    Pan ın müziği farklıydı.
    Flüdün nameleri lirinkiler gibi sarmıyordu ruhu ve yüreği
    Ancak öylesine uyumluydu ki çevredeki yaşamla
    Sanki ağaçlar kuşlar hatta rüzgar bile oynuyordu şarkıyla.
    Çok daha yaşamın kendisine, insana aitti müzik
    Midas düşündü hiçbir art niyet duymadan...
    Daha önemli buldu hayata daha fazla ait olmayı
    Ve de Pan ı seçti yarışmanın galibi olarak.
    Apollon ise seyretti
    Çylesine büyüktü ki öfkesi ve nefreti
    Hiçbir söz çıkmadı dudaklarından
    Seyretti
    Ve öfkesi şekil vedi içinde beliren intikam fikrine...
    Midas a ve Pan a baktı
    Söz verdi kendine ve de
    Böyle bitmeyecekti bu hikaye

    --------------------------------------

    Ormanların en kuytu yerlerindeki ağaçların üzerinde
    şehir şehir gezen tüccarların arabalarında
    Dev tapınakların duvarlarında bir gün de belirdi yazı...
    Anadolu'nun her köşesine yayılmıştı yazı
    Doğudaki Urartu ülkesinden
    Doğu Akdenizin şehir devletlerine
    Ege nin eşsiz Truvasından
    Frigya nın başkenti Gordeon a kadar
    Her şehirde okundu sözler...

    DUYUN ANADOLUNUN TÇM OZANLARI
    DUYUN ANADOLUNUN MÇZİK AşIKLARI

    MÇZİğİN TANRISI NASIL HAKARET ETTİ HEPİMİZE ÇğRENİN HEPİNİZ
    PAN IN MÇZİğİNİN GÇZELLİğİ GERİDE BIRAKTIğINDA LİRİ
    APOLLON YENİLGİYİ BİR TÇRLÇ KABUL EDEMEDİ
    ÇFKESİ APOLLONUN MAHKUM ETTİ PAN I SONSUZ HÇZNÇN PENÇESİNE
    şİMDİ DÇNYANIN EN BÇYÇK OZANI CAN ÇEKİşMEKTE
    OZANLAR BORCUMUZDUR İNTİKAMINI OLMAK USTAMIZIN
    GÇSTERELİM APOLLONA OZANLIKTA USTALIK MÇZİKLE KANITLANIR
    YETERİNCE CESURSANIZ APOLLONLA YÇZLEşMEYE
    DORLAİON DA TOPLANALIM

    OZAN HERİMES


    Bir delinin işi gibiydi bu iş...
    Ancak bir deliden daha fazlası gerekirdi
    Bu kadar kısa sürede bu sözleri yaymak için
    Yine de o kadar imkansızdı ki insanlar için bir Tanrı ile yüzleşmek
    Sadece beş kişi cesaret edebildi yolunu değiştirmeye
    Yazıyı gördüğünde..

    Klikya nın Akdeniz e serilmiş yatan şehirlerinden birindeydi Edmond
    Belki bir öfke hissetti yapılan haksızlığa
    Ya da yeni bir başlangıcın vaadeini duydu çağrıda
    Ne olursa olsun aldı sazını eline ve koyuldu yola
    Truva'nın hanlarında çalıyordu Novel
    Bir türlü uzamıyordu boyu
    Ve o nedenle belki çocuk Novel diyorlardı ona
    Ancak ne her gün onunla dalga geçen insanları sevebilmişti
    Ne de onun yaşadıklarını görmeyen
    Ya da umursamayan daha beteri Tanrıları
    Bir sabah terk etti çalıştığı hanı
    Karadeniz in ıssız kıyılarındaydı Batı
    Gezmekle geçmişti hayatı
    Çağrıda ne bulmuştu?
    Bilmiyordu, belki yeni bir öykü
    Nedeni ne olursa olsun o da değiştirdi yolunu...
    Urartu şehrinde yaşıyordu Kutsamen
    Bir savaşçıydı...
    Bir gece rüyasında tanışmıştı ozanlıkla...
    şimdi belki de daha çok kaderi olarak görüyordu şarkıları
    Belki de kaderini takip etmek için çıktı doğduğu şehirden
    Son katılan aralarına bir hırsızdı.
    Neredeyse her şehirde aranıyordu Stuti
    Kimbilir belki gerçekse yazılar
    Gizleyebilirdi bu grup onu bir süre
    Gerçek değilse de başka bir yol düşünürdü o zaman
    Bir ozan kıyafeti bir de saz bulup çıktı yola
    Düşünmeden sazı nasıl çalacağını ve de nasıl söyleyeceğini
    On onbeş bardak bira içip sızdığı o tatlı geceler dışında
    Daha önce hiç söylemeyi denemediği şarkıları

    Kaderin bir cilvesi belki
    Belki tanrıların oyunu
    Ya da kim bilebilir tanrılardan bile büyük bir gücün
    Denk getirmesiyle oldu belki
    Ancak ne olursa olsun nedeni
    Aynı gün girdi beş "ozan" şehire
    Hepsinin girişini izledi Herimes
    En son ozan da girdikten sonra şehire
    Çıktı Porsuk Çayını gören tepenin üzerine
    Güneşin yavaşça inişini izledi Dünya nın öte yüzüne
    Nasıl sahiplendiğini düşündü Apollon un güneşi bile
    Oysa onun kendisine ait sandikları herkesindi
    Tüm insanların canlıların hatta cansızların bile
    İsyan duygusu sardı içini
    Onun üstünde ve ona hükmettiği söylenen bir tanrıya isyandı bu
    Kimbilir belki başkaları da duymuştu bu duyguyu
    Ancak ilk defa birisi kararlıydı
    Yerine getirmeye gereğini
    Bir tanrının adaletsizliğine karşı hissettiklerinin

    Sessizce girdiler yattıkları odalara
    En dikkatli olanı bile fark etmedi odadan çıkarılırken...
    Stuti ve Edmond uyandı götürülürken
    O kadar şaşkındı ki Edmond denemedi bile konuşmayı
    Stuti ise korkuyordu
    Belli etmedi korkusunu
    Doğru anın gelmesini bekleyerek sessizce izin verdi
    Zorlukla hareketsiz tuttukları bedenini taşımalarına

    Sonunda geldiklerinde Herimes in yanına
    Sessizce baktılar onları çağıran adama
    Novel unutmuştu bile onu zorla taşıdıklarını
    Merakla inceliyordu onu çağıran ozanın yüzünü
    Stuti askerler çıkıp yakalayacakmış gibi onu bakıyordu etrafa
    Ancak yavaş ve dikkatliydi bakışları fark etmedi kimse
    Kutsemen ise öfkeliydi izni olmadan onu getirmelerine
    Yine de başardı öfkesini kontrol etmesini
    Bu beş kişi çıkacaktı onunla Olimpos a
    Kazanmak için bir çok insanın gördüğünde bile titreyeceği
    Belki de diz çöküp saatlerce tövbe edeceği bir tanrıya karşı
    O kadar uzaktı bu onlar için o anda
    Deli gibi hissediyordu kendini oraya gelmiş olanlar bile
    Ancak eğer bir delilikse yaptıkları ve yapmak istedikleri
    Delilik güzeldi...

    ------- Giriş Bölümünün Sonu-------


    Image

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Dreamscape
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: May 07, 2006
    Posts: 718
    Location: Kuzeyden Nordland'den...

    PostPosted: Wed Jan 23, 2008 4:09 pm Reply with quoteBack to top

    Buraya yorum yazabiliriz sanırım, Firble...

    Hikayen güzel.Çzellikle giriş bölümünü çok beğendim.Tanrıların hakemi Midas.İlginç!Ayrıca Anadolu hakkında birşeyler yazılması çok daha ilgi çekici oluyor.

    _________________
    <div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Thu Jan 24, 2008 7:20 am Reply with quoteBack to top

    Aslında bu sitede RP olarak başlamış olan bir hikaye.... Karakterler de RP de yer almış karakterler... Burada yer almayan karakterleri de değişik bölümlerde katmayı düşünüyorum...

    Buraya kadar ki bölüm RP de de oynanmıştı. Sonrasında devam edememiştik. Tüm eleştirileri bekliyorum. Bu bitirdiğimde benim ilk uzun hikayem olacak... : ) ) )

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Dreamscape
    Kullanıcı
    Kullanıcı





    Joined: May 07, 2006
    Posts: 718
    Location: Kuzeyden Nordland'den...

    PostPosted: Thu Jan 24, 2008 5:38 pm Reply with quoteBack to top

    Hadi yaa?? Bende Edmond neden var diye düşünüyordum Very Happy . Evil Laugh

    _________________
    <div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Mon Feb 11, 2008 5:42 pm Reply with quoteBack to top

    GORDEON DÇğÇMÇ 1

    Bir araba vardı Gordeon un Savaşçılarının tapınağının dehlizlerinde
    Sarmaşıktan yapılmış bir halatla bağlıdır bu arada bir direğe
    Her kim çözerse düğümünü halatın
    Birleştirip Asya’yı bir devlet kuracaktır asırlarca konuşulacak
    Ancak hileden sakının der Tanrıların yazıtları düğümü çözerken
    Denir ki kurulsa da hile ile bu devlet
    Suyun yıktığı kum tepeleri gibi zamansız dağılacak
    Geriye kalan parçalarsa rüzgara teslim olacak.

    ------------------------------------------------------

    İlerliyordu kervan doğuya
    Çküz arabalarında yükler dizilmişti sıra sıra
    Bazıları kendi arabalarını çekiyordu.
    Porsuk ayna gibi yansıtıyordu güneşi
    Kış güneşi ısıtıyordu kemiklerine kadar girerek
    Herimes ve beş yoldaşı da yürüyordu kervanla
    Olimpos a dönmüş sırtlarını Gordeon a gidiyorlardı.
    Başkentine en büyük devletinin Anadolu’nun
    Midas’ta olduğunu söylemişti Pan’ın flüdün
    En değerli eşyaları bile kendisinin görmezdi ölmekte olan tanrı
    Ve de kazanmanın neşesiyle krala hediye etmişti
    Müzik tanrısının lirini alt eden flüdü
    Bize Pan’ın fülüdü gerekli demişti bir de
    Kazanmak için Apollon’un lirine karşı
    Baş edemez demişti tanrısal bir aletle
    İnsan yapımı aletler...
    Doğruydu belki
    Belki de garip bir inatla
    Apollon’a önceki yenilgisini anımsatmak istiyordu ozan
    Stuti’nin yüzü kızarmıştı Gordeon’a gideceklerini duyduğunda
    Hatırladığında Gordeon’da onu yakalmak isteyen zengin insanları
    Ayrılmayı düşündü gruptan
    Ancak nereye gitse Anadolu’da
    Aynı kaderin beklediğini hatırladı sonra
    İsteksizce onayladı böylece Herimes’i başıyla
    İkna olmamışdı gruptaki ozanlar da tam olarak
    Yine de homurdansa da Kutsemen
    İç geçirse de Batı
    İzlediler Herimes’i
    Olimpos hala uzakta bir hedef olsa da içlerinde
    Artık Pan’ın flüdünü almaktı ilk amaçları
    şimdi yürüyorlardı bu amaca doğru
    Biliyorlardı ve de
    Adım adım çözülürdü bir düğüm
    Arzulanan çözümün yolunu açarken
    Bazen bir adım uzaklaştıryor gibi görünürdü hedeften


    Novel kısa boylu hafif kambur bir adamla konuşmuştu yol boyunca
    Tüm amaçlarını anlatmıştı bir çocuğunki gibi heyecanlı bir sesle
    Hyagnis’di adamın adı
    Demirciyi Dorleon yakınlarında bir kasabada
    Yakın zamana kadar çırağı iken bir ustanın
    Usta yaşlanınca dövemeyecek kadar demiri
    O devralmıştı ocağı
    Yorgunluğu gözlense de bedeninde
    Çocukluğundan beri devam eden sıkı çalışmanın
    Kimi Anadolu insanın gözlerindeki
    Nereden geldiği belli olmayan bir canlılık
    Yerleşmişti onun gözlerine de
    Ve Novel o kadar saf anlatmıştı ki gitmek istedikleri yeri
    O kadar inanmıştı ki çocuk Novel sözlerine
    Yardım etmek istedi Hyagnis Novel’in yanındakilere
    şüpheyle karşıladı Stuti ve Kutsemen adamı
    Biri kılıcın öbürü de hançerin keskinliğinde bilemişlerdi zihinlerini
    Ve şüphe ilk ortaya çıkan duyguydu
    Bu silahlarla bilenmiş insanların hissettiği yabancılara karşı
    Ancak Batı sevmişti gözlerindeki ifadeyi adamın
    Anlat dedi adama nasıl yardımcı olabilirsin bize
    Kralı görmek için dedi Hygenis
    Ki flüdü almak için onu görmelisiniz diye ekledi
    Ancak en etkili kişileri kentin onlara yardımcı olabilirdi.
    Komutanlar, kentin zenginleri ve de baş rahipler dahildi bu insanlara
    Ancak o kadar uzak değildi bu en önemli insanları ülkenin
    Gordeon un sıradan insanlarından
    Komutanlar gururla geçirirlerdi askerlerini sokaklardan
    Zenginler düğünlerine davet ederdi kent halkını
    Başrahipler ise ayinler düzenlerdi meydanlarda
    Ve tam iki gün sonra
    Savaş tanrısı adına bir ayin düzenlenecekti Gordeon’da
    Başrahip de katılacaktı ayine
    Eğer inandırabilirlerse hikayelerini başrahibe
    Açılacaktı sarayın kapıları Herimes’e ve yanındakilere
    İki gün şehirde kalmak hoş olabilir dedi Edmond
    Belki de iyi gelir dinlenmek böylesine bir maceranın öncesinde
    Bir şehirde dinlenmek dedi kızgınlıkla Kutsemen
    Hele bu şehir başkentiyse Frigya’nın
    Devamını getiremedi sözlerinin
    Görünce kervandaki tüccarların bakışlarını
    Herimes salladı hafifçe başını
    Bekleyeceğiz o zaman dedi Savaş tapınağının ayinini



    Çylesine yığılmış ev ve insanlardan oluşmuş gibi görünürdü Goreon ilk başta
    Büyüktü
    Anadolu’da daha büyük şehir yoktu o günlerde
    Kendisini eşsiz gören Truva ve Urartu sakinleri bile duraklarlardı
    Geçtiğinde Gordeon’un adı
    Ancak görüldüğünde
    Evlerin düzensizce üst üste yığıldığı sokakları
    Bağıran tüccarlar, ağlayan çocuklar, birbirlerine sataşan kadınlar
    Rahipler tanrılarını anlatmak isteyen meydandakilere
    Çylesine açılmış gibi duran sokaklar
    Bakıldığında
    Sanki bir yol arkadaşıymış gibi duran heybetten yoksun heykellere
    Hatta Midas’ın sarayına
    Bir saraydan çok büyük ve sıcak bir kervansaray gibi duran
    Küçümserdi şehri çoğu yabancı
    Oysa
    Anadolu gibiydi biraz Gordeon şehri
    İlk bakışta çorak ve verimsiz görülen toprakları
    Çelimsiz ve işe yaramaz görülen insanları ile Anadolu gibi
    Birbirinden habersiz koşan konuşan gülen ağlayan insanların
    Beraberce yarattıkları müziği duymak
    Köşelerde en derme çatma binanın çökmeye yüz tutmuş duvarında
    Belki kazınarak yapılmış bir resmi fark etmek
    şehirdeki yüz binden fazla insanın binlerce evin
    Hanların hamamların ve sarayın
    Tek tek bakıldığında fark edilmeyen
    Ancak bir mozaik in parçaları gibi
    Birleşince fark edilen güzelliğini görmek
    Kolay değildi bakmayı bilmeyen insanlar için
    Ancak şehrin içinde yaşayan herkes
    Hatta orada bir süre kalan yabancılar bile
    Garip bir özlem duyarlardı
    Ayrıldıklarında şehirden
    Ne kadar düşünseler bulamadıkları
    Ancak bazen gittikleri yerlerde kurdukları
    Ya da zaten var olan hayatlarını bırakıp da
    Yeniden şehre döndüren bir özlemdi bu.


    Hamamlar en çekici gelen bölümleri idi o günlerde
    Büyük Anadolu şehirlerinin
    Zor bir uğraştı yıkanmak o dönemin şehirlerinde
    Hele uzun uzun tadı çıkarılmak isteniyorsa suyun
    Hele de sıcak olmasını istiyorsa
    O zaman kova kova suyu taşıyıp
    Isıtmayı şöminenin ateşinde
    Göze almak zorundaydı insanlar
    Oysa hamam varsa bir şehirde
    Gerek kalmıyordu bu çabalara
    Hele ki değiştirecek bir eşyası varsa yıkananın
    Lezzetli bir içeceği yudumlayıp yumuşak sabunun
    Tadını çıkarabiliyordu doyasıya

    Hygenis de hamama götürdü şehre girdikten sonra altı yoldaşını
    Garip ve meraklı bakışları altında hamamcının içeri girdi yedi kişi
    Birbirinden o kadar farklıydı ki her biri
    Hamamdaki herkes fark ettirmeden izliyordu onları
    Hygenis sıradan bir şehirliyi andırıyordu.
    Hafif kambur duruşu ve yıpranmış vucudu ele veriyordu
    Maden işlediğini
    Edmond bir köylü gibiydi
    Bir aşçı yamağı belki
    Ya da bir seyisi kervandaki bir tüccarın
    Sıradan insanlardan bile çekinen bir bakış vardı yüzünde
    Novel ise etrafı neşe ile inceleyen bir çocuk gibi bakıyordu insanlara
    Herimes yarı deli bir rahip gibiydi biraz
    Gözlerindeki inancı okuyabiliyordu
    İnanmaktan uzun zamandır vazgeçmiş olanlar bile
    Batı bir prensi andırıyordı
    Kararlı bakışları ve biçimli vucudu ile
    Kadınlar fark ettirmeden göz atıyorlardı ona
    Duygularının fark edilmesinden korkarak
    Kutsemen ise kuzeyden kopup gelmiş bir savaşçı gibiydi
    Kaslı vucudu haykırıyordu
    Onun hamamdaki herkesten güçlü olduğunu
    Alışılmadık bir özellikti bu
    Bir kadın için
    Uygar şehirli insanların Dünyasında
    Ve Stuti
    Sadece o andırıyordu gerçek bir ozanı
    Boynuna astığı sazı
    Dikkatli bakanların gördüğü abartılı adımları ile

    O gece bir hanın sert yataklarında
    Geleceğin hayallerine dokunup
    Uzak durarak onları bekleyecek tehlikelerin hortlaklarından
    Rahat bir gece geçirdi Anadolu ozanları
    Sadece Stuti kurtulamadı kuşkulardan
    Gordeon ki en ünlü hırsızların şehir idi onun için
    Bir lonca kurup birleşecek kadar güçlüydü hatta hırsızlar
    Ve o Gordeon da bile ismini duyurmuşken üstelik
    Cesaret edemiyordu şehirde onu tanımadıklarını ummaya
    Zekiydi hırsızlar
    Diğer tüm mesleklerden daha fazla zeka gerekirdi çünkü onlara
    Ve bu zeka yetmiş olmalıydı Gordeon Loncası için
    Hırsız Stuti'nin şehre geldiğini duymaya.



    Image

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Sat Mar 08, 2008 11:10 pm Reply with quoteBack to top

    GORDEON DÇğÇMÇ 2

    Bir gün vardı önlerinde
    şehrin sokaklarında dalgın dalgın dolaşarak
    Ya da Porsuk kenarında oturarak tembel tembel
    Ya da izleyerek meydandaki satıcılarla soytarıları
    Kentin görkemli tapınaklarını dolaşarak belki de
    Zamanın kollarından tutup durmadan çekiştirmeden geçecek
    Bir gün yaşayacaktı altı ozan.

    Hiçbir zaman sevmemişti büyük şehirleri Herimes
    Hele geleceğin bu kadar belirsiz olduğu bir gün
    Duramazdı şehirde
    şehrin büyük kapısından çıkıp sarayın surlarına bakan vadide
    Düşünmek Pan’ın efsanevi flüdünü
    Olimpos Dağını sonra
    Ve de kaybedişini Apollon’un ozan grubuna karşı
    Saatlerce oturdu bir taşın üzerinde

    Neşeli Novel ile utangaç Edmond içinse büyüleyici idi Gordeon kenti
    İkisi de başka kentleri görmüşlerdi.
    Novel hatta meşhur Truva’da yaşamıştı yıllarca
    Ancak Gordeon’daki kadar çok insan yoktu hiçbirinde
    Çstelik hepsi bağırıyor koşuyor şarkı söylüyor ve dans ediyordu.
    Novel Hygenis’i takip etti gün boyunca
    Yardım etti demirci arabasını kışlaya taşırken
    Pazarlık ederken Hygenis komutanlarından birisi kışlanın
    Hayranlıkla izledi dövüşen askerleri
    İçlerinden bir asker gülümsedi Novel’e
    Kimbilir belki de kardeşine benzetmişti
    Bittiğinde kışladaki pazarlık
    İndirip arabadakileri
    Aldılar Porsuk kıyısında bulunmuş mücevherleri
    Meydana gitti ikisi
    Bir şapka aldı Hygenis Novel’e
    Sonra gösteri yapan soytarıları izlediler beraberce
    Edmond sa dar sokaklarında kayboldu şehrin
    Karşılaştığı bir çömlekçi
    Çırağı hasta olduğundan o gün
    Bir günlüğüne çalışmasını önerdiğinde
    Kabul etti.
    Yorucu bir gündü
    Ancak izlemek şekillenen toprağı ellerinde
    Kulak kabartmak atölyeye gelen müşterilerin hararetli pazarlıklarını
    Çalışmanın verdiği haz duygusunu da hissedince yüreğinde
    Değdi yorgunluğuna atölyede geçen saatlerin
    Topraktan bir flüt hediye etti ona çömlekçi
    Kimbilir belki de duymuştu ozan olduğunu Edmond’un
    Belki de hamamdaydı o da önceki gün
    Ozanlar zengin olmazdı çoğu zaman
    Arasıra tatsalarda zenginliğini kral sofralarının
    Rahat edemezdi o sofralarda kimi zaman
    Flüdü sevdi Edmond
    Sazını da seviyodu gerçi
    Handa kalan sazını
    Belki ikisini de taşırdı yanında
    Kimbilebilir ki
    Bir ozanın bir çalgıyı sevmesi yetmez
    Çalgı da ozanı sevmeli

    Batı bir evin taş duvarına oturup
    Flüdünü çaldı güneş yükselirken
    Çok hafif bir ezgiydi çaldığı
    Zorlukla duyulan yine de fark edilen bir şarkıydı
    Gelip geçen kızların hatta bazen kadınların utangaç bakışlarını
    Hafif bir gülümseme ile izleyerek
    Güneş yeniden ufka doğru alçalana kadar çaldı flüdünü
    Bembeyaz giysiler içinde bir kadının bakışında
    Daha önce görmediği bambaşka bir anlam yakalayana kadar
    Kadınları severdi Batı
    Hiçbiri ile beraber olmamıştı uzun süre
    Ancak hepsi unutulmaz anılar bırakmıştı yüreğinde
    Yine de
    Ne kadar sevsede beraber olduğu kadını
    Sevildiğini anlamak başka bir kadın tarafından
    Bunun ona verdiği tadı hissetmek
    Yetiyordu eski kadını bırakmasına kırık bir kalple

    Farklıydı bu kadın
    Her kadın gibi onun da sevgi vardı gözlerinde
    Ancak farklı bir sevgiydi bu diğer kadınlardakinden
    Adını koyamadı Batı kadının gözlerindeki o parıltıya
    Fark etmeden nasıl kalkıp nerede yürüdüğünü
    Takip etti kadını
    Böylece tanıştı Batı Tanrıça Kibele ile
    Anadolu’nun Büyük Anasının tapınağına girdiğinde
    İlk defa hissetti daha once tanımadığı bir gücün olduğunu etrafında
    Saygı duysa bile kadınlara erkekler
    Yine de çoğunlukla inanmazlar onların da cesur ve güçlü olabileceklerine
    Ancak öyle bir duygu vermiştir ki doğa kadına
    Onu bir defa hissettiğinde damarlarında
    En cesur erkeği korkak bir fare gibi kaçırtacak kadar cesur olur kadınlar
    En büyük gücüdür kadının analık
    Kibele ise açığa çıkarır bu gücü
    Diğer kadınlar gibi doğurdukları çocukların annesi değildir rahibeler yalnızca
    Her insan hatta hayvanlar ve bitkiler çocuklarıdır onların
    Bir ananın sevgisi ile ve bu sevginin verdiği güçle bakarlar canlılara
    Yepyeni bir sevgi idi Kibele’nin tapınağında gördüğü Batı için
    Anlamaya ve bir ad vermeye çalışırken bu duyguya
    Fark etti beyazlar içindeki kadın gelişini yanına
    Thasis adında genç bir rahibe idi kadın.
    Uzun sure geçmemişti tapınağa adayalı kendini
    Yine de Kibele öylesine güçlüydü ki
    Kısacık bir süre bile değiştirmişti genç rahibeyi
    O günün kalanını birlikte geçirdi ozanla rahibe
    Fazla konuşmadılar
    Batı bir ozan Thasis de Büyük Ana’nın rahibesi iken
    Gereksizdi zaten kelimeler
    Binbir yolu vardı anlamak için birbirlerini
    O gece karmakarışık duygularla dönecekti Batı hana
    Kadınları çok iyi tanıdığını zanneden Batı
    Belki de fazla acele etmişti karar vermek için onlar hakkında
    Emin değildi artık

    şehrin başka bir tapınağında geçirdi gününü
    Ozan grubunun son ozanı
    Kutsemen zihninde sorularla yolunu tutu Ares’in tapınağının
    Savaşçıların mabedinde
    Çnünde durarak Ares’in büyük heykelinin
    Sordu
    Ne kadar sevse de savaşmanın yüreğinde yarattığı sarhoşluğu
    İnsanları da seviyordu Kutsemen
    Bilse de her savaşının haklı bir nedeni olduğunu
    Engellemiyordu bunu bilmek öldürmenin ya da sakat bırakmanın verdiği acıyı
    Zamanında savaşmaya adamıştı hayatını
    şimdi ise ozanlık öylesine kuvvetle çağırıyordu ki onu
    Reddememişti çağrıyı
    Emin olamıyordu yine de doğru olanı yaptığına
    İhanet etmiş gibi hissediyordu savaşın tanrısına
    “Bir savaşçı olmak zorunda değilsin hizmet etmek için Ares’e”
    Arkasındaki bir rahip söylemişti sözleri
    Kutsemen cevap vermedi,
    Rahipse devam etti
    “Bir savaşın ihtişamını savaşçıların kılıçları değil
    Ozanların çalgıları belirler çoğu zaman
    Ve de bir gün kahraman olacak çocuklar
    Ozanların ezgilerinde öğrenirler nasıl cesur olunacağını
    Çstelik de kılıç yerine müziği tercih etse de
    Yine de bir savaşçının yüreğini taşıdıkça
    Ares’i onurlandırır her kadın ve erkek
    Yüreğin diri olsun hep ozan kardeşim.
    Bil ki Ares senin yanındadır.”

    Dakikalar sonra bakabildi Kutsemen arkasına
    Rahip yoktu artık.
    Belki de oraya bir rahip gelmemişti kimbilir.
    Ne olursa olsun dinmişti artık zihnindeki şüphe Kutsemen’in
    Kalbindeki ozanı ve savaşçıyı barıştırmıştı sonunda…
    Daha huzurluydu artık yürüdüğü yolda

    Kapkaranlık şüphelerle başladı Stuti’nin günü
    Yeni bir hırsız girdiğinde şehirlerine
    Ne yapacağını kestirmek bir hırsız loncasının
    Olanaksızdı
    Ve Kimse bir hırsızdan daha iyi bilemezdi
    Gerektiğinde ne kadar acımasız olduğunu meslektaşlarının

    Tek bir insanını bile aç bırakmazdı şehirler eski zamanlarda
    Ancak yıkıldığında eski uygarlıklar
    Yenileri de ulaşamayınca eskilerinin zenginliğine
    Aç kaldı insanlar
    Tek yoldu yaşamak için hırsızlık
    Ve hırsızlar gün geldi birleştirdiler güçlerini
    Böyle kuruldu loncalar
    Çylesine güçlendi ki kimileri
    Krallar bile ağırladı zaman zaman liderlerini
    En güçlü loncalardan biri idi Gordeon Loncası da
    Hırsızlık yapmak zorunda olsa da lonca üyeleri var olmak için
    Seviyorlardı aslında şehirlerini
    Bir tehlike geldiğinde
    Koruyacak kadar onu hayatları pahasına
    Kendi şehirlerinin askerleri ile karşı karşıya gelmek pahasına hatta

    şehrin meydanında karşılaştı kentin hırsızlarıyla
    Hızla ara sokaklardan birine saparken iki hırsız izledi Stuti onları
    Ara sokaklardan hızla geçerek
    Acar Hırsız Hanına girdi hırsızlar
    Orada olduğunu biliyorlardı şüphesiz
    Cesur olmaya çalıştı Stuti
    Korkmanın bir faydasının olmadığını hatırlattı kendine
    Derin bir nefes alıp girdi handan içeriye

    Böyle bir karşılama beklemiyordu
    En azından şüphe ile karşılanırdı yeni hırsızlar şehirde
    Bazense nefretle
    Ve lonca neredeyse hepsine gösterirdi gücünü
    Kimi zaman bir sokak kavgasında
    Boynu hafifçe sıyıran bir haçerle ya da
    Gece yarısı yatarken hırsız bir hanın odasında
    Oysa bugün neredeyse davet etmişti hırsızlar Stuti’yi
    Hanın üst katında lonca başkanının onu beklediği odaya
    Hafif bir tebessümle karşıladı lonca başkanı Memot Stuti’yi
    Yüzüne yansıyan kaygıyı belki fark edemezdi çoğu insan
    Ancak tecrubeli bir hırsız için zor değildi anlamak adamın duygularını
    Bilgi edinmek zorundaydı yaşamak için lonca
    Tapınakların savaşçıların hatta kralın ne zaman ne yapacağını bilmeliydi
    Hazır olamazsa zamanında kendisini bekleyen tehtidi
    Ya da farkında olmazsa belki de onu tehtidden kurtaracak fırsatların
    Tesadüflere bağlı olurdu ne kadar yaşayacağı loncanın
    şimdi hem tapınaklarda hem de sarayda bir hazırlık hissediyordu hırsızlar
    Bir ayaklanma planlanıyordu Midas’a karşı
    Oysa zor yıllar yaşıyordu Frigya
    Batıda Lidya bölgesindeki şehirler
    Doğru zamanı bekliyordu ayaklanmak için
    Doğuda Asur bir koloni haline getirmek için Frigya ülkesini
    Ordusunu bekletiyordu sınırdaki karargahlarda
    İskit kavimleri
    Gittikçe daha güçlü saldırıyorlardı kuzey bölgelerine ülkenin
    Çylesine zor durumdaydı ki krallık
    Başkentteki ayaklanma yıkabilirdi ülkeyi
    O zaman kimse için olanak kalmazdı
    Güzelim Gordeon’da özgürce yaşamaya
    Çnlenmeliydi bu ayaklanma
    Henüz vakit varken Midas’a karşı olanların hazır olmasına
    Hırsızlar ikna etmeliydi kralı

    Eski krallar gibi değildi Midas
    Daha ilk gününde hükümdarlığının
    Reddetmişti lonca ile görüşmeyi
    Hırsızların olmadığı bir Gordeon düşlüyordu belki de
    Ancak.....

    Bir yolunu bulmalıydı hırsızlar
    Hainlerin kimler olduklarını biliyorlardı.
    Kentin konuk ettiği hain tüccalar,
    İşbirliği yapmıştı gözü dönmüş prenslerinden biri ile Midas’ın
    Apollon Tapınağı da katılmıştı anlaşmaya
    Tanrılara inanmasalar da hırsızlar saygı duymuşlardı tahiplere o güne kadar
    şimdi hepsi birer çılgın gibi geliyordu onlara
    Belki tüm rahipler bilmiyordu bu sapkınlığı
    Ancak tapınağın başrahibi kesinlikle haberdardı hazırlanan ayaklanmadan
    Ve başrahip ,Asurlu tüccar, prens anlaşmalarını yazıp imzalamışlardı
    Emin olmak için ihanet etmeyeceklerine birbirlerine
    Ççü de almıştı anlaşmanın bir kopyasını
    Tüccar için önemi yoktu aslında kopyanın
    O günlerde Asurlu tüccarlar
    Giremiyorlardı sınır komutanlarının izni olmadan Frigya’ya
    Ve tüccar inandırmıştı
    Bu yasağın kalkması karşılığında tanıyacağını Asur devletinin yeni kralı
    Elbette bunla yetinmeyecekti Asur.
    Ancak bilmesine gerek yoktu prens ile rahiplerin bunu

    Kuşkusuz kırıp atmıştı tableti tüccar
    Prensle Apollon rahibi ise saklıyordu muhtemelen ellerindeki kopyayı
    Eğer hırsızlar başarırsa tabletleri krala ulaştırmayı
    Çnleyebilirlerdi devletlerini yok edecek ayaklanmayı

    Başarısızlık o kadar tehlikeliydi ki hepsi için
    Tecrübesiz bir hırsız gönderilemezdi böylesi bir görev için
    Tecrübeli hırsızlarınsa hepsini tanıyordu tapınakla saray
    Tek bir kişi kalıyordu geriye
    Hem tanınmayan Gordeon şehrinde
    Hem de bu görevi başarabilecek kadar iyi bir hırsız olan

    Ertesi gün kentin kralı ile görüşmeyi uman beş ozan
    Sıradan bir Gordeonlu gibi geçirmişlerdi o günü
    Beşi de birbirinden ayrı kendi günlerini yaşamıştı
    Belki de kaderin böylesine onları bağladığı bir macerada
    Hepsinin böyle bir güne ihtiyacı vardı.
    Uyku çökerken zihinlerinin üzerine beşinin
    Stuti izliyordu Apollon tapınağının duvarlarını
    Zor bir gece olacak diye düşündü hırsız
    İyi değerlendirmeliydi tapınağın dışında geçen son anlarını

    Image

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Firble
    Forum Yöneticisi





    Joined: Mar 12, 2004
    Posts: 6496

    PostPosted: Fri Apr 18, 2008 9:08 am Reply with quoteBack to top

    Karanlık örtmüştü tapınağın duvarlarının üzerini
    Güneşin tanrısının ışıltılı tapınağı bir gölge gibiydi gecenin içinde
    Bembeyazdı duvardaki taşlar
    Dümdüz görünüyordu uzaktan bakıldığında
    Ancak yaklaşıldığında tapınağa fark ediliyordu zannedildiği kadar kusursuz olmadığı
    Tapınağın
    O akşamda Stuti girinti ve çıkıntılarını tutarak sıkıca
    Usta bir hırsızın hüneri ile tırmanıyordu duvarlara
    Uyuyordu Apollon Tapınağı
    Rahiplerin çoğu tek uzanmışlar tek bir odaya sığdırılan yataklara
    İçlerinden en kutsal olanlarsa kendilerine ait odalarda
    Tapınağın misafiri olan bir ozana da ayrı bir oda vermiş.
    Müziği ve ozanları kutsal sayan Apollon Başrahibi
    Yine de uyumayanlar var tapınakta
    Apollon’a dua etmek için sabahı bekleyemeyen iki rahip dua ediyor tapınağın sunağında
    Stuti rahiplerin yattığı odaya giriyor
    Güneşi hissedebilmek için açık bırakılmış pencereden
    Sessiz olmaya çalışarak ilerliyor koridorlardan
    Kendisine tarif edilmiş odaya
    Bir masanın üzerinde buluyor tableti
    Gecenin karanlığı bile engellemiyor görmesini
    Apollon tapınağı ile Asur devletinin mühürlerini
    İnanamıyor belki bir süre
    Böylesi bir ihaneti yapacağına Apollon rahiplerinin
    Tableti kucaklıyor götürmek için
    Bir acı hissediyor sırtında
    Bıçağını çekip hızla dönüyor arkasını
    Saplıyor beyaz giysili adama bıçağı
    Çığlık inletiyor tapınağı
    Uyanıp koşanların sesleri geliyor koridorda
    Saklanıyor bir köşeye Stuti
    Odaya girenler fark edemiyor onun saklandığını
    Dağılıyorlar tapınağa aramak için hırsızı
    Stuti sessizce açıyor pencereyi
    İniyor sokağa sessizce
    Gittikçe azalsa da bacağının kuvveti
    Acar Hırsız Hanına kadar tükenmiyor gücü
    Giriyor hana
    Apollon Tapınağı’nın ihanetinin kanıtıyla

    Güneş her zamankinden daha ihtişamlı doğmuş gibi geldi Herimes’e o sabah
    Hanın tahta penceresininden sızan rüzgarı hissetmek için yüzünde
    Bir süre oturdu yatağın üstünde
    Sonra fırladı ayağa
    Yarı uykulu yarı uyanık olan ozanları izledi
    Daha zaman vardı Ares Tapınağının ayinine
    Flüdünü eline alıp bir melodi çalmaya başladı
    şehir hazırlanıyordu Ares’in ayinine ayine
    Kadınlar daha güzel giyindiler o gün
    Erkekler daha düzgün traş oldular
    Çocuklar bir oyun oynayacakmış gibi heyecanla koşuşturdular sokaklarda
    Ares rahibi son defa kontrol etti tüm hazırlıkları
    Çömleklerin içindeki dağıtılacak şerbetler hazırdı
    Çğrenmişti gösteri yapacak rahip adayları hareketlerini
    Atlar bağlanmıştı arabalara
    Başrahip giymişti tören giysisini ve onun onayını bekliyordu.
    İşareti verdi rahip ve açıldı tapınağın kapısı
    Ares tapınağının rahipleri hızlı yine de düzenli adımlarla ilerlediler meydana
    Tanrıları adına bir şarkı mırıldanıyordu her rahip
    Ve sesler birleşip tüm Gordeon’un dinleyeceği bir şarkıya dönüşüyordu.
    Gökyüzü kapanmıştı öğlene doğru
    Güneşin tanrısı Apollon memnun değildi belli ki
    Yine de hafifçe yağan yağmur
    Ağaç yapraklarının göz kamaştıran yeşilliği
    Bozkırın çoraklığının inadına açmış çiçekler
    Saray bahçelerinin duvarlarından sarkan
    Güzel bir gün bugün dedirtiyordu Gordeonlulara
    Savaşçıların oyunlarını hayranlıkla izledi Gordeonlular
    Mızrakların birbirleri ile dansını
    Kılıçların arada gözükmesini fark ettirmeden
    Nereden geldiği anlaşılmayan bir müzik de eşlik ediyordu dövüş oyununa
    Sert bir müzikti
    Korkuları ile yüzleşen bir savaşçının olması gerektiği kadar sert
    Yine de belli belirsiz bir ton vardı müzikte
    Sanki bir savaşçının saklamak ve unutmak istediği
    Yine de içinde bir yerlerde hep olan o korkuyu anlatan çok belirsiz bir ton
    Çömleklerin içindeki şerbet dağıtılıyordu Gordeonlulara
    Ççgen kare gibi şekillerle süslenmişti çömlekler
    Tıpkı Gordeon gibiydiler
    Tıpkı Anadolu gibi
    İlk bakışta anlamsız gelen
    Yine de baktıkça öğrendikçe yaşadıkça
    Fark edilen güzelliği
    Tatlı şerbet
    Belki biraz çakırkeyif yapıyordu içeni
    Ya da Novel’e öyle gelmişti.
    şerbet içmeyi seviyordu Truva hanlarında ilk içişinden beri
    şerbet dağıtan rahip kırmadı ikinci bardağı istediğinde
    Sıcak bir gülümsemeyle hissederek o an orada olmanın mutluluğunu
    İçti Novel bir daha Ares Tapınağı’nın şerbetinden
    Oyunlar bitip gösteriler tamamlandığında
    Ares’in başrahibi konuştu Gordeonlular’la
    Savaşmanın ve cesaretin öneminden bahsetti
    Tek savaşın kılıç ve kalkanla verilen olmadığını da anlattı onlara
    Düşman kim olursa olsun ve nereden gelirse gelsin
    Gerektiğinde onunla savaşmanın
    Göze alarak yenilginin sonuçlarını da üstelik
    Ne kadar kutsal bir görev olduğunu tekrarladı bir defa daha

    Konuşmasının sonuna geldiğinde başrahip
    İnce bir ses yankılandı meydanda
    Zayıf yine de herkesin duyabildiği
    Novel konuşmuştu
    Sizinle görüşmemiz gerekli başrahip demişti
    Çekinmeden onu izleyen binlerce insandan
    Başrahip gülümseyerek baktı Novel’e
    Sonra Neden olmasın oğlum dedi
    Ne istiyorsan anlatabilirsin bana
    Tapınakta konuşmalıyız dedi Herimes
    Gizleyemeyerek Novel’den önce cevap vermek için acele ettiğini
    Konuşmamız gereken konu gerçekten önemli rahip inanın bize diye ekledi sonra
    Başrahip peki kaç kişisiniz sizler ve kimlersiniz dedi merakla
    Altı kişiyiz dedi Herimes beni ve Novel’i tanıyorsunuz zaten
    Ben Batı diye tanıttı kendini ince bir reveransla Batı
    Ben Kutsemen dedi güçlü kadın savaşçı sert bir baş selamı vererek rahibe
    Tüm cesaretini toplayıp elinden geldiğince yüksek bir sesle
    Ben Edmond dedi Edmond başrahibe ve şehirlilere
    Bir süre beklediler altıncıyı
    Ama altıncı gelmemişti besbelli.
    Peki dedi başrahip konuşacağım sizinle
    Yalnız bir kişi istiyorum sizden
    Bir Gordeonlu dedi.
    Sizi tanıyan ve güvence verecek sizin samimiyetinize
    Ben verebilirim dedi tüccar Hyagnis
    Kentin ordusunun demircisini tanıyordu elbette
    Savaş Tanrısının başrahibi
    Bu güvence yetti ona fazlasıyla
    Peki dedi o zaman
    Konuşabiliriz sizinle
    Savaş Tanrısının Tapınağında
    Gordeonlular bir kere daha dikkatle baktılar önlerindeki gruba
    Belki de hiçbir araya gelmemesi gereken beş kişiydi önlerindekiler
    Yine de oradaydılar
    Merak ettiler
    Bu insanlar deli miydi
    Ya da kahramanları mıydı hanlarda dinledikleri efsanelerden birinin

    Savaş sahneleri ile kaplıydı tapınak duvarları
    Frig devletinin en büyük zaferleri tasvir edilmişti duvarlardı
    Savaş bir onur mücadelesi idi Ares için.
    Her ne kadar savaşçı bir devler olmasa da Frigya
    Savaşın tanrısını da onurlandırmıştı nice zaman
    Ancak başka resimlerde vardı sahnelerin arasında
    Başakların başlarını kesip atam çiftçiler
    Demiri eğip şekil veren ustalar
    Koyunun yününü eğirip giysi yapan kadınlar
    İnsanların birbirlerini öldürdüğü savaş adına kurulmuş
    Tanrı Ares’in tapınağı bile
    İhtiyaç duymuştu yaşamı onurlandırmaya Frigya’da
    Yaşam öylesine kutlu öylesine değerli idi bu ülkede.
    Tanrının dev bir mızrak tutan heykeli karşılarında idi
    Büyük salona girdiklerinde
    İleride at arabası bağlı duruyordu direğe
    Tapınağın tavanı çoook yukarılardaydı
    İnsan küçücük hissediyordu kendini bu tapınakta

    Novel tutamadı dilini
    Dile getirdi içinden geçenleri
    Ne garip dedi
    Yaşamın böylesine güzel olduğu bir şehirde
    Savaş tanrısının böylesine övülmesi
    Kutsemen devam etti.
    Ancak savaş değil midir zaten
    Değerini öğreten insana yaşamın
    Bir kadının yanında geçirilen bir gece de
    Yaşamı güzel kılar gerçi diye kendi dizelerini dile getirdi Batı
    Ancak ne olursa olsun elde edilen her şeyin arkasında
    Bir savaş yok mudur? Dedi Herimes
    Çoğu zaman mızrak ve kalkan olmadan verilen bir savaş…
    Acımasız çoğu zaman can yakan
    Yenilgilerin ard arda geldiği
    Yine de devam edilen bir gün gelecek zaferi düşleyeren
    Devam edilen bir savaş diye bitirdi Edmond…

    Etkilendim dedi başrahip ozanlara
    Çok güçlü dizeleriniz var hepinizin diye ekledi.
    Belki de daha da güçlü ilk başta hissedilenden.
    Tören giysisinin sıkıca sardığı kollarını açarak devam etti.
    Bilesiniz en çok savaşçılar bilir ozanların değerini
    Onlar yaşatır bizim meydanlarda yarattığımız efsaneyi
    O nedenle söyleyin ozanlar
    Söyleyin Ares tapınağından ne istediğinizi

    Tereddüt etti Herimes bir süre
    Sonra sordu başrahibe
    Apollon’la Pan arasındaki yarışmayı duydunuz mu diye
    Başrahip ozanları şaşırtan acı bir gülümseme ile
    Evet dedi haberim var iki tanrının yaptığı yarışmadan.
    Çyle ise yapılan haksızlığı da duydunuz diye konuştu Novel
    Başrahip konuşmadan eğdi başını
    Batı sordu rahibe
    Doğru mu dedi Kral Midas’ın hakem olduğu yarışmada
    Başrahip aniden başını kaldırıp olabilir
    O zaman yardım edin dedi Kutsemen
    Bir tanrı da olsa haksızlığı yapan
    Karşı çıkmak borcu değil mi boynumuzun
    Bunu en çok sizin anlamanız gerekmez mi üstelik
    Savaş tanrısının başrahibi cevap verin bize
    Pan’ın yarışmada kullandığı flüt Midas’ta
    Ve biz ozanların ihtiyacı var flüdü
    Kusursuz bir alet gerek çünkü Apollon’u alt etmek için
    Ve böyle bir alet işte Pan’ın flüdü de
    şimdi işte çok daha fazla saygı duydum size ozanlar dedi başrahip
    Çok asil bir amacınız var kesinlikle hepinizin
    O halde görüşebilecek miyiz kral Midas’la diye sordu Edmond
    Engel olamadan sesinin titremesine
    Bir başrahibi bile ilk defa görmüşken
    Bir kralı görecek olmanın yarattığı heyecan ile
    Kimseyle görüşmüyor kral dedi başrahip
    Söylentiler var
    Onun amansız bir hastalığa yakalandığını fısıldayan
    Ancak çok farklı olabilir aslında
    Onun bizlerden saklanmasının nedeni
    Ve ne olursa olsun neden
    Düşmanları Frigya’nın her zamankinden güçlüyken
    Kralın kendine güveni yeniden yerine gelmeli

    Nasıl diye sordu Herimes nasıl yapabiliriz bunu peki
    Gordeon şehrinin mezarlığında dev bir mezar vardır.
    Görmüşsünüzdür belki mezarı şehrin dışında
    Ufak bir tepe kadar yüksektir bu mezar
    Gordias tümülüsü denir bu mezara
    şehri kuran büyük savaşçıya aittir.
    Denir ki bir asa vardır bu mezarın içinde
    Gordiasın asası derler efsaneler ona
    Ve o asa eğer geçerse bir insanın eline
    Eğer kendine güveniyorsa o insan
    Tüm düşmanlarının içi korku
    Tüm dostlarının içi güvenler dolar
    Ve o kişinin zaferi kaçınılmaz olurmuş.
    Peki ya güvenmezse diye sordu Edmond başrahibe
    Eğer güvenmezse diye cevap verdi başrahip
    O zaman güven düşmanların korku dostlarının olur
    Ve asa verdiği gücü geri alıp zayıflık verirmiş o insana
    Ancak Midas yenecektir korkularını
    En büyük atasının asasını aldığında
    Ve o zaman çözecektir Frigya’nın sorunlarını

    Batı kendine güvenli bir gülümseme ile
    Getireceğiz dedi
    Gordeas’ın asasını getireceğiz size…
    Bunu nasıl getirmek gerekirse

    Mezarın üzeri tonlarca taş ve toprakla kaplıdır dedi başrahip
    İçeri girmek imkansız bilinen yollarla
    Ancak bir yol var der efsaneler
    Mezarın üzerindeki üç işaret yan yana geldiğinde
    Bir koridor açılır
    Gordeas’ın yattığı o kutsal yere
    Koridorun sonunda bir kapı vardır.
    O kapıyı açmak için
    Yeniden kazandırmak gerekir Frigya’ya
    Hitit krallığına karşı kazanılan o en büyük zaferi
    Evet böyledir efsane
    Ve ben sokabilirim sizi koridora
    Ancak bir defa girdiniz mi içeriye
    Tek şansınız dönmek için başarmak olacak
    Efsanelerin verdiği görevi
    Evet ozanlar karar sizin
    Eğer hala istiyorsanız gitmeyi
    O zaman daha fazla beklemeyelim.



    Image

    _________________
    HARBE GÄ°DEN
    Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
    Orhan Veliden
    Back to top View user's profileSend private message
    Display posts from previous:      
    Post new topicReply to topic


     Jump to:   



    View next topic
    View previous topic
    You cannot post new topics in this forum
    You cannot reply to topics in this forum
    You cannot edit your posts in this forum
    You cannot delete your posts in this forum
    You cannot vote in polls in this forum


    Powered by phpBB © 2001 phpBB Group

    :: HalloweenV2 phpBB Theme Exclusive ::
     
    FRPWorld.Com ülkemizdeki fantezi edebiyatı ve frp sevenleri bir araya getirmeyi amaçlayan bir web sitesidir. 2003 yılında kurulmuş olan sitemiz kullanıcı ve yöneticilerimizin katkıları ile büyüyüp Türkiyenin en büyük frp sitelerinden birisi olmuştur. Galerisi, indirilecekler kısmı, akademisi, yazarları ile sitemiz tam bir frp hazinesidir. FRPWorld sizin de desteklerinizle böyle olmaya devam edecektir. FRP'nin doyumsuzca yaşandığı bu diyara hoş geldiniz.

    FRPWorld, yeni bir frp dünyası


    Sitede bulunan yazı, doküman ve diğer içerikler siteye ait olup başkaları tarafından kopyalanması, dağıtılması ya da ticari amaçla kullanılması yasaktır.
    Siteye yapmış olduğunuz katkılar frpworld.com'un olup bunları yayınlama ya da yayınlamama hakkı site yöneticilerine aittir.


    Sayfa Üretimi: 0.50 Saniye