2
Şub

Kar ve Kan

   Posted by: Walter   in Hikaye

….Kar ve Kan….

“Güven karmaşık bir duygudur, kimi zaman  iyi tutar sizi, kimi zaman kötü, çünkü güvenin yıkılacağı an sizinde yıkılacağınız andır eğer yeterince güçlü değilseniz. Ne yazık ki ben güçlüydüm, en azından o zamanlar…”

 Mehmet Ali Dalkılıç, 

   Ankara  / 2009

 

Bölüm 1- Ressam.                                    29. Aralık 2007 / 09:16
                                                                                     New York

Uzun çift kişilik yatağında, huzursuzca uyandı. Kötü bir şeyler hissediyordu içinde. Garip karmaşık bir rüyaydı, hatırlamak dahi isemiyordu. yanı başında duran dijital saate baktı. Saat 09:16′yı gösteriyordu. Küfrederek hızla ayağa kalktı, biraz başı dönmüştü. gözlerini ovuşturarak komidindeki gözlüğünü aldı ve taktı, dünya daha da netleşti..

Sandalyede asılı duran dün gece ütülediği açık mavi gömleğini hızlıca giydi. Ona uygun koyu mavi beyaz çizgili kravatı hızllı bir el hareketiyle boynunda bağladı. Gömleğinin yakalarını kaldırırken hızla oturma odasına doğru yöneldi.

Ütü masasının üzerindeki ütülü jilet gibi koyu mavi çizgili pantolonu alıp hızla giydi. Ütü masasının bacağına bir tekme atarak katladı ve onu duvara yavaşça dayadı.Etrafa göz attıktan sonra, sehpanın üzerindeki meyve kasesinde duran tek yeşil elmayı alıp sertçe ısırdı. Bir yandan da dışarıdaki gökdelenler arasında yağan kara bakıyordu.

“Tam hayallerindeki noel, lanet karlı bir yılbaşı.” diye homurdandı. ardından Elmayı ısırarak vestiyere doğru ilerledi. Yandaki dolaptan iki tane siyah bot çıkardı, ağır ve hantal olan bu ayakkabıları pek giymeyi sevmezdi, hoş o karı da sevmezdi. Ceketini  portmantodan alarak giydi ve portmantodaki aynaya bakıp kısa saçlarının önünü düzeltti.

Aynada gördüğü adam en az otuzlarını geçmiş gibiydi, gözleri yeşildi. Sert yüz hatları kemik çerçeveli büyük gözlükleri ile pekişiyordu. saçları koyu kumral ve düzdü. Dışarıdan bakan biri normal biri gibi görürdü onu ama o normal biri değildi .Şirket için çalışıyordu.

Vestiyerdeki dolabın üzerine uzandı, Colt marka eski stil standart bir tabanca çıkardı. Şarşörü kontrol etti. On dört kurşun kime yetmezki hele bir tehlike yoksa diye düşündü yüzünde tehlikeli bir sırıtış belirdi tabancayı beline koydu üzerini ceketiyle kapattı. Tekrar portmantoya giderek uzun siyah paltosunu giydi hava soğuk olacaktı ve o soğuğu sevmezdi.

Kapıyı açıp botlarını giydi hızlıca seri hareketlerle bağcıklarını bağladı. Çelik kapısını kapatıp iki kez kitledi ve merdivenlerden inmeye başladı, bugün Yaxley ile işi vardı.Sekizinci katta oturuyordu, Merdivenleri indikten sonra asansörün en son ulaştığı altıncı kata indi ve asansöre bindi. Kimseyle karşılaşmadı, zaten buradaki soğuk selamlamalar onu sinir ediyordu.

Apartmanın kapısına indiğinde arabasına binmedi hava soğuktu ama Yaxley’in atölyesi yakındı ve zemin kattaydı. Ünlü ve tuhaf bir adamdı Yaxley Wezney,ünlü kişilere resimler çizer muazzam paralar alırdı. adamın çizmi iyidi fakat o kadar para etmyeceğini düşünüyordu. Bahse girerim resimlerin içinde bir şeyler saklıyorlardır diye düşündü.

Ama umursamıyordu, Şimdi, Patronun o ressemdan iki resim sipariş vermişti ve o işe gitmeden almayı planlıyordu, belki gecikmesini bu şekilde affettirebilirdi. Karlar yerde yeni tutmaya başlamış ve vıcık vıcık çamur gibiydi. Pantolonun paçalarının çamurlanmamsına dikkat ederek karşıya büyük atölyenin olduğu caddeye gitti. Bu karlı sokaklarda fazla kaldığını düşünerek hem de işini çabuk bitirmek istediğinden içeri hızla girdi.

Kapı arkasındaki çıngırak çaldı ama bakan olmadı. Belki bu manyak adam içerdeki ana atölyesinde bir şeyler çizmeye dalmıştır diye düşündü, ama burnuna tuhaf bir koku geldi, bakır kokusu. Etrafta Yaxley yoktu, çizilmiş birçok tablonun arasından yavaşça atölyeye girdi.Bakır kokusu yavaşça tanıdık kan kokusuna dönüştü. Kanın izlediği yere baktığında Yaxleyin cesedini gördü.

Lanet, Kar ve Kan hiç iyi bir ikili değil diye düşündü. silahını nedense çekmeden içeriye adımını attı Yaxleyi daha net görme olanağı buldu. Yaxley, son çizidiği tablosu ile birlikte cehennemi boylamıştı. Göğsünde üç kurşun vardı, ve parçalanmış tablonun arasından paralar gözüküyordu, yeşil yeşil dolarlar. O sırada sağ tarafında bir hareket sezdi. Hızla ceketini ve pardösüsünü sıyırıp belindeki silahı kavradığında sağ tarafında bir ses duydu

“Güle güle Ivan.” 

ve ardından herşey karardı….

Devam Edecek..

2
Şub

Yazmak Üzerine Notlar – 2

   Posted by: Walter   in Makale

Yazmak Üzerine Notlar -2-

Yazmak, aslında son derece eğlenceli bir iştir…, En azından ben kendi adıma eğleniyorum diyebilirim. Sonuç olarak hikaye – roman türünde yazmak istiyorsanız bunun en zevkli yanı – bence- karakter yaratmaktır. Hikaye kişilerini yaratıp, o kişinin okuyucu üzerinde bıraktığı izlenimi merak ederim hep

Karakterler de önemli den önemsize doğru ayrılırlar ve hepsi yerinde kullanıldığında güzeldir. Bu sıralamayı hocam Prof. Dr. Nurullah Çetin, Roman Çözümleme Yöntemleri kitabında şöyle yapmış…

1. Merkezi Kişi
2. Tip
3. Karakter
4. Yardımcı Kişiler

Bu tipler üzerinde tabii hikaye de bu kadar derinlemesine inilmeyeceğini hepimiz bilmekteyiz. Hikayenizin iyi olabilmesi için Merkezi Kişi ya da baş karakterimizin yönleri iyi oturtulması gerekir. Okuyucunun en azından romanı veya hikayeyi okuduktan sonra o karakteri hatırlayabilecek kadar karakterin iyi yansıtılması gerekir…

Benim kar ve kan adlı hikaye çalışmamdan bir karakter kesiti… Ivan diye tanılan bir adam, ilk başta düzenli ve soğukkanlı olarak tanılıyor. Sonra yavaş yavaş bu adamın gerçek kimliğine iniyoruz. Saplantılı kafasına koyduğunu yapan sabit fikirli acılar çekmiş ve ihanete uğramış, ama kendini düşünebilecek kadar da zeki olduğuna da hikayenin ilerleyen akışlarında görebiliyoruz….

Bir karakterin olaylar karşısında verdiği tepkiler o karakterin okuyucuya iyice sindirilmesini sağlamaktadır mesela. Yani okuyucu bu ne değişik bir adamdır böyle, falan diyerek, karakterin ne yapacağını merak edecektir. En önemlisi okuyucu ilginç ve farklı karakterleri sever…

Bu tip karakterleri nasıl ortaya çıkarabilirim diyorsanız eğer etrafınıza bakmanızı öneririm. Yaşadığınız ortamdaki insanları inceleyen tiplerini davranışlarını arkadaşlarınızı inceleyin, kitaplardaki tiplere, ve dizilerdeki tiplere ve bunların nasıl yansıtıldığına dikkat edelim… Yaşadığınız ortamda size ilham verecek birsürü karakter bulabilirsiniz… Hikaye ve romanın oluşumu hayatın içinden geçer unutmayın…

Yani karakterin belirgin bir noktası baskın olmalıdır. Mesela alaycıdır, ya da çok ciddi ve umursamaz, ya da sert ve melankolik de olabilir. Bunu iyi yansıtabilmek önemlidir. Bunu karakterlerle oluşan diyaloglarda veya davranışlarını betimleme şeklinde aktarılabilir. Bence diyalog bir karakteri açıklayabilecek en iyi şey olduğuna inancım sürmekte. Bunu bir örnekle açıklamak en iyisi sanırım

Greece hafifçe geriye çekildi önce. Sonra Robin’e sertçe saydamsı gözlerle baktıktan sonra arkasını döndü. “Buna izin veremem Dünyanın Umudu, dünya bir dengenin içinde dönmeli. Kimse bunu bozmamalı.”

Robin pelerinini sertçe geriye çekti. “Sen onların bekçisin sahibi değil. Bunu unutma Ölülerin Bekçisi. Bilekliğin hizmetinde yargılandın. Hükmün böyle verildi.”

“Bilekliğin olması başlı başına bir hataydı, bunu biliyorsun. Her ne kadar uzun yaşamış olsan da Dünyanın Umudu, ben senden yaşlıyım ne yazık ki.” dedi Greece yorgunlukla, omuzları çökerek bir taşa oturdu. “Ayrıca ölüler üzerinde hak iddia etseydim şu an bütün dünya benim olurdu ve tarafsızca yönetilirdi.”

“ve bu da senin tarafsızlığını bozmuş olurdu Ölülerin Bekçisi.” diye devam etti Robin

Bu diyalogda gördüğümüz iki adamı ele alalım. Bu diyalog tek taraflıdır, Greece ‘e yönelmiştir, çünkü o bir şey istemekte ve karşısındaki kişi ( Robin ) bunun olmayacağını anlatmaktadır. Greece’in dengeyi tuttuğunu gücün kullanılmamasını, bunu kullanmanın doğanın düzenini bozacağını anlatmaktadır. Diğeri ise bunun anlamsız olacağını düşünmektedir. Çünkü tarafsızlık Robin’e göre oluşması zor bir kavramdır.

Burada gösterilen karakterleri az çok tanıdık. Tabi bir diyalogda karakterin bir yönünü vurgularken bir yandan da öyküye akıcılık kazandırırsınız. İyi yazılmış bir diyalogu okuyucuların her zaman ilgisini çeker ve akılda kalır.

Tiplere önem vermek gerekir, hikayede geçen en ufak bir tipi ilerleyen zamanlarda kullanabileceğiniz bir koz olarak düşünün. Bazen uğraşıp, tasvir ettiğiniz tipler hikayeye yön verebilir hatta, bir ölçütte değiştirebilir. Hatta ve hatta Hikayenin okunmasını bile sağlayabilir. Örneğin bu roman karakterlerim, çok ilgi çekmiştir.

Bir diyolog olarak düşünürsek.

“Ben hikaye anlatmaktan falan anlatmam.” Dedi Braiyn kendisine öyle ters ters bakılmasından bozulmuştu. “Şu soysuz otçu bilir hikaye anlatmasını, kızları öyle tavlar pezevenk.”

“Hikaye anlatmak da, kız tavlamak da bir sanattır. İkisi birlikte olursa işte bu şaheserdir ” dedi March gülümseyerek, barikedosundan çıkan dumanı havaya savururdu. “Bunu senin anlamanı beklemiyorum zaten, Bence sen ağaçlar arasında yaşamalısın hani odunsun ya o bakımdan.”

Braiyn kıpkırmızı bir halde ayağa fırladı. “Seni küçük sarı saman balyası, seni doğduğuna piş-”

Bu eğlenceli bir diyalogtur, tipleri sadece öyküdeki gidişat ya da kurgu yönünde değilde, hayatlarındaki günlük konuşmalarda yazıya aktarılırsa, yukarıdaki gibi hem içten hemde eğlenceli, yani karton değil gerçek karakter yaratmış oluruz…

devam edebilir….

2
Şub

Ölümcül Sır 1

   Posted by: Illyra   in Hikaye

“Bu hikayedeki olay, kişi ve örgütler hayal ürünü olup, gerçek olay, kişi ve eğer varsa örgütlerle benzerliği tamamen tesadüfe dayanmaktadır.” Read the rest of this entry »

1
Şub

Büyücü Savaşları – 2

   Posted by: catboy   in Hikaye

“Büyücü Savaşları”nın geçen bölümünde…

Elf kralı Gulthar, iç savaşın çıkmasına engel olması için büyücülerden yardım istemişti, ancak büyücülerin Reven’e gelmesi asi elfleri iyice kızdırmıştı…

“İç savaşın çıkması an meselesi.”

Büyücü heyetinin başında deneyimli büyücü Caster vardı…

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.”

“Nasıl yani, onların kızıl elflerin yanına mı gitmelerine izin vereyim? Elflerin tarihlerini unuttunuz sanırım. Onlar hain elflerdir, damarlarında hırs ve öfkeden başka bir şey akmaz.”

Elflerin eyleminin uzaması üzerine Caster, artık bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyordu…

“En azından bizim olaya müdahale etmemize izin verin.”

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz ki?”

“Büyücü Savaşları” devam ediyor…

2. bölüm “Efla”

Caster eylemci elflerin karşısına çıktığında elfler şaşkınlıklarını gizleyemediler. Elf kralı Gulthar yerine bir insan büyücü mü onlarla ilgilenmeye gelmişti?

“Sanırım yirmi yılda inşa ettiğiniz şu güzelim sarayı taşlamanız pek mantıklı değil.” diye söze başladı Caster.

Asi elflerin lideri öne çıktı: “Sen kim oluyorsun da elf kralı ile halkının arasına giriyorsun?”

Caster, konuşan elfi süzdüğünde onda garip bir şey fark etti. Bir büyü kalkanı ile çeviriydi, Caster ona yoğunlaştığında zihnini okuyamadığını anladı. Karşısındaki elf sıradan bir elften daha fazla büyüye hakimdi, pek de siyasete yönelmiş bir elften beklenmeyecek kadar fazla hem de.

Yüksek elflerde büyücüler, kralın danışmanları olarak atanan bir kaç seçkin elften oluşurdu. Bir de rahip ve rahibelerin bir kısmı lanet kırma ve iyileştirme büyülerinde uzmanlaşmışlardı. Ama karşısında dikilen elf zihin üzerine odaklı büyülerde uzmanlaşmış gibiydi, daha çok karşısındakinin algısıyla oynayan büyülerdi bunlar.

“Elfleri kışkırtan sen misin?” diye sordu Caster.

“Ben sadece gerçekleri dile getirdim, bana inananlar da peşimden geldiler. Siz büyücüler, biz elfleri köle yapmak istiyorsunuz.” diye karşılık verdi elf.

“Bunu burada yaşayan bir elfin demiş olmasını anlarım, ama sen buraya ait değilsin. Doğru tahmin ettim değil mi?”

“Bu ne cüret? Ben bir yüksek elfim, bu topraklarda doğdum.”

Caster gülmeye başladı. Her şey anlaşılmıştı. Elfe bakarak: “Siz kızıl elfleri tanımak çok kolaylaştı iyice, bu öfke ve kibriniz sizi ele veriyor.” dedi.

Etrafındaki elfler bunun üzerine geri çekildi. Ama eylemcilere liderlik eden elf, büyücünün ona “kızıl elf” yakıştırması yapmasından çok rahatsız olmuştu, hatta bunu bir aşağılama olarak gördüğü yüzünden okunuyordu. Caster ise elfin diyeceği lafı bekliyordu.

“Kızıl elf olsam bile, dediklerimin doğrululuğunu etkilemezdi. Ama beni herkes tanır. Benim adım Efla, burada doğdum ve gerekirse burada da öleceğim.” diye karşılık verdi Efla.

“Burada Efla diye biri yaşamış olabilir, ama bu onu öldürüp yerine geçtiğin gerçeğini değiştirmiyor.” dedi sakince Caster.

Efla bu sefer öfkeyle büyücüye baktı ve: “Bu kadarı yeter, buraya niçin geldiğinizi biliyorum.” dedi. Sonra etrafına: “Elf kralına suikast yapmayı planlıyorlar.” diye kışkırttı.

Caster bu söz üzerine kralı yalnız bırakmaması gerektiğini anladı ve saraya girdi. Gulthar, toplantı odasında Caster’ın eylemcileri sakinleştirmesini bekliyordu. Büyücünün aniden geri dönmesine şaşırmıştı.

“Diğer büyücüler nereye kayboldular?” diye sordu Caster, krala.

“Bilmiyorum, peşinizden gittiler bir süre sonra.” diye yanıt verdi Gulthar.

Caster, etrafa baktı ama büyücüler yoktu ortada. Sonra arkasını döndüğünde Gulthar’ın elinde bir bıçakla ona yaklaştığını döndü. Caster: “Napıyorsunuz?” diye bağırsa da geç kalmıştı, kral ilk saldırısını gerçekleştirdi ama Caster son anda geri kaçabildi.

Caster, kralın elindeki bıçağa yoğunlaştı ve bıçak kralın elinden düştü. Caster: “Size ne oldu böyle?” diye bağırdı ve o anda yerdeki kanları fark etti. Büyücü arkadaşlarının öldürüldüğü gerçeğini acı bir şekilde anladı.

O esnada Efla odaya girdi ve: “Bakınız, büyücü bizim kralımıza saldırıyor.” diye bağırdı arkasından saraya giren asi elflere.

Caster, Efla’yı ve odaya giren diğer asi elfleri tek bir bakışıyla geriye savurdu ve kapıyı kapattı. O sırada kral başını tutarak: “Bana ne oldu böyle?” diye sordu Caster’a.

“Keşke ben de yanıtını bilseydim.” diye karşılık verdi Caster. Krala biri bir büyü yapmıştı belli ki, hatta büyücü arkadaşlarını kralın kendisi bile öldürmüş olabilirdi.

Aklında bir sürü soru vardı. Kralın öyle davranmasına nasıl bir büyü neden olmuştu? Bunun eylemci elfler ve onların lideri Efla ile bir ilgisi var mıydı? Peki, diğer büyücü arkadaşları nasıl olmuştu da kendilerini koruyamamışlar ve ölmüşlerdi?

“Reven’den kaçmamız gerekiyor. Yoksa başımız büyük bir belaya girecek. Sizin büyücü dostlarımla benim de elflerle…” dedi kesin bir dille Caster.

2. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Efla bir kızıl elf mi?

“Onun peşine düşmem gerekebilir.”

“Bunu yapamazsın, o benim halkımdan biri.”

Büyücüleri, elf kralı mı öldürdü?

“Ben böyle bir şey yapmam.”

“Belki de sizin iradeniz dışında bir şey oldu.”

“Büyücü Savaşları” üçüncü bölümüyle çok yakında…

Tags: ,

31
Oca

Yazmak Üzerine Notlar -1

   Posted by: Walter   in Makale

Yazarken ne düşünürüz, Ne düşünürüz de akar beynimizden o hikaye. Bu çoğu kişi için farkıdır belki ama yaşadıklarımızın bunda payı büyük, izlediğimiz şeylerin, okuduğumuz şeylerin konuşulan şeylerin, arkadaşlarımızın dostlarımızın her şeyin etkisi büyük, ve rol yapma oyunlarına geçiş sürecinde oyun yönetici olmakta hikaye üzerine düşünmenizi ve kurgunuzu geliştirmenizi sağlıyor…

Öncelikle kafam rahat olmalı, yada kafamı sevdiğim, hoş müzikler doldurmalı ve düşünmeliyim zihnimin ardına bakmak ve oradaki resmi görmek. Biraz düşünün… Ne görüyorsunuz, gördüğünüz şeyi tüm ayrıntılarıyla hissedin belki de bu sizin büyük bir başlangıcınız olacaktır. Bu başlangıç Hikaye yazmadaki ilk şartı başarıyla geçmenizi sağlayabilir….

Bu ilk şart belirgin bir kurgudur elbette….Bu kurgu için zihnimiz de ne gördüğümüze bir bakalım.

Ben mi ne görüyorum ? Söyleyeyim, benim gördüğüm bir yol şu an. Bir tarafında 2 metrelik bir duvar ama eski taşlardan yapılma taşların boyutları farklı ve çok eski o kadar eski ki bir kısmı yıkılmak üzere. Duvarın diğer tarafından yükselen ağaçların dalları yolu örtecek kadar büyük. Diğer tarafı da uçurum sayılmasa bile düşerseniz kötü yaralanacağınız kadar yüksek, isterseniz bir de deniz eklenilebilir herkesin hayal gücüne göre farklılık gösteriri tabi bu durum.

Neyse devam edelim… Yanındaki duvar ne kadar eski olarak hayal ediyorsam yolda o kadar eski. Bir zamanlar taşlıkmış ama zamanla toprakla birleşir olmuş. Üzerini ağaçların, ( istediğiniz tür olabilir, Çam hariç ) yaprakları örtüyor. Hava soğuk değil ama yağmurlu yıpranmış hafif bir rüzgar yerdeki yaprakları havalandırıyor. Gece ay ışığı pek az etraf karanlık…

Mekanı böyle kurduk diyelim, önemli olan bu mekanın hikayede nasıl bir rol oynayacağı. Mekanda dikkat çeken ( ya da çekmesini umduğum) yerler; Gece, Eski Issız Yol Ve Duvar ve Yağmur, birde yere düşen yapraklar. Bu durum öykünün mevsimiyle ilgili bir ipucu da veriyor. Mevsim Sonbahar olarak görünüyor diyelim…

Elimizde ne var, Issız eski bir yol, gece ve yağmur…. Buradan ne çıkarabiliriz, Eski bir yolda kamp yapan bir grup maceracı, kulağa bayat korku filimi numarası gibi geliyor. Evet aklıma bir şey geldi, eski bir yol eski bir yere gider değil mi ? Buradan bağlantılı olarak eski bir yere giden birinin hikayesi yada bir habercinin hikayesi olabilir…

Sizin kendi dünyanız ve kendi karakterleriniz varsa elinizde onlardan birini bu duruma oturmak isteye bilirsiniz. Kendi adıma ben bunu genellikle yaparım, yeni bir karakter de oluşturabilirsiniz de tabi seçim sizin. Yazdığım bütün karakterlerin durumu ve gece ıssız yağmurlu bir yolda eski bir yere giden bir karakter….

Evet aklıma böyle karakter geldi, yağmurda ve karanlıkta bile duramayacak kadar acelesi olan, hırslı bir adam. Eğer hikayelerimi okuduysanız onu elbette tanırsınız. Güçlü, güçlü olduğu kadar da hırslı ve sabit fikirli, kafasına koyduğunu yapan bir adam. Büyücüler Kentinde; en Üst rütbeli ikinci kişi bir Kont. Adı Davis Marchans. Kurgu da karakterimizi belli olduğuna göre bir Kont korumalar ve araba eşliğinde yolculuk yapar. Hızlı ve acelesi olduğunu ve kendine aşırı derece güvendiğini varsayarsak. Korumaları atabilirisiniz ya da isterseniz konulabilirde tabi. Ama araba bu yağmurlu gecede Kont için şart ve bir arabacı, Şimdi bir arabacı düşünelim, böyle araba diyince aklıma 1800’lü yılların Amerika’sı geliyor, İster istemez kovboy filmleri, genelde yan karakterleri zihnimiz bir karede sabitler. Bir arabacı dendiğinde aklıma sanırım The Mask of the Zorro filiminde, Antonio Banderas’ın Zorro olmadan önceki abisiyle kurduğu çetedeki üçüncü kişi olan Dişleri pek olmayan Yaşlı bir adamın araba kullanma sahnesi geliyor aklıma.

Bu adamın adı pek önemli değil, ama dış görünüşü anlatırken en azından adamın görüntüsüne ait bir kare kullanmalısınız. Karakter olarak yılışık, hep şikayet eden, üstlerine nazik altlarına zorba olan klasik bir uşak olarak da düşünebiliriz. Arabacı böyleyken yağmur altında gece gece at sürmekten küfrede dursun. Biz arabanın gideceği yönü düşünelim bir..

Eski bir yol büyük ihtimalle, sadece Büyücüler ve hizmetindekilerin kullandığı bir yol, nereye gidebilir, Bu Kont’un büyük bir yolculuğa çıkmadan önceki durumu olarak düşünürsek Kont son sürat gizli bir yolda ne yapmaya gidebiliriz. Bir de büyücü olduğunu düşünürsek Gizli Antik kütüphanede bir araştırma yapmak, belki de bir şeyler çalmak hikaye gelişebilir ana kurgu bu diyelim…

Bundan sonra devamı hızla gelişecek ve bir dere gibi akacaktır. Kurgunun başını siz belirlersiniz ama sonuna doğru siz götüreceksiniz… Kolay gelsin….

29
Oca

Büyücü Savaşları – 1

   Posted by: catboy   in Hikaye

BÜYÜCÜ SAVAŞLARI

“Giriş”

Yıl 1785

Neirre gezegeninde kaos hakimdi o yıllarda. Yüksek elflerin yaşadığı şehir olan Reven’de iç savaş çıkmak üzereydi. Reven’i yüz elli yıldır yönetmekte olan Kral Gulthar zor durumdaydı, yüksek elflere yakın bir bölgede yaşayan orman elflerinden yardım istemişti, ama orman elflerinin kendi sorunları vardı. Ondan Gulthar’a yardım etmeyi kabul etmemişlerdi.

Gulthar da son çare olarak büyücülerden yardım istedi. Mithas şehrinin yönetimi büyücülerin elindeydi iki yüz yılı aşkın süredir. Büyücüler yardım isteğini geri çevirmediler, ama kesin olarak yardım etmeden önce Reven’deki durumu araştırmaları için bir büyücü heyeti yollamayı uygun buldular. Büyücü heyetinin başında büyücü Caster vardı…

1. Bölüm “Reven’e Varış…”

Caster, her biri farklı renklerde olan üç elmasla süslendirilmiş asasını elinden bir an olsun bırakmıyordu. Bu asayı ona yıllar önce efsanevi bir büyücü olan Safiel Persoul emanet etmişti. Normal bir büyücü asasından pek bir farkı yoktu. Mor, pembe ve beyaz renkteydi asanın üstündeki elmaslar ve elmasların bir özelliği de yoktu asayı süslemekten başka. Ama Safiel gibi üç elmaslı asa da büyücü tarihinde yerini almıştı. Şimdi Caster bu asanın koruyucusuydu.

Reven Kralı Gulthar çok yaşlanmıştı. Kırışık dolu yüzünde endişe ve korku vardı. Caster bunu fark etmekte zorlanmamıştı.

Elflerin tarihinde ilk defa barışçıl olarak bilinen yüksek elflerde ayrılık söz konusu olmuştu. Bir grup yüksek elf, Reven şehrinin artık elflerin başkenti olarak geçmesini doğru bulmuyordu. Ekonomik ve siyasi yönden her yere uzaktı bu şehir. İnsanlar, Henter madenlerini orkların elinden almayı başardığından beri yükselişe geçmişti, elfler fakirleşmiş ve daha kötüsü insanların sömürgesi olmaya başlamıştı. Bir tek orman elfleri ile kendilerini çok üstün ırk olarak gören kızıl elfler, insanlar tarafından ezilmiyordu.

Gulthar’ın iç savaşın çıkmasını engellemesi için insan büyücüleri çağırması asi grubu iyice sinirlendirmişti. Bir kısmı orman elflerine sığınmayı, hatta kızıl elflerle ittifak kurmaktan yana bir düşüncedeydi. Büyücülerin Reven’e ayak basmasıyla da asi düşüncelerin yerini şiddet almaya başlamıştı.

Caster ile büyücüler heyeti, Gulthar’ın sarayında ağırlanıyordu. Soğuk çay iyi gelmişti. Çünkü hava çok sıcaktı. Caster’ın en az üç bardak çay içmesinin ardından toplantı salonuna geçildi. Sarayın dışından sesler duyuluyordu. Asi bir grup, eylem yapmaktaydı.

“Büyücüler Reven’den dışarı!”, “Aşağılık insanlar, bizi rahat bırakın”, “O asalarınızı kırmadan defolup gidin” eylemcilerin ellerindeki pankartlardan bazılarına örnekti.

“İç savaşın çıkması an meselesi.” dedi hüzünlü bir sesle Gulthar.

“Belki de onlara istediklerini vermelisiniz.” dedi Caster, düşünceli bir sesle.

“Nasıl yani, onların kızıl elflerin yanına mı gitmelerine izin vereyim? Elflerin tarihlerini unuttunuz sanırım. Onlar hain elflerdir. Yıllar önce büyük bir katliam yaparak kendi elf kardeşlerini öldürdüler, onlar da bir zamanlar yüksek elflerdendi. Ama artık Kızıl elflerdir, çünkü damarlarında hırs ve öfkeden başka bir şey akmaz.” diye karşı çıktı Gulthar.

“Belki de bu kızıl elflerin yüksek elflere oynadığı bir oyundur.” dedi Caster’ın yanında oturan genç büyücü.

“Buradaki elflerin büyük bir çoğunluğu ise insanların bize bir oyun yaptığını düşünmektedir.” diye karşılık verdi Gulthar azarlayıcı bir ses tonuyla.

“Bu kadar yeter, en iyisi gidip eylemcilerle bizim bir görüşmemiz. En azından bizim niyetimizin iyi olduğunu anlasınlar.” dedi Caster ayağa kalktı.

Ayağa kalkmasıyla yere eğilmesi bir oldu. çünkü eylemciler sarayın pencerelerine taş atmaya başlamışlardı bu sefer de.

“Büyücüleri bize verin, elflerin merhametini gösterelim onlara.” diye bağırıyorlardı elfler.

“Bu iş çığırından çıkıyor, bir şeyler yapmak zorundasınız elf kralı.” diye uyardı Caster.

“Ne yapmamı istiyorsunuz, askerlerimi gönderip kendi halkıma mı saldırtayım?” diye karşılık verdi Gulthar.

“En azından bizim olaya müdahale etmemize izin verin.” dedi bu sefer Caster.

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz ki?” diye sordu şüpheyle Gulthar.

1. Bölümün Sonu


Gelecek bölümde…

Eylemin arkasında daha büyük bir şey olduğu ortaya çıkacak…

“Elf kralına suikast yapmayı planlıyor olmalılar…”

Her şey Caster’a bağlı ve acele etmesi gerekiyor…

“Reven’den kaçmamız gerekiyor, yoksa başımız büyük bir belaya girecek…”

“Büyücü Savaşları” ikinci bölümüyle çok yakında…

Tags: ,

23
Oca

Bilinmezler Duvarından Yazılar

   Posted by: catboy   in Şiir

Bir kez geldi mi
bir daha dönüşü olmaz derler
belki de haklılardır ama bilemezsin
sana sormazlar, iznini almazlar
çünkü seni bilmez zannederler
aslında asıl onlar bilmezler
seni tanımamışlardır hala
belki de senden korkuyorlardır
bilemezsin

12
Ara

Yolculuk

   Posted by: Efla   in Şiir

Keşke, yolculuk etmek kadar basit olsa hayat.

Ne kadar hızlı gittiğini sen bilirdin o zaman,
Manzara güzelse yavaşça giderdin.
Sıkıldıysan da basıverirdin gaza…
Bir anmış gibi gelmezdi sevinçler,
Ya da üzülmek zorunda kalmazdın geceler boyu.

Durup keyfini çıakrta bilirdin manzaranın.
Şöyle bir bakardın doya doya,
Azında kalan tatla yetinmek zorunda kalmazdın o zaman.
Ne zaman istersen,
O zaman devam ederdin yola…

Hiç dönmeyecek olsan bile belki,
Dönebileceğini bilerek yaşardın.
Üzülmeden kaçırdıklarına,
Bir özlem olmadan geçmişe,
Ve belki de pişman olmadan…

Yolculuk gibi olsaydı hayat,
Haritası olurdu bir de.
Yanlış yöne gitmezdin.
En yakın kavşantan dönerdin gitsen bile,
Kaybolmaktan korkmadan yaşardın o zaman…

Sinan Onur “Efla” ALTINUÇ
07.12.2009

Tags: , ,

12
Ara

Yaşamak

   Posted by: catboy   in Şiir

YAŞAMAK
Bir bedel ödenmeli belki de
Yaşadığımız her an için
Kıymet bilinmeli yoksa ne fayda
Yaşamak için bu kadar emek boşa giderse
Kimse üzülmez senin kadar
Sadece sözde kalır her şey
Yaşamalı bu hayatı derdiyle, tasasıyla, sıkıntısıyla
Elbet sonu gelecek bu hayatın da
Ama sonunda ödeyeceğin tek bir bedel olacak
O bedeli de ödediğin için üzülmeyeceksin

Tags: ,

7
Ara

Değişimin bir parçası da sen ol!

   Posted by: catboy   in Frpworld

Modern çağa ayak uydurma konusunda pek fazla iyi olduğumu söyleyemeyeceğim, hatta bu konuda gerçekten de sıkıntıları olan biriyim. Örnek olarak psikoloji dalında incelenecek bir insanım diye bir yorumda bulunabilecek medeni bir cesaret gösterebiliyorum anlayın artık, ne vahim bir durumdayım bu konuda.

Facebook denilen illete uzun bir zaman diliminde uzak durmaya çalıştım, bu konuda kendime güveniyordum. Baskılar beni yıldıramayacaktı. Uzun sözcüğünün rahatlıkla kullanılabileceği bir süre zarfında da yılmamayı başarmıştım. Dostlar beni bu bulaşmaya meyilli teknoloji tabanlı hastalığa doğru itelemeye çalışıyorlardı, ama ben kararımda tereddüde dahi düşmüyordum neyse ki. Aslında bu konuyu derinlemesine düşündüğümde bunun basitçe bir inatçılık olduğu konusunda kendi içimde hemfikirdim.

İnatçılık olsa yine iyiydi. Gerçek bundan daha farklıydı. Facebook’ta insanlar profilinize giriyorlar, fotoğraflarınıza bakıyorlar ve sizin özel hayatınızla direk temas halinde bulunabiliyorlardı. Beni tanıyan insanların bile böyle bir ortamda benimle karşılaşmalarından garip bir rahatsızlık duyuyordum, hatta bu olaya psikoloji biliminin getirdiği standartları da göz önünde bulundurursak direk çekingenlik tanımı getirilebilirdi. Asıl neden çekingenlikten ziyade zincirleri kırmakla ilgiliydi. Çoğu kişi bunun çekingenlikle doğrudan bir bağlantı içinde olduğunu iddia edecektir, haklı da olabilirler ama benim bahsettiğim zincirler sosyal ilişkilerde ileriye dönük atılamayan bir basamağın önünde duranlar değildi. Ne olacağını bilememek ve değişimin getireceklerinden çekinmekten bahsediyorum. Bunun basit birer site olduğunu da düşünebilirsiniz, ama bu sitenin hayatımda karşılaştığım her duruma benzer bir şekilde o atamadığım adımlardan biri olarak görüyordum.

Konuyu detaya inmeden daha nasıl özetleyebilirim bilemiyorum. Modern çağın facebook denilen illet ile ne ilgisi olduğu da ayrı bir tartışma konusu içerisine alınabilir ama ben burada sadece tek bir şeyi belirtmek istiyorum. Burada söz konusu bahsi geçen site sadece edebi yazılarda kullanılan örnekleme yönteminin bir temsilcisi, bu yüzden de asıl anlatmak istediğim şeyin onunla pek de bir ilgisi yok. Odak noktası olarak yazıda görünebilir belki, ama değişimin her zaman sabit durup geçen şeyleri izlemekten daha mantıklı bir şey olduğunu anlatmaktı asıl derdim.

Frpworld de benim gibiydi bu konuda ve uzun bir süre teknolojinin nimetlerinden yararlanamadı. Ama ardıardına gelen facebook, blog ve twitter ile değişimin bir parçası da olmaya karar verdi. Frpworld özünde fantezi edebiyatı denilen alanda insanların kendilerini evinde hissedebileceği bir ortam hazırlamaya çalıştı bunca sene. Bu konuda çoğu zaman başarılı oldu da. Ama değişime karşı sanki keskin bir çizgi çekmişti de, ilk başladığı noktadan pek de uzağa gitmeye niyeti yok gibi duruyordu. Gerçi pek de yerinde durduğu söylenemezdi, ama ilerleyişinin yavaş olduğu da aşikârdı. İşte bu noktada eleştiriye her zaman açık olan Frpworld, yorumları dikkatle dinledi. Ama uzun bir süre sadece dinledi, insanlar da önerilerini eksik etmedi ama öneriler bir eyleme dönüşemedi bir türlü.

Artık değişimin bir parçası da Frpworld’ün ta kendisi oldu. Değişimin en heyecanlı kısmı olan getireceği sonuçları bilememek çoğu zaman çekinilen nokta olsa da eyleme dönüştürmekten korkma sakın fikirlerini. Değişimin bir parçası da sen ol!

Tags: , ,